|
||
| "Bir sanat eseri, yalnız ve tek bir ifadeden, kendi öz ifadesinden doğar... Genellikle tercihim, sinema için yazılmış özgün konulara yöneliyor. Öyle sanıyorum ki sinemanın edebiyata ihtiyacı yok. Yalnızca sinema yazarların, yani merakını ritmle, sinemaya özgü ahenkle anlatan kişilere ihtiyacı var. Sinema, en iyi varsayımla bile her seferinde hayali kopya resimler gibi üst üste çakışmalara ihtiyacı olmayan özerk bir sanat dalıdır. Her sanat eseri, algıladığı ve ifadesini onda bulduğu boyutta yaşar. Bir kitaba ne basılır? Durumlar... ancak, bu durumlar kendileri olmadan, hiçbir anlam taşımazlar. Önemli olan, bu durumların ifade edildiği duygulardır, yani hayal gücüdür, ortamdır. Işıktır ve sonuç olarak bunların yorumudur. Oysa bu olguların kağıt üzerindeki yorumunun, sinematografik yorumu ile hiçbir ilgisi yoktur." - Federico Fellini Filmlerinde bazen taşralıların hayatını, bazen varoşları, bazen dolandırıcıları, bazen de yalnızlığı ve sevgiyi anlattı. Tam 7 defa OSCAR a aday gösterildi ama alamadı. Sadece Onur Ödülü aldı. Federico Fellini Doğum Tarihi - 20 Ocak 1920 / Rimini Ölüm Tarihi - 31 Ekim 1993 Riminili gezgin bir satış temsilcisinin oğlu olarak doğdu. Fellini liseyi bitirdikten sonra, çizgi roman ve karikatürler çizerek hayatını kazandı. 1939 yılında ilk senaryolarını yazdı ve radyoda çalışmaya başladı. Radyoda tanıştığı Giulietta Masina ile 1943 yılında evlendi. Fellini bu yıllarda Alberto Lattuada, Pietro Germi ve Roberto Rosselini le çalışarak senaryolar yazdı ve yönetmen yardımcılığı yaptı. Fellini 1950'li yıllarda kendi filmlerini çekmeye başladı. 1953 yapımı ''I Vitelloni''nin başarılı olmasıyla ilk büyük projesi ''La Strada'' için gerekli parayı sağladı. Bu filmde yeni gerçekçilik akımına ihanet etmekle suçlandı. 1960 yapımı ''La Dolce Vita'' ile İtalyan toplumu konusunda çok ayrıntılı bir araştırma ortaya koydu. Birçok eleştirmen tarafından Fellini'nin kariyerinin doruk noktası olarak gördüğü ''Otto E Mezzo''yu 1963 yılında çekti. 80'li yıllarda yaptığı filmlerde toplumsal yozlaşmayı ve dış görünüşün altında saklı bulunan yapay dünyayı hedef alan eleştirilerini sürdürdü. 1985 yapımı 'Gingera Fred'' ile ilk kez oyunculuğu denedi. 73 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ölmeden kısa bir süre önce hayat boyu başarı Oscar'ı ile ödüllendirildi. Fellini öldüğü zaman hayranlarından 70.000 kişi idollerini sinema kenti Cinecitta'da uğurladı. -kamera arkası- fotoğraflar:cinemaitalia |
||
|
||
| Federico Fellini Anısına Rimini'li gezgin bir satıcının oğlu olarak 1920'de geldiği dünyayı, iki yıl önce milyonlarca izleyiciyi ve yönetmeni etkilemiş büyük bir sinema adamı olarak terkeden Federico Fellini, kırk yıla yayılan görkemli kariyerini oluşturan filmlerin, büyük kısmını içeren bir programla anılacak. Bir sinema yönetmeni olmasının ötesinde, toplumsal bir fenomen, modası hiç geçmeyen, değeri hiç düşmeyen, yarattığı mucizeleri tükenmeyen gerçek bir sanat büyücüsü olan Fellini'nin, iki kısa çalışmasını da içeren toplam onbeş filmi, sinemaseverlerle buluşacak. Ölümünden kısa bir süre önce, Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından, yarım