SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Güçten yana olmak

Sayfa: [ 1 ] 2

deniz 13.07.2004 10:34:10
İnsan tabiatı güçte yana olma eğilimi gösterir. Bu ilkel zamanlarda doğa şartlarına karşı güçlü, yetenekli, lider, rahatlatıcı tiplere sığınma gereksinimiyle ortaya çıkmıştır.
En çok da bu hissi kadınlar bilir. Çünkü onlar erkeklere göre oldukça zayıftır ilkel şartlarda.

Günümüzde durum değişmemiştir. Çıkarlarımız için en güçlü, en iyi ne ise ona yönelir kültür ve bilinç yapımıza göre ona bağımlılığımızı ve onun üzerimizdeki baskısını kabulleniriz.

Güç sahipleri bunun nimetini görmek isterler. Dolayısıyla da kendine yönelenler üzerinde hükümranlık kurmaya çalışırlar.

Hayatımızda bize çıkar sağlayan, eğlence, para, cinsellik, güvenlik, vs gibi ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere hazır duran alternatifler içinde hep en iyiyi en güçlüyü seçeriz ki bölelikle amacımızı daha çok gerçekleştirelim.

Ama şunu unuturuz ondan talebimiz ne denli çok ise o derece ona bağımlı olacağız.

Sonuçlarına değinmeden örnekler vereyim:

1. En büyük, en ucuz marketlerden alışveriş yaparız.
2. En iyi bankayı seçeriz.
3. En iyi mail sunucuyu seçeriz.
4. En çok hitli web sitelerini ziyaret ederiz.
5. En çok gönlümüzü eğlendirecek ortamlarda bulunuruz.
6. En çok okunan kitabı okuruz
7. En çok rağbet gören fikirleri savunuruz.
8. En çok dinlenen müzikleri dinleriz.
9. En ...

Tüm bu 'en' ler şunu gösterir aslında:

En'ler otomatik olarak yaşam şeklimiz belirlemiş ve hayat bizim kontrolümüzden çıkmış.

...

Hayatımızdaki tüm bu tekeller nereye kadar yaşayacaklar.
Ne zaman hayatımız kendi kontrolümüze geçireceğiz.
Ne zaman özgürlüğümüze kavuşacağız.

13.07.2004 11:54:58
Yok be dost...herkez oyle degil sadece buyuk olma özentisinde vardir....

Leonardo 21.07.2004 20:13:13
1-en yakın yerden alış veriş yaparım çünkü vaktim yok
2-en rahat, en az müşterisi olan, en tenha işimi rahat görüp çıkacağım bankayı seçerim. seçmem gerekirse o da çünkü paramı altına çeviriyorum.
3-nicelizmin mailini niye kulanmadığımı bilmiyorum. 90lı yılarda yahodan aldım bi şekilde hala onu kulanıyorum. bi tane de hotmailde var. çünküğ hotmail mesengerdan doru açılıyo.
4- nicelizm ne kadar hit alıyo? ya da burası?
5- evet. gerizekalı değilsek öyle yaparız. biz değerliyiz ve iyi vakit geçirmek istiyoruz.
6-masamda öss tercih rehberi var. herhalde kütüphanemdekilerden bi tek onu kast ediyorsun.
7-ben kralcıyım
8-ben night wish dinliyorum çünkü evet. onlar güçlü. onlar dominant. onlar üstün. onlar en iyisi. onlar kudretli ve diğer müziklere hükmedip onları eziyorlar!

