SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: ne alırsan yarı fiyatına

Sayfa: [ 1 ]

11.07.2007 13:27:01
Bir tablo hayal edin...
Sanat eseri.
Miras... Size ait.
Tuvali, Türkiye coğrafyası.
Boyası, şehit kanı, alın teri.
Her sabah uyanıyorsunuz...
Gururla seyrediyorsunuz...
Ama birileri, her sabah sizden önce uyanıp, o tablonun başına geçiyor ve orasına burasına, minik minik fırça darbeleri atıyor.
Her sabah, bir minik fırça darbesi.
Usta işi.
Küçük küçük değişiyor tablo.
Aniden değil.
Milim milim.
Alıştıra alıştıra.
Yedire yedire.
Aradan yıllar geçiyor...
Tablo, o tablo olmaktan çıkmış!
Komple değişmiş.
Ama dedim ya... Kanıksamışsınız.
Bakıyorsunuz bakıyorsunuz, o tablo, hâlâ aynı tablo zannediyorsunuz.

Peki, fark, nasıl farkedilebilir?
"Orijinal"in aslında ne kadar değiştiği, ne hale getirildiği, ilk bakışta "şak diye" nasıl anlaşılabilir?
Tek çare var: Kıyas.
Tablonun ilk haliyle...
Son halini yan yana koymalı.

E hadi, koyalım yan yana...

Türk Telekom, Arap'ın.
Telsim İngiliz'in. Kuşadası Limanı İsrailli'nin. İzmir Limanı Hong Konglu'nun... Araç muayene işi Alman'ın. Başak Sigorta Fransız'ın. Adabank Kuveytli'nin. İETT Garajı Dubaili'nin. Avea Lübnanlı'nın.
Petkim?
Ermeni'nin.
(Kazak'a sattık, dediler.
Kazağı bi çıkardık... Ermeni...)
N'olacak bu memleketin hali?
Rakı, Amerikalı'nın.
Finansbank Yunanlı'nın... Oyakbank Hollandalı'nın. Denizbank Belçikalı'nın. Türkiye Finans Kuveytli'nin. TEB Fransız'ın. Cbank İsrailli'nin. MNG Bank Lübnanlı'nın. Alternatif Bank Yunanlı'nın. Dışbank Hollandalı'nın. Şekerbank Kazak'ın. Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın. Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un. Beymen'in yarısı Amerikalı'nın. Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın. Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın. Eczacıbaşı İlaç, Çek'in. İzocam, Fransız'ın. TGRT Amerikalı'nın. Demirdöküm Alman'ın. Döktaş Fransız'ın. Süper FM Kanadalı'nın.

Hepsi Türk'tü.
Sadece 4.5 yıl önce.

Ya, sattılar.
Ya, satışa teşvik ettiler.
Ya da, kasıtlı IMF politikalarıyla söke söke satışa mecbur ettiler.

Taş üstüne taş koyanı, iyi kötü görmüştük de... Taş üstünde taş bırakmayanı, ben ilk defa görüyorum.
 

gılgameş 11.07.2007 14:10:21
evet sattılar kendi mallarıymış gibi. hala halk ekonomi iyi ye gidiyor diye avunuyor gerçi türkiye de mevcut partilerin hangisi olsaydı ay nısını yapardı biz bunu hakkediyoruz arkadaş

11.07.2007 14:21:35
oyy tkp'li tkp'li (bu hitabı sevdim),
bu yazı kime ait?

12.07.2007 16:40:08
Kimya Mühendisleri Odası (KMO) PETKİM’in özelleştirilmesiyle ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada PETKİM’in kime satıldığından çok neden satıldığının önemli olduğunu vurgulayan KMO Başkanı Hasan Küçük, Türkiye’deki petrokimya sanayi hakkında bilgiler de vererek özelleştirmeye karşı çıktı.

