SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Halk düşmanı CHP sağolsun!

Sayfa: [ 1 ] 2

11.07.2007 10:52:25
Emekçi halka vaatlerinde soyguncu AKP'nin milim ötesine geçemeyen CHP, cumhurbaşkanlığı pazarlıklarında ise 'halk seçmesin, biz pazarlık yapalım' diyor. Erdoğan bir yandan pazarlık kartlarını açıyor, diğer yandan CHP sayesinde 'halkçı' oluyor!

soL Dört buçuk yıllık iktidarında milyonlarca emekçiyi daha da yoksullaştıran AKP, "cumhurbaşkanını halk seçsin" çıkışıyla "halkın iradesini" temsil ettiğini iddia ediyor. Buna karşı "halk seçmesin, kriz çıkar" diyen CHP, AKP'ye gollük paslar atmaya devam ediyor. CHP, AKP, ordu ve patronlar arasında süren cumhurbaşkanlığı tartışmasında "halk iradesi" değil, yeni Meclis üzerine aritmetik hesaplar damga vuruyor.

22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşacak meclisin ilk gündemlerinden biri, cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. AKP, bundan sonraki ilk cumhurbaşkanının halkoyuyla değil, Meclis oylamasıyla seçileceğini belirtse de, cumhurbaşkanı seçimi tartışması, genel seçimlerin önemli polemik başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz ay cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesini içeren bir anayasa değişikliğini gündeme getiren AKP yönetiminin bu hamlesi, büyük ölçüde seçim kampanyası olarak yorumlanmıştı. Darbecileri ve "yaşam tarzına düşkün" orta sınıfları temsil eden CHP'ye karşı "halkın iradesini temsil eden AKP" hesabı, CHP'nin tavrı sayesinde büyük ölçüde tuttu. CHP cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki açıklamalarıyla da AKP'ye "gollük paslar" atmaya devam ediyor.

"Erdoğan ve Gül olmasın da..." hesabıyla bu kadar
Yeni oluşacak Meclis aritmetiğinde AKP ve CHP'nin yanı sıra MHP'nin ve DTP grubu kurması beklenen bağımsızların da yerini alacağı öngörülüyor. Bu tabloda Meclis'in cumhurbaşkanını nasıl seçeceği sorusu da ortada duruyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün cumhurbaşkanı adayı konusunda "uzlaşma" mesajları verdi ve bu kez tek isim yerine birkaç ismin yer aldığı alternatifli bir liste önerdi.

Deniz Baykal bu öneriyi "CHP'nin zaferi" olarak yorumladı. Başbakanın bugüne kadar uzlaşmadan bahsetmediğini söyleyen Baykal, "Yepyeni bir yaklaşım. Başbakan bugüne kadar uzlaşma anayasanın neresinde yazıyor diyordu. Ana muhalefet partisiyle oturup konuşmayı zaman israfı sayarım diyordu. Bizim çoğunluğumuz var, biz bildiğimiz gibi Cumhurbaşkanını seçeriz diyordu. Bırakın bizimle uzlaşmayı kendi partisine bile adayını önceden söyleme gereğini duymuyordu. Şimdi geldiğimiz noktada bu anlayışı, bu yaklaşımı, bu değerlendirmeyi Başbakanın bıraktığını görüyoruz" dedi.

Hatırlanacağı gibi CHP, cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidildiği günlerde, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasına itiraz etmiş, AKP içinden "uzlaşılabilir" isimler Vecdi Gönül ve Abdüllatif Şener ön plana sürülmüştü. Baykal, özellikle Şener hakkındaki olumlu açıklamalarda bulunmuş, böylece itirazının Erdoğan, Gül ve Arınç ile sınırlı olduğunu göstermişti. Baykal "Başbakan şimdi söylediğini aylar önce benimsemiş olsaydı, şimdi Türkiye Cumhurbaşkanını seçmişti. Ülke, cumhurbaşkanlığı etrafından bir gereksiz tartışmaya, bir kutuplaşmaya sürüklenmiyor olacaktı. Cumhurbaşkanı istismarı, cumhurbaşkanlığı tartışması Türkiye siyasi hayatından çekilmiş olacaktı" sözleriyle bunu teyit etti.

