SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Diğer görsel sanatlar

Konu: Karikatür

Sayfa: [ 1 ]

06.11.2004 04:57:37
KARİKATÜR VE MESAJ
Eray Özbek

Evvelberi, karikatürle mesaj verildiği; hatta en iyi mesajın karikatürle verildiği, söylenir durur. Üstelik, karikatürcünün, toplumu eğittiği; eleştirmekle kalmayıp, sorunlara çözüm göstermesi gerektiğinden bile bahsedilir.

Ben, bu bildirimde, karikatürcünün böyle işlere kalkışmayacağını, kalkışsa bile başaramayacağını, bundan daha değerli hedefler bulunduğu savını işleyeceğim. Bir mesajın işleyişi üç aşamada incelenebilir:

 Mesajın seçimi veya üretilmesi:
Herşeyin alabildiğine değişken olduğu günümüzde, kalıcı doğrular; her yerde geçerli olabilecek iyiler ve güzeller bulmak imkansız; dolayısı ile ürettiğimiz düşünceleri başkalarına önermek yerine belki ancak duyurabiliriz.  
 Mesajın verilmesi:
Mesaj, kimse tarafından alınmıyorsa, zaten mesaj olmamış demektir. Anlaşılır mesaj olması için verilen çabalar ise onu sanatsallıktan uzaklaştırmaktadır. Valery: "Ahlaka hizmet kaygısı sanata zarar verir" diyor. Somut mesajlar vermeye çalışmak yerine sorunu saptayıp ortaya koymak, izleyiciyi silkeleyip yeniden düşünmesini sağlamak, ve bizim önerdiğimizi değil, kendi doğrusunu bulmasına yol açmak en uygunudur. Nitekim Türk mizahının piri Nasrettin Hoca'nın fıkraları da saf ve soyut mizah örnekleridir. Somut mesajlar değil, herdemtaze sahneler simgeler. Bunlardan herkes, herbir zaman ve mekanda yeni yeni mesajlar çıkarabilir.
Verilen mesaja hakim olmak da zordur, karikatürün dili, o kadar okunaklı ve evrensel değildir. Mizahın doğasında da açıklık değil, belirsizlik vardır. Mesajın açık seçik olması, izleyicinin gafil avlanmasını önler, halbuki, Freud'un da dediği gibi, "Espriyi espri yapan, izleyiciyi gafil avlamasıdır."
 
 Mesajın anlaşılması ve etkili olması:
İnsanlar, aynı karikatürden çok başka mesajlar çıkarabilmektedirler. Karikatürün taşladığı kişiler ise, bu mesajı üzerlerine alınmayacak kadar pişkin oluyorlar. Mesajı alanlar da kala kala bu mesaja ihtiyacı olmayan, zaten karikatürcü ile aynı düşüncedeki kişiler.

Kanımca mesaj verme telaşının yerini iyi bir sanat yapıtı üretme gayreti almalıdır. Karikatür vaktiyle yazıdan arınarak sanat yanını güçlendirdiği gibi, bu kez de mesajdan arınarak bu yolda ilerleyecektir.

Özetle:


 Mesaj gütmeyen karikatür dönemi başlamıştır.  
 "Mesajlı" karikatürün mesajı tartışılmalıdır.  
 Bu bildirinin mesajı da tek ve kesin değildir. Amaç alışılagelmiş "mesaj" kavramını tartışmaya açmaktır.