HABER MERKEZİ Kimya Mühendisleri Odası bir basın açıklaması yaparak PETKİM'in özelleştirilmesinin sorgulanması gerektiğini savundu. KMO Başkanı Hasan Küçük imzasıyla yayınlanan basın açıklamasında, ülkenin tek entegre tesisi olan PETKİM'i özelleştirilmek yerine kamu kuruluşu olarak korumak gerektiği belirtilerek, "ülkemizdeki ekonomik denetimin, dolayısıyla ülkemizin bugünü ve geleceğinin uluslararası sermayenin kontrolüne terkedilmemesi, ülkemiz varlıklarının, sanayileşme ve bilim-teknoloji geliştirme hedeflerimizin korunması ve bu alanlardaki gelişmeler sonucunda elde edilecek toplumsal kazanımların yok edilmemesi için PETKİM'in özelleştirilmesinden vazgeçilmesini talep ediyoruz" denildi.

‘Dünya sahip çıkıyor, biz satıyoruz'
Açıklamada, petrokimya sektöründeki durumun analizi yapılarak iç pazarın yanı sıra, genel olarak Türkiye, özelde de PETKİM'in yeri ve PETKİM limanının Batı pazarlarına ulaşım açısından son derece cazip olduğu anlatıldı. Dünyada ulusal kimya ve petrol şirketlerinin öneminin arttığına değinilerek, on yıl önce ulusal nitelikli şirketlerin dünya toplamının yüzde 11'ini oluştururken bugün paylarının yüzde 17'ye ulaştığı bilgisi verildi. Böyle bir konjonktürde Türkiye'nin kamu kuruluşu olan PETKİM'in özelleştirilmesi sonucunda, satın alan firma üzerinde herhangi bir denetimin kalmayacağı ve PETKİM'den hammadde alan yerli sanayicilerin yeni darboğazlarla karşılaşma riskinin artacağı da vurgulandı.

Kime değil, neden satıldığı önemli
KMO'nın basın açıklamasında, PETKİM'in kime satıldığından çok neden satıldığının sorgulanması gerektiğine dikkat çekilerek, "ihale sonrasında ülkemizde PETKİM'in satılmasından çok "satın alanların milliyeti ve kökeninin' üzerinde durulduğu görülmektedir. Kimya Mühendisleri Odası olarak, bizce esas üzerinde durulması gereken konu, "PETKİM'i kimin aldığı' ndan çok, "Ulusal petrokimya kuruluşumuz PETKİM'in niçin satıldığı' olmalıdır. Dünyadaki gelişmeler ve hızla büyüyen iç piyasa bu kuruluşumuzun satılmasını değil, kamu kuruluşu olarak korunmasını ve yeni yatırım yapılmasını gerektirmektedir" denildi.

‘PETKİM satışı durdurulmalıdır'
Basın açıklamasında yer alan bilgilere göre yurtiçi petrokimyasal ürün ihtiyacının ancak yüzde 30'u yerli üretimle, yani PETKİM tarafından karşılanıyor, geri kalanı ise ithal ediliyor. Ülkenin talep artış hızı dünya ölçeklerinde petrokimya tesisi kurulmasına olanak sağlayacak düzeyde. Yine basın açıklamasında ülkenin 1 milyon ton etilen üretim kapasitesine sahip yeni petrokimya tesisine ihtiyaç olduğu yıllardır vurgulanırken ve özel sektörün bu alanda karlı yeni yatırımlar yapabilmesi mümkünken, PETKİM'in satışa çıkarılmasının hiçbir anlamı olmadığı da vurgulandı.

