SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist KİMLİKLER

Konu: Engelsin anarsizm ve bakunin yazisi

Sayfa: [ 1 ]

10.11.2004 03:13:36
Özünde küçük-burjuva bir toplumsal-siyasal akım olan anarşizm 1840-60’lı yıllarda siyaset sahnesine çıkmasına rağmen kökenleri çok daha gerilere 1700’lü yılların sonuna kadar uzanır.
Anarşizm akımları çeşitlilikler gösterir. Bu akımların ideologlarının başlıcaları İngiliz William Godvin, Alman Max Stirner, Fransız Pierre Joseph Proudhon ve üç Rus Mihail Bakunin, Leon Tolstoy ile Pyotr Alekseyeviç Kropotkin’dir.
Bunların ileri sürdüğü düşünceler farklılıklar göstermesine karşın belirleyici konularda ortak noktaları bir hayli fazladır. Bu ortak noktaları sayacak olursak; her türlü devlet iktidarının, otoritenin yadsınması ve eksiksiz bireysel özgürlüğün propagandası başta gelir.
Anarşizm aşırı bireysel ve öznelcidir. Küçük burjuvazinin kendisini yıkıma sürükleyen büyük sanayi üretiminin gelişmesine karşı, büyük sermayenin çıkarlarını savunan devletin sömürücü doğasına karşı, sanayi devriminin kapitalist biçimlerine karşı protestosunu dile getiren anarşizme göre her türlü kötülüğün en başta gelen nedeni devletin varlığıdır. Dolayısıyla devlet; mutlak olarak kesinlikle yadsınmalıdır. Bu aynı zamanda her türlü merkeziyetçiliğin de yadsınmasını ve sınırsız bir özerkliğin propagandasının yapılmasını da beraberinde getirmektedir.
Anarşizm, işçi sınıfının siyasal savaşımı yoluyla, sosyalist devrimle ve proletarya diktatörlüğü ile değil de halk yığınlarının kendiliğinden bir ayaklanması ile ve devlet iktidarının ve bütün kurumlarının derhal ortadan kaldırılması ile devletsiz ve sömürücü sınıfları olmayan bir toplum yaratmaya yönelik ütopyadır.
Bu öğretiye göre işçi sınıfı siyasetle uğraşmamalıdır, onun görevi sendikalarda ve benzeri kurumlarda örgütlenmekten ibarettir. İşçi sınıfı yönünden gelecek her türlü eylem mevcut siyasal durumun tanınmasını varsayacağından ve bütün siyasal eylemler, ona göre “otoriter” eylemler olduğundan o bunlara düşmandır. Anarşizm her türlü “otorite”ye karşıdır.
Sermayenin şu andaki siyasal baskısını ve zorbalığını nasıl ortadan kaldırmayı umduğunu ve otoriter eyleme başvurmadan düşüncelerini nasıl yürürlüğe koymayı düşündüğü ise koskoca bir soru işaretidir.
Proudhonculuk; devletin yadsınmasını ve toplumsal anlaşmazlıkların barışçıl yoldan çözüme bağlanması propagandasını yapar. Bakunincilik, aşırı devrimci lafebeliği, Anarko-Sendikalistler ise işçi sınıfının savaşımını ekonomik savaşıma indirgerken her üç eğilim de siyasal partilerin rolünü ve önemini reddeder.
Max Stirner’den etkilenen Proudhon’un anarşizmine göre devrimin görevi, toplumun kötü yönelimini değiştirmek, onu doğru yönelime sokmaktır. Toplumun kendi keyfine göre oluşturulması, yeniden kurulması söz konusu olamaz. Her türlü hükümet etme biçimine, yasalara hayır diyen Proudhon, toplumun ekonomik yaşamını biçimlendiren toplumsal yasaları oluşturan sistemi kabul ederek kendisiyle çelişir.
Kısacası, Proudhoncu Stirnercilik; “her şey küçük bir grup ya da komün halinde bölünüyor; bunlarda sonra bir birlik oluşturuyorlar, ama bir devlet değil. Ve insanlığın bu bireyselleşmesi olurken ve eksiksiz karşılıklı yardımlaşma gelişirken diğer ülkelerdeki insanlar ve dünya bu deneyimin etkisinde kalarak aynı şeyleri yapacak” şeklinde formüle edilebilecek bir anlayışa sahiptir.
F. Engels Proudhonculuğu tarif ederken Theodore Cuna’ya 1872’de yazdığı mektupta şöyle diyordu: “...oysa, her şeyden önce, Proudhonculuktan akılda tutulması gereken şey, Proudhonculuğun, sermayeyi ve dolayısıyla, toplumun evrimi sırasında ortaya çıkmış olan kapitalistlerle ücretliler arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi değilde “devleti” ortadan kaldırmak istediğidir, bu esas tezdir.”