 
ÇAĞDAŞ KARİKATÜR VE POLİTİKA İLİŞKİLERİ
Tan Oral
Karikatürün toplumsal ve siyasal işlevinin ne olduğu soruşturulduğunda çoğunlukla sözü edilen siyasal hatta toplumsal angajmanın, mizahın ve karikatürün etkisini bir hayli daralttığı gerçeğiyle karşılaşılır. Yani neyin, nereden, ne zaman, ne için ve ne biçimde geleceğinin önceden bilinmesi, mizahın vurucu gücünü yok ediyor. Öte yandan, dünya, toplum, yaşam, duraksamazsızın değişim içinde. Özellikle toplumsal değişim, toplumsal çeliskilerin belirginleştiği bir süreçtir. İşte bu süreç içinde değişime uyum sağlamayı beceremeyenlerin dramı'nda gülünç şeyler vardır. Yine toplumsal değişimleri umutsuz bir zorlama ile önlemeye çalışan güçlerin oluşturduğu baskılar ise onlar için tragi-comique durumlar ortaya çıkarır. İşte bütün bunlar canlı bir mizah ortamı oluşturur ve ona işlevler yükler. Ve böylece de, değişme ve buna karşı koyma çabaları ile, uyumsuzluklar içinde yaşanan tüm acı olaylarda, gülebilmeyi başardığı için yenik düşmeyenlerin durumu, karikatürün toplumsal ve yasal işlevinin ne olduğu sorusuna da aydınlık bir yanıt getirmiş olur.

KARİKATÜRİSTLERİN TOPLUMSAL GÖREVLERİ
Erich Rauschenbach

Ben şimdiye kadar bir karikatüriste karşı toplumun üç değişik değer yargısını bizzat yaşayarak gördüm: İrlanda'da, bütün polis ve güvenlik birimlerinin bir bombalama olayının faalini aradığı (1988) sırada, bir polis kontrol noktasına rastladım. Alman plakalı eski bir arabada oturuyordum ve maalesef belgelerim yanımda değildi. Bir polis yaklaştı ve bilinen soruları sordu: Nereden geliyorsunuz, adınız, İrlanda'da ne yapıyorsunuz? Lütfen belgeleriniz. Belgelerim olmadığı için, "mesleğiniz nedir?" sorusu ile karşı karşıya kaldım. Bildiğim en iyi İngilizce ile "Karikatürist" dedim. O, "anlayamadım" dedi, ben de "Karikatürist" olduğumu tekrarladım. Polis bir dakika suskunluktan sonra gülmeye başladı ve arkadaşına dönerek bak burada bir "karikatürist" var dedi. Şimdi ikisi birden gülmeye başladı ve daha fazla soru sormadan geçişime izin verdiler.

Eğer Fransa'da mesleğiniz sorulur da, sizde "karikatürist" derseniz büyük bir çoğunluk, iç geçirerek ve saygıyla "Ah ne kadar güzel bir meslek! Demek sanatçısınız? Çok şanslısınız" diyecektir. İnsanlar size özenti duyarlar.

Peki bu konuda Almanlar ne düşünüyorlar? Almanya'da bir karikatürist hayatta olduğu sürece hiçbir zaman, bir kitap, sergi - veya gazetelerin edebiyat köşelerinde kendilerine hemen hemen hiçbir zaman yer bulamamıştır. Bir karikatüristin çıkardığı bir kitap haberi veya sergi haberine, ya eğlence, ya da ancak yerel haberler sayfasında rastlanmaktadır.

Fransa'da ise tanınmış karikatüristler, zaman zaman devlet başkanının yemeğine katılmışlardır. Bazen de onunla beraber diplomatik gezilere katılmışlardır ve kendilerine ait televizyon programları vardır.(En azından Mitterant zamanında Le Monde gazetesinin baş karikatüristi Plantu için geçerli idi.)

Almanya'nın ikiye bölünmüş olduğu zamanlarda iki ülke arasında küçük farklılıklar vardı. Demokratik Alman Cumhutiyetinde bile bir karikatürist "Halk Sanatçısı" ünvanını alabiliyordu. Böyle onurlandırılan ve ölümünden sonra derin bağlılık duygusu ile yönetim tarafindan değeri bilinen karikatürist, doğal olarak, rejime karşı batıdaki meslektaşlarına nazaran daha saygılıydı.