Açıklamanın sonunda, "ekonomik alanda denetimi yabancı sermayenin eline vermiş olan bir ülkenin ne sanayileşme ne de bilimsel teknolojik gelişme alanında ulusal bir stateji geliştirebilme ve uygulama olanağı kalmamaktadır. Bu nedenle, bu tesislerimizin elden çıkarılması sadece bugünkü kayıplarla sınırlı olmayıp, geleceğimize de ipotek koyma anlamına gelmektedir. PETKİM'in satışı, AKP Hükümetinin uluslararası sermayeye ve IMF programlarına tam teslimiyet halinde, ülkemizin kaynaklarını ve varlıklarını satışa çıkarmasının en son ve en yeni örneğidir. Ulusal petrokimya kuruluşumuz PETKİM'in % 51 hissesinin de satışıyla ülkemizin stratejik bir sektörünün bugünü ve geleceği uluslararası sermaye ile petrol ve kimya şirketlerinin kontrolüne terkedilmektedir. Dünyada önemli bir tekelleşme eğilimi olan bu sektörde kamu kuruluşlarımızın entegrasyonu parçalanıp özelleştirilirken, uluslararası şirketlere tekel oluşturmaya açık rant alanları sağlanmaktadır" denilerek PETKİM'in özelleştirilmesinin durdurulması talep edildi.


12.07.2007 16:52:24
Sabiha Gökçen Havalimanı gümüş tepside sunuldu. Havalimanı 20 yılda taksitle kendi kendini ödeyecek. Limak, cebinden para çıkmadan işletmecilik yapacak.

 Seçimlere sayılı günler kala Petkim'i satan AKP hükümeti, önceki gün de Sabiha Gökçen Havalimanı'nı sermayeye armağan etti.

Yapılan ihale sonunda, işletme hakları 20 yıllığına Limak-MAHB-GMR konsorsiyumuna devredilen Sabiha Gökçen Havalimanı, ihaleyi kaybedenlerin aksi yöndeki tüm açıklamalarına rağmen, kazanan konsorsiyum ve özellikle de bu konsorsiyumun yerli üyesi Limak için büyük bir "kıyak" anlamını taşıyor.

AKP hükümeti ve sermaye çevreleri ihalenin çok yüksek bir fiyatla sonuçlanmasını öne çıkarıp bu durumu ekonomik istikrarın göstergesi olduğunu iddia ediyor. Oysa ki havaalanının işletme devir bedelininin ilk 3 yılı ödemesiz, son 17 yılda da düşükten yükseğe artan taksitlerle ödenecek olması gerçek fiyat tartışmasına yol açıyor.

İhalenin ardından çeşitli çevrelerde yine Limak yine Galataport yorumu da yapılıyor. Limak'ın da içinde yer aldığı Global Holding'in başını çektiği bir konsorsiyum bir finans dehası sergilemiş, Galataport için küçük taksitlerle başlayıp son yıllara doğru yüksek meblağlara ulaşan bir ödeme planı önermişti. Bakıldığında ihale için verilen teklif gayet yüksek görünürken ödeme planı yakından incelendiğinde ilk 10 yılda neredeyse kaydadeğer hiçbir ödeme yapılmadığı anlaşılmıştı. Galataport'un skandal yaratan ödeme planı Sabiha Gökçen ihale şartnamesine taşınarak ikinci bir skandala imza atılmış oldu.

Üç yıl sonra, "ufaktan" ödemeye başla!
Limak öncülüğündeki konsorsiyumla devlet arasında imzalanan işletme anlaşmasında en başta ödeme planı dikkati çekiyor.

Konsorsiyum tarafından 1 milyar 932 bin euro'ya (KDV dahil 2 milyar 279 milyon euro) 20 yıl için işletme hakları devralınan havalimanına, anlaşma gereği konsorsiyum tarafından 250 milyon euro'luk da ek yatırım yapılacak. Söz konusu rakamlar, özellikle ihalede yer alıp elenen, Atatürk Havalimanı işletmecisi TAV tarafından yüksek bulunuyor.