28.07.2004 22:48:16
sevgili arkadaşlar, izninizle "güç" kavramı etrafında geniş bir felsefi tartışma olduğunu belirtmek isterim. tartışmanın en önemli kaynaklarından bir tanesi spinoza'nın düşünceleridir.

spinozacı bir güç kavrayışı gücü iki boyutlu olarak ele alır. birinci yönüyle güç olumlu olarak değerlendirilir. yani kişinin yapabilme gücü olarak. diğer yönüyle ise güç olumsuz bir boyut taşır. çünkü burada bizim türkçede "iktidar" dediğimiz yani kişilerden bağımsızlaşmış, ve belirli ellerde toparlanmış, merkezileşmiş güç söz konusudur ki bu anlamda güce tabi olanlar ve güce sahip olanlar ayrımı doğar. tabi olanların güçsüzleştirilmesi söz konusudur burada.

güç kavramı özgürlük adına topyekün reddedilebilr bir kavram değldir bana göre. tabi olanlar yahut, güçsüzleştirilenler açısından şüphesiz kendi güçlenmeleri, yani iktidar aleyhine güçlenmeleri özgürlükçü bir anlam taşır. burada özgürlükçü yönelimi korumak içinse bireylerin oluşturduğu bir toplamda güç asimetrisinin, yani tahakküm ilişkilerinin ortaya çıkmamasını garanti etmektir. bunun yüzyüze, doğrudan demokrasiden (temsiliyetin ortadan kaldırılamsından) başka bir yolu olduğunu düşünmüyorum açıkcası.

bu çerçevede elbette öncelikle michel foucault'nun yazılarını, deleuze ve guattari'yi, ve john holloway'in iktidar olmadan dünyayı değiştirmek adlı kitabını herkese tavsiye ederim.  

17.04.2005 18:48:46
kürşadın söylediklerine, özellikle de gücün olumlu ve olumsuz anlamı arasındaki ayrıma katılıyorum.

bunun yanı sıra:

tarih, güçlü birey/güçsüz bireyler üzerinde ilerlememiştir.

yani böyle bir ilişki, elbette bireysel düzeyde varolmuştur, fakat toplumsal yapıların gelişimi, yerleşik hayatla, üretim ilişkilerinin ortaya çıkışıyla, gücün belirli ellerde toplanmaya başlamasıyla, merkezileşmesiyle yavaş yavaş bugüne kadar gelmiştir, demek daha doğru olur.

tek başına, güçlü birey/güçsüz birey ayrımının gerçeğe dayanmadığını, soyut bir kavrayış olduğunu düşünüyorum.

hatta faşizmin düşünsel temellerini içinde barındıran bir soyut tarih anlayışı.

19.04.2005 01:03:55
Alıntı
İnsan tabiatı güçte yana olma eğilimi gösterir. Bu ilkel zamanlarda doğa şartlarına karşı güçlü, yetenekli, lider, rahatlatıcı tiplere sığınma gereksinimiyle ortaya çıkmıştır.

İlkel zamanlarda hayatta kalmak için bireyin güçlü olması gerekiyordu, bir başkasına güven ve itaat, insanın kendine güvenini yitirdiği noktada yani insanlığın toplumsal sistematik gelişimiyle başladı. Yaşam çabası içinde olan hiçbir canlı, bir başkasına güvenerek doğayla başetme cesareti gösterecek kadar aptal değildir_insan dışında_

İnsan tabiatı doğaya karşı gücü değil, onunla başedemeyeceğini çok kez tecrübe ettiği için onunla uyumlu yaşamayı seçmiştir.

Alıntı
En çok da bu hissi kadınlar bilir. Çünkü onlar erkeklere göre oldukça zayıftır ilkel şartlarda.

İlkel şartlarda kadın ve erkeğin farklılığını hormonal düzenek çok az etkiler çünkü her iki cins de hayatta kalmak zorundadır. Kadının savunmacı kimliği, doğasına değil aldığı kültüre çok daha bağlı bir durumdur. Yoksa kadın kas kütlesi erkeğe oranla az diye, onunla başedemeyecek ya da gücünü arttıramayacak durumda değildir. Kültürel şekillenme sürecinde kadının çoğunlukla kibar,evde tıkılı, ve hatta kokoş yetiştirilmesi onun bedenini dirençsiz kılan en önemli faktördür. Oysa bedeni gelişmeye oldukça açıktır. Örneğin muhammed ali'nin kızı senin karşına çıksa bulduğun ilk fare değiline kaçmak istemen tarafımdan asla ayıplanmaz, çünkü onunla baş edecek bedensel güce bir erkek olarak sahip değilsin. Bu örneği sadece kadının zayıflığının cinsinden değil kültürden kaynaklandığını metaforik olarak açıklamak için verdim.