yüzyıl boyunca sinema sanatına yaptığı eşsiz katkılardan dolayı özel bir 'Oscar' ödülüne değer bulunan Fellini, sanatında öyle bir noktaya ulaşmış ve filmleriyle milyonlarca insanla öylesine bütünleşmişti ki, onu bilinen, varolan sözcüklerle tanımlamak ya da klasik kalıpları kullanarak eleştirmek neredeyse imkansız hale gelmişti. Oysa çocukluğunda resme olan yeteneği dışında vasat bir öğrenciydi; özellikle din okullarında okuduğu yıllar en başarısız dönemleri oldu. Daha sonraki yıllarda sanatını da en çok etkileyen olgulardan biri olan sirkler, palyaçolar ve çadır tiyatroları çocukluk yıllarının tutkularıydı. Faşizmin doruk yıllarına rastlayan gençliği, meslekten mesleğe, işten işe avare avare dolaşmakla başladı; hukuk öğrenciliğinden polisliğe, gazetecilikten çizgi roman ressamlığına geçişler yaşadı. Aldo Fabrizi'nin yardımıyla kendini tiyatro dünyasında bulan, ardından Rosselini'nin 'Roma, Açık Şehir' ve 'Paisa' filmlerinin senaryolarının yazımına katılan Fellini, 1950'de Alberto Lattuada'yla birlikte 'Varyete Işıkları'nı gerçekleştirdi. Tümüyle kendisine ait olan ilk filmi 'Beyaz Şeyh', sanatçının gelecekteki temalarının ve anlatımının ipuçlarını veriyordu. Belgeci ama sevgi dolu bir gençlik dramı olan 'Aylaklar'ın ardından, ona günümüze dek sürecek olan efsanevi başarının kapılarını açan 'Sonsuz Sokaklar'ı yaptı; sirk dünyasının büyüsünü ve gezginci çadır tiyatrolarının hüznünü taşıyan bu dokunaklı öykü büyük hayranlık uyandırdı. Art arda karamsar bir toplumsal yergi olan ve Yeni Gerçekçiliği anımsatan 'Kalpazanlar Çetesi'ni ve bir fahişenin acı tatlı hikayesini tam Fellini tarzı bir tonda anlatan 'Cabiria'nın Geceleri'ni çeken Fellini, yaratıcılığının gerçek boyutlarını ise 60'ların başında ortaya koydu. 'Tatlı Hayat', sanatçının ilk gerçek skandalıdır: Orta sınıf bir taşra ailesinden çıkıp geldiği Roma'da, sınırlı entelektüel yapısına rağmen kendini aniden yüksek sosyetenin sofistike yapısı içinde bulan ve birlikte olduğu insanlarla beraber yozlaşıp çürüyen genç magazin gazetecisi Marcello'nun, bir kadından diğerine, gece klüplerinden sosyetenin kalbi Via Veneto'daki çılgın partilere sürüklendiği uzun bir gecenin öyküsüdür film. Yönetici sınıfın çöküşünü ve bu çöküşün içerdiği korkunç şiddeti yoğun bir bileşime dönüştüren Fellini, bu saldırgan tavrıyla 60'ların sosyal tansiyonunu da ölçer ve sonucu bir felaket olarak sunar. Film, hem solcu kesimde hem de başta bunu kendisine yönelik bir küfür olarak algılayan kilise çevrelerinde ve sağda bir bomba gibi patladı. Aslında Fellini'nin tek amacı eğlenmekti, kendisi dahil herkesle dalgasını geçmek istemişti; ama hemen hemen 30 yıl önce aynı isteği hisseden Renoir'ın 'Oyunun Kuralı'nda yaptığı gibi, bu mütevazı eğlenceyi, yaşadığı zamanın ve mekanın atmosferinde, üyesi olduğu toplumun ahlaki ve töresel değerlerini parçalara ayırdığı bir otopsiye dönüştürdü. Filmin gücü, Avrupa'nın entelektüel ve aristokratik çevrelerinin yaşadığı dekadansı yansıtmasındaki görkemde yatar. Fellini'nin dünyası, temel olarak gerçeklikten iplerini koparmış bir dünyadır. Günümüzden bir bakışla, televizyon ve medyanın inanılmaz yükselişinin