Anarşizm; devrimci düşüncenin yerine doğmatizmi, proleter örgütlenmenin yerine sekterliği, nesnel etmenlerin açık seçik incelenmesine dayanan düşünülüp taşınılmış bir taktik yerine salt iradeci görüşlerden kaynaklanan serüvenciliği, demokratik merkeziyetçilik yerine otonomiyi ve bireysel iradeyi, toplumsal gelişmeyi düzenleyen yasaların bilimsel bir tahlili yerine eksiksiz bir bireysel özgürlük üzerine kurulu bir takım ütopyacı düşleri koyar.
Marksizm tarihsel materyalist bir anlayışa sahipken, anarşizm öznel idealist ve bireycidir.
Marksizm de anarşizm de kişisel özgürlük talebinde bulunurken anarşizm; toplumu yalıtarak bireyi çevreleyen koşulları gözardı ederek sonuç çıkarmaya çalışır. Marksizme göre ise her birey ancak başkalarıyla topluluk içerisinde yetisini her yönde geliştirme araçlarına sahip olur; şu halde yalnızca topluluk içerisinde kişisel özgürlük olanaklıdır.
Anarşizm mutlak eşitlikçi küçük burjuva sosyalizmini savunurken marksizm bilimsel komünizmin propagandasını yapar. Bütün küçük burjuva sosyalistlerinin belirleyici özellikleri doğmatizmdir.
Proudhon ve devamcıları barışçı anarşizmi savunmaktadır. Reformlar yoluyla hayallerindeki topluma ulaşmak için propaganda yapan bu anlayış, işçi sınıfının maddi koşullarının iyileştirilmesi için verdikleri savaşımın reddini içerir.
Sağ sekter Proudhon aşırı determinist (kendiliğindenci) iken, sol sekter Bakunin, kitlelerin devrimci savaşımını örgütlemek yerine bireylerin hareketleriyle devrimci sürecin zorla hızlandırılmasını savunuyor ve aşırı volantirizmin içinde kayboluyordu.
Zaman ve mekan kavramlarının yitirilmesi olarak tanımlanabilecek olan bu yaklaşımlardan Bakunin’inki devrimin karmaşık ve uzun soluklu bir süreç olduğunu kavrayamaması ile toplumsal ilerlemeyi yürüten temel yasaları bilmemeleri ve devrim ile bu yasalar arasındaki bağlantılardan bihaber olmaktan kaynaklanıyordu.
Bakunin’in anarşizmi aşırı bir bireycilik, mutlak kişisel özgürlük istemleri her türlü otoritenin, boyuneğmenin, disiplinin kaldırılması istemleri propagandası, her türlü örgüt biçiminin reddi yanında, eşitsizliği, baskıyı, sömürüyü çok keskin biçimde eleştirmesi, ateşli bir komünizm propagandası yapması ve dünyaya tüm kurumların yıkılması ve yokedilmesi çağrısı yapmasıyla tanınmaktadır.
Bakunin devrimi toplumsal tasfiye olarak adlandırır ve devletin yerine enternasyonali koyacağını söyler. “Sermayeyi yaratanın devlet olduğuna ve kapitalist sermayeye ancak devlet sayesinde sahip olduğuna göre, en başta gelen kötülük devlet olduğuna göre (Bakunin öyle sanıyor) ilk önce devleti ortadan kaldırmak gerekir” diye düşünüyor; devlet ortadan kaldırıldı mı sermayede kendi kendine kaybolacaktır; oysa biz tersini söylüyoruz; sermayeyi, üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde toplanması durumunu ortadan kaldırınız, devlet kendiliğinden düşecektir. Aradaki ayrılık büyüktür, daha önceden toplumun bir alt üst oluşu durumu olmadan devleti ortadan kaldırmak bir saçmalıktır. İşte, sermayenin kaldırılması, tastamam bir alt üst oluştur ve tümüyle üretimin biçim değiştirmesini içerir. Ama, Bakunin’e göre, başlıca kötülük devlet olduğuna göre, devleti, yani ister monarşi, ister cumhuriyet vb..., ne çeşitten olursa olsun herhangi bir devleti koruyup gözetecek hiç bir şey yapmamak gerekir. Şu halde siyasetin her çeşidinden tümüyle el çekmek gerekir. (F.Engels.)

