SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komünizm

Konu: Komünizme Sorular'a Bir soru

Sayfa: 1 2 [ 3 ] 4

07.11.2004 19:54:53
Simdi anladim..Yoldas Marx(ve engels) Komunist Manifestoyu ( ve diger fikirlerini) yazarken s.s.c.b icin yazmadi sadece..onu Kendimize yol almamiz yeterli.

deniz 07.11.2004 22:09:33
Alıntı
Biz, anarşistlerin "arkalarında yığınlar bulunmadığı, ve bu yüzden, pek tehlikeli olmadıkları" düşüncesiyle kendisini avutanlardan da değiliz.

Bugün sorun, kimin, daha büyük ya da daha küçük "yığınları" arkasından sürüklediği sorunu değildir;

önemli olan doktrinin özüdür. Eğer anarşistlerin "doktrini" gerçeği yansıtıyorsa, o zaman açıktır ki, [anarşizm] kendine mutlaka bir yol açacak ve yığınları kendi etrafında toplayacaktır. Ama, eğer geçersizse ve yanlış bir temel üzerine kurulmuşsa, çok  devam edemeyecek ve ayakları havada kalacaktır.  AMA ANARSIZMIN GECERSIZLIGI KANITLANMALIDIR.
"eğer geçersizse ve yanlış bir temel üzerine kurulmuşsa, çok  devam edemeyecek ve ayakları havada kalacaktır."

bu söz nedense bana sosyalist pratikleri anımsattı.

...

anarşistler, destek verdikleri devrimin daha ilk yıllarında kötüye gidişini gördüler ve sovyet iktidarları ile mücadeleye giriştiler.

stalin gibi bir zorbanın anarşizme karşı oluşu çok mantıklı  <_<  

07.11.2004 22:48:09
stalinizm hakkında konuşmadan önce stalinizmle neyi kastettiğimi belirtmek isterim, yoksa kavramlar birbirine giriyor, stalinin kişiliğinin ve uygulamalarının ötesinde birşeydir stalinizmle kastedilen şey.

stalinizm, bürokratik devlet kapitalizmidir. işçi sınıfının üzerinde yükselen, merkeziyetçi, totaliter, bürokratik bir düzendir. siyasal açıdan muhalefete yer yoktur, mutlak hakimiyet vardır, işçi sınıfının bir söz hakkı yoktur zira herşeyi merkez belirler.

dönemin şartları vs. tabiki stalinizmin doğuşunu dönemin şartları getirmiştir ama bu stalinizmi haklı çıkarma çabasını haklı çıkartamaz, reel sosyalizm deneyimlerini sahiplenebilirsiniz ama lütfen bunu marksizm olarak sahiplenmeyin. çünkü bunu yapmakla anti-marksistleri, anti-komünistleri sevindiriyorsunuz.

stalinizmi savunmak ve benimsemek, burda şunu belirtmeliyim sovyetler birliğinin politikalarının ötesinde bir stalinizm, yani bürokratik devlet kapitalizmi ya da bürokratik sosyalizm, marksizmi yok saymak, onu kısırlaştırmak demektir.

kendi adıma konuşmam gerekirse ben böyle bir sistemi kurmak için kılımı bile kıpırdatmam, sosyalizm adı altında çin gibi, kuzey kore gibi bir sistem kurma düşüncesi hem insanları haklı olarak kendinde kaçırıyor, hem de sosyalizmi kirletiyor ve çamur atılmasını kolaylaştırıyor..

kendi ellerimle, sahip olduğum azcık özgürlüğüde merkeziyetçi bir devletin ellerine vermek son niyetim..

07.11.2004 22:52:26
makyaj dışında faşizmden farkı var mıdır ki stalinizmin..

08.11.2004 11:25:51
sevgili marcos,

Gördüğüm kadarıyla sen problemleri birer birer çözmüşsün. Herşeyin cevabı elinde. Anarşistlerin yada başkalarının rus devrimine nasıl baktıkları seni hiç mi hiç  ilgilendirmiyor. Hatta bu konulara ait farklı okumalar yapmanın gereğine de inanmıyorsun. Ne diyeyim şimdi...

peki o zaman bu durumda seninle tartışmanın gereği de kalmıyor.

sana kolay gelsin diyeyim


sağlıcakla,

 -_-

deniz 08.11.2004 11:33:57
sevgili ateş hırsızı,

Lenin, (benim bildiğim) devrim pratiğinin gelmiş geçmiş  en iyi ismidir.

leninin devrimci olmadığı konusundaki görüşe, nasıl vardığını ben de anlamadım  :huh:

bir kelime hatası olabilir mi  :blink:  

08.11.2004 12:05:34
Hayır bir kelime hatası yok amadeus.

Bu devrimden ne anladığınıza bağlı....Eğer devrimi politik iktidarı alt etme ve tüm gücü ele geçirme olarak algılıyorsanız bu anlamda Lenin'in bir politika ve iktidar sanatı üstadı olarak hakkını teslim ederim.

Ancak kabaran devrim dalgasını bolşeviklerin partisi aracılığıyla manüple edip kitlelerin sovyetlerde, konseylerde odaklanan kendiliğinden insiyatifini ellerinden alarak işçi sınıfının öncüsü dediği bolşevik militanlardan oluşan seçkin kadro örgütü olan bolşevik partinin insiyatifine verdiği, kitlelerin ona ve karizmasına olan güvenini işçi sınıfı iktidarı dediği bolşevik partisinin (zaten bunu ideolojik temeli de hazırdı) iktidarını pratikte (partinin çelik disiplini altında) komiserler (bürokratlar) iktidarına dönüşmesinden, iktidarın sovyetlerden,devrimci kitlelerin doğrudan demokrasiyi uyguladıkları devrimi yaratan ve/veya devrimin yarattığı gerçek devrimci organlar yapılanmalar olan sovyetlerin iktidarsızlaşmasından, bu yozlaşmayı görüp tepki gösteren, muhalefet eden hatta bu karşı devrimci girişime karşı ayaklanan anarşistlerin, sol sosyalist devrimcilerin, sol komünistlerin, bağımsız konseycilerin, sol menşeviklerin ve hatta sol bolşeviklerin her düzen savunucusu gibi, terörist, bozguncu, karşı devrimci, halk düşmanı vb. asılsız suçlamalarla hapislere tıkılmasından, binlercesinin sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmesinden,  yüzlercesinin sorgulu sualli idam edilmesinden birinci derecede sorumlu olduğu belgelerle sabitken (görmek isteyen gözler için bunlara ulaşmak hiç de zor değil) sosyal devrimi ekmek davası yada politik bir değişiklik olarak değil de kitlelerin kendi özgürlükleri için doğrudan özne olma hali ve insiyatifi olarak kavrayan benim gibi biri için başka bir yaklaşım söz konusu olamaz.
 
