SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: Özelleştirmelerde sendikaların sorumluluğu

Sayfa: [ 1 ]

10.07.2007 16:07:44
1990'lı yılların ilk yarısıydı. 1980'lerin ortalarından itibaren başta çimento sektörünün yem işletmelerinin önemli bir bölümü özelleştirilmeye başlamış, özellikle et kombinaları ile süt toplama tesislerinin de satış aşamasına geçilmişti. Öte yandan Teletaş, Erdemir, Petkim, Tüpraş, THY ile elektrik santralleri gibi büyük kamu işletmelerinin de hisseleri halka arz yöntemiyle özelleştirilmiş, bu işletmelerin de içinde yer aldığı bir çoğu için ise müşteri aranıyordu.

12 Eylül darbesi ile birlikte diğer yeni liberal politikalar gibi özelleştirmelerin de halk tarafından kabullenilmesi için yoğun bir propaganda kampanyası yürütülüyordu. Bu doğrultuda, devletin üretimde ve sosyal yaşamda ne de kötü olduğunu kanıtlamak için milyar dolarlık işletmelerde yenileme yatırımları yapılmıyor ve bu işletmelerin etkinlikleri bilinçli bir biçimde azaltılıyordu. Daha sonra topluma ve bu işletmelerin işçilerine dönüp; "bakın devlet beceremiyor, bırakalım özel sektöre piyasanın kuralları içinde tüm işletmeler gül gibi idare edilir" deniyordu. Bu propagandanın yürütülmesi için de Dünya Bankası'ndan kredi almak dahil hiçbir fedakarlıktan kaçınılmıyordu. Propaganda amaçlı bu kaynaklar ise medya patronlarını, gazetelerde özel televizyonlarda köşelenmiş kimi köşe yazarı-yorumcuları servet sahibi yapıyor ya da servetlerine servet katmalarına katkı sağlıyordu (1990'lı yıllarda kurulmaya başlamış tüm özel tv kanallarının ardındaki kaynağın önemli bir kısmı özelleştirme ve benzeri konulardaki propagandalara karşılık olarak verilmiştir).

Darbenin halen süren baskısı ve sürdürülen yoğun propaganda karşısında aralarında özelleştirilen işletmelerde çalışan işçilerin de olduğu toplumun önemli bir kesimi özelleştirmelerin gerekli olduğuna ikna edildi. Bu dönemde özelleştirme için sürdürülen yoğun propagandaya karşılık vermesi beklenen en önemli yapı sendikalardı. Çünkü, 1995 yılı itibariyle, yaklaşık 4 milyon civarında olan kayıtlı işçilerin 1 milyona yakını kamu işçisiydi ve bu kamu işçilerinin tamamı sendika üyesiydi. Kamu işyerlerinde çalışan işçilerin toplam sendikalılar içerindeki payı ise yüzde 40'ı aşıyordu. Kamudaki işçi ve sendikalı sayısının bu yoğunluğunun yanı sıra kamu işletmeleri, sendikal faaliyetlerin yürütülmesi ve elde edilmiş haklar bakımından özel sektöre de örnek oluşturacak nitelikteydi. Daha özet bir ifade ile kamu işletmeleri Türkiye'de sendikaların can damarını oluşturuyordu.

İşte böylesi bir dönemde KİGEM gibi kuruluşlar ve kimi bireysel çabalarla topluma ama özellikle de sendikalara özelleştirmenin sendikalarda ve işçi sınıfında yaratacağı olumsuzluklar anlatılmaya çalışıldı (bu dönemdeki doktora çalışmamla ben de ucundan da olsa bu sürecin içinde yer aldım). Özellikle o döneme kadar özelleştirme uygulamalarını gerçekleştirmiş ve toplumsal sonuçların ortaya çıktığı Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere dünyadan birçok örnekle de desteklenen bu çabalar maalesef sendikacıların önemli bir bölümünü harekete geçirmeye yetmedi.

Sendikacıların özelleştirmeler karşısındaki duyarsızlıklarının önde gelen nedeni, bulundukları konumun gerektirdiği ideolojik bakış açısına sahip olmamalarıydı. İşçi sınıfını temsil eden bir örgüt içerisinde mevcut sistem içerisinde çözüm arıyorlar ve bu doğrultuda da devlet ve siyasi iktidardan medet umuyorlardı. Dolayısıyla özelleştirmenin ortaya çıkartacağı sonuçlara ya inanmıyorlar ya da buna karşı konulabilecek güçleri bulunmadığını düşünüyorlardı. Diğer bir yaygın düşünce de özelleştirmenin kendi sektörlerinde uygulanmayacağı idi.

Sendikacıların tüm bu yaklaşımlarına karşın aradan geçen zaman içinde özelleştirilemeyeceği düşünülen işletmeler de dahil olmak üzere birçok işletme özelleştirildi. Bu özelleştirmelerin sonucu olarak da yıllar önce sendikacıların algılamak istemedikleri, tüm olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaya başladı. Özelleştirilen işletmelerin önemli bir bölümü sadece rant alanı olarak kullanıldı ve üretimden çekildi, halen üretimde bulunan işletmeler ise toplumsal bir işlev yerine sermayedarlarının kârlarına kâr katıyorlar. Artık kamu işçilerinin önemli bir bölümü işsiz ya da son derece kötü koşullarda çalışıyor. Sendikalaşma hızla azaldı ve buna bağlı olarak da sendikalar etkisiz kurumlar haline dönüştü.

Özelleştirmeler, topluma ve emekçilere zarar vermeye devam ediyor. Ama on yıllardır kamunun işletmelerinin satışına sessiz kalarak temsil ettiklerini iddia ettikleri işçi sınıfını satan sendikacıların ise çok önemli bölümü hala koltuklarında oturmayı sürdürüyor


Sayfa: [ 1 ]