Anarşizmin sloganları belli bir tarihsel durumun sınıfsal tahlilinin pratik sonucu olarak değilde, bir partiye ya da bir eğilime bir daha değişmemek üzere verilen bir tılsım gibidir. Doğası gereği doğmatik olan anarşizmin sloganları mistizm kokar. Bir nevi dinsellik içerir.
Hangi anda, hangi durum ve koşullarda ve hangi eylem alanında devrimci bir tarzda davranmak gerektiğini ve hangi anda, hangi durum ve koşullarda ve hangi eylem alanında reformlar için eyleme geçmesini bilmek gerektiğini tartmak ve gerçekleştirmek anarşizmin doğasına aykırıdır ve yapabileceği bir şey değildir.
Anarşistlerin kafalarındaki toplumsal evrim hakkındaki imge kökünden yanlış olduğundan, onlar, başka başka ülkelerdeki somut siyasal ve iktisadi durumun özelliklerini, belli bir dönem için şu yada bu savaşım aracının özgül önemini belirleyen özellikleri dikkate alma yeteneğinden yoksundurlar.
İdeolojik yalpalama ve doğmatizmin beraberliği, diyalektik düşünme yetisinin kaybolması ve sekterizm... anarşizmin özü budur.

10.11.2004 03:57:20
Yukarıda altı çizilmiş Engels söyleminin daha geniş hali şudur arkadaşlar...

"Bakunin'in pek özel bir kuramı var:Proudhonculukla komünizm karışımı bir çorba.Ona göre ortadan kaldırılması gereken başlıca kötülük anamal değildir ve dolayısıyla anamalcılarla emekçiler arasında toplumsal evrimden doğan sınıf çatışması da değildir.Başlıca kötülük devlettir.Bakunin ,anamalı devletin yarattığını ,anamalcının da bu anamala ancak devlet sayesinde sahipolabildiğini ileri sürüyor.Öyleyse herşeyden önce devleti ortadan kaldırmalıdır, bu yapılırsa anamalın da canı cehenneme gider.Bizse buna karşı şöyle diyoruz:Anamalı ortadan kaldırınız ,devlet kendiliğinden yıkılır.Bu fark,temel bir görüş farkıdır.Önce toplumsal bir devrim yapmadan devletin ortadan kaldırılması bir saçmalıktır.Anamalın ortadan kaldırılmasıysa toplumsal devrimin kendisidir ve üretim araçalrının bütününün biçim değiştirmesini kapsar.Bakunin için temel kötülük devlet olduğuna göre ister cumhuriyet ,ister krallık ister başka çeşit olsun her türli devleti ayakta tutmak için hiç bir şey yapılmamalıdır.Bunun sonucu olarak her türlü siyasanın dışında kalınmalıdır.Herhangi bir siyasal eylemde bulunmak,özellikle bir seçime katılmak ilkelere ihanet olur.Propoganda yaparsın,devlete atıp tutarsın ,bütün emekçileri kazanır ve örgütlenirsin ,sonra da devleti alaşağı ederek onun yerine Enternasyonelin örgütünü koyarsın.Bunun adı da toplumsal arıtma olur.Bütün bunlar kulağa pek aşırı devrimcilik gibi gelir ve kolaylıklarından ötürü beş dakika da ezberlenir.Bu yüzdendir ki Bakunin 'in kuramı hızla yayılıyor.Oysa emekçilere siyasadan uzak durmayı öğütlemek ,onları papazların ve burjuvaların kucağına atmak demektir.Bakunin'e göre enternasyonal,siyasi mücadele için değil ,devletin ortadan kaldırılmasından sonra onun yerine konulmak için gereklidir.Ona göre toplumda hiç bir yetke olmamalıdır.Oysa,karar verici bir yetke olmadan insanların bir fabrikayı nasıl işletecekleri ,bir treni nasıl yürütecekleri,bir gemiyi nasıl yola çıkaracakları üstüne hiç bir şey söylememektedir.Her birey ,her komün özerktir; ama iki kişiden meydana gelse bile her biri özerkliğinin bir parçasından vazgeçmedikçe  bir toplumun nasıl mümkün olacağı konusunda da  Bakunin susmaktadır.Bu şarlatanlığın belli başlı noktaları kısaca böyledir."
 