Saygılar...

deniz 19.04.2005 11:22:09
ilkelliği kabaca şöyle tanımlıyorum: "gücün mutlak iktidarı"

ilkel zamanlarda insan da şimdi olduğundan çok daha ilkeldi.

ancak günümüz insanı tarih boyunca elde ettiği kazanımlarla gücün nüfuz edemediği kısmi  lokal alanlar yaratmayı başarabiliyor. (en azından böyle ihtimaller var)

kadın veya diğer zayıflar bugün daha rahat iseler bunu gelişmişliğe/medeniyete borçlular.



19.04.2005 20:32:34
Alıntı
kadın veya diğer zayıflar bugün daha rahat iseler bunu gelişmişliğe/medeniyete borçlular.

Kadın ya da diğer zayıflar derken sende kadının mutlak güçsüzlüğünü yani bir erkek olarak kendi gücünün mutlak iktidarını vurgulamış oluyorsun. BU nasıl bir çelişki? O zaman burdan ben tek bir sonuç çıkarabiliyorum: Sen sadece kendinden güçlü olanlar olduğu için gücü savunmuyor ama aynı zamanda sende zayıfları ezme keyfini kaçırmamak için gücün yerinde kullanımını öneriyorsun...

İkincisi şu medeni dediğin sistem içinde kadınlar rahat olsalardı, bugün hak..vs. için çırpınmazlardı. Kadınlar bu kadar rahatsa, bu kadınların derdi ne? O kadar rahatız ki, töre cinayetleri, tecavüzler bizim acayip hoşumuza gidiyor, aman bozulmasın!!! Ki bu saydıklarım senin savunduğun şu uygar düzeninin yarattığı ahlakın neden olduğu gücün kirletilmiş kullanımıdır...

deniz 19.04.2005 21:05:50
gerçi gücün olduğu yerde özgürlük olmaz. yani özgrülüklerin kısıtlanması kaçınılmaz olur.

yani sen çatlasan da patlasan da üzerindeki güçlülerin iktidarını yaşarsın.

ancak şurası var:

medeni dünya insanlara daha önce dediğim gibi kendi lokal yaşam alanlarını kurma şansı tanıyor.
mesela kadın eskiden çalışmıyordu. şimdi ise çalışıyor ve maddi özgürlük elde ediyor.
bu da en azından kocasından gelecek para kaynaklı baskının önüne geçiyor.
benzer şekilde farklı alanlarda zamanla özgürlük alanları üretiliyor.

tüm bunlar medeniyetin ürünleri.

istersen bunu anlamak için geçimişi günümüzde yaşatan bir doğu aşiretinde yaşamayı dene.

20.04.2005 00:16:40
Alıntı
gerçi gücün olduğu yerde özgürlük olmaz. yani özgrülüklerin kısıtlanması kaçınılmaz olur.
Güç özgürlük ya da tutsaklığın sonucu değil, zaten sahip olunan özgürlüğün savunulması için araçtır. hiç kimse istemediği sürece bir güçlüye itaat etmek zorunda değildir. eğer istemiyorsa sonuç yaşamını yitirmesi de olsa tutsaklığından vaz geçebilir.

Alıntı
medeni dünya insanlara daha önce dediğim gibi kendi lokal yaşam alanlarını kurma şansı tanıyor.
lokal ve özgür yaşam alanı diyorsan, bana türkiyede kaç tane otonom olduğunu söyleyebilir misin? Tabi sen benim özgür yaşam alanım örneğin kendi evim diyor ve üç oda bir salon lokal bölgede kendi özgülrüğünü yaşadığını sanıyorsan, sana tatlı rüyalar. medeni dünyanın oluşturduğu sistem zavallı insanı öyle bir kıskaca almıştır ki şu anda birey kendine musallat olunmadan dünyanın hiçbiryerinde yaşama şansına sahip değildir.