Nerede iktidar ve hapishane varsa orada olmayan özgürlükler için mücadele olacaktır!

Ve bu mücadele zaman zaman iktidar sahipleri tarafından bastırılsa bile asla durdurulamayacaktır!


Not: Tarihi her zaman galipler yazar. Rus devriminin tarihinide galip Lenin ve takipçileri yazmıştır. Bu bakımdan 3. enternasyonel belgelerinde yada SBKP tarihinde bu sürece ait propagandif bazı söylemler dışında bir şey bulamazsınız, ancak resmi tarih dışında farklı bir okuma yapmak isteyenler için tanıklıklar ve kaynaklar bol miktarda mevcuttur.  

sağlıcakla,

 :maske:  

08.11.2004 13:45:11
Alıntı
sevgili marcos,

Gördüğüm kadarıyla sen problemleri birer birer çözmüşsün. Herşeyin cevabı elinde. Anarşistlerin yada başkalarının rus devrimine nasıl baktıkları seni hiç mi hiç  ilgilendirmiyor. Hatta bu konulara ait farklı okumalar yapmanın gereğine de inanmıyorsun. Ne diyeyim şimdi...

peki o zaman bu durumda seninle tartışmanın gereği de kalmıyor.

sana kolay gelsin diyeyim


sağlıcakla,

 -_-
Sevgili Ates hirsizi

Stalini Tartismak bir acidan mantikli ama Her zaman Rus devrimine karsi cikanlar oldu-olacaktirda..bugun seninle kusursuz devrim yapsakda bizi elsetireceklerdir..

08.11.2004 13:59:10
Alıntı
Hayır bir kelime hatası yok amadeus.

Bu devrimden ne anladığınıza bağlı....Eğer devrimi politik iktidarı alt etme ve tüm gücü ele geçirme olarak algılıyorsanız bu anlamda Lenin'in bir politika ve iktidar sanatı üstadı olarak hakkını teslim ederim.

Ancak kabaran devrim dalgasını bolşeviklerin partisi aracılığıyla manüple edip kitlelerin sovyetlerde, konseylerde odaklanan kendiliğinden insiyatifini ellerinden alarak işçi sınıfının öncüsü dediği bolşevik militanlardan oluşan seçkin kadro örgütü olan bolşevik partinin insiyatifine verdiği, kitlelerin ona ve karizmasına olan güvenini işçi sınıfı iktidarı dediği bolşevik partisinin (zaten bunu ideolojik temeli de hazırdı) iktidarını pratikte (partinin çelik disiplini altında) komiserler (bürokratlar) iktidarına dönüşmesinden, iktidarın sovyetlerden,devrimci kitlelerin doğrudan demokrasiyi uyguladıkları devrimi yaratan ve/veya devrimin yarattığı gerçek devrimci organlar yapılanmalar olan sovyetlerin iktidarsızlaşmasından, bu yozlaşmayı görüp tepki gösteren, muhalefet eden hatta bu karşı devrimci girişime karşı ayaklanan anarşistlerin, sol sosyalist devrimcilerin, sol komünistlerin, bağımsız konseycilerin, sol menşeviklerin ve hatta sol bolşeviklerin her düzen savunucusu gibi, terörist, bozguncu, karşı devrimci, halk düşmanı vb. asılsız suçlamalarla hapislere tıkılmasından, binlercesinin sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmesinden,  yüzlercesinin sorgulu sualli idam edilmesinden birinci derecede sorumlu olduğu belgelerle sabitken (görmek isteyen gözler için bunlara ulaşmak hiç de zor değil) sosyal devrimi ekmek davası yada politik bir değişiklik olarak değil de kitlelerin kendi özgürlükleri için doğrudan özne olma hali ve insiyatifi olarak kavrayan benim gibi biri için başka bir yaklaşım söz konusu olamaz.
 
Nerede iktidar ve hapishane varsa orada olmayan özgürlükler için mücadele olacaktır!

Ve bu mücadele zaman zaman iktidar sahipleri tarafından bastırılsa bile asla durdurulamayacaktır!


Not: Tarihi her zaman galipler yazar. Rus devriminin tarihinide galip Lenin ve takipçileri yazmıştır. Bu bakımdan 3. enternasyonel belgelerinde yada SBKP tarihinde bu sürece ait propagandif bazı söylemler dışında bir şey bulamazsınız, ancak resmi tarih dışında farklı bir okuma yapmak isteyenler için tanıklıklar ve kaynaklar bol miktarda mevcuttur. 

sağlıcakla,

 :maske:
Lenin, 1905'de yazdigi Devrim Ögretir adli önemli yazisinda,

 ayaklanma üstüne Bolsevik görüslerin geçirdigi evrimi üç asamada ele almistir. Birinci asama, yiginsal isçi sinifi hareketinin baslama yili olan 1897'dir. Lenin, Devrim Ögretir'de 1897 yilinda yazdigi, Rus Sosyal Demokratlarinin Görevleri' ni degerlendirirken söyle diyor:

"Gördügünüz gibi burada ayaklanma hazirliklarindan en ufak bir söz edilmemektedir. Bu sözü edilen yanlizca bir ordunun * toparlanmasidir, yani genel olarak propaganda ajitasyon ve örgütlenmedir" (2).

ikinci asama: 1902. Lenin Ne Yapmali' yi yaziyor ve ayaklanma propagandasi basliyor. Ne Yapmali ayaklanmaya iliskin olarak su noktalari getiriyor:

''1. (Ayaklanma- R.Y.) çagrisini 'oturup bekleyecek' özel ajanlar görevlendirerek bir ayaklanmayi 'hazirlama' fikrinin saçmaligi. 2. Düzenli çalismada görev almis kisiler ve örgütler arasinda, ortak yürütülen çalismalar sürecinde kurulan ilis-kilerin zorunlulugu. 3. Halkin proleter (isçi) kesimiyle, proleter olmayan (tüm hosnutsuz) kesimleri arasindaki baglari bu çesit çalismalar sürecinde güçlendirme zorunlulugu. 4. Siyasal durumu dogru degerlendirme ve siyasal olaylara en hizli biçimde 'tepki' gösterme yetenegini ortak olarak gelistirme zorunlulugu. 5. Tüm yerel devrimci örgütlerin gerçekten birlestirilmesi gerekliligi". (3) .........