Öte yandan, işletmeden elde ettiği kârı, devir gerçekleşir gerçekleşmez kasasına koymaya başlayacak olan Limak konsorsiyumu, 2010 yılına kadar ödeme yapmayacak! 700 milyon dolar maliyetle 2001 yılında tamamlanan havalimanına 3 yılı aşkın bir süre karşılıksız hükmedecek olan konsorsiyum, 3 yılın sonunda ödemeye, yalnızca yıllık 76 milyon euro'luk ödemelerle başlayacak. Konsorsiyuma ek bir vade kazancı sağlayacak plana göre, yıllık taksitler kademeli olarak artacak ancak son 4 yıl için yılda 134 milyon euro'ya ulaşacak.

Bu ödeme planı üzerinden düşünüldüğünde Limak'ın cebinden tek kuruş çıkmayacak olmasının yanısıra havaalanı için telaffuz edilen işletme hakkı devir bedelinin bugünkü değeri yansıtmadığı, yıllara yayılan ödemelerin enflasyon vb etkenlerden arındırıldığında çok daha düşük olacağı dile getiriliyor.

Yer hizmetleri Limak'ta
Limak konsorsiyumu, aldığı işletme haklarıyla da kârına kâr katacak. Konsorsiyum, diğer havalimanlarından farklı olarak Sabiha Gökçen'de uçak yakıtı satabilecek ki, yalnızca bu faaliyetin 20 yıllık kazancının 600 milyon euro olması bekleniyor.

Ayrıca anlaşmaya göre Limak ortaklığı, kule hizmetleri hariç tüm yer hizmetlerinin işletme hakkını da devralıyor. Gümrüksüz alışveriş mağazaları, şehir içi taşıma, vb. faaliyetlerin diğer limanlardan farklı olarak işletmeciye bırakılması ise, işletmeci kuruluşu diğerlerine göre çok daha kârlı bir noktaya taşıyor.

Yüksek potansiyel iştah kabarttı
Nüfus ve yerleşim bakımından İstanbul'a benzeyen diğer dünya metropollerinde birden çok havalimanı bulunurken İstanbul'da yalnızca iki tane bulunması, Sabiha Gökçen'in yakın gelecekte yüksek bir taşıma hacmine erişeceğini; hatta yeni havalimanı inşaatlarının da gündeme geleceğini gösteriyor.

Örneğin, nüfusu İstanbul'la hemen hemen aynı olan Moskova'da 9 havalimanı bulunuyor. Endonezya'nın başkenti olan ve İstanbul'un yarı nüfusuna sahip Cakarta'da ise, 51 tanesi ulusal olmak üzere onlarca havayolu şirketinin çok sayıda iniş ve kalkış gerçekleştirdiği iki havalimanı bulunuyor. 

Bilindiği gibi, İstanbul'da yalnızca Yeşilköy'deki Atatürk Havalimanı'nda uluslararası uçuşlar gerçekleştiriliyor. Yapılan araştırmalar ise, uluslararası seferleri kullananların yüzde 40'ının Anadolu yakasında ikamet ettiğine işaret ediyor. Bu durum, anlaşma gereği Limak tarafından taahhüt edilen 250 milyon euro'luk yatırımın uluslararası terminal inşaatı için kullanılmasının da temel nedeni. Bu inşaatı, "taksitsiz" geçen ilk üç yılda tamamlamayı hedef edinen Limak konsorsiyumu, böylece kârına kâr katacak.

Sabiha Gökçen Havalimanı'nın sahip söz konusu potansiyel, "fiyat yüksek" söylentilerine rağmen devir ihalesinin neden 14 saat boyunca, 38 turda sonuçlanabildiğini de açıklıyor.

Antalya'dan bile ucuza
22 Haziran'da yapılan ihaleyle IC İçtaş-Fraport konsorsiyumuna devredilen Antalya havalimanın devir koşulları, Sabiha Gökçen Havalimanı'nın Limak konsorsiyumuna tam anlamıyla gümüş tepside sunulduğunu gösteriyor.

