|
||
| SOSYOLOJİK BİR BAKIŞLA KÜLTÜR KÜLTÜR 20 inci yüzyıl boyunca ve 21.yüzyılın yaşandığı bu zaman parçasında hala dünyanın birçok yerinde etnik savaşlarda insanların ölmesi, öldürülmesi, farklı kültürlerin yok edilmeye çalışılması, farklı etnik yapılara tahammül edilememesi gibi bir çıkmazla birlikteyiz. Herhalde, insanoğlu denen yeryuvarlağı’na ait olan yaratığın çözemediği önemli sorunlardan biri de bu. Aslında bir çeşit çelişki diyebiliriz. Ama nasıl bir çelişki? İnsanoğlu, bir yandan kendi mensubu olduğu etnik kültürü diğerlerinin üzerine yerleşmesini sağlamak isterken, diğer yandan aynı isteği hisseden diğer etnik kültür mensubunu yok ediyor. Hoş olmayan ve kısır bir çelişki... Kültür nedir? Sorusuna önce bir yanıt bulmak gerek ya da önce bunu irdelemek gerek. Kültürün okuma yazma ile ne kadar ilgisi var? Kültürlü insan diye bir kavram varmı? Ya da boyle bir tanımlama olabilir mi? Geri-ileri kültür var mıdır? Etnik kimliği belirleyen nedir? Kültür, bir sosyolojik grubun onemli yapılarından biridir. Sosyolojik bir kimliğin olabilmesi icin bir kültürün de olması gerekir. Etnik yapı, kültürle doğrudan ilintilidir. Kültür dediğimiz şey, sosyolojik grubun dilinden, alışkanlıklarından, yaşam şekillerine kadar ya da dini inancından, her türlü insani ve doğal ilişkilerini kapsayan bir bütün ya da bu ilişkilerden ortaya çıkan sosyolojik bütüne verilen ad. Görüldüğü gibi, kültürün eğitimle yakın bir alakası ya da ilişkisi yok. Toplumların gelişmişlik düzeyleri kültürleri ile ölçülemez. Yani, başka bir deyişle, ileri kültür ya da geri kültür gibi bir tanımlama herhangi bir sosyolojik birim için yapılamaz. Böyle bir tanım çok fazla sübjektif (muğlak) ve üstelik yanlış olacaktır. Genellikle, pek çok bilim adamı da dahil olmak üzere, hepimiz bu hataya düşeriz. Peki, bir toplum ileri ya da geri kalmış olarak tanımlanabilir mi ? evet...Bu doğrudan, o sosyolojik birimin bugün olması gereken koşullarla doğru orantılıdır. Bu koşulları belirleyen ise kültür değil, ekonomik, teknolojik-bilimsel düzeydir. Ancak, biz bir sosyolojik yapının yaşam standardını bu şekilde, yani geri-ileri olarak tanımlayabiliriz. Bilimsel ve teknolojik olarak gelişmiş bir toplumun doğal olarak yüksek bir yaşam standardına da sahip olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Değişen ekonomik ilişkilere bağlı olarak, sosyolojik yapıda da değişme olacaktır. Ekonomik ilişkiler, toplumu değiştiren en dinamik faktördür. Sosyoloji, insanoğlunun üretim çeşitliliğine ve ilişkilerine bağlı olacaktır diğer herşey gibi. İnsanoğlunun tarihi de üretim ilişkileri tarihi değil midir? Üretimin çeşitlenmesi, üretim araçlarının gelişmesi ve el değiştirmesi, sosyolojik yapıyı da değiştirecektir. Sosyolojik yapının değişmesi yeni bir kültürel değişmenin önünü açar. Yeni üretim ilişkileri, yeni alışkanlıklara, farklı yaşam tiplerine neden olur ve hatta konuşulan dilin dahi değişmesini gerektirir. Bu da, kültürün değişmesi demektir. Yani, insanoğlu kültürünü yaşadığı sosyolojik evreye uyarlar ve onun gerektirdiği gibi yaşar. Bu açıdan bakıldığında ileri kültür ya da geri kültür