Tehlikedeki cumhuriyete "apolitik" başkan
AKP'nin Abdullah Gül'ü tek aday olarak öne sürmek yerine alternatifli bir liste önerisi karşısında köşeye sıkışan CHP, cumhurbaşkanının Meclis'in dışından bir isim önerisini gündeme getirdi. Buna gerekçe olarak "cumhurbaşkanlığı tartışmasının çok fazla siyasileşmesini" gösterdi.

Baykal, "çok fazla Anayasa tartışması yaptık, çok fazla siyaset tartışması yaptık" dedi. "Cumhurbaşkanlığına sıcak siyasi çatışmanın içinden bir ismin getirilmesinin Türkiye'deki sorunları sıkıntıları aşmaya yardımcı olamayacağını düşünüyorum" sözleriyle kendisinin de "istikrara" önem verdiği mesajını veren Baykal, Çankaya'ya "siyasi kimliğiyle değil, kişisel nitelikleriyle önem taşıyan" bir ismin getirilmesini önerdi.

Yine hatırlanacağı gibi Baykal, cumhuriyet mitinglerinde rejimin tehlikede olduğuna dikkat çekerek CHP'ye oy istemişti. "Siyasi kimlik taşımayan" bir cumhurbaşkanının siyasi tehlike altındaki cumhuriyet rejimini nasıl kollayacağı merak konusu.

Cumhura sorulmasın, patronlara sorulsun
Baykal, yöneltilen sorular üzerine, aklında "kişisel nitelikleriyle öne çıkan" somut bir isim bulunmadığını söyledi. "Olmasına da gerek yok, bunu hep beraber arayacağız" diyen Baykal, adres olarak medya patronlarına ve "sivil toplum kuruluşlarına" işaret etti.

Siyasi analistler, şimdiye kadar hiçbir iktidar partisinin seçim döneminde AKP'ye dönük medya desteğine benzer bir destek görmediğine dikkat çekiyorlar. Sermaye kesiminin AKP hükümetinden memnun olduğu biliniyor. Ancak diğer yandan cumhurbaşkanlığı seçiminde ordu ile AKP arasında yaşanacak sert gerilimlerin "istikrarı" bozmasından endişe eden patronlar, Erdoğan'a uyarılarda bulunuyorlar. Baykal'ın da sermayenin bu hassasiyetine oynadığı yorumları yapılıyor.

CHP-AKP koalisyonu senaryoları
Seçim sonrası oluşması beklenen parçalı Meclis yapısı nedeniyle cumhurbaşkanlığı dahil bir dizi konuda aritmetik hesaplar şimdiden başladı. Kulislerde özellikle "istikrar" kaygısıyla yeni siyasi krizler istemeyen patronların CHP-AKP koalisyonuna sıcak baktığı konuşuluyor.

Baykal'ın seçim ardından bir CHP-AKP koalisyonu olasılığı hakkındaki sorulara olumsuz bir yanıt vermekten kaçındığı dikkati çekiyor. Baykal, "Önce bir tabloyu görelim. Mevlam neyler, neylerse güzel eyler. Seçim sonuçları bir ortaya çıksın. Ondan sonra hepimiz sorumluluk duygusu içinde Türkiyemize sahip çıkmak için ne gerekiyorsa üzerimize düşeni yaparız" diyor. "Vatandaşın nasıl bir iktidar formülü ortaya çıkaracağı konusunda peşin hükümde bulunmam. AKP'ye oy verecek vatandaşlarımın kararını baştan dışlamış olmayı demokrasi dışı saydığım için taahhüt içine girmem" sözleriyle "patron vatandaşların" isteklerine duyarlı olacağı mesajı veriyor

05.02.2008 20:05:02
chpnin başında deniz baykal olduğu müddetçe hiç bir ilerleme gösterilemeyecektir. ve chpnin iktidara gelmesindense, akpnin iktidarda olmasını istiyorum açıkçası.
soldan bozma bir sağ parti çizelgesinde yürüyen chpden bi b.k olmaz.
sağa kaymasının nedeni de; soldan yeterli oyları alamadı. e ülke gündemide son dönemlerde çok hassas. ne yapacak? nabza göre şerbet verecek.
ama deniz baykalın unuttuğu bir nokta var, nabza göre şerbeti, her gün o saçları defne sabunuyla yıkamakla olmuyor.