ipuçlarını da şaşırtıcı bir ustalıkla verdiğini keşfettiğimiz 'Tatlı Hayat', bütün bu ciddi yorumların ötesinde şeytansı bir alayla sarmalanmış Felliyen bir filmdir. Ardından tüm zamanların en iyi filmlerinden biri sayılan 'Sekiz Buçuk'u gerçekleştirdi. Bir sinema yönetmeninin, yaşamına, aşklarına ve yaratısına ilişkin gerçekleriyle düşlerinin birbirine karıştığı içsel yolculuğunu eşzamanlı bir dışsal serüveniyle harmanlayıp ödünsüz bir sanatçı portresi yaratıyordu film. Yine inanılmaz bir neşeyle, buruk bir hüznü tam bir sirk atmosferinde, çılgınca bir eğlenceye çeviren tanımlanması zor bir üslubun doruğuna ulaşır bu filmiyle Fellini. Evli bir kadının düşlerini anlattığı 'Ruhların Giulietta'sı'nda ilk kez renkle buluşan Fellini; 'Satyricon'da, Roma İmparatorluğu'nun çöküş yıllarını garip bir aşk üçgeninin ön planda olduğu görkemli bir fresk olarak resmeder. Konulu filmle belgesel arasında gidip gelen ve sinema tarihinde bir kente adanmış en güzel şiir/film olarak tanımlanan 'Fellini Roma' ve kendi çocukluğunu resmettiği ünlü 'Amarcord'u onun '70'li yıllardaki ilk filmleriydi. Uzun bir hazırlık döneminden sonra gerçekleştirdiği ve tarihin en ünlü kadın avcılarından biri olan Kazanova'nın anılarından sinemaya aktardığı, tablo tablo gelişen bir cinsellik panoraması olan 'Federico Fellini'nin Kazanova'sı'; yine cinsellik temasını, sanatçıya özgü sıradışı kişiliklerin bir araya geldiği farklı bir atmosferde işleyen 'Orkestra Provası'; adeta adı konmamış bu üçlemeyi tamamlayan ve yine aynı çerçevede dönen 'Kadınlar Kenti' büyük yankılar uyandırdı. Bu üçlü de Fellini'ye yakışır tarzda ya çok sevildi ya da tümüyle reddedildi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde, ünlü bir opera yıldızının cenazesi için bir araya gelen insanların çıktıkları garip ve düşsel bir deniz yolculuğunu anlatan 'Ve Gemi Gidiyor', bir şiir gibi gelişen yapısı, hüzünle çılgınca bir neşe arasında gidip gelen doğası ve seyirciyi büyüleyen estetiğiyle tartışmasız bir başyapıt olarak kabul edildi. Fellini'nin yıllar geçtikçe ve yaşlandıkça beklenenin aksine giderek daha da zenginleşen ve sınır tanımaz bir hale gelen düş gücü, filmleri için yapımcı bulmasını zorlaştırmaya başladı. Yaşamının son 10 yılında her türlü ticari ödünden kaçınarak ancak büyük zorluklarla üç film daha gerçekleştirdi. 'Ginger ve Fred'de çağdaş dünyanın simgesi televizyonu, iki yaşlı vodvil oyuncusunun gözlerinden yorumlayarak kitleleri etkileme gücünün arkasındaki yapaylığı, basitliği ve boşluğu görkemli bir mizahın eşliğinde perdeye taşıdı. Yıllarca süren bir koşturmacanın ardından Fellini kamerasını kendi evine, dünyasının merkezi olarak gördüğü Cinecitta Stüdyolarına çevirdi ve 50. doğum yılında bu büyülü aleme sunulmuş bir sevgi destanı olan 'Görüşme'yi perdeye taşıdı. Fellini, bu kez doğrudan kendisine ve yıllardır birlikte çalıştığı yapım ekibine -çetesine- bakmayı dener; onlarla birlikte kayıp geçmişi yeniden inşa etmek için yarı komik yarı trajik ama kesinlikle umutsuz bir çabaya girişir. Bir başka zamanın şimdi kaybolmuş güzelliklerini arayışın mücadelesidir bu. Marcello Mastroianni'yle birlikte Anita Ekberg'in