tanımlamalarının yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, her sosyolojik birim ait olduğu evrenin yaşam tipi ile maruftur. Yani, başka bir şekilde ifade edecek olursak, her toplumsal aşama kendi kültürüne haizdir. Bu kültür, o sosyolojik grubun içinde bulunduğu koşullara göre değişiklik gösterse de , genel hatlarıyla aynı karaktere haizdir desek yanılmış olmayız, sanıyorum. Örneğin, genel tanımı ile dünyanın her yerinde "FEODALİTE" kültürü benzerlikler gösterir. Üstelik FEODALİTE çağında, iletişimin bu kadar etkin, yoğun ve gelişmiş olmadığı göz önüne alınırsa, kültür ve üretim ilişkileri arasındaki etkileşimin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır. Çünkü FEODALİTE çağında, dünyanın her yerinde üretim ilişkileri birbirinin aynısıdır. Bugün Kapitalizm çağında bir kapitalist kültürden bahsetmek yanlış olmayacak. Artık yavaş yavaş, etnik kültürlerin yerini küresel kültürün almaya başlaması da bugün Kapitalizm’in küresel (global) bir evreye ulaştığının bir başka belirtisi de sayılabilir. Buna rağmen, örneğin, birkaç evreyi aynı anda atlayan, ya da başka bir deyişle bu sosyolojik evreleri yaşayamayan toplumsal kümelerin içine düştükleri bunalımı görmezlikten gelemeyiz bugün. Örneğin, tam bir köylu toplumu olan ÇİN’in bugünkü halini, ya da kültür devrimi diye yutturulmaya kalkılan maskaralığı eleştirmezsek kendimize yalan söylemiş oluruz. Yine, 1917 Ekim devriminin 1990 larda içine düştüğü durumu nasıl açıklamak gerekir? Sosyolojik bakış açısı ile bakıldığında yapılan yanlışın ne olduğunu anlamak daha da kolaylaşıyor. 1917 de henüz daha feodal çağı yaşayan, ağaya beye kulluk eden serflerin yaptığı devrimin sonucunda böyle bir başarısızlığın yaşanması doğal sayılmalı. Hele, sosyalist olduğunu farzettiğimiz böyle bir toplumdan sonra bir anda ortaya çıkan ulusalcı-etnik savaşlar bunun en açık ve de acı kanıtı. Demek ki diyoruz, 1917 de bırakın Rus köylü toplumunun Kapitalizmi yaşamadığını, pek çok etnik kültür de milliyetleşemeden, yani henüz daha kapitalist üretim ilişkilerini tanımadan, buna ait kültürü yaşamadan, sosyalist deneye tabii tutulmuştur. Bu da Reel Sosyalizmin ilk uygulamasının başarısızlıkla sonuçlanmasına yönelik en önemli etken. Yani, daha henüz ulusal bilinci edinememiş ve ulusal kültürünü elde edememiş bir takım sosyolojik-etnik grupların birkaç evreyi birden atlayarak ileri bir aşamaya geçmeleri olası görülmüyor. Ve sonuçları insani açıdan bakıldığında, gerçekten de korkunç oluyor. Diğer bir örnek, henüz 200 yılın biraz üzerindeki bilinen tarihi ile Avustralya. İlk beyaz’ın bu büyük adaya ayak basmasından bu yana yaklaşık 225 yıl geçti. Ama Avustralya yerlileri (Aboriginler) de henüz bir değişim görülmedi. O tarihlerde, insanoğlunun yaşadığı ilk sosyolojik evrede bulunan (İlkel komünal toplumun ilk safhaları) Aborginler’in kültürü de bu evreye uygun olarak hüküm sürmekteydi. Yapılan her türlü baskıya, katliama, insanlık dışı müdahaleye ve önleme ve son bir kaç onyıldaki sözde korumaya rağmen Aboriginler henüz Kapitalist kültürü benimsemiş gibi görünmüyorlar ve bu açıdan gelişmiş bir