SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dış Politika

Konu: küba yı asla alamayacaklar

Sayfa: [ 1 ]

09.07.2007 15:50:49
Umarım hiç kimse benim Bush'a keyfi bir şekilde saldırdığımı düşünmüyordur. Eminim onun politikalarını bu kadar fazla eleştirmemin nedenlerini anlayacaklar.

Robert Woodward, Washington Post'ta Carl Bernstein'la birlikte yazdığı ve sonrasında başkan Nixon'un soruşturulmasına ve istifasına neden olan makaleler dizisine imza atmış Amerikalı bir gazeteci ve yazardır. On çok satan romanın yazarı veya ortak yazarıdır. Korkunç tarzı sayesinde röportajlarındaki itiraflara kasten ters anlamlar yüklemeyi çok iyi başarıyor. State of Denial (İnkar Devleti) adlı kitabında Irak savaşının başlamasından 3 ay sonra, 18 Haziran 2003'te, çok önemli bir toplantının ardından Beyaz Saray'daki ofisini terk ederken Bush'un Jay Garner'in sırtına kabaca vurarak şöyle dediğini yazmış:

"Hey, Jay İran'ı ister misin?"

"Efendim bu konuyu çocuklarla konuştum ve Küba'da karar verdik. Küba'da rom ve sigarlar daha iyi... Kadınları da daha çekici."

Bush güldü. "Tamamdır. Küba'yı aldınız."

Bush'un bilinçaltı ona ihanet ediyor. Karanlık köşelerden nasıl bir skor elde edilebileceğinin beklentilerini açıkladığında bu onun aklındaydı zaten ve Küba bu karanlık köşeler arasında özel bir yer tutuyor.

Irak İçin Savaş Sonrası Planlama Ofisi'nin başına getirilen ve yakın zamanda emekli olan üç yıldızlı general Garner, gizli bir şekilde Ulusal Güvenlik Başkanlık Talimatı oluşturdu ve Bush tarafından savaş stratejilerini gerçekleştireceği sıradışı bir adam olarak tarif edildi. 20 Haziran 2003'te görev belirlendi ve aynı yıl içinde 11 Mayıs'ta Rumsfeld'in zorlamasıyla göreve getirildi. Garner, Irak'ta yürütülen stratejiyle ilgili görüş ayrılığını Bush'a ifade edecek kadar küstah değildi. Onun kafasında aynı amaçla başka bir plan vardı. Son birkaç haftadır deniz donanması ve ABD hava gücünü taşıyan bir dizi gemi deniz gücünün destek güçleriyle İran sahasının birkaç mil ötesinde bulunan İran Körfezi'nde manevra yapıyor.

Halkımızın zalim abluka yüzünden çektiği sıkıntılar yakın zamanda 50 yılı bulacak, dünya üzerinde yasadışı göçü kışkırtan "Adaptasyon yasası"nın uygulandığı tek ülke olan Küba'ya karşı yürütülen bu kirli savaş yüzünden oğullarımızdan ve kızlarımızdan binlercesi hayatını kaybetti. Bu yasa yüzünden de Küba vatandaşları kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yaşamını yitirdi. 15 yıldan daha uzun zaman önce Küba, temel pazarlarını ve gıda, enerji, makine, ham maddeler ve uzun dönem düşük faizli finans gibi birçok kaynağını yitirdi.

Neredeyse SSCB'nin çözülüşünden hemen sonraya denk gelen sosyalist bloğun çökmesi herşeyi parçalara ayırdı. Emperyalist ablukayı sıkılaştırdı ve uluslararasılaştırdı. Bizim yetersizliklerimize rağmen oldukça iyi dağıtabildiğimiz protein ve kalori miktarında yaklaşık yüzde 40 oranında bir azalma oldu. Göz, sinir iltihapları ve başka birçok hastalık ortaya çıktı ve ilaç kıtlığı ablukanın da etkisiyle günlük hayatımızı etkileyen bir sorun haline geldi. Bizi demoralize etmek için sadece yardım hareketleri aracılığıyla gelen ilaçların ülkemize girmesine izin veriliyordu ve bu daha sonra yasadışı bir ticaret ve karaborsa kaynağı oldu.

Kaçınılmaz olarak "özel dönem" geldi çattı. Bu dönem saldırı politikasının sonuçlarının bir toplamıydı ve bizim emperyalistin dev medya makinesi tarafından beslenen zararlı etkilere yol açan ciddi önlemler almamıza neden oldu. Kimileri üzüntüyle, kimileri de oligarşik bir sevinçle herkes Küba Devrimi'nin parçalanmasını bekliyordu.