deniz 10.11.2004 07:14:48
Alıntı

Anarşizmin sloganları belli bir tarihsel durumun sınıfsal tahlilinin pratik sonucu olarak değilde, bir partiye ya da bir eğilime bir daha değişmemek üzere verilen bir tılsım gibidir. Doğası gereği doğmatik olan anarşizmin sloganları mistizm kokar. Bir nevi dinsellik içerir.
Hangi anda, hangi durum ve koşullarda ve hangi eylem alanında devrimci bir tarzda davranmak gerektiğini ve hangi anda, hangi durum ve koşullarda ve hangi eylem alanında reformlar için eyleme geçmesini bilmek gerektiğini tartmak ve gerçekleştirmek anarşizmin doğasına aykırıdır ve yapabileceği bir şey değildir.
Anarşistlerin kafalarındaki toplumsal evrim hakkındaki imge kökünden yanlış olduğundan, onlar, başka başka ülkelerdeki somut siyasal ve iktisadi durumun özelliklerini, belli bir dönem için şu yada bu savaşım aracının özgül önemini belirleyen özellikleri dikkate alma yeteneğinden yoksundurlar.
İdeolojik yalpalama ve doğmatizmin beraberliği, diyalektik düşünme yetisinin kaybolması ve sekterizm... anarşizmin özü budur.
bu yazıyı yazan aşağılarda bir yerlerde olduğu için kendi evreninin dışında yaşatılan anarşist bilincin ne olduğunu anlamakta zorlanmış.

tamamen hatalı ve kendi ideolojik hatalarını ele veren bir yorum  <_<  

deniz 10.11.2004 08:13:01
buz'a:

anarşizm hiç birşeydir, anarşi herşeydir.

ateş hırsızı dostumun sözünü hatırladım şimdi.

anarşizm anarşist bilincin harekete geçirdiği eylemlerdir. bakunin veya tarihteki herhangi bir anarşistin kendi anarşist eylemleri kendi şartları içinde gerçekleşmiş eylemlerdir. bunların artıları eksileri anarşist bilinci zedelemez. ama herşeye rağmen anarşistler yaptıklarına sahip çıkarlar. hatalarına ve doğrularına. proudhon'a bakunine.. hepsinin eylemleri anarşizmi olgunlaştırmak içindir.

sağlama basit:
gerçek özgürlük ideali etrafında üretilmiş tüm anarşist etiğe uygun eylemlere sahip çıkarız.  

10.11.2004 11:13:01
Marksizmin, anarşizmin bir küçük-burjuva ideolojisi olduğuna dair savları (anarşistler her ne kadar bunları önemsemezlerse de) teorik olmaktan çok propagandif çıkarımlardır. Bunun temeli ise 1. Enternasyonalde Marksçılar ile Bakuninciler şeklinde yaşanan ayrışma döneminde Marks'ın çeşitli ülke temsilcilerini etkilemek için anarşizmin otoriter devlet karşısında bireye vurgu yapan özgürlükçü radikal düşüncelerinin etkisini kırılabilmek için onu topyekün bir küçük burjuva ideolojisi olarak tanımlamayı çok daha işlevsel bulmasıdır. Marks'a bu ilhamı muhtemelen ayrışmada Proudhon'un fikirlerine büyük sempati duyarak Bakunin'i destekleyen İşviçreli saat ustalarının oluşturduğu Jura federasyonu vermişti.
Anarşizm hiç bir dönemde kendisini işçi sınıfının öğretisi olarak tanımlamamasına karşın anarşist düşüncenin asıl kökleri gelişen kapitalizm koşullarında topraksızlaştırılarak kentin varoşlarında yaşamaya ve proleterleşmeye mecbur bırakılan yığınların isyanından temellük eder. Makineleri kırarak eyleme geçen Ludistleri ve sonrasındaki sendikalistleri (kaldıki sendikalizmin gelişmesi ise anarşist fikirlerin yayılması arasında zamandaşlık bakımından da büyük bir paralellik vardır) ilk anarşistler olarak değerlendirmek de pekala mümkündür.
Marks-Engels'in anarşizmin kapitalizme karşı mücadeleyi ana eksen olarak görmediği hususu bir bakıma doğru olsa da sunuluş biçimi tamamıyla demogojiktir.
Anarşizmin temel sorunsalı özgürlüktür ve bu çerçevede tahakküm, devlet, bütün tahakküm biçimleri ve kapitalizm bir anlam ifade eder. Oysa Marks'a göre kapitalist sömürünün analizini yapmak onu ve hammadde+emek-ücret=kar biçiminde formüle etmek (artı-değerin kaynağını ortaya koymak) büyük bir iktisadi başarı olup herşeyi çözümlemeye yeter. Felsefi planda sol hegelci duruşu aşamamış olan Marks'ın sömürüye ve bunu toplumsal boyutlarına ilişkin görüşleri eleştirdiği ekonomistlerden çok da farklı değildir.