Antalya Havalimanı, 2 milyar 370 milyon euro bedelle 17 yıllığına IC İçtaş-Fraport'a devredildi. Henüz devir gerçekleşmeden 100 milyon euro ödeme yapan grup, ilk iki yılda toplam fiyatın yüzde 25'ini de ödeyecek. Ayrıca konsorsiyum, yakıt satışı başta olmak üzere hemen hiçbir yer hizmetinin işletme hakkına da sahip değil. 

AKP hükümeti seçime günler kala satışlara devam ediyor. Seçim öncesinde Derince Limanı ihalesinin de yapılması bekleniyor. Satışlarda seçim sürecini göz ardı ederek gaza basan AKP, seçim öncesi arkasına aldığı emperyalist desteğe karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor.


Yabancılar ‘cool' baba-kıza hayran." Bu hayranlık Limak patronlarının memleket yağmasından ucuza mal kapatıp yüksek fiyata yabancılara satmaktaki ustalığına olmasın?

soL Limak uzun yıllar inşaat sektöründe faaliyet gösterdikten sonra önce turizm, sonra çimento, ardından da kârlı gördüğü her alana, yatırıma yönelmiş bir grup. Grubun patronları akademisyen kökenli iki inşaat mühendisi: Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız.

Grubun vitrininde de Nihat Özdemir ve finansçı kızı Ebru Özdemir bulunuyor. Özellikle son iki yılda yapılan neredeyse tüm büyük ihalelere katılan grup adına masa performansı hep bu ikiliye kaldı. İnşaat mühendisliği eğitimin ardından finans mastırı yapan Ebru Özdemir'in ihalelerin finans cambazlığı ve yabancılarla işbirliği konularında uzmanlaştığı söyleniyor. Medyatik Özdemir'in finans cambazlığı konusundaki stajını Galatapor ihalesinde, Global ile giriştiği ortaklık sırasında Mehmet Kutman'ın yanında yaptığı da ekleniyor. Sabiha Gökçen ihalesinin ardından Ebru Özdemir basına verdiği demeçte "Yabancı ortaklarımız ihalelerdeki cool'luğumuza hayran kalıyor, hatta kendilerine başka ihalelerde danışmanlık yapmamızı önerenler bile oldu" sözleri ile dikkat çekti.

Askeri ihalelere dayanan büyüme öyküsü
Limak'ın inşaat sektöründeki faaliyetlerinde NATO ihaleleri başta olmak üzere askeri ihaleler dikkat çekiyor. Grubun portföyünde gerek yurtiçinde gerek yurtdışında pek çok askeri tesis yer alıyor. Özellikle Nihat Özdemir'in Diyarbakırlı oluşu sayesinde Güneydoğu'da çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerde pek çok askeri ihale alındığı öne sürülüyor.

Askeri ihalelerle fazla içli dışlı olan Limak şirketi hakkında 2004'te Muhafız Alay Komutanlığı binası yapımında devletin 1 trilyondan fazla zarara uğratıldığı iddiasıyla dava açılmış, Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, Türkiye Müteahhitler Birliği'ndeki (TMB) başkanlık görevinden istifa etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ihalesi 1997'de yapılan ve inşasına başlanan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı inşaat ihalesinde 1 trilyon 21 milyarlık yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla, aralarında sonradan emekli olmuş bir yarbay, iki albay ve iki binbaşının da bulunduğu 21 sanık hakkında dava açmıştı. Sanıkların, ‘‘resmi evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, devlete ait artırma eksiltme ve yapım işlerine fesat karıştırma'' suçlarından, 4.5 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması istenen davada, inşaatı yapan Nihat Özdemir'in firması Limak'ın dört mensubu da yargılanmıştı.

İnşaattan kazandıklarını yeni ve daha kârlı alanlara yatırmaya girişen grup, önce turizme yöneldi. Grup bünyesinde Antalya'da bir dizi otel bulunuyor. Turizmi çimento ve enerji sektörleri takip ediyor.