Karikatür "Çağın Gerçekleri" ile yaşar. Aniden anlaşılır olmasıyla çoğunluk tarafından zor anlaşılan "sanata" karşı ancak günlük medyada yer bulabilir. Her gazete okuyucusu karikatürü bilir ve kendisi de sanatla iletişim içerisinde olduğu hissi uyandırır. Karikatür en fazla eğlendirir ve yeni maceralar yaşatır: "İşte tam böyle"

İnsanı eğlendirmesi, aynı zamanda sürekli yayınlanması ve tüketime sunulması, galeri karikatür hakkında yazılıp çizilenin eksik olması nedeniyle, müze gibi sanat enstitüleri ve çeşitli siyasi ve ekonomi sponsorları son yıllarda keşfetmislerdir. Siyasiler ve diğer seçkin kişiler, güncel konularda sergiler ve yarışmalar düzenlemekte, kendileri hakkında çıkmış karikatürlerden koleksiyon yapmaktadırlar. Kişilikleri ve işleri üzerine yapılmış eleştiri ve övgülere sevinmektedirler. Karikatürize edilmek ve yayınlanmak onlar için seçkinliğin bir ifadesidir. Karikatüristliğe başlamak için ekonomik şartlar oldukça uygundur. Tabii kariyer esnasında bunu devam ettirmek için gerekli olan finansman oldukça düşüktür. Karikatürist, evinde çok küçük bir odada çalışabilmekte, kurşun kalem, divit, keçeli kalem, sulu boya ve silgiler gibi kendisine gerekli olan malzemeler bazen aylar hatta yıllarca dayanmakta olup, oldukça ucuz ve kolaylıkla taşınabilme özelliğine sahiptirler. Burada bütün mali müşavirinin müşterisine sorduğu bir soru vardır: "Mesleğiniz ile ilgili bazı harcamalar yapıp böylece daha az vergi vermek istemez misiniz?"

Bütün profesyonel fotoğrafçılar binlerce marklık kameralar, modeller ve pahalı stüdyolar tutmak zorundadırlar. Bütün ressamların asılı ya da yerde duran tuvallere, birçok renge ve bir atölyeye ihtiyacı vardır. Heykeltraşlar ise kendileri icin özel olarak İtalya'dan getirilen mermer blokları finanse etmek zorundadırlar. En azından bunlara bakarak "gerçek" sanatçılar karikatüristlere imrenerek bakarlar. Bu çok az malzeme gerektiren ve evde yapılabilen çalışma, temsil edilmek zorunda değildir ve çoğu zaman da iş verenini sadece telefon aracılığı ile tanır.

Ancak bir ressam ressamdır, bir fotoğrafçı fotoğrafçı ve bir heykeltraş da heykeltraştır. Bu nedenle bir karikatürist de her zaman bir karikatüristtir.

Karikatürlere sanat ansiklopedilerinde rastlanmaz. Karikatürler sanat tarihinin bir parçası sayılmazlar. Kısa bir süre öncesine kadar karikatür alanında eğitim yapmak imkansızdı. Ancak Berlin'de bir sanat yüksek okulu 8 yıldır karikatür alanında ilk ve tek profesöre sahip olmuştur. Karikatüristler zaman zaman can sıkıntısından veya telefon konuşması sırasında not defterlerine karikatüristik değeri olmayan eskizler yapmaktadırlar. Karikatüristler hakkında örneğin diş doktorlarında olduğu gibi belirli bir gelir istatistiği yoktur. Karikatüristlerin lobi ve dernekleri de yoktur. Sarı basında karikatüristler hakkında hemen hemen hiçbir bilgi bulamazsınız ve küçük çocuklara "büyüyünce ne olacaksın" diye sorulduğunda "karikatürist" cevabını almak pek mümkün olmayacaktır. Her ev sahibi, kiracı olarak bir bankacıya verir, kız babası da eczacıya, bir avukata hatta bir öğretmene veya bir belediye memuruna oncelik tanır. Çok az sayıda karikatür, müzelerin kolleksiyonunda yer almaktadır, çünkü onlar diğer resimlere göre daha küçük ve daha az değerlidir.