*****Lenin, iki Taktik'de, III. Kongre karari üstüne söyle yaziyor: "Herkesin önünde kabul ediliyor ve açiklaniyor ki, genel demokratik devrimci hareket bir ayaklanmayi artik zorunlu kilmistir. Proleteryanin ayaklanma için örgütlendirilmesi, partinin temel ve vazgeçilmez görevlerinden biri olarak gündeme girmistir. Proleteryayi silahlandirmak ve ayaklanmanin dogrudan yöneticiligini üstlenmek olanagini saglamak için en enerjik önlemlerin alinmasi için direktifler verilmistir. (7)

Konuyu uzatmak da olsa, Bolsevik III. Kongrenin ayaklanma konusunda aldigi kararin tümünü okumanin, böyle bir ortamda alinmasi gereken önlemleri anlama yönünden yarari olacaktir:

"1. Proleterayanin, konumu nedeniyle basta gelen ve tek tutarli devrimci sinif olarak, Rusya genel demokratik devrimci hareketinde yönetici rolü oynamakla yükümlü oldugunu;

''2. Bugün bu hareketin artik bir silahli ayaklanmayi zorunlu kildigini;

''3. Proleteryanin kaçinilmaz olarak bu ayaklanmada en enerjik rolü oynayacagini ve onun katiliminin Rusya'da devrimin kaderini belirleyecegini;

''4. Proleteryanin bu devrimde yönetici rolünü ancak onun savaslarini hem ideolojik, hem de pratik olarak yönlendiren Sosyal-demokrat (komünist-RY) isçi Partisi'nin sancagi altinda tek ve bagimsiz bir siyasal güç olarak birleserek oynayabilecegini;

''5. Proleteryanin burjuva demokratik Rusya'nin mülkiyet sahibi siniflarina karsi sosyalizm için savasiminda en elverisli kosullari ancak bu rolü oynayarak saglayabilecegini saptayan RSDiP III. Kongre'si, proleteryayi otokrasiye karsi silahli ayaklanma yoluyla dogrudan savasim için örgütleme görevinin, içinde bulundugumuz devrimci anda partinin basta gelen en acil görevlerinden biri oldugunu saptar.




Daha sonra Stalin, Lenin'in yazilarinda yer alan ve Bolseviklerin uyguladiklari anlayisi söyle formüle etmistir:


1. Propaganda belgisi: Savasan birey ve gruplari partiye kazanma amacini tasir. 2. Ajitasyon belgisi. Genis emekçi yiginlari kazanma amacini tasir. 3. Eylem belgisi: Genis yiginlari saldiriya geçirme amacini tasir. 4. Parti direktifi: Belirli bir gün, belirli bir zaman için dogrudan ayaklanma direktifi. (11)

Stalin'in yaptigi ayrimdaki ilk üç belgi çesidi yaklasik olarak Lenin'in ayirdigi dönemlere denk düsmektedir. Somut ayaklanma emri demek olan "parti direktifi"ni Stalin de belgi olarak saymamistir. Yaklasik olarak dedik çünkü, Lenin'de propaganda ve ajitasyon bu denli kesin sinirlarla birbirinden ayrilmamistir. Gerçekten de dönemleri bu sözcüklerle ayirmak sakincalar getirebilir. Çünkü Stalin'in propaganda dönemi diye adlandirdigi dönemde ajitasyon da vardir, daha önemlisi, ajitasyon dönemi dedigi dönemde propaganda da siddetle vardir. Bu nedenle, Lenin, bu iki döneme birden "propaganda dönemi" demistir.

Kullanilan sözcüklerin dogurabilecegi sakincalar bir yana, Stalin'in dönemleri ayirirken baktigi ölçüt ve ayirdigi dönemlerin özü Lenin'le aynidir. Stalin'in belirledigi belgi biçimlerine verdigi örnek bunun kanitidir, okuyalim.

"Belgiler, savasimin degisik hedeflerine göre degisir. Bu hedefler ya bütün bir tarihsel dönemi, ya da belli bir tqarihsel döneme ait asamalari ve dönemleri kapsayabilir. ilk kez geçen yüzyilin 80'li yillarinda "Emegin Kurtulusu" gurubunca atilan 'Kahrolsun Otokrasi' belgisi, bir propaganda belgisiydi. Amaci en kararli ve saglamsavasçi kisi ve gruplari Partiye kazanmakti. Rus-Japon savasi döneminde, otokrasinin dengesizligi isçi sinifinin genis kesimlerince az çok farkedildiginde, bu belgi genis emekçi yiginlari kazanmaya yönelik bir ajitasyon belgisi oldu. 1917 Subat Devrimi'nden hemen önceki dönemde, çarlik yiginlarin gözünden tümüyle düstügü zaman, 'Kahrolsun Otokrasi' belgisi ajitas- yon belgisi olmaktan eylem belgisi olmaya dönüstü, çünkü genis yiginlari çarliga karsi saldiriya geçirmeyi amaçliyordu. Subat Devrimi sirasinda bu belgi bir parti direktifi, yani çarligin belli kurumlarini ve belli ko-numlarini belli bir tarihte ele geçirmeye dogrudan bir çagri oldu, çünkü artik sorun çarligi devirmek ve yoketmekti. Direktif, Partinin belli bir günde, belli bir yerde dogrudan eyleme çagrisidir. Parti üyeleri üzerinde baglayicidir. Çagri yiginlarin istemlerini dogru ve uygun bir biçimde dile getiriyorsa, zamani gerçekten olgunlasmissa, genellikle genis emekçi yiginlarinca benimsenir."(12)

Yukarida okudugunuz örnek, ayni zamanda, stratejik bir belginin, degisik taktik asamalarda degisik anlam kazandiginin da örnegidir.

Türkiye devrimci hareketinde yeterince anlasilmamis olan iste budur, belgilerin, (hatta ayni belginin), degisik dönemlerde degisik birsey anlattigidir. Hele bizim Mensevikler! Ayaklanma ve silah dedigimiz için bizi "anarsist", "serüvenci" , "gosist" olarak degerlendirmeleri, Marksist-Leninist teorinin öteki yanlari gibi, "dönemler-taktikler-belgiler" konusunda da ne zavalli, ne çaresiz bir bilgisizlik içerisinde olduklarinin kanitidir. (Eger bile bile sahtekarlik yapmiyorlarsa.) Belgileri, direktifle, ya da propaganda döneminin belgilerini devrim asamasinin belgileriyle (Stalin'in de-yimiyle, ajitasyon belgisini, eylem belgisiyle ) birbirine karistirmak asiri tehlikeli bir yanilgidir. Ya zamansiz çikislara, devrimci güçlerin kirilmasina, ya da gecikmeye, nal toplamay yol açar.

Bir örnek verelim. Ajitaston belgisini, zamanindan önce eylem belgisi gibi yorumlamanin örnegi. Rusya'da 1927 Nisan'inda, ''Tüm iktidar Sovyetlere" belgisi bir ajitasyon belgisiydi. Oysa ayni ay Petrograd'da bu belgi altinda yapilan gösteri, belgiyi eylem belgisine dönüstürmeye, kislik sarayi kusatarak ayaklanmayi baslatmaya çalismisti. Zamansiz, erken, çok tehlikeli bir yanlisti. Bolsevik partisi, bu gösterinin basini çekenleri açiktan lanetledi.

