|
||
Yaw bu faşizma falan ben de karşıyım ama şu ülkü ocakları falan jandarma gibi çalışıyorlar. Hani bir gün biri size bir yamuk yaparsa gideceğiniz bir yeriniz olsun yaw.
|
||
|
||
| başbuğunuzun emrinden çıkmayın emi | ||
|
||
| Faşizm, baskılanmış, iradesizleştirilmiş, rüşdsüzleştirilmiş kitlelerin baskıcı, iradesizleştirici bir düzene şevkle katılmalarını sağlayan vahim ve trajik bir sistemdir... (Frankfurt Okulu) | ||
|
||
| FAŞİZM Faşizm,dar anlamda Benito Mussolini altında 1922’de İtalya’da iktidarı alan politik sistem. Daha geniş anlamıyla özellikle iki dünya savaşı arası ortaya çıkan ve özellikle Adolf Hitler yönetimindeki nasyonal-sosyalizmin temsil ettiği aşırı milliyetçi, antidemokratik ve antikomünist bir ideolojiye ve otoriter siyasi bir yapıya sahip bütün politik hareketler ve egemenlik sistemleri. Kavramın kökeni Antik Roma yöneticilerinin geniş hükümet yetkisini sembolize eden ucunda balta bulunan bir çubuk demetinin adı olan Latince fasces, İtalyanca fascio sözcüklerinden gelmektedir. Aynı simge daha sonraları Fransız Devrimi sırasında Aydınlanma anlamında, halkın elindeki devlet gücünü temsil etmek üzere kullanılmıştır. Sözkonusu sembol bir takım değişikliklerle 1926 yılından itbaren İtalya’nın resmi devlet sembolü olmuştur. Sembolün üçlü anlamı, yani devlet gücü, halk mülkiyeti ve birliktelik Mussolini’nin propagandasında kullanılmıştır. Faşizmin Özellikleri İdeoloji ve Amaçlar Lider ilkesi: Bu ilkeye göre toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan bir tek ideoloji bağlayıcı olarak ilan edilir. Gerek devlet gerekse de yönetim dünya görüşüne göre ve lider ilkesine göre örgütlenir ve belirlenir. Aynı şekilde işletmelerde de patron ve işçi arasında işletme yöneticisinin iktidarına dayalı bir ilişki kabul edilir. Milliyetçilik: 19. yüzyıl boyunca yükselen milliyetçilik 20. yüzyılda çeşitli ve aşırı boyutlara varmıştı. İdeolojik olarak belirlenmiş bir dünya görüşü: Faşizm kimi ritülleri ve mistik-irrasyonel dünya görüşüyle Aydınlanma karşıtı bir dünya görüşünü temsil eder. Antisemitizm ve Irkçılık: Bu konuda Alman nazizminin halka yönelik terörü birçok başka ülkeye göre oldukça ön plandadır. Hukukun işlevselleştirilmesi. Öldürme yasağının kalkmasına yönelik eğilim (görev sırasında öldürmenin iyi ve haklı ilan edilmesi). Sosyal Darwinizm: En iyinin ayıklanması ve egemenliğine dayalı toplum anlayışı. (Yapay seleksiyon) Bir ulusa, kültüre ya da “ırka” üye insanların toplumun geri kalanı üzerinde üstün oldukları iddiası. Bu yaklaşım aynı zamanda lider ilkesinde de ifadesini bulur. Belli bir kişi diğer herkesten ve topluluktan daha isabetli kararları alabilir durumdadır. Otoriter iktidar biçimleri ve sıklıkla totaliter bir sistem. Totalitarizm Alman ve İtalyan faşizmlerinde ön plandayken, Avusturya Faşizmi ve Francocu İspanya’da vurgulu değildir. Düşmanlar Komünizm: Özellikle Sovyet Devrimi ve komünizmin Avrupa’ya yayılacağı korkusu faşist liderler tarafından sıklıkla liberal ve muhafazakarlarla ittifak kurmak üzere dile getirilmiştir. Liberalizm ve demokrasi: Demokrasi, özgürlük ve çoğulculuk düşünceleri ile, devlet, ekonomi ve özel mülkiyet arasındaki ayrımda faşizm önemli bir düşman görür. Muhafazakârlık: Faşist hareketler sıklıkla muhafazakâr özellikler taşısalar da kendilerini devrimci olarak gören faşistler muhafazakârlarda laik vitalizmin ve “yeni insan” düşüncesinin düşmanlarını görürler. Şekilsel ve örgütsel özellikler: Devlet içinde ve