Çevrilebilir para birimi sosyal bilincimize inanılmaz şekilde zarar verdi ve az ya da çok eşitsizlikler ve ideolojik zayıflık yarattı.

Tüm ömrü boyunca Devrim insanlara öğretti: Yüz binlerce öğretmen, doktor, bilim adamı, aydın, sanatçı, bilgisayar mühendisi ve üniversite mezunu ve mezuniyet sonrası derecelere sahip bir düzine profesör yetiştirdi. Bu zengin birikim hiçbir üçüncü dünya ülkesinden beklenmeyecek bir şekilde bebek ölüm oranını son derece düşük bir seviyeye indirmemizi ve nüfusun eğitim seviyesini 9. sınıfa kadar çıkartmanın yanı sıra yaşam beklentisini de arttırmamızı sağladı.

Benzin fiyatlarının çarpıcı olarak yükseldiği bir dönemde uygun ödeme koşullarında benzin teklif eden Venezuela Bolivarcı Devrimi sayesinde belirgin bir ferahlama yaşadık ve ülkemiz büyüyen oranlarla kendi enerjisini üretmeye başladığı için önümüzde yeni olanaklar açtı.

Ülke üzerindeki çıkarlarına yoğunlaşan emperyalist ülke, yıllardır Devrim'i yok etmek için planlar yapıyor ve bunu 2002 yılının Nisan ayında denedi ve bunu her fırsatta bir daha deneyecek. İşte Bolivarcı devrimlerin direnişe hazırlanmalarının nedeni bu.

Bu arada Bush, direk bir emperyalist yönetim sağlamak için yasaları ve müdahaleci hükümeti öne sürerek Küba'yı işgal planlarını yoğunlaştırmış bulunuyor.

Bretton Woods'ta ve doların altına çevrilmesine son veren altın standartlarını ortadan kaldıran Nixon'un dolandırıcılığı sayesinde, ABD'ye bahşedilmiş imtiyazlara dayanarak, emperyalist on trilyonlarca dolar, 12 sıfırlılardan daha fazla rakamlar aldı ve ödedi. Ülkenin savunulamayacak ekonomisinin kaynağı budur. Dünya nakit rezervlerinin büyük bir bölümü bono ve tahviller olarak ABD hazinesinde bulunuyor. Bu nedenle pek çok kişi 1929'da bu kağıt tahvillerin değersizleşmesine neden olabilecek bir dolar krizinden kaçındı. Bugün, bir doların altın değeri Nixon zamanındaki değerinden en az 18 kez daha azdır. Bu değer düşüklüğünün aynısı şimdi de rezervlerde meydana geliyor.

Bu kağıt tahviller, şu anki değerlerini koruyor çünkü sürekli ve fiyatları korkunç şekilde yükselen ve modern silahlar, hiçbir üretime katkısı olmayan silahlar, ancak bu şekilde satın alınabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en çok silah ihracatı yapan ülkesidir. Yine bu kağıttan tahvillerle en karmaşık ve en ölümcül toplu katliama neden olan silah sistemleri geliştirdi ve bununla dünyadaki zorbalığını güçlendiriyor.

Bu güç gıdanın benzine dönüşmesi fikrinin empoze edilmesine müsaade ediyor ve farkedilir derecede hızlanan küresel ısınmayı engellemek için yapılan herhangi bir girişimi ve sorumluluğu paramparça ediyor.

Açlık ve susuzluk, daha şiddetli fırtınalar ve büyük deniz dalgaları bu Tiranların ve Truvalıların emperyal politikaları nedeniyle dayanmak zorunda kaldıkları acılar. Sadece önemli derecede enerji tasarrufu ile insanlık soluklanabilir ve türlerin kurtuluşuna dair umut besleyebilir, ama zengin ulusların tüketici toplumları bu konuda kesinlikle dikkatsiz.

Küba nereden geldikleri ya da ellerindeki silahları ne olursa olsun işgalcilere karşı kapasitemizi ikiye katlayan mütevazı ve ama aktif ve etkili savunma silahları endüstrisi de dahil olmak üzere halkının dövüşme kapasitesini geliştirmeye devam edecektir. Kapitalizm tarafından ölçülen şu adı çıkmış Gayri Safi Milli Hasıla büyümese de, gerekli materyalleri ve uygun ateşleme malzemelerini edinmeye devam edeceğiz. Çünkü onların GSMH'sı tüm vatandaşlar için ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti gibi başlıkları içerse de özelleştirme, uyuşturucu, seks hizmetleri ve reklam değerleri üzerinden ölçülüyor.