Sapiens 18.05.2008 18:06:51
Sarıgül'den CHP'li Sav'a tepki
18 Mayıs 2008 Pazar 17:53
Mustafa Sarıgül, CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın basına yansıyan hacla ilgili sözlerine ilişkin, ''İnançlara saygısızlık halka saygısızlıktır. CHP'nin oylarının neden yükselmediği, giderek azaldığı Önder Sav'ın sözlerine bakıldığında ortadadır'' dedi
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Şişli Belediyesi Nikah Dairesi'nde yaptığı basın toplantısında, Sav'ı eleştirdi.

Sav'ın Ankara Elmadağ'da hacca gitmek istediğini söyleyen bir vatandaşa tavrının toplum tarafından hoş karşılanmadığını ifade eden Sarıgül, ''Bu tavırdan anlaşılıyor ki, CHP'li yöneticiler halk ile aralarına ördükleri yapay duvarı daha da yükseltme gayretindeler. Bilinçsiz, bilgisiz, ulu orta söylenen sözler, yurttaşlarımızı partiden soğutuyor, uzaklaştırıyor'' dedi.

CHP'nin halkın partisi olduğunu, halkın olduğu yerde inançların da olacağını kaydeden Sarıgül, şöyle devam etti:

''İnançlara saygısızlık halka saygısızlıktır. CHP'nin oylarının neden yükselmediği, giderek azaldığı Önder Sav'ın sözlerine bakıldığında ortadadır. Siyasetçi halkın duyarlı olduğu konuları bilmelidir. CHP Genel Sekreteri'nin bu sözleri şaka yollu dahi söylemiş olması büyük bir gaf, büyük bir talihsizliktir. CHP'nin etrafına daha yüksek duvarlar örüyorlar. Ancak kendileri de bu yüksek duvarların içinde hapis kalıyorlar.''

Sarıgül, ''İktidar din yoluyla siyaset yapıyor'' denirken, başkalarının da din yoluyla muhalefet yaptığını, Türkiye'nin sorunlarının ekonomi, terör, eğitim olduğunu, dünyanın her yerinde sosyal demokratların bu konularla ilgilendiğini sözlerine ekledi.

Bir gazetecinin, ''Siz Önder Sav'ın yerinde olsaydınız ne yapardınız?'' diye sorması üzerine Sarıgül, o vatandaşı derhal hacca göndereceği yanıtını verdi. Sarıgül, ''Allah'ım bana imkan verirse, yaşlı, ekonomik durumu zayıf bütün vatandaşlarımızı hacca, umreye göndereceğim'' dedi.

Mustafa Sarıgül, ''CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetine katılmayıp, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in davetine katılmasını nasıl değerlendirdiği'' yönündeki soru üzerine bunun ''son derece yakışıksız'' olduğunu ifade etti

http://www.hurhaber.com/news_detail.php?id=124244

18.05.2008 18:10:40
CHP yı batıran Baykal ... Ama yıne o yıne o. 

18.05.2008 18:50:49
SONUNA KADAR BAYKAL ;

CHP ; ne amerikancıya , ne kürtçüye ; nede CHP içine sarıgül tarafından sokulmak istenen dinci akıma yenilmeyecektir.

Siz istediğiniz kadar küresel güçler tarafından yönetilen medya ile kendinize düşünce zemini oluşturun...Sonuna kadar BAYKAL.

Sapiens 18.05.2008 19:56:03
   Deniz Baykal beyin böyle dertelri olduğunu sanmıyorum o saltanatının sefasını sürüyor Parti başkanları maaş alıyor mu?İş bankası ortaklığından dolayı ayrı bir maaşı var mı?

eğer varsa bende CHP başkanı olmak isterim açıkçası olmak istemek yetmez kalmakta isterim

18.05.2008 19:58:16
siz oy atmadığınız insanlardan bir şey beklemeniz kadar garip birşey olamaz. Tıpkı Tc ye yaraşır düşünceler bunlar, adamı iktidarmı yaptınız sorguluyorsunuz.

son tango 18.05.2008 20:04:04
hehe ..doru sölüo bence de..