yanında başka bir devlet olan silahlı gizli servisin merkezi önemi. Kendi taraftarlarının gözetim altında tutulması. Militarizm: Ekonomik hayat da dâhil olmak üzere toplumsal hayatın militarize edilmesi. Militer kitle yürüyüşleri ve büyük gösteriler faşizmin en önemli görünüşleridir. Bilimlerin taraflılık yasasının egemenliği altına alınması. Kitle seferberliği, parti propagandası yoluyla toplumsal alanın ve kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi çabası. Toplumun sürekli kışkırtılması, devrimci ilan edilen konular lehine zorunlu coşkunluk. Eğitim ve öğretim üzerinde etkinlik. Kolektivizm: Halkın kitle olarak anlaşılması. Mussolini’nin stato totalitario kavramından beri faşist anlayış özel yaşama kadar toplumsal hayatın her alanında hak iddia eder. Aile çocuklarla halk birliğine katkı yapacak olan davadaşlık birliği olarak düşünülür. Pasifizmin aşağılanması. Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi. Karşıt düşmandır. Parti milisleri. Paramiliter çeteler. Estetikleştirme ve mistikleştirme. Özellikle ulusun kendi tarihine yönelik mistikleştirilmiş bir algı. Erkeklik vurgusu. Gençliğin vurgulanması. Kimi ülkelerde bir yandan monarşi ve ruhban sınıf önderliğine yönelik vurgu, ama diğer yandan dini unsurların yerini alan ilerleme ve teknoloji inancı. Bu özellikler bazen Milliyetçilik, Militarizm ve Şovenizm’den oluşan Üç Sütun Modeli ile özetlenir. Ancak bu bir yandan da faşist ideolojilerin başka temel özelliklerinin göz ardı edilmesine yol açan bir indirgeme olarak eleştirilir. Türkiye ve Faşizm Türkiye’de hiçbir dönemde doğrudan faşist ya da nasyonal sosyalist olduğunu ileri süren önemli bir siyasi hareket olmamıştır. Bununla birlikte Türkiye’de bir hareketin ya da iktidarın faşist olduğu genellikle iki bağlam içinde ve sıklıkla da sol çevreler tarafından ifade edilmiştir. Bunlardan ilki 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 tarihlerinde gerçekleşen askeri darbe dönemleridir. Özellikle 12 Eylül rejimi kuvvetli antikomünist vurgusu ve şiddete dayalı yöntemleriyle Şili’deki Pinochet iktidarına benzer bir takım özellikler göstermektedir. Bununla birlikte yine Pinochet diktatörlüğünde olduğu gibi yabancı yatırıma açık liberal bir ekonomik politika, lider kültünün eksikliği ve aktif bir saldırganlığa varmayan bir dış politikayla İtalyan ve Alman faşizmlerinden büyük oranda ayrılır. Ayrıca Pinochet rejiminden farklı olarak 12 Eylül rejimi darbenin başında bulunan Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olmasına karşın, siyasi partilerin yeniden kurulmasına ve parlamentonun yeniden faaliyete geçmesine olanak vermiştir. 12 Mart ve 12 Eylül rejimlerinin faşist olduğunu ileri süren kimi Marksist yazarlar sorunu çözmek için Sömürge Tipi Faşizm kavramını kullanmışlar ve Türkiye gibi emperyalizme bağlı ülkelerde faşizmin sisteme içkin olduğunu, toplumsal muhalefetin düşük olduğu dönemlerde bu rejimlerin parlamenter bir görünüm alabileceğini (örtülü faşizm), ama toplumsal muhalefet kuvvetlendiğinde bu rejimlerin baskıcı ve otoriter askeri yönetimlere ihtiyaç duyduğunu (açık faşizm) ileri sürmüşlerdir. Türkiye’de Marksist yazarlar tarafından faşist olarak nitelenen ikinci hareket, günümüzde “Ülkücü” anlayışı ya da “Türkçülük'ü” savunduklarını söyleyen hareketlerdir. Bu hareketlerin kaynaklandıkları Türkçü-Turancı akımların, İkinci Dünya Savaşı boyunca Sovyetler Birliği’ne karşı saldırgan, faşizm ve nazizm yanlısı bir tutum aldıkları