Parti taktiklerine ve belgilere bakis açisi yönünden söylenmesi gerekenler kisaca böyledir. *


Tüm propaganda ve ajitasyon ayaklanma çagrisina, ayaklanmayi yiginlara benimsetmeye yöneliktir. Halk ayaklanmasi belgisi atilir. Fakat bu dönemde, ayaklanma belgisi, somut ayaklanma hedefini degil, ayaklanmanin propagandasi hedefini tasir. Ayaklanmanin toplumsal psikolojik kosullarini yaratmayi ama çlar. Partinin ana taktigi, genis emekçi yiginlar ini endi siyasetine kazanmaktir.
 

09.11.2004 10:45:45
`Bir örnek verelim. Ajitaston belgisini, zamanindan önce eylem belgisi gibi yorumlamanin örnegi. Rusya'da 1917 Nisan'inda, ''Tüm iktidar Sovyetlere" belgisi bir ajitasyon belgisiydi. Oysa ayni ay Petrograd'da bu belgi altinda yapilan gösteri, belgiyi eylem belgisine dönüstürmeye, kislik sarayi kusatarak ayaklanmayi baslatmaya çalismisti. Zamansız, erken, çok tehlikeli bir yanlisti. Bolsevik partisi, bu gösterinin basini çekenleri açiktan lanetledi.`
............................

Evet bunda şaşılacak bir şey yok sevgili marcos...leninizme göre devrim parti tarafından manüple edilen bir şeydir. O kadar ki Lenin'e kalırsa ayaklanmanın 25 Ekim ile 26 Ekim'de organize edilmesi arasında tarihin tekerleğinin ileri yada geri gitmesi kadar fark vardır. Tarihsel materyalizmin savunuculuğunu üstadı Marks'la determinist bir temelde yapan Lenin'in şu söylediklerine bakın bir.

Nisan tezlerinde de Temmuz günlerine gönderme yapılarak kitlelerin kendiliğinden kabaran öfkesine sitem eder Lenin. Anarşistlere de kitlelerle birlikte devrimi körükledikleri için kızar. Niye? O da devrimci değilmidir sonuçta?
 
Bunun cevabı ancak felsefi bir temelde verilirse kavranası olur yoksa o şunu dedi bu bunu dedi tarzında bir tartışmanın kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramayacağına inanıyorum.

Marksizmin Lenin tarafından da uygulanarak geliştirilmiş devrim kavrayışı ile anarşizmin devrim kavrayışı arasında çok temel bir ayrım noktası vardır ki o felsefi problemin düğüm noktası Marks'ın proletaryayı tarihin öznesi ilan ettiği noktada başlar. Marks'ın devrimci öznesi proletarya Lenin'de öncü parti kavramıyla ete kemiğe bürünür.  Aslında bunun türkçesi Marks'ın da Lenin'in de kitlelerin kendiliğinden devrimci eylemine olan inançsızlığıdır. Marks'a göre kendisi için kendinde (devrimci özne) olabilmek  için onun en seçkin unsurlarının öncülüğüne ihtiyaç vardır ki bu Lenin'de sınıfın öncü partisi olarak net biçimde ifade bulur. Partinin görevi proletaryayı ve onun önderlik edeceği ezilen sınıfları yönlendirmek (manüple etmek) dir.
Yani  ezilen sınıfların devrime katılabilmesi için onlara önderlik edecek proletaryanın önderliğine, işçi sınıfının sınıf karakterini ortaya koyabilmesi için de onun en bilinçli (sınıf bilinçli) unsurlarının (devrimci öncülerinin örgütlü yönlendirmesine) önderliğine ihtiyaç vardır. Ezilen sınıfların devrimci eylemi felsefi bir ifadeyle işçi sınıfının devrimci önderliğine indirgenirken işçi sınıfının devrimci eylemi de aslında içinden çıkacak en bilinçli unsurların (öncülerin) önderliğine indirgenir. Aslında bunun felsefedeki adı volantirizm yada başka bir ifadeyle devrimci elitizmdir ki pratikteki sonucu bürokratizme ve diktatörlüğe tekabül eder.

Böyle olduğu için 1871 komününün patlak vermesinin hemen ertesinde bay Marks Parisli komünarları zamansız çıkış yaptıkları için şiddetle eleştirmiş sonradan komünün uluslarası prestij kazanması karşısında bayraktarlığa soyunmuş ünlü Paris Komünü üstüne makalesini kaleme almıştır.

Yine böyle olduğu için Almanya ve Rusya gibi geri kapitalist ülkelerde proleter bir devrim beklememiş buralarda olacak bir devrimi burjuva demokratik özlü olmakla sınırlamış "proletaryaya devrimci barutunu yitiren burjuvazinin tarihini rolünü üstlenme" çağrısı yapmıştır.

Yine böyle olduğu için "iki taktik" de Lenin proletaryanın devriminin niçin sosyalist olamayacağını anlatarak devrimin burjuva demokratik olması gereğini sayfalarca anlatarak devrimin ittifaklarına köylülüğün yanı sıra (ki köylülük muğlak bir kavram) orta sınıfları ve burjuvazinin bir kısmını dahil etmiştir.

Yine böyle olduğu için "nisan tezlerinde" devrimin en aktif günlerine hitaben ünlü taktiklerini ve sloganlarını formüle etmiştir. "Bütün sovyetler iktidara" derken şubat 1917 devriminin ertesinde çığ gibi gelişerek büyüyen sovyetlere (şura organlarına) henüz tamamen dağıltılmamış olan duma (kurucu meclis) karşısında destek vererek iktidar alternatifi yaratmak istiyordu. Bir yandan bunu  yaparken de bolşeviklerin sovyetlerin içinde henüz çoğunluk olmamalarından dolayı zaman kazanmaya anarşistlerin ve sol sosyalistlerin kitleler üzerindeki etkisini kırmaya çalışıyordu.
   
Yine böyle olduğu için temmuz günlerinde sabırsız kitlelerle birlikte ayaklanan anarşistlere ateş püskürüyordu...çünkü onun bolşevik devrim planı daha hazır değildi.

Yine böyle olduğu için ancak 1917 Ekim'ine gelindiğinde "bütün iktidar sovyetlere" sloganını atmayı tercih ediyordu. Çünkü bu tarihte ülke genelinde sovyetlerin içinde bolşevik tahkimatı tamamlanmış çoğunluk elde edilmiş siyasi muarrızların tasfiyesinin maddi koşulları yaratılmış, bolşevik devrim planı düğmeye basılacak hale getirilmişti.

Yine böyle olduğu için devrimin hemen ertesinde parti örgütleri sovyetlerin yürütme gücünü elinden alıp tüm ülkeye hakim olmaya başladı...ve kısa bir sürede ülke devrim adına hapishanenin,  sansürün, diktatörlüğün ülkesi haline gelerek hapishaneler anarşist ve devrimcilerle dolduruldu.