Sapiens 18.05.2008 20:24:49
kimse yanlış söylemez ki herkes doğruyu söyler doğruları birbirne vurursunuz kiminki kırılırsa onun ki yanlış olur

Sino AtriaL 18.05.2008 20:38:40
SONUNA KADAR BAYKAL ;

CHP ; ne amerikancıya , ne kürtçüye ; nede CHP içine sarıgül tarafından sokulmak istenen dinci akıma yenilmeyecektir.

Siz istediğiniz kadar küresel güçler tarafından yönetilen medya ile kendinize düşünce zemini oluşturun...Sonuna kadar BAYKAL.


Bir kere karar ver,,

sonuna kadar baykal mı chp mi?

baykalsa sataşacağımda!

Sapiens 18.05.2008 20:41:51
sonuna kadar hak hukuk adalet özgürlük denebeilri ama sonuna kadar  baykal  dersenzi allah sonunu getrisin demek zorunda klaır bu millet adam 71 yaşını görmeden kalpyetemzliğinden veya nazardan gider

Sino AtriaL 18.05.2008 21:12:26
ilkkez sapiens bacuma katılıyorum Smiley

Sapiens 19.05.2008 07:36:29
inşallah gülmekten katılıyornuuzur sizin gibi faşizan fikirleri olan biriyle aynı düşüncede olmak canımı sıkar

Büyük Doğu 19.05.2008 09:22:55
Baykal ve CHP demişken, bizim "Ilımlı İslâmcılar-Amerikan İslâmcıları" nasıl da atlıyorlar "mal bulmuş mağribi gibi"... Senin Önder Sav ve Baykal dediğin zaten sahte kutuplaşmanın bir tarafı...

"Sav Allah Resûlü'ne hakaret etmiş"

Eeee?! Sen ne diyorsun?

"Hmm Tayyip ve Fetullah hoca haklı yav... Bunlar Hak ve Halk düşmanı!"

Diyerek doğru AKP ve Fetullah'ın kucağına!

Oh be! Ne güzel Demokrasi...

Şu unutulmamalı: Baykal da, Tayyip de, Bahçeli de, Fetullah da ve sair bütün bu isimler, temsil ettikleri kitlelerin hainleridir!.. "Birbirlerinin varlığını dileme" durumundaki sataşmalarını görmüyormusunuz?..

Onlar perde önünde pek bir kavga ederler de, perde gerisinde sevişirler...

Vatan, millet, din, bağımsızlık işgal altında.... Kimin umurunda...

CHP'ye şunu sormak lazım: Be adam(!), İşgal Terör Üssü İncirlik'ten ne haber?... "Demokrasi" diye diye Irak'te 2 Milyon insan katledildi, ve buna en büyük desteği BOP Eşbaşkanı Tayyip ve Yasadışı Fetullah-Talabani- Barzani terör örgütü veriyor, üstelik bununla da açık açık övünüyorlar... Bundan ne haber?!.. Diye sorulmalı...

Bırakın bu sahte kutuplaşmaları besleyen sözümona "kavga"ları... Gerçek kutuplaşma, her kesimin samimileriyle, yine bu kesimlerin -yukarıda bir kısmının isimlerini verdiğimiz hainleri arasındadır... Daha doğrusu bu işbirlikçilerle, Teröristbaşı ABD ve AB'dir vesselam!
 

Büyük Doğu 19.05.2008 09:32:28
Bu çerçevede, aşağıya alıntıladığım yazı, meseleyi gayet güzel özetlemekte... Aslında ayrı bir konu başlığı şeklinde açmak lazım ancak, burada, CHP ve Baykal'a saldırırken İslâm'a ve değerlerine -Peygamber Efendimize!- sahip çıktığını zanneden arkadaşlar için buraya koyuyorum... Sahip çıktığınız Peygamber Efendimiz değil, Peygamberleştirdiğinizi görmemekte ısrar ettiğiniz Tayyip'tir, Fetullahtır!.. CHP'nin işi de, sizin bu "bağlılığınızı" kemikleştirmek...


İste, Birleş, Düşmanı Aş!
Osman Halid
20 Eylül 2007


 
Yokoluş veya varoluş sürecinin yaşandığını hissetmeyenlerle herhangi bir mücadele verilemez.

Sözümüz, içinde yaşadığımız bu süreci bütün varlığında hisseden ve direnmeyen-direnemeyen milletlerin yok olup gideceğini idrak etmiş gerçek vatanseverleredir.