açıktır. Özellikle 1944 yılında yapılan “ırkçı-Turancı” tutuklamaları ve davaları sonrasında bu hareketler etkinliklerini büyük oranda yitirmişlerdir. Bu hareketlerden kaynaklanan Ülkücü hareketin de Avrupa’daki faşist partilerle benzerlikleri Marksist yazarlar tarafından sıklıkla ön plana çıkartılmıştır. (Alparslan Türkeş için kullanılan Başbuğ ifadesinde açığa çıkan) lider kültü, Türklüğün ve Türk tarihinin milliyetçi bir açıdan mitoslaştırılması ve kutsanması, otoriter bir rejim talebi, parti çevresinde örgütlenmiş özellikle gençlerden oluşan grupların özellikle 1980 darbesi öncesinde sıklıkla karşıtlarına yönelik şiddete varan politik eylemleri, dinsel, etnik, cinsel ya da politik azınlıklara karşı saldırganlık gibi özellikleri nedeniyle ülkücü hareketlerin Avrupa faşist partileriyle ortaklığı bu yazarlar tarafından sıklıkla vurgulanmıştır. Bununla birlikte daha çok MHP ve BBP çevresinde örgütlenen ülkücü yazarlar ve politikacılar hiçbir zaman faşist olduklarını ileri sürmedikleri gibi, her zaman demokrasiye bağlı olduklarını, faşizme karşı olduklarını ve savundukları çizginin Kemalist milliyetçiliğin tek doğru yorumu olduğunu savunmuşlardır. Ayrıca ülkücü hareketten kaynaklandığı ileri sürülen şiddet eylemlerinin sorumluluğunun da “teröristlere” ve “bölücülere” ait olduğunu belirtmişlerdir. Otto Bauer de faşizmin yükselişiyle ilgili üç nedenden bahseder: I. Dünya Savaşı’nın bir çok insanı burjuva toplumsal hayattan dışlaması, daha alt sınıflara düşmesi ve bu unsurların daha sonra faşist milislerin tabanını oluşturmaları. Savaş sonrası yaşanan ekonomik bunalım orta sınıfların alt kesimini ve köylüleri aşırı derecede yoksullaştırmış ve bu unsurlar burjuva partileri terk ederek faşist partilere yönelmiştir. Ekonomik bunalım sonucu kapitalist sınıfın kârlarının düşmesi sömürü düzeyinin yükseltilmesini, bu da işçi sınıfının direncinin kırılmasını gerektirmişti. Başta Clara Zetkin olmak üzere Komintern’e yakın yazarlar faşizmi sermayenin terörist egemenlik biçimi olarak tanımlarlar. Georgi Dimitrov’un Komintern’in 7. Kongresi’nde resmi olarak kabul edilen tarifinde de faşizm “finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü” olarak tanımlanır. August Thalheimer de faşizmi Bonapartizm’le karşılaştırır. Aynı III. Napoléon’un ve lumpenproleter taraftarlarının 1848 Şubat Devrimi'nden sonra iktidara gelişinde olduğu gibi, faşizmin de bir aşağı sınıfa düşmüş ya da düşme tehlikesi bulunan taraftarlarıyla sınıf savaşımındaki bir eşitlik durumunda burjuvaziden görece bağımsız olarak iktidara geldiğini ama nesnel olarak burjuvazinin çıkarlarını temsil ettiğini ve devrimi engellemeye çalıştığını ileri sürer. Thalheimer faşizmi burjuvazinin kendisi de dahil olmak üzere kitlelerin büyük burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin toplumsal egemenliğinin hüküm sürdüğü faşist devlet iktidarı altına alınması olarak tanımlar. Franz Neumann Nazi Almanyası’nı değerlendirirken, tekelci sistemde totaliter nitelikli politik bir iktidar olmadan kârların korunamayacağını, bunun da nazizmin ayırıcı özelliği olduğunu belirtiyordu. Daha sonra Neumann faşizmi “buyrukçu ekonomi” ya da “totaliter tekelci kapitalizm” olarak tanımlamıştı. Neumann’a göre Almanya’da nazizmin yükselmesi sermayenin tekelleşmeyle sonuçlanan merkezileşme ve yoğunlaşma sürecinin ilerlemiş olmasıyla ilişkilendiriyordu. Friedrich Pollock’sa tekelci kapitalizmden bahsederken aynı zamanda devletin müdahaleciliği