Alıntı
mesela kadın eskiden çalışmıyordu. şimdi ise çalışıyor ve maddi özgürlük elde ediyor.
geçmişte kadın çalışmıyordu derken bana geçmişin hangi diliminden bahsettiğini söylemelisin. kadının çalışmamaya başlayıp eve tıkıldığı dönemler tam da senin güzel medeni dünyanın başladığı dönemlere denk düşmesi ne enterasan bir tesadüf, di mi ?

Alıntı
istersen bunu anlamak için geçimişi günümüzde yaşatan bir doğu aşiretinde yaşamayı dene.
medeniyet senkronize ve homojen işlerliği olan bir olgudur. doğu bölgelerinde aşiretlerde medeniyetten yoksun değil; medeniyetin hızlı bir ivme ile gelişmeye başladığı orta çağ dönemindeki zihniyet hakimdir.

Düşündüğü şeylerden çıkardığı sonucu savunan değil, yolda bulduğu herhangi bir sonuca neden uydurmaya çalışan biri gibi konuşuyorsun. bu noktada, ya sonucuna haklı nedenler bulmanın ya da düşüncelerinin ulaştığı sonucu kabullenmeni tavsiye ederim.

deniz 20.04.2005 21:24:47
Alıntı
Güç özgürlük ya da tutsaklığın sonucu değil, zaten sahip olunan özgürlüğün savunulması için araçtır. hiç kimse istemediği sürece bir güçlüye itaat etmek zorunda değildir. eğer istemiyorsa sonuç yaşamını yitirmesi de olsa tutsaklığından vaz geçebilir.

özgürlük bilinç işidir. her tarafından zincirlere vurulmuş bir insan hissetiği sürece özgürdür.
özgürlük onu istemekle başlar. güç gerektirmez.
güç tehlikelidir. güç kaçınılmaz olarak iktidar üretir.


Alıntı
lokal ve özgür yaşam alanı diyorsan, bana türkiyede kaç tane otonom olduğunu söyleyebilir misin? Tabi sen benim özgür yaşam alanım örneğin kendi evim diyor ve üç oda bir salon lokal bölgede kendi özgülrüğünü yaşadığını sanıyorsan, sana tatlı rüyalar. medeni dünyanın oluşturduğu sistem zavallı insanı öyle bir kıskaca almıştır ki şu anda birey kendine musallat olunmadan dünyanın hiçbiryerinde yaşama şansına sahip değildir.

özürlük biraz önce söylediği gibi hissetmektir. eğer bunun bilince değilsen özgürlük sorunun olmaz. hayvanlar özgür olmayı talep etmezler.


Alıntı
geçmişte kadın çalışmıyordu derken bana geçmişin hangi diliminden bahsettiğini söylemelisin. kadının çalışmamaya başlayıp eve tıkıldığı dönemler tam da senin güzel medeni dünyanın başladığı dönemlere denk düşmesi ne enterasan bir tesadüf, di mi ?

kadın halen köylerde çalışıyor. ilkel dönemlerde olduğu gibi; köle olarak.
kadının kendini varlığını üretebilmesine olanak tanıyan bağımsız ve seçilebilir çalışma imkanı yeni yeni gelişiyor.

Alıntı
medeniyet senkronize ve homojen işlerliği olan bir olgudur. doğu bölgelerinde aşiretlerde medeniyetten yoksun değil; medeniyetin hızlı bir ivme ile gelişmeye başladığı orta çağ dönemindeki zihniyet hakimdir.


medeniyet insanın düşünmeye başlaması ile başladı. senin dediğin gibi ortaçağla filan ortaya çıkmadı...

sürecin öncesi bir öncesi için fikir verir. ortaçağın şartları böyle ise daha öncesi daha da kötü olmalı bu kurala göre.

Alıntı
Düşündüğü şeylerden çıkardığı sonucu savunan değil, yolda bulduğu herhangi bir sonuca neden uydurmaya çalışan biri gibi konuşuyorsun. bu noktada, ya sonucuna haklı nedenler bulmanın ya da düşüncelerinin ulaştığı sonucu kabullenmeni tavsiye ederim.

ben de papağan olmamayı öneririm.

