SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: 3. demokrat parti dönemi...

Sayfa: [ 1 ]

kiya 21.07.2007 02:27:18
şimdi bakıyorum da, mehmet akif gerçekten inanmış adam. ki nazım'la birlikte onun inandığı bir çok şeye inanmıyorum ben. ama ne demeli? hiç ders alınsa idi tarih tekerrür mü ederdi?

ekin tatile çıkmış, mühim değil. biz kendi yolumuza bakalım. cehepe ceberrutundan bıkan "türk halkı" demokrat parti'yi büyük bir üstünlük ile seçmişti. peki, seçenler kimdi? demokratlar, solcular, cehepe sultasından bıkanlar, aşiret reisleri, cahiller, cühelalar, edipler, mütevvefalar...

evet, tek parti diktatörlüğünden bıkan halk içinde en çok "özgürlükçü demokrat" kesim, demokrat parti için heyecanlanmıştı. diğerlerinin yola getirilmesi zaten çok kolaydı. komünizm heyulası bile onları hizaya çekmek için yetiyordu. hele de toprak ağalarının hükümranlığı düşünüldüğünde olay daha net bir hal alıyordu.

demokrat parti şu demekti: batı'nın, bir süredir kendi kabuğuna çekilmiş olan türkiye gibi mühim bir ülkeyi, iki kutuplu dünyada çekişme pazarına sürmek.

bu, batı için "fil ile şah çekmek" anlamına geliyordu sscb'ye. burnunun dibindeki türkiye, göz göre göre nato üyesi oluyor, batı tipi demokrasi için uğraş vermeye başlıyor ve bittabi, komünizm garabetini tüm dünya ile birlikte paylaşmaktan derin bir haz duyuyordu.

işte demokrat parti'nin türkiye için anlamı budur: sınırsız bir (amerikan eksenli) batı yayılmacılığının işbirlikçisi olmak!

ama bu süreçte en ilgi çeken, cehepe sultasından bıkan özgürlükçü solcuların da en başta demokrat parti'ye olanca desteklerini sunmalarıydı.

aynı kişiler, vakit geçince aynı demokrat parti için de ayaklanacaklardı. bu kez demokrat parti'yi devirsin diye ordudan medet umacaklardı. nitekim beklenen de oldu ve 27 mayıs müdahalesi, demokrat parti'nin macerasına son noktayı koydu.

ikinci demokrat parti hadisesi anap dönemidir. nitekim, birebir benzer reflekslerle hareket eden anap iktidarı, demokrat parti gibi, bir yandan sınırsız bir batı tahakkümünü yerleştirirken, din ve vicdan mevzularında da alabildiğine bir muhafazakarlığı topluma yedirmeye çalışır.

fakat bu dönemde özgürlükçü solcular, paşa oğlunun peşinden koşmuştur. necdet calp paşa'nın yenilgisiyle gündeme gelen erdal inönü, 12 eylül darbesi sürecini aşmaya çalışan özgürlükçü solun de neredeyse tek adresi olmuştur.

ancak, gerek sehepe, gerekse erdal inönü ekibi, bu grubu bir kez daha hayal kırıklığına uğratmakta gecikmez. erdal inönü'nün iktidar ortağı olduğu yıllar, gerek faili meçhul cinayetlerin, gerekse sivas katliamı gibi kitlesel kıyımların zirve yaptığı yıllar olur.

şimdi, üçüncü demokrat parti dönemindeyiz. akepe, tıpkı kendisinin öncülleri gibi sınırsız bir batı tahakkümünü ülkeye yaymaya çalışırken bir yandan da din ve vicdan mevzularında alabildiğine muhafazakarlığı perçinlemeye çalışıyor.

peki, özgürlükçü solcuların bu süreçte ders aldığını görebiliyor muyuz?

maalesef hayır!

bazıları akepe'nin avrupa normlarına uymak için yaptığı düzenlemeleri "özgürlük için ciddi açılımlar" addedip, akepe'yi onaylarken; daha da vahimi, bir grup da laiklik söylemi çerçevesinde "geçmişi karanlık" cehepe'nin peşine düşüyor.

biz ise inançlı insan mehmet akif'e uzatıyoruz mikrofonlarımızı:

hiç ders alınsa idi, tarih tekerrür mü ederdi?!!

bağımsız aday girişimi, belki de bu açıdan ciddi bir ayrışım olabilir, bekleyip görelim...


Sayfa: [ 1 ]