|
||
| Livaneli yazdı: Baykal-Erdoğan gizli görüşmesi “Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim bir çok konuyu içime gömerek sustum” diyen Zülfü Livaneli, 5 yıl önceki gizli bir görüşmeyi ve tanıklığını anlattı, Baykal’a “Deniz Bey o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi” dedi. Geçen dönem CHP’den istifa eden, bu dönem aday olmayan eski CHP milletvekili Zülfü Livaneli, bugünkü köşe yazısında Deniz Baykal’a seslendi. Livaneli, Baykal’a 2002’de Beylerbeyi’nde Tayyip Erdoğan’la yaptığı gizli görüşmeyi hatırlattı. “Bu gecenin tanıkları var” diyerek Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk’ü sayan Livaneli, “Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar” diye ekledi. “Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi!” başlıklı yazısında Livaneli, şöyle diyor: “Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum. Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum. “İKİ AY DAYANAMAZ” DEMİŞTİNİZ Deniz Bey lütfen hatırlayın: 19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik. Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. Abdullah Gül başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti. Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz. Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.” Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.” İki ay dayanamaz iddianızı, “Görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz. Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz. O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum. Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk. Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz. Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?” ERDOĞAN’LA BEYLERBEYİ’NDE GİZLİ BULUŞMA Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey. Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi? Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.) Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan. Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz. Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin. Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin. Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün. Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim. Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız. “YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK” Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz. Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti.. Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz. CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz. Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz. Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz. Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz. Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı Meclis dışında bıraktınız. İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada. Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara. Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de. Bad-el harab-ül Basra! http://www.ntvmsnbc.com/news/415149.asp#storyContinues Baykal şu anda NTV'deki basın toplantısında bu söylemlerin çoğunu reddediyor. Erdoğan'ın meclise girmesine katkısının olmasını ise demokrasi gereği olarak açıklıyor. |
||
|
||
baykal hala konuşabiliyor mu yav, en son "agu agu" diyerek bebekliğine dönmüş diye duymuştum
|
||
|
||
