SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sinema

Konu: David Lynch

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

torq 22.11.2004 20:55:36
Sherliyn Fenn   Boxing Helena,  Wild at Heart, Twin Peaks , Two Moon Junction  gibi filmlerde . "Boston Public, Law & Order, Dawson's Creek, Friends, Cheers gibi dizilerde oynadı

subcomandante 28.11.2004 20:32:29
lynch! aslında onu analiz etmek demek biraz da filmlerini analiz etmek demektir.her filminde kendi hayatından ve toplumsal bir eleştiriden paylar görmek mümkündür.klasik lynch çizgisinin dışında kalan iki filmi (dune,the straight story) kenarda tutarsak tamamiyle kendi tarzını yaratmış günümüz sinemasının dehalarından biridir.dune sırasında başına gelen yapımcı baskısını,babasının görevi nedeniyle büyüdüğü ormanlık bölgenin üzerindeki etkisini,8 yıl boyunca aynı kafede aynı yemeği niye yediğini,piskolojiye olan akıl almaz merakını bilmeden lynch in filmlerinden zerre kadar bir yorum oluşmaz kafanızda.ancak belki "abi film çok güzeldi ama bişey anlamadım" repliği kalır geride.lost highway deki kimlik piskozunun sebebini,mulholland drive daki silenzio mantığını,blue velvet deki lynch özeti,hemen hemen her filmindeki estetikten uzak erotizm temasını,filmlerindeki öğretici karakterleri (m.drive'daki kovboy) üzerine ise hala düşünüyorum...
twin peaks üzerine ise tv serisini baştan sona izledikten sonra bir yoruma ulaşmaya çalışacağım...

son tango 11.10.2006 14:40:40
size bir link vermek istiyorum,ingilizce ama orda kendi çektiği fotoğraflar ve kendi boyadığı resimler var..

şahsi kanaatim,endüstri ve enstüramanlı adam fotoğraflarından birkaçı dışında beğendiğim pek olmadı

http://www.thecityofabsurdity.com/

23.10.2006 00:21:55

az önce bitirdiğim lost highway hakkında;

bu filmle ilgili en yerinde yorumlardan birini mehmet açar yapmıştır yıllar önce sinema dergisindeki bir yazısında. aynen şöyle yazmış, altına imzamı atarım:

"kayıp otoban, kimilerine göre insanların anlamakta zorlanacağı entellektüel bir bulmacaydı, kimilerine göre de aslında hiçbir şey anlatmadığı halde anlaşılmaz olmaya çalışarak seyirciyi tavlamaya çalışan bir film. her iki fikir de doğruluk payı taşıyor olabilir. gerçi yıllardır çok iyi takip ettiğim ve her şeyiyle tipik bir amerikalı olan lynch'in "avrupai entellektüel bulmacalar" hazırlaması bana pek inandırıcı gelmiyor ama "yorumda sınır yoktur" deyip bu görüşü pas geçebilirim. hiçbir şey anlatmamasına gelince.. bu da bir anlamda doğru bir yorum. evet, lynch yıllardır çektiği bütün filmlerde aslında hiçbir şey anlatmıyor. bir hikaye anlatıyor gibi görünüyor ama bambaşka sinemasal sonuçlara varıyor. amaç hikaye değil varacağı görsel sonuç.. çünkü o elindeki hikayenin resimlerini aramıyor, tam tersini yapıp kafasındaki resimler için bir hikaye arıyor. "kayıp otoban" birçok iyi niyetli seyircinin düşündüğü gibi 10 ya da 20 kez seyredildikten sonra sırrına vakıf olunacak bir bulmaca ya da lynch'in iq'su yüksek insanlara yazdığı şifreli özel bir mektup değil.. tiyatro ve edebiyat kökenli sinema dramatürjisinin temellerini bombalayan ve bunların yerine resimi ve saf sinemayı koyan, seyirciyle edebi nitelikli alt ya da üst metinler aracılığı ile değil salt sinemasal araçlarla ilişki kurmaya çalışan bir film. sırf bu özellikleri nedeniyle de bana göre 90'ların en devrimci filmlerinden biri."

kayıp otoban'ı mulholland dr, son cümledeki 90'ı da 2000 yaparsanız paragraf anlamından birşey kaybetmez. lynch üretmeye devam ettikçe oralar da değişir ama amaç aynı kalır.


sina 16.05.2007 01:03:10


        "Herşeyin ne anlama geldiğini ya da nasıl yorumlanacağını bilmemek daha iyidir, çünkü aksi takdirde olayları kendi akışına bırakmaya korkarsınız. Psikoloji, gizemi ve büyü niteliğini yok eder. Anlamlardan konuşmak beni çok rahatsız ediyor. Çünkü anlam çok kişisel birşeydir ve herkese göre değişir..."