Çok şükür zaman değişiyor. Yavaş, ancak sürekli bir değişim söz konusu. Öncelikle Almanya'da bir karikatürist-süperstarı vardır. Her görevi üzerine alan, sanatçılar ve sanatçı olmayanların hayal ettiği biridir. Bir çok siyasetçiden daha çok seviliyor ve daha ünlü. Esprili ve konuşkan. Kar gibi beyaz saçlara sahip ve bütün diş doktorlarından iyi kazanmaktadır. O aynı zamanda adildir de: Adı LORIOT. Ayrıca son zamanlarda karikatür alanında toplantılar, gezici sergiler, workshoplar, ulusal ve uluslararası ödül dağıtımları ve etkinlikler artmıştır. Medya karikatüre daha fazla yer ayırmaktadır. İnsanlar birbirlerine karikatür kartları göndermekte ve karikatür kitapları hediye etmektedirler. Aynı zamanda Maliye Bakanlığı da artık karikatüristleri daha sık ziyaret etmektedir. Hannover'de bir karikatür müzesi oluşturulmuştur. Ülke geneline yayılmış zaman zaman karikatürleri sergileyen hatta orijinallerini satan çok sayıda sanat galerisi vardır. Karikatürün toplum tarafından kabulü gün geçtikçe artmaktadır. Çok şükür bu da çok yavaş ilerlemekte!

(Türk-Alman Karikatür Buluşması Sempozyumu'ndan)


GAZETE KARİKATÜRCÜLÜĞÜ VE GELECEĞİ
Doç.Dr.Atilla Özer

Karikatür sanatının, gazeteye büyük ve önemli katkılarının yanında basının da karikatürün yaygınlaşmasında önemli rolü olmuştur. Bu nedenle karikatürün tarihi, basının tarihiyle yakından ilgilidir. Gazete okuyucusu karikatürü hiç dışlamamıştır. Karikatür, gazetenin kamuoyu üzerindeki etkisini hep olumlu yönde etkilemiştir.

Günlük gazetelerde karikatürün önemli işlevleri vardır. Bunların başında, elbette haber verme gelmektedir. Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, sanatsal, felsefik, edebi ve psikolojik aktüalite karikatürlere hep yansımış ve bu konulara güncel yorumlar getirmiştir. Bu da geniş anlamda haber verici bir niteliktir.

Bunun dışında karikatürün; eğlendirme, eğitme, tabuları ve mitosları yıkma, karşı çıkma, estetik kaygı gibi işlevleri de önemlidir.

Günlük bir gazetede karikatürcüler sanatlarını dört türde uygulamaktadırlar. Bunlar; Gülmece Deseni, Karikatür, Bant Karikatür ve Çizgi Öykü'dür. Cemal Nadir Güler günlük gazete karikatürünü ülkemize yerleştirirken, karikatür sanatına da önemli katkılarda bulunmuştur. Karikatür, önceleri alt yazısı bol ve resim etkisinde bir yapıda iken Cemal Nadir ile özgün ve sade çizgisine kavuşmuş, yazıdan da oldukça arındırılmıştır. Ayrıca Cemal Nadir, karikatürde kendi tiplerini yaratmış, Amcabey, Dede ile Torun, Dalkavuk, Ak'la Kara, Salamon ve Yeni Zengin tiplerini okuyucusuna sevdirmeyi başarmıştır.

İnsanlar okumaktan çok bakmaya eğilimlidirler. Dünyada bakabilen insanlar, okuyabilenlerden her zaman daha çok olmuştur. Televizyonun geliştiği, kanalların alabildiğine çoğaldığı bir ortamda gazeteciliğin sıkıntıları artmaktadır. Çünkü haberleri hem daha hızlı, hem de daha yakından canlı olarak insanlara ulaştıran TV; gazetenin en önemli işlevini yerine getirmektedir. İşte böyle bir durumda, gazetedeki karikatürler bir parça da olsa "ayırıcı" özellik olma olasılığını taşımaktadırlar. Çünkü karikatürcünün yaptığı sadece haber verme değil, olayı mizahi gözlükle yorumlama, bir başka açıdan bakmadır. Sanıyorum gazetelerdeki karikatür kullanımı sonsuza kadar sürecektir
-metu-


Sayfa: [ 1 ]