üzerinde duruyor ve faşizmi “devlet kapitalizmi” olarak tanımlıyordu. Adorno ve Horkheimer 1945’ten sonra faşizmin psikolojik kaynaklarını otoriter kişilik kavramı ile ilişki içinde açıklamaya çalıştılar. Daha sonraki araştırmacılar faşizmi tekelci kapitalizm, ekonomik bunalım ve orta sınıfların tehdit altında bulunmasıyla ilgili olarak açıklamaya çalışmışlardır. Nicos Poulantzas daha çok III. Enternasyonal’in politikaları doğrultusunda İtalyan ve Alman komünist partilerinin faşizm karşısındaki tutumlarının eleştirisini ön plana çıkartırken, Bonapartizm, askeri rejimler ve “kural dışı kapitalist devletin” başka biçimleri karşısında faşizmin ayrılığını değerlendirir. Tim Mason da Hitler ve antisemitizmin rolüne dikkat çekerek nazizmin kendine özgü olduğundan bahseder. Ona göre faşizmi ortaya çıkartan koşullar bütün gelişmiş kapitalist ülkelerde bulunmasına karşın, faşizmi iktidara taşıyan özellikler özel ulusal koşullara ve tarihsel geleneklere bağlı olabilir. Ayrıca üzerinde durulan başka bir nokta da, işsizliğin özel etkisidir. İşsizliğin artışının işçi sınıfı hareketi yerine sağ radikalizmin kuvvetlenmesine ön ayak olduğu üzerinde durulmaktadır. Robert O. Paxton faşizmi tanımlarken topluluğun yenilgi, küçük düşme ve kurban rolüyle saplantılı meşguliyeti ve bunları birlik, güç ve arılık kültleriyle giderme çabasıyla ilişkilendirir. Ernst Nolte de faşizmi anti-marksizm olarak tanımlar. Nolte’ye göre faşizm 1917-1945 arasıyla karakterizedir. Bu dönemde Sovyetler Birliği'ni ve onun dünya devrimi talebini faşist araçlarla karşılamak gereği doğmuştur. Nolte 20. yüzyıl Avrupası’ndaki herhangi bir antikomünist diktatörlüğün amaçladığı ve gerçekleştirdiği her şeyi faşizm kavramı altında toplar. “Faşizan” kavramı Faşizan olarak faşizmle ilişkili ya da faşizme benzeyen ama yumuşatılmış bir biçimi ifade eden tutumlar kastedilir. Bazen bir politik sistemin ya da ideolojinin tekil bileşenleri faşizan olarak değerlendirilir. Böylece sözkonusu sistemin ya da ideolojinin faşizan eğilimlerinden bahsedilir. Kavram daha çok polemik amaçlı, karşıtın otoriter davranışını suçlamaya yönelik kullanılır "Alıntıdır" |
||
|
||
| "Faşizm konusma yasagi degil soyleme mecburiyetidir" Roland Barthes Hani bazen CHPyi eleştirirken "AKPli misin yoksa!" derler ya.. Hani bazen üni.ye başı kapalılar da girsin deyince, "yobaz ne olacak !" derler ya.. İlla onlardan olmadığını şunlardan olduğunu söyleme mecburiyetinde kalırsın ya... İşte bu faşizmdir. Demokratça "bir şeyler ifade etme isteği"ne bile önyargılarla saldırılmasıdır. |
||
|
||
| Faşizm kelime olarak yönetimdeki erklerin tek bir yerde toplanmasıdır. Yani aslında komünist dediğimiz birçok lider de faşisttir. Lenin mesela ciddi bir faşisttir ancak bu ülkemizde araştırma yapılamdan direkt lak lak yapıldığı için horoz gibi öter millet yok milliyetçiler faşisttir, yok kapitalist faşistliğe yol açar...Bunları söyleyen kişiler konuştukları konu hakkında ufak bir kırıntı bile bilmiyor... | ||
|
||
| her insan kendinin, kendi düşüncesinin faşistidir. hitler in kavgam kitabı faşizm duygularını tetikledigi için artık turkıye de yayınlanmayacakmış öyle mi? |
||
|
||
