SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: THY işçileri tehditlere pabuç bırakmıyor

Sayfa: [ 1 ]

10.07.2007 17:09:36
AKP hükümetinin özelleştirebilmek için çeşitli yollar denediği ve bu çerçevede işçi örgütlülüğünü kırmaya çalıştığı Türk Hava Yolları’na bağlı THY Teknik A.Ş.’de toplu sözleşme görüşmeleri sürerken patronlar işçileri “işyerini kapatmak”la tehdit etti. İşçilerse mücadele kararlılıklarını koruduklarını ve grev kararından dönmeyeceklerini belirtiyorlar.

HABER MERKEZİ Türk Hava Yolları (THY) emekçilerinden, kendilerini işyerini kapatmakla tehdit eden THY Teknik A.Ş. yöneticilerine sert tepki geldi. İşyerinde örgütlü bulunan Hava-İş sendikasından yapılan açıklamada, “Bu tehdit geri tepecektir. İşçiler anaların ak sütü gibi helal olan alınterlerinin karşılığını alabilmek adına bu anti demokratik yaklaşıma gereken cevabı vereceklerdir” denildi.

Hava-İş sendikasıyla THY ve THY Teknik A.Ş. arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri 16 Mart’tan beri sürüyor. Bu süre boyunca hiçbir yapıcı teklifle gelmeyen ve işçilerin son yıllarda uğradığı kayıpları görmezden gelen THY patronları işçilerin geri adım atmaması karşısında tehdide başvurmaktan çekinmiyor. Son olarak dün Zaman gazetesinde yayınlanan bir haber-yorumda görüşlerine başvurulan THY Teknik A.Ş. patronları “gerekirse şirketi kapatacaklarını” belirtmişlerdi.

AKP kadrolaşması büyük risk yaratıyor
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Hava-İş sendikası Örgütlenme Sekreteri Kaya Sayın, şu ana kadar THY yöneticilerinin “gözbebeği” olan işçilerin birden “hain” ilan edilmesindeki tutarsızlığa dikkat çekiyor. Sayın, patronların, ağır yük altında çalışmalarına rağmen THY’yi ayakta tutanın işçiler olduğunun bilincinde olduklarını belirtiyor. Bugüne kadar sürekli işçilere şirin gözükmeye çalışan patronların, grev ilan edileceğinin açıklanmasıyla birlikte korku salmaya çalıştıklarını belirten Sayın, son yapılan şirketi kapatma tehdidinin de bunun bir parçası olduğunu söyledi.

THY Teknik A.Ş.’nin de yasalara aykırı bir şekilde ve blok satışın altyapısını oluşturmak üzere kurulduğunu belirten Sayın, yaşananların temelinde özelleştirme politikalarının yattığını söyledi.

AKP hükümetinin uygulamalarına da değinen Hava-İş Örgütlenme Sekreteri Sayın, özelleştirmenin AKP’yle birlikte başlamadığını ama fazlasıyla hızlandığını hatırlattı. Sayın, AKP hükümetinin yarattığı tahribatın en büyük bölümününse kadrolaşma girişimleri nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. THY’de birçok bölümün başına bilgisiz kişilerin getirildiğine dikkat çeken Sayın, bunun yarattığı sakıncaları vurguladı.

Ertelemeyi kabul etmeyeceğiz
Kısa vadede THY Teknik A.Ş.’nin blok olarak satışının mümkün olmadığını belirten Sayın, bununla birlikte çeşitli hizmetlerin özelleştirilmesinin her zaman gündemde olduğunu ve bu çerçevede THY Teknik A.Ş.’nin verdiği bazı hizmetlerin de özelleştirilebileceğini söyledi.

Bundan sonra yaşanacak süreçle ilgili olarak da Sayın, arabulucu raporunu beklediklerini belirtti. Bu raporun kendilerine ulaşmasının ardından 6 gün bekleyeceklerini kaydeden Sayın, uzlaşma olmadığı takdirde grev kararını asacaklarını bildirdi. İkinci 60 günlük süreyi beklemeden grev kararı alacaklarının da altını çizen Sayın, Bakanlar Kurulu’nun yasal olmayan bir şekilde grevi erteleme kararı alması durumunda da işi durduracaklarını vurguladı.