20.04.2005 21:49:08
daha önce de yazdığım gibi:

bu faşizan ve soyut tarih anlayışının en büyük efsanelerinden birisi de, uygarlık olarak gördüğü şeyi yalnızca olumlu gibi gözüken yanlarıyla ele almak ve bu hakların devletler tarafından halklara ve bireylere verilmişler gibi gösterilmesidir.

bunun ucu "ulan oturun işte evinizde karışan yok eden yok" tarzında bi muhabbete kadar gider.

fakat gerçek tam tersidir malesef, uygarlık dışı gibi görülen o aşiretler şunlar bunlar, ortaçağ, islam uygarlığı (bak adı üstünde), hint uygarlığı (katı kast sistemiyle vs) bunların hepsi uygarlığın farklı biçimleridir.

şu an sahip olunan uygarlık seviyesinin ise, temelleri coğrafi keşifler ve doğal olarak ardından rönesans ve reform ile atılan fransız ihtilali ve onu izleyen bütün devrimler sayesinde edinildiği unutulmamalıdır.

oy verme hakkımız mesela, çokta işe yarar birşey olmadığı açıktır fakat bu hakkın genele yayılabilmesi için bütün avrupanın devrimlerle sallanması gerekmiştir (1848).

yani aslında bunlar uygarlığın elinden zorla alınarak uygarlık az çok dönüştürüldü.

kısacası ona birşey borçlu değiliz.

kadınlar da borçlu değil.

kadınların çalışma özgürlüğü kazanması, uygarlığın çok insancıl çok eşitlikçi olduğundan değil, evde oturup üretime katılmayan kadınların kapitalizm için bir tüketici olmaktan öte fayda sağlamaması, bu nedenle üretime katılmalarının istenmesidir.

eh tabi, soyut güçlü/güçsüz tarih anlayışıyla bakınca bunların hiçbirinin görünmemesi doğaldır zira bu tarih anlayışı zaten bunların görülemesin diye okullarda öğretilen tarih anlayışıdır.

bu tarih anlayışı devletleri adeta bir kişiymişler gibi betimler ve insanların kafasında nefret edilecek kalıplar oluşturur, buna da milliyetçilik derler.

zaten milliyetçiliğin en temel varoluş nedeni(ya da şu an devlet tarafından kullanılış biçimi diyeyim), devletler birer bütünlermiş gibi algılatmaya çalışmaktır, yani o devletin içinde insanlar arası çelişkiler, çatışmalar yokmuş gibi.

nasıl k marksistler için, parti ile halk arasındaki çelişki uzlaşabilir çelişki ise(ya da bir müddet uzlaşması gerken diyeyim), milliyetçiler içinde, işçi-patron çelişkisi uzlaşabilirdir, kadın-erkek çelişkisi uzlaşabilirdir. (elbette patron ve erkek, hatta erkek olan patron lehine)

kimi insanlarda marksizmin terimlerinden ya da bakış açısından asla yararlanmıcam, kapitalizmde neymiş yok öle bişey beni sınıflarla sınırlandırmayın tadında yaklaşmak istedikleri için son derece olumlu bulduğum materyalist tarih anlayışını elinin tersiyle itebiliyor.

iyi günler..

deniz 20.04.2005 21:58:53
Alıntı
kimi insanlarda marksizmin terimlerinden ya da bakış açısından asla yararlanmıcam, kapitalizmde neymiş yok öle bişey beni sınıflarla sınırlandırmayın....

aynen böle düşünüyorum.

deniz 20.04.2005 22:00:19
bina inşa ediliyor.
evet ileride belki bu bina çökecek.

ama hala yükseliyor.

20.04.2005 22:03:59
bu başlığı kadınlar için açtınız herhalde.onlar daima güçten yanadır,bu yüzden siz erkekler asla güçsüz olmayın Wink


Sayfa: [ 1 ] 2