Şimdi, ancak Anarşizm ile Marksizm arasındaki devrimci özne tanımını kavrayabilenlere bu durum şaşırtıcı gelmeyecektir. Çünkü epistemolojik kopuş burada başlar ve biter. Anarşizme göre birey öznedir ve onun hiçbir başka biçimde temsili mümkün değildir. Bireyi yönetilecek bir nesne, kitleleri de yönetilmeye yönlendirilmeye ihtiyacı olan bir sürü gibi görüp kavramayan anarşizm kitlelerin kendiliğinden eylemine inanır. Bilirki devrim denen şey bir taktikler, stratejiler yığını, bir politik iktidar değişikliği olmaktan çok daha fazla bir şeydir.  Özgür bir hayatı kurabilmek için kitlelerin bu özgür hayatı kurup yaşatabilecek enerji ve yeteneğe sahip olmaları gerekir ki anarşistlerin görevi buna katılmak ve yardımcı olmaktır daha fazlası değil. Önderlik ve iktidar ile gelecek devrimler şeçkinlerin, yeni efendilerin iktidarına yol açar ve hep böyle de olmuştur.


Ya özgürlük ya kölelik!

hepsi bu,  devrimin tek sloganı budur...gerisi laf-ı güzaf.

sağlıcakla,


   
 :maske:

09.11.2004 14:33:24
Anarsizm gönullu sosyalizmdir evet anarsistler bazı Marksistlerle bazı ortak fikirleri paylasırlar (Leninistlerle olmasa da).  de Marks'ın kapitalizm analizini oldugu gibi, emek-deger teorisini de kabul etmislerdir Aslında Marks, Max Stirner'in --Marks'ın deyisi ile-- "bayagı" komunizmi oldugu kadar devlet sosyalizmini de zekice elestirmesini iceren Biricik ve Kendisi kitabından oldukca etkilenmistir. Yine aynı zamanda, Marksist hareketin icinde toplumsal anarsistlere yakın duran unsurlar da vardır (ornegin, Lenin'e oldukca mesafeli duran .  bazıları da İspanya'daki anarsist devrimden sempati ile söz ederler. Marks'tan Lenin'e devamlılık gösteren bircok unsurlar oldugu gibi; Lenin ve Bolsevizm'i acımasızca elestiren ve anarsistlerin esitlerin özgur birlikteligi hedefine oldukca yakın olan liberter Marksistler de Marks ile devamlılık icindedirler.


Bir cok anarsist de Lenini sevmez nedenini cok iyi bilyiorz kuyruk acisi belkide----Anarsizm aslında Marksizm, sosyal demokrasi ve Leninizm'in fikirlerine surekli karsi durmuslardir... Lenin'in iktidara gelmesinden cok daha önce Bakunin, Marks'ın devlet-sosyalist fikirlerinin gerceklesmesi halinde "Kızıl Burokrasi" tehlikesine vardir diyip durmustur--- Surek dedigim gibi bir kompleks  devlet Sosyalizmi dehsetini ortaya atmislardir...ANARSISTLER SUREKLI LENIN ile polemk halindeydiler neden?
mARX ILE engels anarsistlerde yaptiklari tartismalarda---DEVrimin devlet karsindaki tutumu uzerindeki göruslerini belirtiyorlar

Anarssitler ise Paris komununi KENDILERINE ÖZGU BIR SEY oldugunu iddia edeyorlar veya gibiler...AMA ANARSISTLER Komuniun verdigi verdigi derstende Marxin verdigi derstende birsey anlamistirar.ESKIDEVLET MAKINELERINI PARCALAMAK GEREKLIMIDIR? VE ONU NEYLE DEGISTIRMEK GEREKIR gibisomut siyasal sorunlar uzerinden Anarsistler gercegi yansitan hicbir sey söylemistirler

Ama anarsizm Sosyalizm konusu devlet sorununu tamamen atlayarak Marxizmun Komunden önce ve Komunden sonraki tum gelismelerini dikkate almadan gercek bir bicimde OPORTUNUZME sapmaktadir cunku oportuzm icin gerekli olan sey sorunun hic konmamis olmasidir bukadari bile oprotunuzm icin bir yengidir...

09.11.2004 15:00:38
Sevgili ates hirsizi sorularina bir alinti eklemek istiyorum..biraz uzun umarim okursun....