kapitalist toplumda hala en önemli sorunu teşkil ediyorlar. Buraya kadar olan açıklamalarımızdan şu sonucu çıkarmak pek yanlış olmayacak. İnsan sosyolojik olarak her evreyi yaşamak zorunda. Bugün belki bu süreç bir parça kısalmış dahi görünse de - yani daha önce binlerle ifade edilen zaman dilimleri içinde yaşananlar bugun bir kaç on yıla dahi sığdırılabiliyor- her toplumsal birim insanoğulunun geçmesi gerekli olan her aşamayı her evreyi ve bu evrelere ait kültürleri yaşamak zorunda. Adına devrim denilen, evrimin insan eliyle hızlandırılmış hali olan sürecin ise bu kültürel değişime çok önemli bir katkısının olmadığı açık. alıntı |
||
|
||
Alıntı ..örneğin, birkaç evreyi aynı anda atlayan, ya da başka bir deyişle bu sosyolojik evreleri yaşayamayan toplumsal kümelerin içine düştükleri bunalımı görmezlikten gelemeyiz bugün... zaten değil evrim dememizin gayesi budur. bir çocuğa okuma yazma öğretmeden, temel sürüş teknikleri öğrtemetmeden ve gerekli fiziksel özellikleri kazanmadan sürücü koltuğuna oturtursanız sonuçlarının ne olacağı bellidir. toplumda insanlardan oluşur ve aslında toplumu kurallar değil insanlar yönetir. insanlar amaçlanan sonuçlar için gerekli seviyeye sırasıyla ve zamanla ulaşırlar. bunun sosyolojik karşılığı kültürel dönüşüm yada evrimdir. |
||
|
||
| İnsan ,insanlar grubu içinde en vasat özelliklerini harekete geçirir.Bu sayede aradaki uyum-iletişim sağlanır.Dolayısıyla toplumsal kurallar birlikesl bir gelişimi sağlasa da bireyin ayağına bağ olmak konumundan çıkamaz genelde. | ||
|
||
| Kultur zaten sosyolojik bakilacak bir sey degil midir? | ||
|
||
| Şahsen ben yıllardır bakıyorum oyle sosyolojik sosyolojik..Ama kelimelere takılma derim..Vurgu yapmıs kanımca Anarres..Yani felsefi ,dini ,tarihsel vs.. acidan degilde sosyolojik acıdan .Kapsama var..Yoksa zaten kulturu sosyal dunyadan soyutlama imkani yok..İnsan,insanlar,iliskiler,toplumlar,kulturler..Bu zinciri kıramazsınız.. ^_^ |
||
|
||
Aslinda ben de takilmamak istiyorum ,cunku bazen uzatilan cumleler ya da kelime obekleri ayni anlamin versiyonlari seklinde oluyor.Bir de sosyolojinin alanini belirlemenin bazen zorlugu ilgi cekici.Yani insan nerede baslar ve nerede insanlara donusuru arastirmak onemli ve de cazip. |
||
|
||
Alıntı Bir de sosyolojinin alanini belirlemenin bazen zorlugu ilgi cekici.Yani insan nerede baslar ve nerede insanlara donusuru arastirmak onemli ve de cazip. zor,onemli ve cazip..bu yuzden sınavlar zor ama zevkli
|
||
|
||
| insan ne zaman insanlara dönüşürü irdelemek için toplumsal ruhun varlığını kabullenmek gerekir. toplumsal ruh ve birey biribirlerini var eder. bu etkileşimden kaçınmka mümkün değildir. bu yüzden birey hiç bir zaman birey olamaz. |
||
|
||
| Birey yoksa bireyler de yok ,öyleyse toplumsal ruh da imkansız ya da birey kopmak için çetin bir savaş verip ortak bir ruhun erimiş görüntüsü olmaktan mümkün olduğunca sıyrılmalı ve bu direnci karşılığında toplumun üzerindeki etkisini kişileştirebilmeli. | ||
|
||
| sosyolojik bunalım.. kültür olmuş yani_? öyle mi diyorsunuz_? way be gözlerim yaşardı, doğru söylüyorsunuz... |
||