villasına gidip, 'Tatlı Hayat'ın görüntülerini izledikleri, geçmişte kalmış gençliğin anılarını konuştukları sahne ise filmin doruğudur. Son filmi 'Ayın Sesi'yse ustanın sinemayla ilk tanıştığı andan başlayarak anlattığı tüm hikayelerin, temaların, saplantıların ve karakterlerin genel bir özetidir. Sanatçının, 1962 yapımı 'Boccaccio '70: Doktor Antonio'nun Baştan Çıkması' ve 1968'de çevirilen 'Olağanüstü Öyküler: Toby Dammit' adlı iki kısa çalışmasını da içeren toplam 15 filmini sunan Festival, artık sinema tarihinin ayrılmaz bir parçası olan bu benzersiz sanatçı için görkemli bir anma töreni sunuyor. -hürriyetim- |
||
|
||
| FİLMOGRAFİ YÖNETMEN 1989: La Voce della luna / The Voice of the Moon 1987: Intervista 1986: Ginger e Fred / Ginger and Fred 1983: E la nave va / And the Ship Sails On 1980: La Città delle donne / City of Women 1979: Prova d'orchestra / Orchestra Rehearsal 1976: Il Casanova di Federico Fellini / Fellini's Casanova 1974: Amarcord 1972: Roma / Fellini's Roma 1971: I Clowns / The Clowns (TV) 1969: Block-notes di un regista / Fellini: A Director's Notebook (TV) 1969: Satyricon / Fellini Satyricon 1968: Tre passi nel delirio / Spirits of the Dead ("Toby Dammit" adlı bölümü) 1965: Giulietta degli spiriti / Juliet of the Spirits 1963: 8 1/2 / Sekizbuçuk 1962: Boccaccio '70 ("The Temptations of Dr. Antonio" adlı bölümü) 1960: La Dolce vita / Tatlı Hayat 1957: Le Notti di Cabiria / Nights of Cabiria 1955: Il Bidone / The Swindle 1953: La Strada 1953: I Vitelloni / The Young and the Passionate 1953: L' Amore in città / Love in the City ("Un' Agenzia matrimoniale" adlı bölümü) 1952: Lo Sceicco bianco / The White Sheik 1950: Luci del varietà / Variety Lights SENARİST 1986: Troppo forte / Great! 1989: La Voce della luna / The Voice of the Moon 1987: Intervista 1986: Ginger e Fred / Ginger and Fred 1983: E la nave va / And the Ship Sails On 1980: La Città delle donne / City of Women 1979: Prova d'orchestra / Orchestra Rehearsal 1976: Il Casanova di Federico Fellini / Fellini's Casanova 1974: Amarcord 1972: Roma / Fellini's Roma 1971: I Clowns / The Clowns (TV) 1969: Satyricon / Fellini Satyricon 1969: Sweet Charity (1969) (screenplay Le Notti di Cabiria) 1968: Tre passi nel delirio / Spirits of the Dead ("Toby Dammit" adlı bölümü) 1965: Giulietta degli spiriti / Juliet of the Spirits 1963: 8 1/2 / Sekizbuçuk 1962: Boccaccio '70 ("The Temptations of Dr. Antonio" adlı bölümü) 1960: La Dolce vita / Tatlı Hayat 1957: Fortunella (1957) 1957: Le Notti di Cabiria / Nights of Cabiria 1955: Il Bidone / The Swindle 1953: La Strada 1953: I Vitelloni / The Young and the Passionate 1953: L' Amore in città / Love in the City ("Un' Agenzia matrimoniale" adlı bölümü) 1952: Il Brigante di Tacca del Lupo / The Bandit of Tacca Del Lupo 1952: Lo Sceicco bianco / The White Sheik 1951: Cameriera bella presenza offresi... / Position Wanted 1951: La Città si difende / Four Ways Out 1951: Europa '51 / The Greatest Love 1950: Il Cammino della speranza / Path of Hope 1950: Francesco, giullare di Dio / The Flowers of St. Francis 1950: Luci del varietà / Variety Lights 1949: In nome della legge / In