THY işçileri greve hazırlanıyor. Son yıllarda büyük kayıplara uğrayan işçiler bunların karşılanmasını talep ederken THY yöneticilerinden hiçbir öneri gelmedi. Bu durumda bu ay içinde greve çıkılabileceği belirtiliyor.

HABER MERKEZİ Hava-İş Sendikası Genel Başkanı Atilay Ayçin, THY ve Teknik A.Ş ile yaklaşık 11 bin 300 üyeleri adına yürüttükleri toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde bugüne kadar anlaşmaya varılamadığını belirterek, ''Mevcut şartlarda bir değişiklik olmazsa, büyük bir olasılıkla, bu ayın ortalarında grev kararını asacağız'' dedi.

Ayçin, işveren tarafının 4 Temmuzda getirdiği yeni teklifi de kabul etmediklerini ifade etti.

Toplu iş sözleşmesi sürecine atanan resmi arabulucunun raporunun şimdiye kadar gelmesi gerektiğini, ancak hala raporun kendilerine ulaşmadığını bildiren Ayçin, kanuna göre, raporun kendilerine ulaşmasının ardından 6 gün bekleyeceklerini, hala uzlaşma olmazsa grev kararını asacaklarını anlattı. Ayçin, ''Mevcut şartlarda bir değişiklik olmazsa, büyük bir olasılıkla bu ayın ortalarında grev kararını asacağız'' dedi.

“Artan iş yükü işçilere yansıyor”
Son 3 yıldaki kayıplarının yüzde 23,9 olduğunu ve bu yüzden birinci 6 ay için bu oranda zam istediklerini bildiren Ayçin, ikinci, üçüncü ve dördüncü 6 aylar için de gerçekleşen enflasyon ile yüzde 5 zam talep ettiklerini belirtti. İşverenin, son olarak ücretlere 1 Ocak 2007'den itibaren yüzde 10 önerdiğini ifade eden Ayçin, 1 Ocak 2008'den itibaren ise 2007 yılında gerçekleşecek enflasyon kadar zam teklif ettiğini hatırlattı.

''THY'nin, son 2 yılda a'dan z'ye, tüm faaliyet kalemlerinde büyük atılım kaydettiğini, bunun bazı kalemlerde yüzde 50'yi, bazılarında ise yüzde 90'ı bulduğunu'' söyleyen Ayçin, ''2 yıl önce 17 milyon yolcu taşınırken, şimdi 20 milyon yolcu taşıma hedefi var. THY'nin 2 yıl önce 80-90 uçağı varken, bugün 114 uçağı var. 2 yılda birçok merkeze sefer başlatıldı. Kısaca, THYTHY değil'' diye konuştu. eski

Ancak personel sayısının bu süreçte değişmediğini ifade eden Ayçin, bu sebeple artan iş yükü ve trafiğin, çalışanlara yansıdığına dikkati çekti.

“Erteleme olursa tepkimizi göstereceğiz”
Ayçin, THY'deki büyümeye paralel olarak, ücretin yanında, çalışma şartları, işe giriş ücretleri, uçucuların dinlenme süreleri, sosyal haklar gibi başlıkların da yeniden düzenlenmesini istediklerini belirterek, şunları kaydetti:

“Mesela, aynı eğitime ve aynı niteliklere sahip 2 kişiden birisi, bir iş grubunda belli bir ücretle işe başlıyor, diğeri ise onun yüzde 60'ı kadar ücretle. Bu çatışmaya yol açıyor. 'İşe giriş ücretlerini belirleyelim ve herkes bu seviyeden ücretle işe başlasın' diyoruz. 'İl dışına talep olmadan tayin yaptırılmasın' diyoruz.

Havacılık, uzmanlaşmanın büyük önem taşıdığı bir sektör. Ama, bir kişiye taşrada 5 ayrı iş yaptırılıyor. Yeni personel almak yerine, eldeki personelden çok yönlü yararlanmayı seçiyorlar. 'Bu risktir, bunu yapmayın' diyoruz. 'Uçucuları uluslararası örgütlerin belirlediği limitler içinde uçurun ve o limitler içinde dinlendirin' diyoruz. Ama 'Hayır. Ben şirketi istediğim gibi yöneteyim. Çalışanların sosyal haklarında, demokratik taleplerinde büyümeye denk değişiklik önerisi getirmeyin' diyorlar. Herkes şunu bilsin; bu toplu iş sözleşmesinin sonucuna göre THY'den ayrılabilecek çok insan var.''