28 Şubat’tan beri Türkiye, âdeta sahte kutuplaşmaların yaşandığı cennet görünümündedir. Ne nefret haritaları düzgün çizilebilmekte, ne de düşman tespitleri doğru yapılabilmektedir. Her kesimin hainlerinin bir “çatı” altında birleşebildiği bugün, bütün kesimlerin samimilerinin, yani gerçek vatanseverlerin pratik ittifaklar içine girerek, bir çatı tesis etme zorunluluğu ihtiyaç olarak kendini dayatmaktadır. Fakat Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde vaki olmamış bir bölünmüşlük ve ruh felçliği yaşandığından dolayı bu çatının nasıl ve kime karşı tesis edilebileceği veya tesis edilebilirliği cevapsız kalmakta… Arsızca ihanet çizgisine girmiş ve bu çizgiyi insanımıza dayatan, kanıksatmaya çalışan hainlerin ihanetlerini rahatça sergilemesine mukabil, samimiler, aynı rahatlığı gösterecek zeminlerden veya birtakım siyasi atılımların yapılabilmesinin şartı olan cesaretten yoksun gözüküyor.

Pratik ittifaklar için yapılması zaruri siyasi atılımlardaki tutukluk, harekete geçmesi elzem olan insanlara zaman kaybettirirken, ayrıca hıyanet çizgisinin tuttukları mevzileri daha bir tahkim etmelerine de sebebiyet vermektedir. Her kesimin haininin yapabildiği güç birliğinin, her kesimin samimisi yapamadığı müddetçe ne din, ne devlet, ne de vatan kurtulamayacaktır. Bu cümleden olarak, göz plânında yapılan bütün atıp tutmalar, karşılıklı çok kızmış numaraları, “birbirlerinin varlığını dileme durumundakilerin” sahte kutuplaşma adına insanımızın gözünün içine baka baka oynadığı bir tiyatro oyunundan öte bir mânâ ifade etmez. Bu oyun sadece ve sadece aradan sıyrılmacı, riskten hoşlanmayan, menfaat çetesi, fırsatçı kuklaların işine yarar. Gerçek vatanseverler bütün unsurlarıyla bir ân önce oynanan bu oyunun farkına varıp asıl kutuplaşmanın kimler arasında ve hangi hedef doğrultusunda olduğunu göstermekle mükelleftir.

Yaşadığımız coğrafyada oynanan oyun, bir nevi kutu içinde kutu ve iç içe geçmiş, sayısı belirsiz kutular şeklindedir. Matruşka gibi…

Bu çok bilinmeyenli gibi gözüken denklem içinde emperyalistlerin, kendi stratejilerini bizlerin stratejilerinin içine yerleştirerek yürütüyor olma ihtimalleri çok yüksek. Temel çelişkiyi ve sınırları, onlarla bizim aramızda, yani, “gerçek vatanseverler” ve “kukla hainler” diye görmez ve çizmezsek, yaşanılan sürecin var olma ve yok olma süreci olduğunu da pek anlayamayız. Bunun için ilk yapılması gereken bizce, nefret haritalarında esas düşman tanımlamasını doğru yapmaktır.

Onlar Türk’ün, Kürt’ün, İslâmcı’nın, Kemalist’in, kısaca her kesimin hainleri ülkeyi sömürge haline getirmek için -ki geldi!- sömürgeci Batı emperyalizminin politikalarına teşne ve o politikaların uygulanmasına adeta ibadet aşkıyla iştirak edenler…

Waşington-Tel Aviv-Londra üçgenine secde edenler…

Terörist Batı Sömürgeciliği’ne ülkeyi ve insanımızı peşkeş çekenler…

Vatan sevgisi nedir hiç tatmamıştır, vatanseverliği “lümpenlik” olarak algılayan-algılatan ve bu şekilde direniş ruhunu örseleyen, iman duygusundan yoksun, liberal çapulcu, hedonizm bataklığında hayvanî zevkler içinde inleyen bir garip insan tipi…

Bunlara karşı “biz” ifadesi içine girenler ise, ayrım yapmaksızın söylüyoruz ki her kesimin samimileri, yani gerçek vatanseverleri…

İşte, her kesimin samimileri ile hainlerini birbirinden ayırıcı çizgi ne olmalıdır?

Ve, yine her kesimin samimilerinin nefret haritalarında birbirlerine yer vermemesini gerektirecek esas düşman kimdir?

