SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: 22 Temmuz öncesi Seçim Yorumları

Sayfa: [ 1 ]

10.07.2007 16:46:30
Siyasete gözümü açtım, "oylar bölünmesin" diyorlardı...

1970'li yıllardı. Meydanlarda Ecevit rüzgarı esiyordu. Mavi gömleğiyle, kasketiyle, "bu düzen değişmelidir" söylemiyle fötr şapkalı ve düzen muhafazacısı Süleyman Demirel karşısında "halkçı" bir portre çiziyordu. 

Rüzgara kapılanlar arasında emekçiler ağırlıktaydı. 12 Mart'ın sillesini yemiş sol, çıkış kapısı olarak gördüğü CHP'nin toplumsal algıya düpedüz düzen dışı bir parti olarak yerleşmesine yardımcı oluyordu. Devrimci olmasa bile, reformist bir parti olarak...

CHP "devlet partisi" görüntüsünü zorluyordu.

1973 seçimleri, 1974 seçimleri, 1977 seçimleri... Dağa taşa "Umudumuz Ecevit" yazılmıştı.

Fazla söze gerek yok, yılların CHP'si, değişime aç kitlelerde o denli büyük bir hareketlenmeye yol açtı ki, sermaye sınıfı da, devlet de CHP'nin gidişatından kaygı duymaya başladı.

Kolay değil, Türkiye'de düzenin teminatı olan parti, düzen değişikliği talebinin adresi oluvermişti.

Devlet kendisinden korkar mı, korkar! Bırakın CHP'yi doğrudan bürokrasiden korkar, askerinden, subayından, polisinden dahi korkar.

Korkunun kaynağında halk korkusu vardır. İşin içine halkın girmesi sermayeyi de, devleti de tedirgin eder. Daha olağan ne olabilir ki, sermaye devleti!

Dolayısıyla CHP bir yandan büyük kitleleri peşinden sürükler ve solcuları da peşine takarken, bir yandan da büyük sermayenin ince ayarlarıyla sağlama alınıyor, kritik bazı noktalarda bu ayarların tutup tutmadığı konusunda testlere tabi tutuluyordu.

O kesitte, CHP'nin burjuvaziye hizmetinin eşsiz olduğu daha sonra anlaşıldı. 1960'larda Türkiye İşçi Partisi'nde cisimleşen ve solun, sosyalizmin ciddi bir toplumsal taban bulduğu çıkışın çok daha kitleseli, son derece güvenilir bir mecrada gerçekleşmiş ve sermaye sınıfı, uluslararası koşullar açısından da son derece büyük riskler taşıyan bir dönemi ucuz atlatmıştı.

Unutmayalım ki, 1970'li yıllar, çözülüş sürecine girmeye hazırlanan Sovyetler Birliği'nin son baharıydı...

Sondur ama bir bahardır ve bütün dünya bu baharın etkileriyle sarsılmıştır!

Sermaye düzeninin Bülent Ecevit'e büyük bir borcu vardı. O borcu sonra ödediler. 1970'lerde Necmettin Erbakan'ın MSP'si ve Adalet Partisi eskilerinin yardımıyla oturduğu başbakanlık koltuğuna 20 küsur yıl sonra faşist partiyle gerçekleşen koalisyonla yeniden ulaştığında, kamuoyuna bir bilge olarak sunuldu.

Zamanında faşizme karşı Ecevit'le omuz omuza savaşmayı hayal edenler acaba ne düşündüler koalisyon protokolü hazırlandığında... Hiç kuşkusuz, "Ecevit çok değişti, MHP de eski MHP değil" diye akladılar kendilerini... Oysa en büyük değişim kendilerindeydi, inanmıyorlardı artık değişime, değişimin köklü olanına...

Pek azı 1970'lerde sola yazan büyük günahın farkına vardı. Bu kötü... Lakin daha kötüsü, 1970'lerde bu günaha ortak olmayanların az olması...

Bugüne kötü alışkanlıklar devretti.

"Oylar bölünmesin", bir iflah olmaz hastalık olarak solun dünyasına ve etki alanına yerleşti. Seçim döneminde "oylar bölünmesin" diyen, sol değerleri her daim elden çıkarmaya hazırdır. Zaten asıl sorun buradadır. Türkiye gündemi bol bir ülkedir, solcusuna her tür hizmet sunulur:

Faşizme karşı CHP; cuntaya karşı İslamcılar; İslamcılara karşı asker; askere karşı AKP; AKP'ye karşı CHP...

Faşizme karşı CHP, 1970'lerin kodlamasıdır, başa büyük dertler açmıştır. Ama yine de 1970'lerde CHP'nin peşine takılanların tarih karşısında daha fazla mazereti vardır. "Valla böyle olacağını bilmiyordum" demek bir şeyi değiştirmese de, sorumlu mevkilerde olmayanların pekala sığınabileceği bir gerekçedir.

Şimdi? Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi'ni sol adına desteklemek nasıl bir şeydir?

1970'lerde Ecevit düzen değişikliği diyordu, işçiyi ve yoksul köylüyü muhatap alıyordu, solu dışlamak yerine solu kullanmaya çalışıyordu. CHP'ye yön vermek, hatta ele geçirmek için görevlendirilen kimi "devrimci" ya da "komünist" kadroları bağrına basarak kulaktan kulağa "adam aslında sosyalist" lafının yayılmasını sağlıyordu.