Ayçin, geçmişte THY grevlerinin Bakanlar Kurulu tarafından ertelendiğini anımsatarak, ''Eğer yasaya uygun davranılırsa, grevin ertelenmesi mümkün değil ama siyasi bir erteleme söz konusu olursa, tepkimizi göstereceğiz'' dedi.

Zaman gazetesinde yayınlanan haberde “vatan haini” gibi göstermeye çalışılan işçiler, her geçen gün artan yüklerine rağmen THY ve Teknik A.Ş.’yi ayakta tutmak ve geliştirmek için büyük çaba harcıyorlar. Bu anlamıyla işyerlerinin gerçek sahipleri onlar.

HABER MERKEZİ Hava-İş sendikası, toplu iş sözleşmesi yapma ve grev haklarının işçilerin en temel anayasal hakları olduğunu belirterek, THY Teknik A.Ş. yöneticilerinin “şirketi kapatma tehdidi”ne tepki gösterdi.

Hava-İş’ten yapılan açıklamada, THY Teknik A.Ş. yöneticilerinin asıl patronları olan THY yöneticileri ne derse onu yapacakları belirtilerek devamla şunlar söylendi:

“THY yönetimi ise sözüm ona hükümetin gücünü arkasına alarak THY ve THY Teknik A.Ş çalışanlarına her türlü anti-demokratik muameleyi istediği gibi uygulayabileceğini düşünüyor.

Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) gidince işçi aleyhine uygulamalardan dolayı kara listeye alınmamak için hükümet olarak binbir takla atanlar, kendi ülkelerine dönünce kendi vatandaşlarının demokratik hakları söz konusu olduğunda aslan kesilmekte, demokrasiyi rafa kaldırmaktadırlar.
Demokrasi, demokrasi diye seçim meydanlarını inletenler, mağduriyet edebiyatı yapanlar, vatandaşlarının demokratik ve haklı, hele hele işçilerin, memurların, emeklilerin demokratik ve haklı talepleri olduğunda emeği ile geçinenleri vatan hainliği, işyerlerini batırma, rekabeti engelleme, kutsal piyasa düzenini sekteye uğratma ile suçlayarak yıllardır bilerek yarattıkları ve yedek ordu gibi gördükleri işsizlerle tehdit ediyorlar.

Özel şirket, banka kurtarmaya gelince milyar dolarlar bulunuyor, teşvik primleri için milyarlarca dolar bulunuyor, ancak işçi isteyince vatan haini… Ne yazık ki yukarıdaki bu zihniyet THY ve THY Teknik A.Ş yönetimlerince de aynen benimsenmiş durumda...”

Rakamlar, işyerinin sahibinin kim olduğunu ortaya koyuyor
Vatan haini gibi göstermeye çalışılan işçilerin bu şirketin gerçek sahipleri olduğunun belirtildiği açıklamada rakamlarla işçilerin THY Teknik A.Ş için neler yaptığı ortaya kondu. Buna göre:

Sivil havacılık Küresel Bakım Onarım sektöründe 1980-2006 arası ortalama yıllık büyüme yüzde 3,5 iken 2006-2015 arası yıllık ortalama büyüme yüzde 5 olarak bekleniyor.

THY Teknik A.Ş’de çalışan başına verilen komple bakım hizmeti 2003 yılında 66 iken, 2006 yılında 104 olarak gerçekleşti. Bu çerçevede uçak başına düşen çalışan sayısı 2003’te 33 iken 2006 da 24’e düştü.

Bakım kabiliyetleri yönünden hat bakım olarak 18 farklı uçak tipine hizmet verecek; komple revizyon olarak 12 farklı uçak tipine hizmet verecek nitelikte altyapı ve personel niteliğine sahip. Yine 4 farklı üretici firmanın 7 farklı seride komple motor bakım, test, O/H ve diğer bakım hizmetleri veriliyor.

Toplam komponent bakım sayıları ve harcanan bakım adam saati değerleri hızla artıyor. 2004’te iş emri sayısı 22435 iken 2006 da 30875 e çıktı.