İslâm milletinin yaşadığı vatan topraklarını kimler istila etmişse, esas düşman onlardır!

Yani bugün saflaşma, kamplaşma, ayrışma, bölünme bu esas düşmana nispetle yapılmalıdır. Her kesimin hainleri bu esas düşmanın, yani Amerika’nın işbirlikçisi olarak tavanlarda bir yerde el ele, kol kola, omuz omuza kendi esas düşmanlarını yok etme plânları yapmaktadırlar. Yani gerçek vatanseverleri… İslâm milletinin şerefli evlatlarını…

Bütün kesimlerin hainleri, mensup oldukları kitlelere takiyye yaparak en tepelere yerleştiler. Yani takiyye kurumunu en başta kendi insanlarına karşı işlettiler. Birileri ellerindeki rakı kadehleriyle laiklik adına İslâm’a ve millete efelenirken, karakterlerinde bağımsızlığın “B”si bile yoktu. Ellerindeki rakı kadehleriyle, karakterleri gerçekten bağımsız olanlara takiyye yaptılar.

Şimdilerde ellerinde portakal suyu bulunan “imansız islâmcılar”la yan yana kolkola “mutlu Türk” pozları vermekteler… Her iki hain grubun yanına, eli viskili liberal çapulcuları da eklemek gerekir. Görülmüyor mu ki artık, Y. Büyükanıt üniformalı Tayyip olurken, Tayyip de üniformasız Y. Büyükanıt oldu. Bütün kesimler bugüne kadar birbirlerini takiyyeci olmakla suçlarken, aslında kendi yaptıkları takiyyeyi gizledi. Bir taraf “eski gömlek”ini çıkarıp değiştiğini ve dönüştüğünü deklere ederken, zannediyor musunuz ki diğer taraf aynı işi yapmıyor. “İmansız İslâmcılar”ın değişip dönüşmesi çok hızlı seyrettiğinden diğer hainlerin evrim süreci pek takip edilemiyor veya gözden kaçıyor. “İmansız İslâmcılar”a geçmişleri nasıl inkâr ettirildiyse, elinde rakı kadehi tutana da geçmişi inkâr ettirilecek! Bu süreç başladı ve hızla ilerliyor. Onlar da 30 Ağustos’lardan, Çanakkale’lerden ve Sakarya’lardan kurtulmak için değişip dönüşecekler.

D. Baykal, T. Erdoğan, Y. Büyükanıt, A. Gül, E. Özkök, F. Gülen, E. Çölaşan, D. Bahçeli… gibi daha birçok benzer isimlerin hepsi bu sahte kutuplaşmanın taraflarıdır. Hepsi aynı çizgiye mensubtur; “dünya” dedikleri Barbar Batı sömürgeciliği!..

Türkiye’deki her kesimin samimi unsurları esas düşman Amerikan emperyalizmine karşı Kurtuluş Mücadelesi’ni örgütlemekle mükelleftir. Bu mükellefiyet yerine getirilirken özellikle Irak’lı mücahidler tarafından verilen İstiklâl Savaşı’nın tek savaşın bir parçası olduğunu hiç hatırdan çıkarmamak gerekir. Emperyalist Amerika 1991’den beri Irak’ta 2 milyon müslümanı katlederek elde edemediği neticeyi, bugün tek kurşun atmadan bizim vatanımızda elde etmiştir. Sadece bu, içinde bulunduğumuz şartların vehametini göstermesi bakımındanyeterlidir.

Barbar Batı Sömürgeciliği Irak Kurtuluş Savaşı’nın Anadolu’yla birleşmemesi ve özellikle Türk’le Arab’ın omuz omuza aynı hedef doğrultusunda bir mücadeleye girişmemesi için Irak’ın güneyinde Siyonist bir duvar örmeye çalışmaktadır. Amerika’nın Irak’ı işgal etmesini onaylayan ve Kürtler’in Saddam’dan “kurtulduğundan” dolayı sevinen bir grup zihniyet, acaba hangi anlayışa binaen Türkiye’nin Irak’ın kuzeyini işgal etmesine karşı çıkıyor?