İşgalde Limak'ın da "tuz"u var
Çimento sektörüne 2001 yılında Siirt Kurtalan fabrikasını alarak giren Limak, 2005 yılı sonunda TMSF tarafından satılan Uzanlara ait çimento fabrikalarının da ikisini alarak bir çimento grubu haline geldi. Son yıllardaki tüm ihalelerde hazır asker olan Limak, 2007 yılının başında Lafarge tarafından satılan altı çimento fabrikasına talip oldu. Sektörün yapısı itibariyle Limak ölçeğinde bir firmanın, çimento sektöründeki pozisyonunu sürdürmesinin çeşitli güçlükleri bulunduğu söyleniyor. Şirket yetkilileri, çimento sektöründe yeni alımlarla belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra Holcim, Orascom gibi Türkiye'de faaliyet göstermeyen ama ülkeye girmek isteyen uluslararası çimento tekellerinden birine fabrikaları satma niyetlerini gizlemiyor.

Limak'ın çimento fabrikaları, Kurtalan, Ergani ve Antep Irak'a, Irak'taki işgal güçlerine en fazla satış yapan tesisler. Irak'ta inşaat işleri de bulunan grup işgalden en çok nemalanan sermaye gruplarından biri.

Temel strateji "al-satçılık"
Yerli bir şirket olmanın ve devletle özel bağlara sahip olmanın avantajıyla özelleştirme başta olmak üzere çeşitli yöntemlerle satışa çıkarılan varlıkları almak ve sonra da yabancı bir alıcıya yüksek fiyattan satmak şirketin temel "stratejisi" olarak öne çıkıyor. Seçim sonrasına ertelenen elektrik dağıtım ihalelerine de giren grubun enerji üretimi ve dağıtımında da benzer bir niyetle hareket ettiği düşünülüyor. Hidroelektrik santraller başta olmak üzere irili ufaklı bir dizi yatırımı bulunan Limak, enerji sektöründeki özelleştirme ve yabancı sermaye girişi sürecini göz önünde bulundurarak yatırım yapıyor.

Sadece çimento ve enerji sektörleri değil yukarıda sözü edilen strateji doğrultusunda tüm ihalelerde Limak'ı görmek mümkün. Galataport ihalesinde Ofer'in başını çektiği konsorsiyumda yer alan firma, İstanbul Bomonti Bira Fabrikası ihalesinden Antalya Lara Park'a pek çok gayrimenkul satışında boy gösterdi.

Mey İçki ile "staj"
Limak yukarıda sözü edilen "strateji"yi ilk kez Tekel'in alkollü içecekler bölümünün alış-satışı ile hayata geçirmiş oldu. Grubun şu ana kadarki en büyük vurgunlarından biri TEKEL alkollü içecekler oldu. 2004 yılında Özaltın-Nurol-TÜTSAB konsorsiyumu ile TEKEL alkollü içecekler özelleştirme sürecinde alındı. Konsorsiyumu oluşturan şirketler içki üretimi konusunda hiçbir tecrübesi bulunmuyordu. Özellikle konsorsiyumun lideri konumundaki Limak'ın başından itibaren "iyi bir fiyatla satmak üzere alkollü içeceklere talip olduğu" söyleniyor. Nitekim, Mey İçki'nin yüzde 10'luk payla sahibi olan ve dört yıl önce 292 milyon dolara aldıkları şirketi, Teksaslı bir patrona 900 milyon dolar değer üzerinden satan konsorsiyumun kalan hisseleri de değerlenmiş durumda.