the Name of the Law 1948: L' Amore / Ways of Love ("Il, Miracolo" adlı bölümü) 1948: Il Mulino del po / Mill on the Po 1948: Senza pietà / Without Pity 1947: Il Delitto di Giovanni Episcopo / Flesh Will Surrender 1947: Il Passatore / Bullet for Stefano 1946: Paisà / Paisan 1946: Roma, città aperta / Rome, Open City / Roma, Açık Şehir 1945: Chi l'ha visto? / Who's Seen Him? 1943: Campo de' fiori / Peddler and the Lady 1943: L' Ultima carrozzella 1942: Avanti c'è posto 1942: Quarta pagina 1941: Documento Z-3 1940: Il Pirata sono io! 1939: Imputato alzatevi! 1939: Lo vedi come sei... Lo vedi come sei? -sineport- |
||
|
||
| "Cabiria'nın Geceleri" onun sokak ve hayali birleştirdiği en güzel filmlerinden bence... |
||
|
||
| merak ettim..konusu nasildi |
||
|
||
| Bir fahişenin yaşamını sokak yaşantısınıda yansıtacak biçimde ele alıyor; ama tekniği ve bakış açısı bence çok iyiydi... Kim oynuyordu hatırlayamadım; ama oyuncu da çok iyiydi bence... | ||
|
||
| fahiseler ve hikayeleri klise gibidir.bakis acisi nasildi? | ||
|
||
| Yok bence bakışı klişe değildi; görünürde uçarı ve takmayan bir fahişenin yaşadıklarından dolayı sürekli incinmesi bunları içselleştirmesi; ve tabi sokağın gerçek yüzü anlatılıyordu... tavsiye ederim... | ||
|
||
| bu anlattiklarindan buyuk klise olurmu?benim filmlerde tanidigim butun fahiseler hep incinmis,asagilanmistir. | ||
|
||
zaten standart bir konunun klişe olmamasını sağlayan da fellini; dediğim gibi izlemek gerekir...
|
||
|
||
| Fellini'nin 8 1/2 u da çok iyi bence. Çekimleri 63 yılını düşünürsek oldukça sıradışı hatta. İnsanların hepsinin tımarhane kaçkını olduğunu düşünmeniz için çok neden sunuluyor filmde aslında... ![]() Bu film; film müziklerine kadar herşeyiyle bütünsel kavrayışı gerektiren ve bütüne baktığınızda oldukça iyi bir film bence...
|
||
|
||
| Cabiria'nın gecelerinde Fellinin eşi Giulietta Masina oynuyordu ve klişe bir film olmaktan uzak, olağandışı bir yorumla verilmişti. Fahişelik yapması nedeniyle başına gelenlerden çok, bir erkeğin kendisine yaklaşımı, sevgi, sadakat, güven kavramlarını da çok iyi sorgulayan bir filmdi. Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam, katolik kilisesinin insanların duygularını nasıl sömürdüğünü, zayıf karakterli insanların din adamlarının söylediklerine nasıl inandığını da o döneme göre cesurca anlatıyordu. | ||
|
||
Kesinlikle... Giulietta Masinanın da kendisinden beklenen performansın çok üzerinde oynadığı söyleniyor o dönem içinde... O filmde gördüğüm oldukça zayıf bir karakterin, arayışları, direnişi, yıkımları... çok iyiydi... |
||
|
||
| Benim de en çok etkilendiğim ikinci film Otto e mezzo (sekiz buçuk) Bu filmin adının da Fellinin dokuzuncu filmini çekerken yarıda kalması nedeniyle verdiğini okumuştum. Satirikon da ilginç bir filmdi. Simgesel anlatımları ile anlatılamayanları yine cesurca izleyiciye sunuluyordu. Aslında bence Fellinin büyüklüğü filmlerindeki cesarettir. Örneğin bana göre Amarcord çok iyi bir film değildi, ama kiliseyle dalga geçmesi çok önemli bir fark yaratıyordu. |
||
|
||
| sürrealist sinemanın dehası,büyük götlü kadın fetişi olan adam bumuydu acaba? | ||