Lenin, 3 Nisan 1917 günü Petrograd-Finlandiya garına geldi. Kendisini, ilkin Beloostrova'da (Petrograd'dan önceki istasyon) Şliyapnikov başkanlığında bir grup karşıladı. Lenin trende, Şliyapnikov'a, parti sorunları hakkında, Pravda'nın son yazılarında görülen "vatanın savunulması" tezlerine ve değişik parti üyelerinin tutumları üzerine sorular yağdırdı. Petrograd garında Lenin'i karşılayanlar arasında Merkez Komite üyeleri ve Pravda yazı kurulu da bulunuyordu. Bunlar arasında Kamenev'de vardı. Lenin, "Pravda'da şu sıralarda yazdıklarınız nedir öyle? Makalelerinizden bazılarını gördük, açık söyleyeyim, hakkınızda iyi şeyler konuşmadık" diyerek Kamenev'le ayaküstü konuştu.
    Lenin, Petrograd Sovyeti başkanı menşevik Çekidze tarafından resmi olarak karşılandı. Ancak Lenin, resmi karşılama töreninin fazla uzamasına izin vermeden, dışarda kendisini bekleyen halkın karşısına çıktı. Gar meydanında Bolşevik Partililer kitle gösterisiyle karşıladılar Lenin'i. Üzerinde parti bayrağının dalgalandığı zırhlı aracın üstüne çıkan Lenin kendini karşılayanlara şunları söyledi:
        "Bugün değilse yarın; tüm Avrupa emperyalizminin çökmesi her an beklenebilir. Sizler tarafından gerçekleştirilen Rus Devrimi, bu süreci başlattı ve yeni bir devrin başlangıcı oldu. Yaşasın dünya sosyalist devrimi!"
    4 Nisan günü Lenin, Sovyetler oturumlarının yapıldığı Tauride sarayına gitti ve Bolşevikler, menşevikler ve bağımsızlardan oluşan sosyal-demokrat partililerin toplantısında konuştu ve "Nisan Tezleri"ni açıkladı.
    Lenin, "Bugünkü Devrimde Proletaryanın Görevleri" başlığıyla 7 Nisan günkü Pravda'da yayınlanan tezlerine şu sözlerle başladı:
        "Ancak 3 Nisan gecesi Petrograd'a varabildiğim için, 4 Nisan'daki toplantıya, devrimci proletaryanın görevleri konusundaki raporumu, yetersiz hazırlığımı da gözönünde tutarak, doğal olarak ancak kendi adıma sunabildim."
    Lenin, "Nisan Tezleri"ni şu şekilde sıralamaktadır:
        1. Rusya açısından, Lvov ve hempasının yeni hükümeti yönetiminde bile, bu hükümetin kapitalist niteliği dolayısıyla, tartışma götürmez bir emperyalist haydutluk savaşı olarak kalan savaş karşısındaki tutumumuz, "savaşı, devrimci amaçlarla sonuna kadar sürdürme" politikasında hiç bir ödüne izin vermez.
    2. Bugünkü Rusya'da özgün olan şey, proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğinden ötürü, iktidarı burjuvaziye vermiş olan devrimin birinci aşamasından, iktidarı proletaryaya ve köylülüğün yoksul katlarına devredecek olan ikinci aşamasına geçiştir.
    3. Geçici hükümet hiçbir şekilde desteklenmemelidir.
    4. İşçi vekilleri sovyetlerinin çoğunluğunda burjuvazinin etkisi altına düşmüş olan ve bu etkiyi proletaryaya yayan halkçı sosyalistlerden sosyalist-devrimcilerden de geçerek, Örgütlenme Komitesine (Çekidze'ye, Çeretelli'ye vb.), Steklov'a vb. vb. kadar, bütün küçük-burjuva oportünist unsurların bloku karşısında, partimizin azınlıkta olduğunun ve şimdilik zayıf bir azınlık oluşturduğunun bilinmesi.
    5. Bir parlamenter cumhuriyet değil -çünkü işçi vekilleri sovyetlerinden sonra, buna dönmek, geriye bir adım olurdu- temelden doruğa kadar bütün ülkedeki işçiler, tarım ücretlileri ve köylü temsilcileri sovyetlerinin bir cumhuriyeti.
    Polisin, ordunun ve memurların kaldırılması.
    Bütün memurlar seçimle gelmeli ve gerektiğinde her zaman halk oyuyla görevlerinden geri alınabilmelidir; memurların maaşları iyi bir işçinin ortalama ücretinden yüksek olamaz.
    6. Tarım programının ağırlık merkezinin tarım ücretlileri sovyetlerine aktarılması.
    Bütün büyük toprak sahiplerinin topraklarının zoralımı.
    7. Ülkenin büyük bankalarının, işçi vekilleri sovyetlerinin denetimi altına konulmuş ulusal tek bir banka halinde derhal birleştirilmesi.
    8. Doğrudan görevimiz, sosyalizmin "başlatılması" değildir, yalnızca üretimin ve ürünlerin dağıtımının işçi vekilleri sovyetleri tarafından denetlenmesine derhal geçiştir.
    9. Partinin görevleri:
        a- En kısa zamanda parti kongresini toplantıya çağırmak;
    B- Parti programını başlıca şu konularda değiştirmek:
        (1) emperyalizm ve emperyalist savaş konusunda,
    (2) devlete karşı tutum ve bir "devlet-Komün"ü istemimiz konusunda,
    (3) eskimiş olan asgari programı düzeltmek
    c- Partinin adını değiştirmek
    10. Enternasyonali yenilemek.
    Lenin'in bu tezleri, eski bolşevikler tarafından eleştirilmeye başlandı. Kamenev, Pravda'da yayınlanan bir yazısında, bunların Lenin'in "kişisel görüşleri" olduğunu ileri sürdü. Aynı gün yapılan oylamada Lenin'in tezleri, iki lehte, bir çekimser ve 13 karşı oyla reddedildi.
    14 Nisan günü Petrograd Parti Konferansı düzenlenildi. Lenin'in tezleri, Petrograd Parti örgütü tarafından benimsenildi.
    "Nisan Konferansı" olarak bilinen RSDİP (B- VII. Kongeransı 24 Nisan günü toplandı.
    Bu toplantıda, eski bolşeviklerin görüşleri reddedildi ve Lenin'in tezleri ezici bir çoğunlukla kabul edildi. Böylece, bundan sonra tüm parti faaliyetleri sosyalist devrimin hazırlıklarına yöneltilecekti.
    Konferans'da "Bütün iktidar Sovyetlere!" sloganı kabul edildi.


**


Belgiler,stratejik ve taktik belgilerdir...Stratejik belgiler ulkenin icinde bulundugu ekonomik-toplumsal asamadaki genel savasin ana hedefini, Taktik belgiler, partinin o gunku ana hedefini, ana yonunu belirleyen belgilerdir. Yani Lenin propaganda ve ajitasyon ayaklanma cagrisina, ayaklanmayi yiginlara benimsetmeye yoneltiyorduu. Halk ayaklanmasi belgisi atilir---ancak bu donemde ayaklanma belgisi, somut ayaklanma hedefini degil, ayaklanmanin propagandasi hedefini tasir. Ayaklanmanin toplumsal psikolojik kosullarini yaratmayi amaxclar. Partinin ana taktigi, genis emecki yiginlarini kendi siyasetine kazanmaktir.


...."Öğrenci üniforması taşıyan genç, küstah bir ses tonuyla konuşuyordu:
    - Kardeşlerinize karşı silahlanarak katil ve hainlerin birer aleti olduğunuzu anlıyorsunuzdur sanırım, diyordu.
    - Kardeş, iş böyle değil, diye ciddi ciddi yanıtladı asker. Siz anlamıyorsunuz. İki sınıf var. Bir proletarya, öbürü burjuvazi. Bizler...
    -Bu palavrayı biliyorum, diye kesti öğrenci. Siz cahil köylüler için böyle hazırlop sözlerin her yerde anırılması yeterlidir. Hiçbir şey anlamadan papağan gibi hemen tekrarlamaya koyulursunuz.
    Kalabalık kahkahadan duramıyordu.
    - Bak, ben Marksist bir öğrenciyim. Size sosyalizm için değil, anarşi için, Almanya hesabına döğüştüğünüzü söylüyorum.
    - Biliyorum, dedi asker alnından ter damlarken. Siz okumuş bir insansınız. Görülüyor bu. Ben ise cahilim. Ama yine de bana öyle geliyor ki...
    - Lenin'in gerçek bir proletarya dostu olduğuna mı inanıyorsun, diye kestirip attı öğrenci.
    - Evet, inanıyorum, dedi asker sıkıntılar içinde.
    - Ama dostum, Lenin'in kurşun kaplı bir vagon içinde tüm Almanya'yı geçtiğini ve Almanlardan para aldığını da biliyor musun?
    - Bunlardan pek haberim yok, diye yanıtladı asker inatçı bir tonla. Ama söylediği şeyler, ben ve benim gibi olanların işitmek istedikleri şeyler. Görüyorsunuz ya, yine de iki sınıf var, burjuvazi ve proletarya..
    - Sen delisin be arkadaşım. Ben devrimci eylemim için Schlüsselbourg'ta tam iki yılımı verdim. Oysa ki, o zaman sizler devrimcileri kurşunlayıp "allah Çarı korusun" diye şarkılar söylüyordunuz. Benim adım Vassili Georgieviç Panin. Hiç benden söz edildiğini işitmedin mi?
    - Kusura bakma, ama işitmedim, dedi asker sıkıla sıkıla. Kuşkusuz ki büyük bir kahramansınız...
    - Elbette, dedi öğrenci inançla. Şimdi de Rusyamızı ve özgür devrimimizi batırmak üzere olan Bolşeviklere karşı döğüşüyorum. Nasıl açıklarsın bunu?
    Asker başını kaşıdı ve aklı iyice karıştığından yüzünü ekşitti:
    - Nasıl açıklanır bilemem orasını. Ama her şey bana olduğu gibi gözüküyor. Cahil olmasına cahilim. Yine de yalnız iki sınıf var galiba ortada. Proletarya ve burjuvazi.
    - Yine bıraktığım yerde otluyorsun be arkadaş, diye haykırdı öğrenci.
    - İki sınıf diyordu boyuna asker inatla. Birine karşı olan öbürüyle beraberdir."