| yeni üye olan biri olarak "faşizm nedir" başlığına karşı kayıtsız kalamadım. faşizm:yölendirilmeye, emir almaya, beynini uyuşturmada en elverişli insan(!) tiplerinin, vatanı sevmeyi başka bir yerlerinden algılayıp, "sadece iyi taraflarını görün devletimin ,milletiminin;olumsuz taraflarını söyleyen vatan hayinidir" düşüncesiyle, piyonluğu başarı ile yerine getiren sistemidir. -şu replik anlatmak istediklerimi özetliyor: "Kitapların yakıldığı, insanların fikirleriyle suçlandığı bu günleri unutma,unutma ki anlatabilesin Türkiyeyi sevmeyi, anlat birilerine;birileri bunu hep yanlış anladı çünkü..."(çemberimde gül oya) |
||
|
||
Faşizm kelime olarak yönetimdeki erklerin tek bir yerde toplanmasıdır. Yani aslında komünist dediğimiz birçok lider de faşisttir. Lenin mesela ciddi bir faşisttir ancak bu ülkemizde araştırma yapılamdan direkt lak lak yapıldığı için horoz gibi öter millet yok milliyetçiler faşisttir, yok kapitalist faşistliğe yol açar...Bunları söyleyen kişiler konuştukları konu hakkında ufak bir kırıntı bile bilmiyor... sanırım bu da "sen faşistsin" baskısına maruz kalmış bir kesimin sinirle saçmalamasıdır. lenin neden faşisttir? faşizm yöntemdir. böylesine bir amaç bir kaç manyak dışında kimseyi memnun etmez. hitler manyaktır, yöntem olarak kullanan da alman burjuvazisidir mesela. tek elde, tek bir ortak paydada birleşmiş bir kitlenin gücü elinde tutmasından karlı çıkacaklar vardır. ayrıca faşizm bir saldırı savaşı ideolojisidir. aleni veya üstü örtülü faşizm ile yönetilip de içte veya dışta savaşa girmemiş devlet bilmiyorum. zaten savaş da burjuvazinin "yöntemlerinden biri" olduğu için parçalar oturuyor. |
||
|
||
| Faşizm, hiçbir şeyi olmayanların varlığının kanıtını genlerine bağlayarak arkasına saklandıkları, sonra da ben burdayım işte diyerek nara attıkları ilginç bir ünlemdir! | ||
|
||
| Faşizm, klasik biçimiyle "tekelci burjuvazinin en geri, en baskıcı, en kanlı diktatörlüğü" olara tarif edilir. Bu aynı zamanda "burjuvazinin artık uygulana gelen burjuva demokrasisi ile varlığını sürdürememesi" demektir. Faşizmde burjuva demokrasisi rafa kaldırılır, var olan tüm demokratik ve siyasal haklar gasp edilir. Değişik ülkelerde uygulanan faşizmin genel olarak karakterleri şovenizm, ırkçılık ve devletin yüceleştirilmesidir. Halk baskı ve şiddetle devlete boyun eğmeye, köle olmaya zorlanır. Her şey devlet içindir... Faşizm ilk olarak İtalya'da 1922 yılında Mussolini ile iktidara geldi. 1933'te ise Hitler faşizmi Almanya'da iktidar oldu. Japonya, Avusturya, Belçika, Fransa, İngiltere ve İspanya'da değişik adlar altında faşist partiler iktidara geldi. İkinci Paylaşım Savaşı'nda yenilen faşizm, kurulan yeni dengeler üzerinde emperyalist ülkelerde yerini tekrar burjuva demokrasisine bırakırken, bu defa faşizm, Türkiye gibi yeni-sömürge ülkelere ihraç edilmeye başlandı. Sömürge tipi faşizm dediğimiz bu faşizmin genel karakterleri aynı olmakla birlikte '30'lu yılların faşizminden farklı yanları da vardır. Kapitalizm bu ülkelerde emperyalizme bağımlı olarak yukarıdan aşağıya örgütlendiği için, faşizm de benzer özellikler gösterir. Taban gücü yok denecek kadar zayıftır. Büyük ölçüde devlet aracılığıyla taban oluşturulmaya çalışılır. Dolayısıyla da iktidara aşağıdan yukarıya bir halk gücüne dayanarak gelmez. Bu ülkelerde sürekli bir açık faşizm uygulamak devrimle sonuçlanacak bir riski taşıması nedeniyle, devletin kitlelerin gözünde meşruiyetini yitirmesini engellemek için demokrasicilik oyununa başvurulur. Halka sınırlı bir takım siyasi ve sosyal haklar tanınır. Ancak bu göz boyama amaçlı olduğu için halk muhalefetinin yükseldiği, oligarşinin krizinin derinleşerek ülkeyi yönetemeyecek hale geldiği dönemlerde yapılan askeri darbelerle demokrasi oyununa son verilir. Saygilar.. |
||