12.07.2007 16:53:45
CIA'nın işkence uçaklarına evsahipliği

Savunma Bakanlığı’na bağlı Sabiha Gökçen Havaalanı bugüne kadar birçok iddiaya konu oldu. İşkenceci CIA ajanlarının havaalanında konaklaması bunlardan en önemlisiydi. Şaibeli ihaleleriyle ünlenen havaalanı işletmesinin kadrosu da asker yakını dolu. 6 yıllık geçmişiyle Sabiha Gökçen Havaalanı gayya kuyusu gibi.

soL Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı (SGH), Savunma Bakanlığı'nın en önemli projelerinden biri olan ve 1987 yılında Bakanlar Kurulu'nca yapımı karara bağlanan İleri Teknoloji Endüstri Parkı (İTEP) projesinin ilk adımı olarak 2001 yılında hizmete açıldı. 6,6 milyon metrekarelik alanda kurulu bulunan havaalanı hakkında daha ilk günden itibaren iddialar artarak devam etti. TSK'nın gerekli hallerde askeri üs olarak kullanabilmesini sağlayacak şekilde üstün araç gereçle donatılan havaalanının sermayesinin büyük bir çoğunluğu Savunma Sanayi Müsteşarlığı'na ait. Diğer ortaklar ise Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı, TUSAŞ, Türk Hava Kurumu, HAVELSAN ve ASELSAN'dan oluşuyor. Sabiha Gökçen Havaalanı'nın işletme hakkı, 2001 yılında kurulan Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş. (HEAŞ)'a verildi.

Asker karıştı, ortalık karıştı
HEAŞ'ın ilk yönetici ekibinde, havacılık sektöründe işletme ve pazarlama konuları ile basın halkla ilişkiler alanlarında uzman kişiler bulunuyordu. Bu ekip, havaalanının ilk ihtiyaçları olan ekipmanların alım ihalelerinde de görev aldı. Bir süre sonra, Sabiha Gökçen Havaalanı ekipman ihaleleri ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atılmaya başlandı. Gerek ihalelerin verildiği firmalar, gerek alınan ekipmanların kapasitesi bakımından Sabiha Gökçen Havaalanı'na göre ‘fazla ve üstün donanımlı' oluşu dikkati çekmişti. Bu iddialardan en önemlisi, HEAŞ'ın Savunma Bakanlığı'nca denetlenen ve kullandırılan bütçesinin oldukça fazlası bir harcama yaptığı ve Savunma Bakanlığı'nın duruma el koymaya hazırlandığı iddiası idi.

Savunma Bakanlığı'nın dolayısıyla TSK'nın ileride askeri üs olarak kullanmayı düşünebileceği donanıma sahip, İleri Teknoloji Endüstri Parkı'nın bir parçası olan havaalanının yönetimindeki HEAŞ profesyonel kadrolardan oluşmasına rağmen, askerlerin gerek kontroller ve bütçe denetimleri gerek havaalanı yönetimi konusunda sürekli baskısı sonucunda HEAŞ yönetimi ile askerler arasında çeşitli sürtüşmelerin yaşandığı da dönemin iddiaları arasında yer aldı. Aynı dönemde, "boş durmaması" ve HEAŞ'ın maliyetlerini karşılaması amacıyla sivil havacılık faaliyetlerine açılmış olan Sabiha Gökçen Havaalanı, İstanbul Atatürk Havalimanı'na rakip olarak çalışmaya devam etti ise de kapasitesinin sınırlılığı ve kentin tercih edilen ikinci havaalanı oluşu nedeniyle hedeflenen doluluğa ulaşamadı.

Havaalanının yönetiminden rahatsız olan Savunma Bakanlığı, bir süre sonra yönetimde köklü değişiklikler yaparak genel müdür ve yardımcılarını görevden uzaklaştırdı. Yerlerine getirilen kadroların emekli askerlerden oluşması, TSK'nın konuyla ilgili ciddiyetini gösterir nitelikteydi. HEAŞ'ın şu anki Genel Müdürü emekli hava pilot tümgeneral İbrahim Büyükyumukoğlu, Genel Müdür Yardımcısı ise Hasan Basri Vural. Sabiha Gökçen Havaalanı hakkında son olarak, işletmeci firma HEAŞ'ın kadrolarında emekli askerlerin ve genel müdür yardımcısı Hasan Basri Vural'ın akrabalarıyla yakınlarının bulunduğu hakkındaki iddialar ortaya atıldı. Kadrolar incelendiğinde, bunun iddiadan öteye geçtiğini görmek mümkün.