İşte bu koşullarda Bolşevik Partisi ayaklanma konusunu görüşmeye başladı.
    9 Ekim günü Lenin gizlice Petrograd'a geldi ve ertesi günü Merkez Komitesi tarihi toplantısını yaptı.
    10 Ekim günü toplanan Merkez Komitesi, 2 aleyhte (Zinovyev ve Kamenev) oya karşılık 10 oyla (Lenin, Stalin, Troçki, Sverdlov, Uritski, Derjinski, Kollontay, Bubnov, Sokolnikov, Lomov) silahlı ayaklanmaya hazırlığa başlanılmasını ve bu iş için bir "komite"nun kurulmasına karar verdi.
    16 Ekim günü Kamenev Merkez Komitesinden istifa etti ve partisiz bir sol yayın organı olan Novaya Jizn'de, kendisi ve Zinovyev adına ayaklanma kararına neden karşı çıktığını açıklayan bir yazı yayınladı.
    Bolşevik Merkez Komitesi, 25 Ekim günü toplanacak olan II. Tum Rusya İşçi ve Askeri Sovyetleri Kongresi öncesinde iktidarın ele geçirilmesine karar verdi. Lenin, bu kararı ve nedenlerini son gün Merkez Komitesi üyelerine yazdığı mektupta şöyle belirtiyordu:



 "Yoldaşlar,
    Bu satırları durumun son derece nazik olduğu 24 Ekim akşamı yazıyorum. Bugün için ayaklanmayı geçiktirmenin ölüm olduğu gün gibi apaçık ortadadır.
    Yoldaşları bütün gücümle inandırma çabasındayım ki, şu anda, her şey kopma noktasına varmış bulunmaktadır ve öyle sorunlar gündeme girmiştir ki, bunları, ne konferanslar, ne de kongreler (sovyetler kongreleri olsa bile) çözüme bağlayamaz, bu sorunları ancak halklar, kitleler, silahlanmış kitlelerin savaşımı çözümleyebilir.
    Burjuvazinin hizmetindeki Kornilov'ların saldırısı ve Verhovski'nin görevden alınması, beklemenin mümkün olmadığını göstermiştir. Her ne pahasına olursa olsun, bu akşam, bu gece, yunkerleri (askeri öğrencileri) vb. silahtan tecrit ettikten sonra (eğer direnirlerse tepeledikten sonra) hükümeti tutuklamak gerekir.
    Artık beklemek mümkün değildir. Bu, herşeyi yitirmek tehlikesini göze almak olur.
    Verhovski'yi kovan ve bir ikinci Kornilov komplosu kurmuş olan kornilovcu hükümete karşı halkı (bir kongreyi değil, ordu ve köylüler başta olmak üzere halkı) savunmak, işte iktidarı almanın ilk ve en yakın hedefi budur.
    İktidarı kim almalıdır?
    Bu o kadar önemli değil: iktidarı isterse Askeri Devrimci Komite ya da, ancak halkın çıkarlarının, ordunun çıkarlarının (derhal barış önerisi), köylülürin çıkarlarının (toprak hemen alınmalı ve özel mülkiyet kaldırılmadıdır), açların çıkarlarının gerçek temsilcilerine iktidarı devretmek istediğini açıklayan "başka bir kuruluş" alsın.
    Bütün bölgeler, bütün alaylar, bütün kuvvetler, tam zamanında seferber olmalı ve Askeri Devrimci Komiteye ve Bolşevik Merkez Komitesine, iktidarın artık hiçbir durumda, hiç bir şekilde 25 Ekim'e kadar Kerenski ve hempalarına bırakılmamasını emredercesine isteyen delegasyonlar göndermelidirler; bu iş kesin olarak bu akşam ya da bu gece kararlaştırılmalıdır.
    Tarih, bugün kazanabilecek (ve bugün kesin olarak kazanacak) olan, ama yarın çok şeyi, her şeyi yitirme tehlikesinde olan devrimcilerin oyalanmasını, gecikmesini bağışlamayacaktır.
    Bugün iktidarı ele geçirmekle, onu, sovyetlere karşı değil, sovyetler için almış oluyoruz.
    İktidarın alınması, ayaklanmının işi olacaktır; onun siyasal hedefi daha sonra kesin olarak belirecektir.
    25 Ekim'in kuşkulu oylamasını beklemek zararlı ya da biçimsel bir davranış olur; bu gibi sorunları oylarla değil, ama kuvvetle kesin çözüme bağlamak halkın hakkı ve görevidir; devrimin nazik anlarında kendi temsilcilerini beklemektense, onlara yol göstermek halkın hakkı ve görevidir.
    Bütün devrimlerin tarihi bunu kanıtlamıştır ve devrimin kurtuluşunun, barış önerisinin, Petrograd'ın kurtuluşunun, açlığa karşı çarenin, toprağın köylülere devredilmesinin kendilerine bağlı olduğunu bilerek bu fırsat anının kaçmasına izin veren devrimciler en büyük cinayeti işlemiş olacaklardır.
    Hükümet bocalıyor. Her ne pahasına olursa olsun işini bitirmek gerekir.
    Eylemde duraklama ölüm demektir."
    Ve tarihler 24 Ekim 1917'yi gösterirken, silahlı ayaklanmanın tüm hazırlıkları tamamlanmıştı.
    Saatler gecenin üçünü gösterirken Aurore zırhlısının top atışlarıyla Kışlık Saraya saldırı başladı. Ve birkaç saat içinde Kışlık Saray ele geçirildi. Sarayda bulunan Bakanlar tutuklandı. Kerenski, ABD elçiliğinin özel arabasıyla saraydan kaçtı.
    25 Ekim sabahı toplanan II. Sovyetler Kongresi, şaşkın bir vaziyette olayların ne yönde geliştiğini öğrenmeye çalışıyordu.
    Petrograd Devrimci Askeri Komitesi'nin yaptığı şu açıklama ile herşey netleşti:
    "Rusya Yurttaşlarına,
    Geçici Hükümet devrilmiştir. Proletarya ile Petrograd Garnizonunun başında olan Petrograd Asker ve İşçi Temsilcileri Sovyetinin organı olan Devrimci Askeri Komite iktidarı ele almıştır.
    Halkın, uğrunda mücadele ettiği dava -ivedi bir demokratik barışın önerilmesi, büyük toprak mülkiyetinin ortadan kaldırılması, üretimin işçiler tarafından denetlenmesi, bir Sovyet Hükümetinin kurulması- kesinlikle kazanılmıştır.
    Yaşasın Asker-Köylü ve İşçi Devrimi!
    Petrograd Asker ve İşçi Temsilcileri Sovyeti
    Devrimci Askeri Komite"
    25 Ekim günü II. Sovyetler Kongresi'nde yeni iktidara ilişkin değişik kararlar gündeme getirildi ve kararlaştırıldı.
    Sabahın iki buçuğunda yeni sosyalist hükümetin kuruluş kararnamesi okundu ve onaylandı.
    "İşçi asker ve köylü temsilcileri Sovyetleri Rus Birliği Kongresi, Kurucu Meclis toplanıncaya kadar, Halk Komiserleri Kurulu adını taşıyacak olan geçici bir işçi ve köylü hükümeti kurmaya karar vermiştir.
    Devletin çeşitli hizmetleri komisyonlarca yönetilecek ve komisyon üyeleri Kongre programının yürütülmesini, memur, köylü, asker, denizci, erkek ve kadın işçi örgütleriyle sıkı bir işbirliğiyle sağlayacaktır. Hükümet yetkisi, komisyon başkanlarınca oluşturulan bir gruba, yani Halk Komiserleri Kuruluna ait olacaktır.
    Komiserlerin yaptıkları tüm işlerin denetimi ve onları görevlerinden alma hakkı Rus Birliği Kongresiyle onun Merkez Yürütme Komitesine verilmiştir.
         26 Ekim günü II. Sovyetler Kongresi "barış" üzerine ilk kararnamesini kabul etti. Bu kararnameyle, bütün savaşan halklar ve bunların hükümetlerin adil ve demokratik bir barış için derhal görüşmeye çağrıldı.
    Lenin'in kaleme aldığı Toprak Kararnamesini kabul etti. Bu kararnameyle, büyük toprak mülkiyeti, derhal ve tazminatsız olarak geçersiz kılındı. Toprak sahiplerinin arazileriyle, tüm kilise, manastır ve Çar ailesine ait topraklar, hayvanlar ve tarım araçları, binalırı ve eklentileriyle birlikte Köylü Sovyetleri ile bölge toprak komitesinin emrine verildi.
    Yine II. Sovyetler Kongresinde, Rusya Halklarının Hakları Kararnamesi kabul edildi. Bu kararnamede "halklar arasında gönüllü ve güven verici bir birliğin" oluşması için gerekli ilkeler ortaya konuldu. Bu ilkeler:
    1. Rusya'daki ulusal-toplulukların eşitliği ve egemenliği,
    2. Rusya'daki ulusal-toplulukların, ayrılma ve bağımsız devletler kurma hakkı dahil, kendi kaderlerini serbestçe tayin etme hakkına sahip olması,
    3. Ulusal ve ulusal-dinsel her türlü ayrıcalık ve sınırlamaların kaldırılması,
    4. Rusya'nın sınırları içinde yaşayan ulusal azınlıkların ve etnografik grupların özgür gelişmesi
    Böylece yeni bir çağ, sosyalist devrimler çağı başlamıştır. Yaşamın her alanında sosyalist ilkeler temelinde yeni bir toplumsal sistem, insanlık tarihinde ortaya çıktı. İnsanlık tarihinin en görkemli devrimi olarak Ekim Devrimi ile kurulan Sovyetler Birliği, Paris Komünü'nün 74 günlük iktidarını 74 yıla taşıdı.