| evet kiyacım, konuşuyor... hem de büyük bir arsızlık ve duyarsızlıkla... | ||
|
||
| vah ki vah, ama aslında iyi de oluyor. sayesinde ceberrutluk tasfiye olacak belki de bu memlekette. vay be, baykal'ın bile yeri gelip bir hayrı dokunuyor görüyorsunuz. haydi baykal haydi baykal haydi, tam zamanı tam zamanı şimdi ![]() (evet baykal efendi, sakladığın samanların tam zamanı )
|
||
|
||
| chp'nin oylarını 1,5 puan arttırdığını söylüyor ya utanmadan... | ||
|
||
| alla alla, 16'ya 12 ha, ee, bu 12 bir de hilal taktiği uygularsa, var ya, koyar bu 16'ya valla. millet ne güzel savaş meraklısı. buyrun beyler, önden buyrun. arkadaş ne güzel söylemiş: 2002 seçimlerinde akepe'nin merkez sağa kaydığı söyleniyordu. bu kez kime kaydığını ben söylemiyim en iyisi
|
||
|
||
| Bu ülke nin insanları sol denilince tek merkez olarak CHP yi görmek zorunda kalmış, kaldırılmış, ya da kendi arzusuyla buna inanmışsa farketmez; bunun tek suçlusu Baykal değildir. AKP nin % 46 oy almasının sebebi de Baykal olamaz bu bir anlayışın baskın geldiğini gösterir. Bu anlayış zaten 1950 den beri Türkiyenin tepesindedir. Sol fraksiyonlar yapıları gereği zayıf düşüp alaya alındığından da anlaşılacağı gibi "halk ın anlayamadığı partiler" olma özelliğini sürdürmüşlerdir. Ucuz siiyasete gerek yoktur CHP içinden yetişmiş baykal ı aşabilecek alternatif de yoktur partinin yapısı Baykal ı tek adam yaptığı oranda herhengi olumsuzlukta yine günah keçisini genel başkanı yapmaktadır. Kaldı ki AKP ye alternatif sağ parti de kalmamıştır. DYP nin devamı DP ve olası diğer sağ partiler yok olmuşlardır. MHP ise parti bile değildir militer kızgınlık göstergesidir her terör arttığında oyu yükselir. Türkiye de sol oylarının % 30 ları geçeceğini kim neden beklemiştir bu biraz saçmadır. Ayrıca türkiyede sol un manası da pek bilinmez bu halk ı aşağılamak değil bir tespittir. Bu konuda en bilinçli kitle o yüzden İzmir seçmeni olmuştur. Örneğin çoğu insan chp den vazgeçip oyunu dyp ye atmıştır ülkede ve bu batıdaki birkaç il dışında hala böyledir. Düşünceye alternatif değil partiye alternatif aranır. AKP ye oy veren sosyal demokrat ya da kızdım diye MHP ye oy atan adam bu ülkede bol miktarda bulunur. Neden izmirde her seçimde en azından bir sol parti liderdir? chp yoksa dsp o yoksa shp. Bu keskinlik neden sadece İzmir de mevcuttur? İzmir de de son seçimde AKP nin oy u artmıştır hatta bir dönem (faşist bir dönem) DYP en çok oy u almıştır ancak bu çok nadirdir. Ana etkeninm bununla ilgili bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Livaneli'ye gelince, olayı abartmakta, skandal yaratmaktadır ve bu ilk değildir sanatçıya yakışmamaktadır. Madem çok hayati ve doğruymuş parti daha mı önemliymiş ülkesinden de açıklamamış. Bu Baykal karşıtlarının, en az baykal kadar bayağı olan karalama yöntemidir ve yine zararı CHP ye olacaktır. Yine Baykal ın karşısına Sarıgül ü çıkarma hareketinin ön hamlesidir Livaneli önceden de bu eylemin içinde bulunmuştur. Ancak asıl sorun CHP nin örgütleniş biçimindedir ve onu sosyal demokrat harekette tekel yapan zihniyettir. Türkiyedeki sosyal demokratların veya solcuların veya sol düşünceye yakın duranların oyu nereye gitmiştir, onlar sadece % 20 midir? |
||
|
||