       "Gizemi ve bilinmeyeni severim; neler olup bittiğini bilemediğim için karanlık ortamları da… Dış görünüşün altında bir şeyler saklı olduğu fikrinden hoşlanıyorum ve sanırım insanlar bilmedikleri bir şeyi veya daha önce hiç bulunmadıkları bir yeri seyretmeyi seviyorlar." - David Lynch

Kayıp Otoban ( Lost Highway )

öksüz bedenler


Karanlık dehlizler, derin uçurumlar, hiçbir yere varmayan yollar ve zihinsel kısır döngüler boyunca belirsiz ve klostrofobik mekanlarda kimliklerini arayan, özgül benlikleri üzerindeki kontrollerini yitirmiş iki erkeğin, birbirlerinden ayrı ve aynı zamanda birbirleriyle kesişen şizofrenik dünyalarını ele alan “Kayıp Otoban”ın ( Lost Highway ), film-noir ( kara film ) türünün son dönemdeki başarılı örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz.

“Mavi Kadife”, “İkiz Tepeler” ve “Vahşi Duygular” gibi çarpıcı filmlerinden tanıdığımız David Lynch, bu filmde, bir yandan benliğin, uzam ve zaman kavramları üzerinden şekillenen ontolojik sınırlarının muğlaklığını açılımlamaya çalışırken, diğer yandan da bilinmeyenin bilinilir olması çabasını boşa çıkararak, bir anlamda, insan anlayışının, epistemolojik anlamda bilinemeyenliğini koruyan, fenomen karşısında uğradığı yenilgiyi gözler önüne seriyor.

Bir açıdan şizofrenik bir katilin, sahip olduğu farklı kişiliklerin öyküleri, diğer bir açıdan da yazgısal bir belirsiz kimliği paylaşan iki farklı insanın içinde kayboldukları karabasan yaşantıları olarak ele alınabilecek ikili bir hikayeye sahip olan “Kayıp Otoban”, Los Angeles’da yaşayan ve bir gece kulübünde caz saksafon çalan Fred Madison adlı bir adamın başından geçen garip olaylarla başlıyor.

Karısı Renee’nin kendisini aldattığı paranoyasıyla yaşayan Madison, evinin dışarıdan kamerayla çekilmiş görüntülerinin yer aldığı bir kaset alır. Ardından bu sefer evin içininin çekildiği bir kaset daha alan Madison, daha sonra karısıyla yatak odasındaki görüntülerinin yer aldığı üçünücü bir kaset daha alır. Bu sırada karısının, daha önce hiç tanımadığı bir arkadaşının partisine katılan Madison, burada kendisini tanıdığını ve şu anda evinde olduğunu söyleyen garip bir adamla tanışır.

Telefonla evini arayan Madison, karşısında, şu anda fiziksel olarak karşısında bulunan adamın sesini duyunca şaşkına döner. Ertesi gün karısının evde ölü olarak bulunması üzerine zanlı durumuna düşen Madison, aleyhine olan deliller üzerine, karısını öldüren kıskanç koca suçlamasıyla hapse atılır. Karısının öldürülmesine dair hiçbir şey hatırlamayan Madison, gelişen olaylar karşısında ne yapacağını bilemez. İşte tam bu sırada dört duvar arasında tıkılıp kalan Madison, bir anda ortadan kaybolur ve yerine Pete Dayton adlı genç bir adam geçer. Dayton, arabasının bakımını sadece kendisine yaptıran bir gangsterin Alice adlı sevgilisine aşık olan bir genç bir oto tamircisidir.

İşin ilginç tarafı, Alice, Renee’ye inanılmaz bir şekilde benzemektedir. Alice ile birlikte gangsterlerin elinden kaçmaya çalışan Dayton, sevgilisinin, kirli geçmişinden kurtulması için, Alice’i fahişe olmaya iten adamı öldürmeye karar verir. Bu adam da, bir önceki hikayede Renee’nin yakın arkadaşıdır.

Fred ile Peter’ın, her ne kadar aynı kişinin alt egosu olarak görülmeleri mümkünse de, David Lynch, bu tarz bir Freudyen açıklamaya izin vermemektedir. Fred orta yaşlı bir zengin bir erkekken, Peter, mavi yakalı işçilerin yaşadığı bir kasabada sıradan bir oto tamircisidir. Peter başka bir adamın kadınını çalarken, Fred, karısını bir başka erkeğe kaptırmıştır. Bu iki adamın, benzer bir şekilde, hafıza kaybına uğruyarak kimliklerini yitirmiş olması ise Freudyen bir alt ego açıklamasını kuvvetlendirmektedir. Fakat yine de her iki insan da, gerek zaman gerekse de uzam açısından birbirleriyle bağlantılı olmayan, ama paralel gelişen iki dünyanın kurbanlarıdır. Her ikisi de benzer ilişkilere sahip olsa da bu ilişkileri yaşayış biçimleri çok farklıdır.