Yaşam standardı yıldan yıla bilgi, öz saygı ve halkların itibarı ile artırılabilir. İsrafın azaltılması yeterli olacaktır ve böylece ekonomi büyüyecektir. Her şey bir yana biz gerekli ve mümkün olduğu kadar büyümeye devam edeceğiz.

"Özgürlüğün bedeli yürektir ve ya onsuz yaşamayı tercih edeceğiz ya da bedelini ödeyerek onu satın alacağız" demiştir Martí.

"Küba'yı ele geçirmek isteyenlerin ellerine sadece kana bulanmış toprağının tozu geçecektir, tabi o da savaşta yok olmazsa" diye haykırmıştır Maceo.

Bu şekilde düşünen ilk devrimciler bizler değiliz! Ve sonuncular da olmayacağız!

Bir adam satın alınabilir ama bir halk asla!

Kader emperyalistin ölümcül silahını benim kurtarabileceğime karar vermiş. Yani hastalanmamın üzerinden 1 yıl geçti ve yaşam ve ölüm arasında gidip gelirken 31 Haziran 2006'daki bildirimde şunu ifade etmiştim: "Halkımızın ve devrimimizin kanlarının son damlalarına kadar savaşacağından en ufak bir şüphe dahi duymuyorum."

Sayın Bush, siz de şüphe duymayın.

Küba'yı hiçbir zaman ele geçiremeyeceğinizi garanti ederim.

Fidel Castro Ruz


SWORDFİSH 13.09.2007 11:05:28
Silahla işgal bitti uyanın...para girdimi  ülkeye hayat değişiyor....

Bırakın insanlar özgürce yaşasın...kübalılarda dünyayı görsün.....

07.02.2008 05:15:12
evet, onlar için de ağlamalısın. bu da bir insanlık trajedisi.

maalesef tüm insanlar için aynı anda iyi anlama gelecek işler yapamıyoruz. çoğunluk için devrim yaparken, azınlık zarar görebiliyor. bazan tersi de oluyor.

küba, sosyalizm idealini mükemmelce temsil eden bir örnek değil; böyle bir örnek belki henüz hiç gelmemiştir de. ama küba, şu an, hayduta direnen yiğit bir ülke.

geçmiş sosyalist deneyimler hatasıyla sevabıyla geçmişte kaldı. küba, biraz daha farklı olduğu ve kendi halkına dayanabildiği için ayakta. abd ambargosuna rağmen. venezuella da geldi şimdi yanına. bundan memnun olmalısınız. insanlık adına.

şimdi o geçmişi tekrarlamak değil, yeni bir anlayışla geleceği eşitlikçi, ortakçı temelde yeniden kurmamız gerekli. türk olalım, başka ulustan olalım, farketmez. insanlık ideali birdir, ulusal özelliklere göre yolları, yöntemleri ayrı olabilir.

ucuz, basit, kaba, sığ değerlendirmelerden kurtulup insanlığın geleceğiyle daha ciddi ilgilenmek gerekiyor.


özür dilerim; konuyu gereksiz yere fazla ciddi kıldım galiba?
biz de bıktık. komünizmi hiç yaşamadık ama şu 80 yılda bıktırdılar bizi komünizmden. önce adamları, komünistleri çağırıp karadenizde boğdurdular; sonra 40 yıl boza pişirdiler tepelerinde; kendileri ilksel sermaye birikimlerini yaparken, kibrit kutusunun üzerinde stalin bıyığı görüp sıradan insanların hayatlarını kararttılar. ülkemizi amerikan şemsiyesine sokmak, kendi dötlerine de amerikan kucağında yer bulabilmek için 3-5 komünisti dev aynasında gösterdiler. yetmedi askerimizi abd'nin her savaşına gönderdiler. kore'den sonra amaçlarına ulaştılar. ama komünistleri yine rahat bırakmadılar. '80'e kadar tosuncuklara solcu vurdurdular.
komünizm çöktü. tekeller yerleşti. komünistleri rahat bıraktılar. komünizm de forum geyiklerine düştü.



Sayfa: [ 1 ]