Yükler artıyor, tehirler azalıyor
Teknik Güvenilirlik verileri incelendiğinde;
Filo bazında ortalama tehir süresi,
A340 filosunda 2004 de 2,6 saat iken 2006 yılında 0,9 saate düştü;
A320 filosunda 3,2 saat iken 2006 yılında 1,2 saate düşmüştür;
737-800 filosunda 2004 yılında 1,7 saat iken 2006 yılında 1,1 saate düştü.

Mali performansa gelince bu konudaki 1 yıllık veriler bile her yönden olumlu. Gelir faaliyet kar bazında bakıldığında şirketin kar marjı yüzde10 düzeylerinde bulunuyor. 2006 net dönem karı 24 milyon YTL gerçekleşti.

Tabloya karşı tehdit
Bu tabloyu sunan Hava-İş, toplu sözleşme görüşmelerinde THY Teknik A.Ş. patronlarının bu tabloya hiçbir itirazda bulunmadıklarını ve sendikanın ortaya koyduğu çözümlere karşı bir tez koymadıkları belirtti. Hava-İş’in açıklaması şu ifadelerle son buldu: “Geriye ne kaldı tehdit. Çalışanların bunca özverisi ve biriken sorununa karşı tek çözümleri tehdit. Bu tehdit geri tepecektir. İşçiler anaların ak sütü gibi helal olan alınterlerinin karşılığını alabilmek adına bu anti demokratik yaklaşıma gereken cevabı vereceklerdir.”


Halka küfretmeyi ve aşağılamayı alışkanlık haline getiren AKP yöneticilerinin insan yaşamını hiçe sayan, kendini patronlara beğendirmek için her şeyi göze alan uygulamalarının çarpıcı örnekleri ulaştırma sektöründe yaşanıyor.

soL 22 Temmuz seçimleri yaklaşırken “halktan yana” bir görüntü vermek için büyük çaba harcayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin halkla ilişkisinin gerçek boyutlarını THY’de yaşananlar ortaya koyuyor.

Şu ana kadar çeşitli yöntemlerle özelleştirilmeye çalışılan THY her zaman AKP hükümetinin hedefinde oldu. Uluslararası sermaye gruplarının iştahını kabartan THY’nin yıllık büyüme oranı yüzde 20. Bu rakamı sivil havacılıkla ilgili bir seminerde dün telaffuz eden Avrupa Havacılık Birliği (AHB) Genel Sekreteri Ulrich Schulte-Strathaus, AHB genelinde bu rakamın yüzde 5 seviyesinde olduğunu ve THY’nin en çarpıcı büyümeyi gösterdiğini ve Avrupa havacılık sektöründe önemli bir yeri olduğunu belirtti. Schulte-Strathaus, Avrupa pazarının hakimiyetinin Lufthansa’da olduğunu belirterek, THY’nin 7’inci sırada geldiğini kaydetti.

İşçilerden kıs, patronlara akıt
AKP’nin yoğun kadrolaşmasına maruz kalan THY, bunun getirdiği kötü yönetim sonucu insan hayatını riske sokan uygulamalara da sahne oluyor. Örneğin geçtiğimiz yaz aylarında THY uçuş personeli, yönetimin uçuş güvenliğini tehlikeye sokan uygulamalarını protesto etmek için toplu halde “çalışmama hakları”nı kullanacaklarını açıklamışlardı. Uzayan mesai saatlerinin, yanlış görevlendirmelerin, eğitime önem verilmesinin yarattığı tehlikelere dikkat çeken işçilerin protestoları sonucu THY yönetimi bazı düzenlemeler yapmak zorunda kalmıştı.

AKP’nin doğrudan yönlendirmesinde olan THY yönetimi bugün de THY’yi daha karlı hale getirerek özelleştirme sürecini hızlandırmak için işçileri daha yoğun çalıştırmayı, ücretlerini düşürmeyi ve sosyal haklarını kısmayı seçiyor. Buna rağmen, THY yüksek güvenilirlik seviyesiyle dikkat çekiyor.