Eğer mesele işgale karşı çıkmaksa bölgedeki bütün kötülüklerin kaynağı olan Amerikan işgaline niçin karşı çıkmıyorsun! Ayrıca Amerikan işgaline karşı çıkmadan Amerika ile ittifak halinde hareket eden TC’ye karşı mücadele verip, diğer taraftan Amerika ile müttefik duruma gelmek hangi kurtuluşçu anlayışa sığabilir?

Başta verdiğimiz “matruşka” misâli hatırlanmalı… “Esas düşman” tespiti doğru yapılmadan kökten kurtuluş için verilen mücadeleler, çoğu zaman farkında olmadığımız esas düşmanın stratejilerinin yürümesine vesile olması kaçınılmazdır.

Bugün Öcalan’ın da deyimiyle, PKK’yı bölgeden tasfiye etmeye çalışan güçle, gerçek vatanseverleri tasfiye etmeye çalışan güç aynıdır. Esas düşmana, yani, sömürgeci Batı emperyalizmine karşı hakiki mânâda güç birliğine gidildiği zaman anlaşılıyor ki, Türk, Kürt, İslâmcı, Kemalist ve benzeri çevreler içindeki bütün samimi unsurların pratikte ittifaklar sağlamaları kaçınılmaz görünmektedir.

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine müdahalesi gündeme geldiğinde en son Barzani, “Şu ân birliklerimiz Bağdat’ta operasyonda ama yine de sınırlarımızı koruyabiliriz” demedi mi?

Barzani’nin kastettiği birlikler Bağdat’ta kiminle beraber ve kime karşı operasyon yapıyor?

Tabi ki Amerika ile birlikte Irak’lı direnişçilere!..

Kürt’ün hainleri bölgedeki ve dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı terörist başı Amerika ile beraberler. Aynı Amerika, A. Öcalan’ı Türkiye’ye teslim ettiği gibi, şu ân iktidarda bulunan ve PKK’yı tasfiye etmeye çalışan “imansız müslüman”ların çatısı AKP’nin de destekçisi!.. Yine Amerika, ‘91 yılından beri 2 milyon müslümanı katletti. Diğer taraftan terörist başı Amerika’nın iki “müttefik”i yani TC ve Irak’ın kuzeyinde bulunan Talabani ve Barzani PKK yüzünden birbirlerine düşman! Nereden bakarsanız bakın, “esas düşman” yerine sömürgeci Batı emperyalizmini ve onu temsilen terörist başı Amerika’yı koymazsanız atacağınız her adım kendi sonunuzu hazırlamaktan ve Amerika’nın ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramayacaktır!..

“Esas Düşman” bölgeden kovulmadan bu samimi unsurların ideolojik ve teorik temelde birbirleriyle halledebilecekleri nihai hiçbir hesaplaşma olamaz.

Bugün en pratik çözüm, bu unsurların birbirlerinin kırmızı çizgilerine riayet ederek, bulundukları cephelerdeki sömürgeci Batı emperyalizminin ve onun elebaşı Amerika’yı bütün terör üsleriyle birlikte yok etmek için bütün güçleriyle gayret göstermektir.

“Mehmetçik” iddiasında bulunanlar başta olmak üzere, bütün unsurların Irak işgalini nasıl değerlendirdiğini ortaya koyması, herkesin yerine getirmesi zaruri bir görevdir. Çünkü iç içe geçmiş kutuların, bir bir açılıp her şeyin yerli yerine oturmasının tek yolu bu değerlendirmenin doğru yapılabilmesine bağlıdır. Pastadan pay kapma sevdalıları, bugüne kadar sayıları iki milyona ulaşmış Irak’ta katledilen müslümanı görmeyerek ve göstermeyerek kaptıkları payı zıkkımlanma hevesindeler!

Irak’ın yiğit halkının yiğit şehit devlet başkanları Saddam Hüseyin’in ardından verdikleri İstiklâl Savaşı, pay heveslilerin gırtlağına çökmüştür.

“Özgürleştirme ve “Demokratikleştirme”nin pratiği halihazırda Irak’ta yaşanırken yani terörist Batılı sömürgeci haramiler tarafından Irak yağmalanırken, burada “özgürleşme, özgürleştirme ve demokratikleşme” atılımlarının neye hizmet ettiğini iyi anlamak gerekir.

Tek kurşun atılmadan elde edilen zafer!..



Sayfa: [ 1 ] 2