Zülfü bey sanırım sinir yapmış, ruhça züğürtlüğünü umarım dinginleştirir ve hünerli parmaklarını iplik bükmekten ziyade cam eldiven takanlara doğru uzatır. Saydam! sayın laneh, maalesef düşüncelerinizde pek kaale alınır bir yan görmedim. siz bana daha önce demiştiniz ki, bırakın şimdi livaneli'yi, söylediklerinin doğruluğuna bakın... şimdi size aynı sözü etmeyeceğim, ne kadar hakkım olsa bile. livaneli hakkında hala aynı şeyleri söylüyorum. baykal hakkında da. yeterince izlememiş olabilirsiniz baykal'ı, ama bana göre hıyanet içindedir. öylesi bir hıyanet ki, affedilmesi mümkün değil. benim için hava hoş, ben bu ülkede laikliğin tehlikede olduğunu düşünenlerden değilim. bana göre olmayan bir şey tehlikede de olamaz. ama baykal'ın söylemi bu değildi. üstelik bütün davasını bunun üzerine kurmuştu. eğer bu söylem doğru ise, kendisi gibi kimsenin inanmayacağı biri yerine, herkesin uzlaşabileceği bir kişi (ve dahi birliktelik) üzerinde yoğunlaşılması gerekmez miydi? peki, söyleyin; bütün millet bu baykal'a gıcık iken, bu söylem ya doğru olsaydı? doğru olsaydı sayın laneh, bu baykal, sanırım tarihin affetmeyeceği bir kişilik olacaktı. şimdi yalnızca cehepe'lileri ilgilendiren bir sorun allahtan. bana göre hava hoş... |
||
|
||
öff haritayı nasıda ortak bilinç e okuttular kimsenin ru^hu bile duymadı H İ Ç |
||
|
||
Baykal kadar namuslu, akıllı, uzlaştırıcı bir siyasi elit kişi yoktur siyasette. Duyguları onun için varmamıştır dibe. Bu ülkeyi tehlikeden, alaca bulaca kuklalardan, dantel yelpazelerden ve sığ denizlerden kollamak için yaptığı bir saz tıngırtısı değildir. Görevini yeterince ezgilerin sıcaklığı ile yapmıştır. "Pek az şey biliriz ve güç öğreniriz; onun için yalan söyleriz. Mecburuz buna!" İşte halkın hizmetçileri olması gereken lider kalıplı iktidar kalıntıları ve diğer harici liderlerin erdemi... Çok güzel söylemişsin laneh, Sayın Baykal hakkında pek az şey bildiğini ve güç öğrendiğini kabul etmek gerek. Biraz CHP tarihi ve siyasetin derinliklerine inersen, parti içi demokrasinin hiç bir kırıntısını bulamayacağını bilirdin. Bugün CHP'de Fikri Sağlar, Murat Karayalçın, Ercan Karakaş, Aydın Güven Gürkan, Erdal İnönü, gibi değerli isimlerin neden yer almadığını, sadece Sayın Baykal'a yardakçılık yapan ve onu militarist şekilde savunan kişilerle bir küçük cemaat oluşturup partiyi yönettiğini anlar, bu övgü dolu sözleri söylemekten vazgeçerdin. Bir parti düşünün ki, delegelerin hepsini parti başkanı tek tek seçsin ve o delegeleri birtakım çıkarlar sağlayarak kendisine bağlasın, sonra da kurultaylarda seçtiği delegelerin oyuyla tek başına başkan seçilsin. Kendisine yakın insanlardan oluşturduğu bir MYK ve PM ile partiyi bir diktatör olarak güzelce! yönetsin. Eğer lider olarak benzetilmesi gereken bir varsa o da Hitler olabilir ancak, çünkü o da kahverengi gömlerlileri siyah gömleklilerce tasfiye hareketi başlatıp bir günde kendisine yakın olduğunu düşünen insanları temizledi. Nasıl mı? İyi dinle; CHP de beş altı yıl önce bir muhalefet dalgası ve Sayın Baykal'ın tek başına oluşturduğu parti politikalarına karşı dirençler başlamıştı. Gerek Anadolu gerekse büyük kentlerde oluşan bu muhalefeti bastırma görevini kendisine en sadık adamı Adnan Keskin Beyefendiye verdi. Adnan Keskin tek tek tüm muhalif il ve ilçelere giderek oradaki insanları görevden aldı ve uydurma adamları bir gecede üye yapıp göstermelik seçimlerle Sayın Baykal'ın adamlarını göreve getirdi. Sonra da görevini yapmanın verdiği huzurla Sayın Baykal'ın yanına gelip tekmil! verdi. Sayın Baykal da onun bu görev aşkını takdirle! karşıladığını söyledi ve bu kadar tehlikeli adamın yanında olmaması gerektiğine karar verip onu partiden attı. Bu sadece yapılanların bir tanesi ve şu an aklıma gelen. Eğer merak eden olursa devamını da yazarım. |