09.11.2004 22:30:30
Sayın Marcos;
Komünizmin (Türkçesiyle Kamulculuğun) bırakın ne olduğunu bilmeyi, araştırmayı ve öğrenmeyi dahi kendisine zul gören ezberci eğitimin bu postmodern bilinç kurbanlarını alıntı ve yorumlarınız aracılığıyla aydınlatma istek ve çabanızı saygıyla karşılıyor; bu gayretinizi sürdürmenizi ve katkı ve desteğimle sizin yanınızda olduğumu bilmenizi istiyorum.
Evet, alıntıladığınız yukarıdaki diyalog (asker ile öğrenci arasındaki) sanıyorum, ABD'li komünist yazar ve gazeteci John REED'in "Dünyayı Sarsan On Gün" adlı Bolşevik Ayaklanmasını anlatan belge-romanından seçilmiş bir kareydi.
Ve yine sanırım biliyorsunuz, bu yapıt Sovyet bir yönetmen tarafından filme alınmıştı.
"Bilinçli okuma özürlü" (ne yazık ki bu gerçek) genç arkadaşları bu kitabı ve benzerlerini okuma zahmetinden kurtarmak adına en azından söz konusu filmi izlemelerini önereceğim izninizle. (Bazı mesajlarımın uzun olduğunu ve "okunmayacağını" bildiren "genç" mesajlar aldığım için bu uyarıyı yapma ihtiyacı hissediyorum!)
Böylece arşiv yapma adına Hollywood'un piyasacı paçavralarının korsan kopyalarını "biriktirmekten" ve haçlıklarını bu yolda heder etmekten kurtulabilsinler.
Ya da hiçbir şey anlatamamış olduğumuzu varsayarak, Hollywood'u yaratanların -başta Şarlo olmak üzere- dönemin komünistleri  olduğunu, burjuvazinin her "kazanma" biçiminde olduğu gibi sinemayı da "emekçi" ve "komünistler"den yağmaladığını hatırlatmayı kendime bir görev addediyorum..

İçinde Devrimin ve Komünizmin -direkt ya da dolaylı- izlerini taşımayan her kültür ürünü dekadans'ı tasvir etmekten öteye gidemeyecektir. Ve "o günler"deyiz!

Saygıyla

09.11.2004 22:40:56
Hadi baba gene yap
Gene yap baba gene yap
Hani bana yalan söylerdin ya baba
Özgür kırlangıçlardan söz ederdin ya
Çok paramız olacağından baba
İşlerin iyi gideceğinden söz ederdin ya
Hani en büyük sen olurdun ya baba
Hani beni hep korurdun ya baba
Kabus görüp uyandığımda
Yanımda sen olurdun ya baba
İyi bir insan olmanın baba
Çok iyi olacağından söz ederdin ya
Hadi baba gene yap
Gene yap baba gene yap...

 

09.11.2004 22:41:42
Bize boş diyorlar ama biz boş hayellere inamıyoruz...


Sayfa: 1 2 [ 3 ] 4