Avrupa Hava Yolları Birliği üyesi şirketlerde operasyonel güvenilirlik seviyesi ortalama yüzde 97.6 düzeyindeyken, THY’de bu oranın yüzde 99.6 olduğu bildirildi. THY'den dün yapılan açıklamada, bakımları THY Teknik A.Ş tarafından gerçekleştirilen THY uçaklarının operasyonel güvenilirlik seviyesinin, Avrupa ortalamasının üzerine çıktığı kaydedildi. Açıklamada, operasyonel güvenilirliğin, "bir uçağın planlanan zamanda herhangi bir arıza oluşmadan seferini gerçekleştirmesi" anlamına geldiği vurgulandı.

Bu örnekte görüldüğü gibi gerektiğinde övünmeyi bilen THY yönetiminin bunu sağlayan işçilere dönük tehditkar tavırlarıysa tepki topluyor. THY yöneticilerinin bu güveninin arkasında AKP’nin olduğu biliyor.

Demiryolları da payını alıyor
AKP’nin insan hayatını hiçe sayan uygulamaları THY ile sınırlı değil. Ulaşımda diğer bir önemli sektör olan demiryollarında da hükümetin uygulamalarının üzücü sonuçları halen akıllarda. AKP’nin bu uygulamalarına son bir örnek de geçtiğimiz ay yaşandı. Trenlerde bundan böyle tren şeflerinin bulunmaması kararlaştırıldı. Bu uygulama tren seferlerinin güvenliğini tehlikeye attığı için büyük tepkilere neden oldu. İş durdurma eylemi yapan TCDD işçileri seferin gidişatından bilet kontrolüne ve güvenliğine kadar her şeyde sorumlu olan tren şeflerinin kaldırılmasının trenlerde büyük emniyet zaaflarına sebep olacağını duyurdular.


10.07.2007 17:10:25
Sabiha Gökçen havalimanı ihalesini kazanan Limak grubu NATO’yla ilişkileri ve işgal altındaki Irak’la sürdürdüğü iş bağlantılarıyla dikkat çekiyor.

HABER MERKEZİ İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı yeni dış hatlar terminal binası ve ilgili tesislerin yap-işlet-devret modeliyle yaptırılmasına ilişkin ihalenin “galibi”, 1 milyar 932 milyon Avro teklifle Limak İnşaat A.Ş.-GMR Infrastructure Ltd.-Malaysia Airport Holding Berhad Ortak Girişim Grubu oldu.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nda dün saat 10.30'ta başlayan ihaleye 5 şirket grubu teklif verdi. Kapalı teklif zarflarının açılmasının ardından, yine kapalı zarf usulü artırmaya geçildi. Yaklaşık 12 saat süren ihalede, 37 tur süren kapalı artırımın sonunda Limak Grubu, İçtaş İnşaat A.Ş.-Fraport Ag-Frankfurt Airport-Services Worldwide Ortak Girişim Grubunu geride bırakarak 1 milyar 931 milyon Avro ile ihalenin galibi oldu.

Limak grubu komisyon başkanının jest olarak artırma önerisi üzerine de teklifini “1 milyon avro” artırdı.

2001 yılında hizmete açılan Sahiha Gökçen Havalimanını 20 yıl süreyle işletecek şirketin, havalimanın dış hatlar terminalinin yolcu uçuş kapasitesini 10 milyon yolcuya çıkarması bekleniyor.

Limak: NATO müteahhiti
Akademisyen kökenli iki inşaat mühendisi Nihat Özdemir ve Sezai Bacaksız’a ait olan Limak, NATO ihaleleri başta olmak üzere askeri ihalelerle büyümüş bir şirket.

Limak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından 2005 sonunda satılan Uzanlar'a ait çimento fabrikalarının ikisini satın aldı. Bünyesinde daha önce yine özelleştirmeden alınmış, Kurtalan Çimento bulunan Limak, geçtiğimiz yıl Lafarge tarafından satılan altı çimento fabrikasına talip oldu.

Yerli bir şirket olmanın ve devletle özel bağlara sahip olmanın avantajıyla özelleştirme süreçlerini büyük ilgi gösteren Limak, aldıklarını sonra yabancı bir alıcıya yüksek fiyattan satmak gibi bir “strateji” ile hareket ediyor. Bunu da Tekel'in alkollü içecekler bölümünde göstermişti. Özelleştirmeden bir konsorsiyumla Tekel alkollü içecekleri aln Limak, 1 yıl sonra üç katı fiyatla Mey İçki'yi bir Amerikalı gruba sattı.