||
|
||
| sonuç: cehepe tasfiye sürecini tamamlamıştır, baykal eliyle... ister inanın, ister inanmayın. __________________________________ma___________yın_________________________________ körler on..................ları gör.... _______________________mese...................... de ____yıldız______________________________lar vardır ____________________________________dedi_________ __________________________________ niye? ___________________________________hiç! işte!_________________________________________ |
||
|
||
| Bir ek yukarıdaki yazıma. AKP seçimi kazandıktan sonra türlü açıklamalarla İzmir de de başarılı olduğunu söyleyip rahatsız olduğu bir noktayı da eleştirmeden geçemiyor. İzmirliler buna ideolojik bakmasınlar. Aslında bunun ideolojiyle falan alakası yok yaşam standartı ve eğitim düzeyiyle ilgili bir şey. İnsanlar sosyal demokrat, solcu,sağcı, dinci olabilir. Ancak bugün cumhuriyetçi olan ertesi gün muhafazakar olabiliyorsa birinden birini anlamıyor demektir. Basit bir örnekle ülkenin de aslında çoğunluğunu oluşturan ataerkil anlayış içindeki Abdullah Gül ün, karısının başını açıp açmamakta serbest bırakması mümkün olmadığı gibi kadın hakları için kürtaj ı savunması da mümkün değildir. Ülkemizde özgürlükçülük anlayışının kırıntısı yoktur, bunun yerine kuru demokrasiden bahsedilir. Halkın gözünde de bırakın daha radikal akımlarını sosyal demokrat sol bile asi ve kavgacı uyumsuz çocuktur. Üniversite eylemlerinde polis solculara bodoslama girerken vicdan azabı duymaz ancak türban eylemi karşısında duraksar ve Allah için yapıldığını düşünür. Hatta öyleki sol örgütler ve partiler yenilgiye uğradığında bile önce diğer solcular tarafından yerden yere vurulurlar. Bugün hala halkı küçük gördüğü düşünülen baykal eleştirilirken Tayyip ak kaşık görülebilmektedir. Çünkü eleştirmek ayıptır. Baykal üslup ve yöntem açısından kesinlikle yetersizdir ancak sosyal demokrat birikimden yoksun olduğu da söylenemez. İşin daha ilginç olan kısmı ise parti eleştirilirken sağ parti anlayışı ile liderin eleştirilmesidir. Oysa sosyal demokrat parti lider açısından yorumlanamaz. (bu açıdan CHP nin ne kadar sosyal demoktrat olduğu tartışılır, ancak eleştirenlerin ne derece sosyal demokrat bakış açısına sahip olduğu da tartışılır.) İşin garibi yukarıdaki şahıs da dahil Hikmet Çetin Sarıgül gibi bir anti-baykalcı illegal CHP nin mevcudiyetidir. Bunun yanında ecevit in ömrü boyunca CHP düşmanlığı da bilinir (ecevit in partinin malvarlığını fesh edip partiyi dağıtma gibi bir düşüncesi hiç olmamıştı ölmese gene birleşme çağrısında CHP yi kendi partisine katılmaya çağırırdı o da acaip bir inat. Halk bunları görüp bu insanların ve partilerin anlayışına göre nasıl sosyal demokrat hareket içinde yer alabilir? Alamaz. Sınıfsal bakış açısını kaybederse kalan sosyal demokratlar sonraki seçimlerde iyice dağılacak ya da seçimi protesto edeceklerdir. Sağ ın yapılanması gibi (kabul etmeseniz de Menderes, Demirel, Özal zihniyetinin yerini şimdi de AKP almış durumdadır.Çünkü bu anlayış hala değişmemiştir. Başka gizli amaçları varsa da fark etmez sağ partiler zaten böyledir, nereye çekilirlerse oraya giderler, kukladırlar) Sırada Avrupa ile entegre olarak ya da olamayarak her iki biçimde de vahşi kapitalist sürecin başlatılmasıdır halk bunu istemiştir. Sık sık nereye kadar, nolacaksa olsun demiştir. Bundan sonra her şey "babalar gibi satılacak", "yaptıysam ben yaptım nolmuş" denecek, eleştiri yapıldığında statükoculukla suçlanılıp gerekirse dava açılacaktır. Halk AB de değil ABD sistemini tercih etmiştir ve zaten 80 den sonra bu anlayışa alıştırılmıştır. Yani pek bir değişiklik yoktur Türkiye her daim bu politikalarla kendini uygar ve gelişmiş zanneden 3. dünya ülkesi olmayı sürdürecektir. |