Sabiha Gökçen'in sicilinde CIA var
15 Kasım 2005 tarihi Sabiha Gökçen Havaalanı'nın siciline kara bir leke olarak geçti.

Uluslararası Af Örgütü'nün iddiası ve Avrupa Konseyi'nin açtığı soruşturma kapsamında, CIA'ya ait uçakların Avrupa şehirlerine 2001-2005 arasında 800'ü aşkın iniş yapması ve bunlardan birinin 15 Kasım 2005 tarihinde Sabiha Gökçen Havaalanı'na gerçekleştirilmiş olmasının sorgulanması üzerine Türkiye'den yeterli cevabın verilmeyişi hükümette krize neden olmuştu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül AA'ya verdiği demeçte "Sabiha Gökçen Havaalanı'na inen ABD uçağında bazı zanlıların sorgulandığı" iddialarını yalanlamış, "bu tür asılsız iddiaların, Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümranlık hakkının tartışılmasına yol açtığını" söylemişti.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise CIA uçaklarının yakıt ikmali nedeniyle Sabiha Gökçen Havaalanı'na iniş yaptığını doğrulayarak hükümet içerisinde kriz yaratmıştı. Yıldırım, uçak personelinin teknik nedenlerden dolayı iniş izni istediğini, uçakta sadece mürettebat bulunduğunu ve yakıt ikmali yaptıktan sonra alandan ayrıldığını söylediyse de, uçağın 15 Kasım sabahı havaalanına inip ertesi gün öğlen saatlerinde havalandığının öğrenilmesi üzerine bu açıklama da geçerliliğini yitirmişti.

Kadroyla pişti, ihaleye düştü
Sabiha Gökçen Havaalanı'nın geçmişindeki tüm bu iddialardan farklı olmamakla birlikte, dış hatlar terminali yapımı için açılan ihale hakkında da iddialar büyük yankı uyandıracak nitelikte. Özellikle ihaleyi alan Limak'ın Afganistan ve Irak'taki işgale hizmet eden bir inşaat firması oluşu, açılan ihalenin şartnamesinde akaryakıt ve kargonun nasıl işletileceği konusunun detaylandırılmaması iddia olmanın ötesine taşan olgular.

Şartnameyi gören bir havacılık yetkilisi, özellikle akaryakıtın işletilmesi ve kârın bölüşümü detaylarının şartnamenin genel maddelerinde yer almayışının, ihaleye katılan firmaları yanıltıcı nitelikte olduğunu söylüyor. Şartnameye göre, akaryakıtın işletilmesi değil sadece satıldığı andaki kârın bir bölümü ihaleyi alan firmaya veriliyor. Borudan çıkan yakıttan mal sahibi yani HEAŞ belirli bir bedel alacak. Şartnamenin hazırlanışındaki bu "incelik"ten anlaşıldığı üzere, asker ihaleyi alan firmanın üzerindeki kontrolünü ve akaryakıttan elde edilecek düzenli bir geliri devam ettirmek istiyor. İhalenin bedelinin 20 yılda geri ödemeli oluşu ise ikinci bir Galataport vakası izlenimi uyandırıyor.

deniz 12.07.2007 19:19:41
o kadar yazmışssın da sabiha gökçenin devlet hava meydanlarına ait olmadığını, satışı askerlerin yaptığını yazmamışsın.

oranın satış fiyatı on kez büyük atatürk havaalanından bile daha fazla oldu.

gerçi bu yüksek meblağın başarı olup olmadığı şüpheli. çünkü sonuçta bu para bizim uçak biletlrimizden ve otopark, lokanta gibi yer hizmetlerinden çıkarılacak.


Sayfa: [ 1 ]