Bu strateji doğrultusunda tüm ihalelerde Limak’ı görmek mümkün. Galataport ihalesinde Ofer’in başını çektiği konsorsiyumda yer alan firma, İstanbul Bomonti Bira Fabrikası ihalesinden Antalya Lara Park’a pek çok gayrimenkul satışında boy gösterdi.

İşgal pazarında Limak
Limak, işgal pazarından en fazla pay alan gruplardan biri. Siirt'te bulunan Kurtalan çimento fabrikası, Mardin Çimento'dan sonra yaklaşık 500 bin ton ile Irak'a en fazla çimento satan tesis.

Ergani ve Antep’teki tesislerinde de kapasite artırmaya dönük yatırımlara başlayan Limak, devlet ihaleleriyle, özellikle de askeri işlerle büyümüş gruplardan. TSK üzerinden ya da doğrudan Limak, NATO için yapılan üs, liman, çeşitli askeri tesisler konusunda "uzmanlaşmış" bir grup. Limak'ın uzun yıllardır askerlerle kurduğu yakın ilişki, bölgede "risk" almasını kolaylaştırırken, NATO hizmetleri de Irak pazarında iddialı olmasını sağlıyor. Limak yetkilileri, yatırımlarını anlamlandırırken ABD'nin hedef tahtasındaki Ortadoğu'daki başka ülkelerden de "potansiyel" pazar olarak söz etmekte sakınca görmüyor.


Devleti 1 trilyondan fazla zarara uğratmıştı
Limak şirketi hakkında 2004'te Muhafız Alay Komutanlığı binası yapımında devletin 1 trilyondan fazla zarara uğratıldığı iddiasıyla dava açılmış, Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, Türkiye Müteahhitler Birliği'ndeki (TMB) başkanlık görevinden istifa etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ihalesi 1997'de yapılan ve inşasına başlanan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı inşaat ihalesinde 1 trilyon 21 milyarlık yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla, aralarında sonradan emekli olmuş bir yarbay, iki albay ve iki binbaşının da bulunduğu 21 sanık hakkında dava açmıştı. Sanıkların, ‘‘resmi evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, devlete ait artırma eksiltme ve yapım işlerine fesat karıştırma'' suçlarından, 4.5 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması istenen davada, inşaatı yapan Nihat Özdemir'in firması Limak'ın dört mensubu da yargılanmıştı.

Limak’ın inşaat işlerini aldığı çeşitli projelerden örnekler:
Balıkesir Havaalanı F-16 Milli Tesisleri İnşaatı
İncirlik Havaalanı Kanalizasyon Arıtma Tesisi İnşaatı
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Lot C
Gaziantep-Mersin Doğal Gaz Boru Hattı
İzmir Limanı İnşaatı
İncirlik Havaalanı Akaryakıt Tesisi İnşaatı
Kırşehir, Çorum, Devrek, Sinop, Çan, Amasya Süt Fabrikası Makina Montajı ve Su İsale Hattı Yapımı
Limak Ankara Oteli, Limra Otel ve Tatil Köyü, Arcadia Otel ve Tatil Köyü, Atlantis Otel ve Tatil Köyü İnşaatları
Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlik Fakültesi İnşaatı
Adana İncirlik İlk Orta Lise Binaları ve Spor Tesisi İnşaatı
Diyarbakır 80 Daireli Polis Lojmanı İnşaatı
İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Altyapı İnşaatı

28.07.2007 17:17:50
Hava-İş, gazetelere verdiği ilanla anlaşmazlık konuları arasında uçuş güvenliğine ilişkin maddeler olduğunu duyurarak halktan destek istedi. En hareketli sezonda bulunan ve "güvenlik ve konfor" temalı televizyon reklamları yayımlayan THY yönetimi, uçuş saatlerinin normale çekilmesini isteyen sendika hakkında suç duyurusunda bulundu.

Türk Hava Yolları ile Hava-İş Sendikası arasında yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmeleri uzlaşmazlıkla sonuçlandı. Hava-İş grev kararını geçen hafta astı, THY ise grev zamanında uygulanmak üzere lokavt kararı aldı. THY ile Hava-İş arasında bu kez de ‘ilan' tartışması yaşanıyor.