Filmde kesin bir açıklama olasılığına izin vermeyerek olayların ve karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisini muğlak bırakan David Lynch, ortaya pek çok olası açıklama sunsa da, bunların hiçbirinin bir diğerine üstün gelmesine fırsat vermiyor. İnsan rasyonelitesine aykırı düşen bir dizi olayın yaşandığı filmde, anlaşılmazlığın, bu rasyonalitenin sınırlarından kaynaklandığını vurgulayan David Lynch, Fred ile Peter arasında yaşananan ve uzam-zaman kategorilerini hiçe sayan transformasyonun, açıklanamaz olmadığını, her şeye rağmen bir mantığa sahip olduğunu ima ediyor. Bu anlamda, tek bir benliğin sahip olduğu farklı kişilikler tanımlaması yerine, benliklerinin başka bir benlik tarafından işgal edilmesine engel olamayan bireyler tanımlaması da Fred ile Peter arasındaki ilişkiyi anlamamıza alternatif bir yaklaşım getirebiliyor.

Gerek Fred’in evinin loş ve klostrofobik iç çekimleri, müzikler, pahalı arabalı gangsterler ve çılgın partilerin yapıldığı genelevler, gerekse de kurban erkek/fan fatal kadın ikilisi açısından ilginç bir film-noir filmi olan “Kayıp Otoban”, uzam ve zamanın içerisinden sıyrılmış bedenlerin, belirsiz bir geçmişin kurbanları haline gelmesini konu alarak ve bunu yer yer gerçeküstü bir çizgiye kayan gerilimli bir atmosferde anlatarak, 1940-50’li yılların film-noir türüne yeni bir soluk getiriyor.

Filmin başrollerinde Bill Pullman ( Fred Madison ), Patricia Arquette ( Renee, Alice ), Balthazar Getty ( Pete Dayton ) ve Robert Blake ( Gizemli Adam ) gibi usta oyuncular yer alıyor. Özellikle Patricia Arquette, fan fatal kadın karakteriyle, bir yandan erkeklerin kurbanı olan, ama öte yandan da kurban olmaktan garip bir zevk alarak bir anlamda erkekleri gücün sahibi konumundan, gücün kurbanı haline getiren sadomazoşist Renee/Alice’i oldukça başarıyla canlandırıyor.

      Bu adamı seviyorum nedense..butun anlsaılmazlıklarına regmen ızelyıcıye bır fılmde mıyonlarca senaryo kurguluma fırsatı verıyor tabı bazen tahammul sınırlarını zorlayarak..bul dum sevme nedenimi : )
 
 
     


 
 
 
 



iki satırlık fıkır beyan ettım ve işte turkce katli : )mazur gorunuz efendım.

Gala 19.05.2007 20:13:33
david lynch.en normal ve tek düze filmi mulholland drive olmalı.

sina 20.05.2007 17:35:24
mulhollad cıkmazı mı normal olan: ) bu adam da normallık aramak bence cok buyuk bır ıyımserlık olur.

asaf 20.05.2007 18:36:44
kısa filmleri falan da acayip Shocked

Gala 20.05.2007 19:50:51
kıs filmleri en acayipleri zaten onları baz alırsak mulholland drive normal

son tango 20.05.2007 21:55:51
bu sabaha karşı mulholland çıkmazının son 40 dak ını yakaladım ..doğal olarak fazla bişi anlayamadım,ama naomi watts çok iyiydi..bide sarışınlardan iyi oyuncu olmaz diolar ..kidman da sarışın dimi?

keçi 20.05.2007 22:10:27
yarın sabah da ilk 50 dak yı yakalarsan neler sölicen kimbilir. bence en oyuncular kızılşınlar olm Smiley

son tango 20.05.2007 22:13:48
kızılşın kim vardı,bi düşiniim,hmm?? valla kimse aklıma gelmedi b'olum Smiley

keçi 20.05.2007 22:38:01
uydurdum yav Smiley ama vardır herhalde birileri.. ama ii oyunculukla bağlantı kurmak zor zaten.

son tango 20.05.2007 22:38:23
''beyaz'' da juliette binoche oynuodu,yanlış hatırlamıyorsam,ama o da kızıl diildir Smiley zaten doğal kızıl yokkiiii,çoğu kadın kızıl olur,belli dönemlerinde ..kadın olmak istediklerinde diim hatta ..

keçi 20.05.2007 22:40:58
ii oyunculuk dönemlerinde mi tango Smiley olm sina bunlar ne dio dicek, çok kızcak , kızdığında tam kızıo ha Smiley


Sayfa: 1 [ 2 ] 3