||
|
||
İşin daha ilginç olan kısmı ise parti eleştirilirken sağ parti anlayışı ile liderin eleştirilmesidir. Oysa sosyal demokrat parti lider açısından yorumlanamaz. (bu açıdan CHP nin ne kadar sosyal demoktrat olduğu tartışılır, ancak eleştirenlerin ne derece sosyal demokrat bakış açısına sahip olduğu da tartışılır.) Sevgili khaos ben eleştirilerimi nesnel bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışırım ancak eğer kişilerle ilgili bir övgü varsa, o konuda görüşümü bildiririm. Lider olduğunu söyleyen kişinin bir peygamber edasıyla partiyi yıllarca yönetmesi-ki buna Sayın Demirel ve Sayın Ecevit en iyi örnektir- parti içi demokrasiyi gereksiz bulduğu anlamına gelir. Bunu sağ sol ayırımı yapmadan belirtmek gerekiyor.İşin garibi yukarıdaki şahıs da dahil Hikmet Çetin Sarıgül gibi bir anti-baykalcı illegal CHP nin mevcudiyetidir. Öte yandan CHP kurulduğu günden bu yana hiç bir zaman sosyal demokrat olmamış, her zaman statükocu, gerici, militarist ve milliyetçi politikalar izlemiştir. İsmet İnönü ile başlayan İttihat Terakki anlayışı Ecevitle sürmüş, milliyetçilik rüzgarını arkasına alarak Kıbrıs'ın işgalini kendisine değnek olarak kullanmıştır ki bugün hala o yanlış hareketin sıkıntılarını yaşamaktayız. O dönemde her ürünün fiyatını devletçe belirlemek gibi dahiyane! bir düşünce ile sol kavramının bir daha ayağa kalkamayacak şekilde yerlerde sürünmesini sağlayan da Sayın Ecevittir. Bu yanlış politika sayesinde tüm toplum "solcular gelirse kıtlık olur" korkusuyla seçimlerde oyunu sağcılara vermek gibi bir zorunluluk içine girmiştir. Köykent projesi denilen ucube ile toprak reformu adı altında ağalara yeniden toprak kazandırma girişimleri de hüsrana uğramış ve toplum sosyal demokrat sözünü "öcü" olarak algılamaya başlamıştır. Sayın Baykal da bu politikaları uygulamaya devam etmiş, muhalefette kalmayı ve partinin gelirleriyle ve kendisine bağlı bir zümreyle safahat içinde "paşalar" gibi yaşamayı amaç edinmiştir. Görevde olduğu dönemde hiç bir proje geliştirmemiş, sosyal demokrasi ve parti adına bir gelişmeye imza atmamıştır. Son dönemde işsizliği önleme konusunda kurmaylarının yaptığı açıklama Hitler'in ikinci dünya savaşı öncesi politikasının aynısıdır; işsizleri askere almak. (şaka değil) Hikmet Çetin'e gelince, kendisinin devletle "derin" ilişkileri olduğu ve her dönemde bu kimliği ile öne çıktığı, sağ ve sol kesimlerin ortak adayı olarak sahneden inmediğini görmek gerekir. Sayın Sarıgül'ün ise, en az Sayın Baykal kadar saygın! bir kişilik olduğu, son kurultayda yumrukların konuşmasından anlaşılmış, bir çeşit MHP militarizmine sahne olan salonda, düzeyli! konuşmalar ve sözler görülmüştür. Popülizmin doruk noktası olan Sayın Sarıgül'ün her zaman kendisine bağlı milislerce temsil edildiği bir arena olmuştur. (Bakınız Atilla Sav'ın konuşması sırasında olay çıkaranlar) |
||
|
||