Hava-İş, gazetelere verdiği ilanla, THY ve THY Teknik AŞ ile yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşmazlık konularının ücretlerden ziyade uçuş güvenliğine ilişkin maddeler olduğunu duyurarak, kamuoyundan destek istedi. Sendikanın ilanında şu ifadelere yer verildi:

"THY yönetiminin sektörde zaten ulusal ve uluslararası düzeyde çok sıkı denetim var, sendika olmayan bir sorunu varmış gibi göstermeye çalışıyor mesajını veren açıklamaları kesinlikle gerçekleri yansıtmamaktadır. THY yönetiminin bu iddiası doğru olsaydı dünyanın farklı bölgelerinde kaza sayıları ve oranları arasında muazzam farklılıklar olmazdı. Çalışma koşulları ile ilgili, THY yönetiminin görüşmeyi kategorik olarak reddettiği taleplerimizin genel amacı, üyelerimize ek bir çıkar sağlamak değil, ölümlü ölümsüz kaza riskini asgariye indirmek, en ileri gelişmiş ülkelerin düzeyine getirmektir. Unutulmasın ki zincir en zayıf halkası kadar sağlamdır. Hava-İş Sendikası ve üyeleri, THY ve THY Teknik AŞ'nin bu zincirde zayıf halklar olmasına izin vermemeye kararlıdır."

THY yönetimi paniğe kapıldı
Sektörün en yoğun sezonda bulunması nedeniyle, THY'nin "dünyanın en hızlı büyüyen havayolu şirketi" olduğunu vurgulayan "güvenlik ve konfor" temalı televizyon reklamları yayımlayan THY yönetimi, sendikanın uçuş güvenliği konusundaki taleplerini ilanla duyurması üzerine paniğe kapıldı. THY'den yapılan açıklamada, ilanın sadece şirketi değil tüm havayollarını ve sivil havacılık otoritelerini töhmet altında bıraktığı belirtilerek, "Ortaklığımız yönetimi, kurumumuza yönelik iftira ve hakaret suçları nedeniyle sendika yöneticileri aleyhine Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusuna bulunmuştur" denildi.

İlanlar vasıtasıyla kamuoyuna yapılan duyurunun, tolerans sınırlarını aşan, kesinlikle kabul edilemeyecek nitelikte olduğu belirtilen açıklamada, "Bu ilanı veren anlayışın, derdinin hak aramak değil şirkete zarar vermek olduğu aşikardır. Sendika yönetimi, bu algıyı yaratan çalışanlarımızdan topladığı aidatlarla verdiği ilanla, binlerce çalışanın emeğine saygısızlık etmiştir. Atilay Ayçin'in temsil ettiği zihniyetin THY'ye, çalışanlarımıza ve sektörümüze hizmet etmediği ortadadır" denildi.

İşveren kime güveniyor?
Televizyon reklamlarında belirtildiği gibi, THY dünyanın en hızlı büyüyen havayolu şirketlerinden biri durumunda. THY Teknik AŞ ise THY'nin yanı sıra yerli ve yabancı 40'ı aşkın havayolu şirketine de hizmet veriyor. Yönetimin toplu sözleşme görüşmeleri sırasında arkasına sığındığı sert rekabete rağmen, THY filosu sürekli büyürken, kârları da buna paralel olarak arttı. Yönetim Kurulu Başkanı ile Genel Müdürü Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde görev yapan THY yönetiminin şirketin kaydettiği büyümeye rağmen çalışanların ücret, çalışma şartları ve güvenlikle ilgili talepleri karşısında uzlaşmaz bir tutum takınması, AKP'nin oylarını artırarak çıktığı seçimin hemen ardından ise lokavt kararı alması, "yönetim hükümete mi güveniyor?" sorularına yol açıyor. Bilindiği gibi, grevler "milli güvenlik" gerekçesiyle hükümet kararnamesiyle ertelenebiliyor. Daha önce de güvenlik ve savunmayla hiçbir ilişkisi bulunmayan farklı sektörlerdeki grevler hükümet kararnameleriyle ertelenmişti.



Sayfa: [ 1 ]