Anarşizm devlette cisimleşen tahakküme vurgu yaparken tarihsel bir perspektif içinde tüm kölelik biçimlerini özgürlük etiği çerçevesinde ele aldığı için bireye merkezi bir önem atfetmektedir ki geleneksel liberalizmle arasındaki epistemolojik kopuş burada gerçekleşir. İktisadi bir bakışla bireyi merkeze alan liberalizm özgürlüğü refaha erteleyen kalkınma teorisiyle özgürlükçü etikten ve anarşizmden uzaklaşırken emek-sermaye ilişkisini ve üretici güçlerin gelişmesi adı altında iktisadi kalkınmayı temele alan marksizme yaklaşır.

Bu uzun bir tartışma konusu ancak ben sevgili marcos gibi uzun uzun alıntılar yapmak yerine düşüncelerimi daha somut ve özlü ifade etmek taraftarıyım.

Ayrıca bu tartışma vesilesiyle daha önce de yaptığım bir eleştiriyi tekrarlamak isterim ki o da, şu uzun alıntıların kaynağının Marx'ın yada  Engels'in orijinal eserlerinden olmadığı malumken sevgili marcos neden alıntılanan dergi yada broşürün ismini cismini açıklamaz...? Mesela bunun yurtdışında yayınlanan türkiyeli bir marksist grubun teorik yayın organı olmasının bilinmesinin ve fikirlerin kendisine değil bir siyasal akıma (fraksiyona) ait olmasının söylenenlerin teorik değerini düşürmesinden mi (ki öyledir) korkar?

sağlıcakla,

  <_<

10.11.2004 11:40:22
Amadeus'a ...
Ben yorum yapmadım,söyleyen Engels.
Engels kendi düşündüklerini savunmuş.Bakunin de.Doğal olanı yapmışlar yani.
 

10.11.2004 13:23:22
Alıntı
Alıntı

Anarşizmin sloganları belli bir tarihsel durumun sınıfsal tahlilinin pratik sonucu olarak değilde, bir partiye ya da bir eğilime bir daha değişmemek üzere verilen bir tılsım gibidir. Doğası gereği doğmatik olan anarşizmin sloganları mistizm kokar. Bir nevi dinsellik içerir.
Hangi anda, hangi durum ve koşullarda ve hangi eylem alanında devrimci bir tarzda davranmak gerektiğini ve hangi anda, hangi durum ve koşullarda ve hangi eylem alanında reformlar için eyleme geçmesini bilmek gerektiğini tartmak ve gerçekleştirmek anarşizmin doğasına aykırıdır ve yapabileceği bir şey değildir.
Anarşistlerin kafalarındaki toplumsal evrim hakkındaki imge kökünden yanlış olduğundan, onlar, başka başka ülkelerdeki somut siyasal ve iktisadi durumun özelliklerini, belli bir dönem için şu yada bu savaşım aracının özgül önemini belirleyen özellikleri dikkate alma yeteneğinden yoksundurlar.
İdeolojik yalpalama ve doğmatizmin beraberliği, diyalektik düşünme yetisinin kaybolması ve sekterizm... anarşizmin özü budur.
bu yazıyı yazan aşağılarda bir yerlerde olduğu için kendi evreninin dışında yaşatılan anarşist bilincin ne olduğunu anlamakta zorlanmış.

tamamen hatalı ve kendi ideolojik hatalarını ele veren bir yorum  <_<
Bir anarsistten de böyle bir cevap beklenirdi zaten..Siz yuksede dikkatli olun yeter.


Sayfa: [ 1 ]