Umutlar gitti, kadrolar gitti, DİSK gitti... Geriye direnç gösterilemeyen 12 Eylül faşizmi kaldı... Bir de "biz zamanında sola çekmek için görevli olarak CHP'ye girmiştik" diyen müzmin CHP'liler.

CHP sola çekmedi, sol çok çekti!

Ama olsun, 1970'lerde CHP'cilik yapmak için daha fazla mazeret bulunabilirdi. Şimdi ise, sol adına CHP'yi desteklemek, olacak iş değildir.

Olacak iş değildir ve bir "aydın" hastalığıdır. Çünkü artık emekçi halkın CHP'yle bir ilgisi kalmamıştır. Aynı anlama gelmek üzere, CHP'nin emekçi halka dönük ilgisi sıfırlanmıştır.

Sol da CHP'nin umurunda değildir. Geçmişte parti ya da örgüt kararıyla CHP'yi sola çekmek için yollanan saf solculara açılan kapılardan şimdi eski faşistler, Demirel'in has kadroları geçmektedir. Baykal bırakın solculara, solculukla hiçbir ilgisi olmayan Karayalçın'a dahi, belki biraz solculuk bulaşmıştır diye, tahammül edememektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi, Ankara'nın Çankaya'sı ile birlikte, her zaman sola oynadığı İstanbul Birinci Bölge'ye Demirel ailesinden İlhan Kesici'yi koyarak resti çekmiştir. Pek güzel olmuştur, İstanbul'un Anadolu yakasında her tür münasebetsiz adaylığını ilan etmiştir. Bizim metal işçisi ağırlıklı listemiz için ek bir öfke, ek bir enerji kaynağıdır...

İstanbul'a İlhan Kesici, Cumhurbaşkanlığı makamına Nevzat Yalçıntaş!

Deniz Baykal'ın AKP içerisinden kabul edeceği adayın Yalçıntaş olduğu ortaya çıkmış durumda. Önemli anti-komünistlerdendir, sosyalizmin taktikleri filan gibi kontrgerilla kurslarına düşen kitaplar yazmıştır, Şaban Karataş'la birlikte Demirel'in TRT'nin başına düşürdüğü "taş"lardan ilkidir, 1970'lerde sol adına CHP'cilik yapmanın nedenlerinden birisidir...

Nevzat Yalçıntaş, Abdullah Gül ya da Recep Tayyip'ten daha az gerici değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi, görevli olarak CHP'ye yollanıp orada kalan solcu eskilerinin yanına tarikatçıları dizmektedir.

Dizinin son halkası faşist eskileridir. Yaşar Okuyan, 12 Eylül karanlığındaki üniversite yıllarımın başlangıcında, yeni tanıdığım okul arkadaşlarımın bir süre "ne olur ne olmaz, belki akrabasıdır" diye bana ihtiyatla bakmasına neden olan adam da 1970'lerde CHP'yi desteklemenin gerekçelerinden birisidir. Dönemin MHP'si, bir Albay Türkeş, sonrasında Agah Oktay Güner, Gün Sazak ve Yaşar Okuyan'ın yönetiminde Türkiye'yi kan gölüne çevirmiştir.

Aman oyları bölmeyelim!

CHP'yi destekleyelim! Bank nöbetine takılıp kalan görevli solcularla tarikatçıların, cuntacılarla faşistlerin birlikteliğini bölmeyelim.

Bölersek ne olur? AKP'ye hizmet ederiz!

Başka?..

Darbe olur!

Evet, AKP yeniden seçilirse darbe olacak söylentisini yayanlar arasında bir kısım solcu da var. Diyorlar ki, CHP'ye oy vermezsek darbe olur. Oh oh... Nereden nereye... 1970'lerde faşizme karşı CHP ile ittifak öneriliyordu, şimdi faşistlerle koalisyona hazırlanan CHP'nin hesap tutmadığında destekleyeceği bir askeri müdahale olmasın diye CHP için oy isteniyor.

Şantajla oy toplamaya kalkmak Baykal'a çok yakışıyor. Ya buna alet olan aydınlara ne demeli?

Şeriat gelmesin diye faşizmle dans etmek, askeri darbeden medet ummak!

Bunların, demokrasi adına ve askeri darbeye karşı AKP'yi açık ya da örtülü biçimde destekleyenlerden ne farkları var?

Aydın kimliğini sol değerleri oraya buraya yamamak için mi taşıyorlar?

Yazık...

Yazık ve ne güzel!

Türkiye solunun CHP'cilikle kesin hesaplaşmasıdır bu. 1970'lerde görev icabı CHP'ye takılanlar, solun bağımsız kimliğini savunanlara sopayla, bıçakla saldırıp CHP propagandası yapmayı devrimcilik sananlar 12 Eylül karanlığında unutuldu gitti, hesaplaşma yapılamadı.

Şimdi, "oyları bölmeyin AKP'nin ekmeğine yağ sürmeyin" kampanyalarına destek verenleri, soldan sürmenin tam zamanıdır.

Şimdi sürüden ayrılmanın tam zamanıdır.


Sayfa: [ 1 ]