Bugün hala halkı küçük gördüğü düşünülen baykal eleştirilirken Tayyip ak kaşık görülebilmektedir. Çünkü eleştirmek ayıptır. Baykal üslup ve yöntem açısından kesinlikle yetersizdir ancak sosyal demokrat birikimden yoksun olduğu da söylenemez. İşin daha ilginç olan kısmı ise parti eleştirilirken sağ parti anlayışı ile liderin eleştirilmesidir. Oysa sosyal demokrat parti lider açısından yorumlanamaz. (bu açıdan CHP nin ne kadar sosyal demoktrat olduğu tartışılır, ancak eleştirenlerin ne derece sosyal demokrat bakış açısına sahip olduğu da tartışılır.) öncelikle yazınıza itirazım, cehepe'nin sosyal demokrat bir parti olmadığı yönünde olacak. cehepe, hiçbir döneminde ne sol ne de sosyal demokrat olmuştur. bu nedenle yazınızın diğer bölümleri de dayanaksız kalmaktadır. eğer cehepe'yi sosyal demokrat sanıyorsanız, yaşamının hangi döneminde sosyal demokrat talepler ile ortaya çıktığını bize izah etmeniz zorunluluk olacaktır. baykal'ın "sosyal demokrat birikimini" de bize izah ederseniz, biz de neyi, niye konuştuğumuzu daha iyi anlayabiliriz sanırım. nedense, avrupa sosyal demokratları, hem cehepe'yi hem de baykal'ı faşist bir çizgide gördüklerini blirtmişlerdir. tabi, onlar avrupa, zaten bizi bölmek, hele de "birikimli sosyal demokrat"larımızı etkisiz hale getirmek istiyorlar ![]() tayyip ise bana göre başka bir başlığın sorunudur. açınız, bakınız kim nasıl eleştiriyor? Uyarı: sayın kiya, siz geçerken, torq, sizi geçti, utanmayın sıkılmayın, düşmez kalkmaz bir allah ![]() ulen torq, monaco grand prix'sinde görüşürüz artık, o altındaki külüstürle beni geçeceğini sanıyorsan, sen ancak türkiye'den bir sosyal demokrat olabilirsin
|
||
|
||
| kiya ben senin neyi eleştirdiğini pek anlayamadım hiç zaten. ......editlendi (asya)...... Ama yine de söylediklerimi anlamama çabanı ve torg da baykalı savunmadığı halde neyi eleştirdiğin anlaşılmadığından gülünç durumdan sıyrılma isteğimi senin saçma sorularını cevaplandırarak geçiştireyim. 1.Sosyal demokrat birikim, sınıf mücadelesi,marksizm, enternasyonal gibi konulardaki teorik birikim ve politik olgulara ülke açısından yakaşabilme bu disiplinler içinde yoğurabilme yeteneğidir. Teoriktir. Biçimsel demokrasiler içinde sosyal demokrasinin ülkeye marksizmi getirmek ya da katı rejimi yıkmak devrim yapmak gibi görevleri yoktur. Sosyal demokrasi daha çok sosyal hak ve özgürlükler açısından, sağ partilerde bulunmayan bir politik görüştür. Sağ partiler sosyal hakları önemsemezler kar neredeyse oradadırlar. Parti örgütleri şirket gibi işler. Ve genellikle sağ partiler geleneksel ünvanları arkalarına alırlar. Din, ahlak,aile,vatan gibi. Sosyal demokraside ise bunlardan önce örgütlenme özgürlüğü,sivil haklar ön plandadır. Bütün bunlar bir araya geldiğinde suskun yazarlar (Altan Öymen gibi) veya torg un bahsettiği delikanlı triplerindeki Sarıgül gibi dallamaların CHP ye Baykal dan daha faydalı olacağını düşünmek aptallıktır. Bu Baykal iyi olduğu için değildir alternatif olarak bu kişilerin yetersiz oluşundandır. Sosyal demokrat birikim derken demek istediğim buydu. Baykal yanlısı ya da karşıtı değilim, oyun oynamıyorum. Avrupa sadece CHP yi değil Türkiyeyi de faşist buluyor. Faşist ülkenin sol partisi de biraz faşist olur. CHP yi ne olarak gördüğümü belirtmiştim anlayamıyorsanız destekten köstekden bahsetmeyin yazdığım hakkında ben CHP için çok iyi sosyal demokrat partidir iyidir demem, kaldı ki sosyal demokrasi de tartışılabilecek bir olgudur iyisi yoktur. torg senin söylediklerine ise katılıyorum söylenecek bir şey yok durum böyle maalesef.
|
||