SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: kültür-sanat politikası olan partiler

Sayfa: [ 1 ]

08.07.2007 23:36:38
Seçimlerde en çok işçi adayla birlikte en çok sanatçı adayı gösteren parti TKP oldu. Tiyatro, sinema, müzik, plastik sanatlar gibi çeşitli alanlardan, büyük bölümü Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde yürütülen çalışmalara üretimleriyle katkıda bulunan 37 sanatçı TKP listelerinden aday oldu. Sanatçı adayları temsilen üç isimle, tiyatrocu Orhan Aydın, müzisyen Renan Bilek ve tiyatrocu Nazif Uslu ile sohbet ettik. TKP'nin "en" yanında bir de "ilk"i var. 12 Eylül sonrasında ilk kez, Cumhuriyet tarihininde de TİP'in ardından ikinci kez, bir kültür-sanat politikası deklare eden parti olmuş durumda. Sohbetimizde bu deklarasyona da yer verdik.

Türkiye'de kültür ve sanat politikaları ve bu politikaların toplum üzerindeki etkileri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Renan Bilek: Bu ülkede spor denince futbol, sanat denilince müzik algılandığı düşünülürse, düzen partileri de işin sadece müzik, o da popüler müzik tabii, tarafını kullanıyor. Nedense sanat seçim zamanında akıllarına geliyor. Seçim zamanı şarkılar akla geliyor. Hazır şarkılar için birbirlerine giriyorlar. Üç parti aynı şarkı için birbirine girmişti hatırlarsanız. Şarkı da Yunan bestesiydi üstelik. Emekçi kimliğiyle bağı kopmuş yoksullar, hele hele orta kesimler neyin ne olduğunun farkında değiller. Geçen seçimlerde hatırlarsanız Genç Parti mitingleri aslında birer konserdi. İbrahim Tatlıses, bu yıl da GP'den aday zaten. İlerici ya da solda bilinen şarkıcılardan yararlanma denemeleri oluyor. CHP bunu yapıyor. İşte Cumhuriyet mitinglerinde hem solcu müzisyenler sahne aldı, hem de solun şarkıları çalındı. Kimi sanatçılar, özellikle de müzisyenler, bir noktadan sonra politikaya atılabiliyor. Ama düzen partilerinin sanatı kullanması gibi bir şeyden söz etmek mümkün değil bana göre, sanatla bir ilgileri yok çünkü.

Orhan Aydın: Bu konuda temel bir politika olmadığından, ne yapacağını bilemeyen insanların oluşturduğu siyasi erkler, kültür ve sanat alanını ya rant elde edecekleri bir alana dönüştürmeye çalıştılar ya da düşman ilan ederek yok etmeyi istediler. Bu ikincisini geçmişte, aydınların ve sanatçıların sürüldüğü, hapse atıldığı ve öldürüldüğü 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerini yaşadık. Kültür ve sanatın rant kaynağı olarak görüldüğü dönemi ise özellikle bugün, AKP hükümeti ile birlikte çok hızlı bir şekilde yaşıyoruz. Kültür ve sanat alanlarımız hızla özelleştiriliyor, satılıyor ve ticari merkezlere dönüştürülerek yok ediliyor. Kültür ve sanata olan bu iki tür saldırının temel nedeni ise kültür ve sanat alanının toplum üzerindeki ilerici ve aydınlanmacı etkisidir. Toplumun ilerlemesinden, işçi sınıfının bilinçlenmesinden özellikle korkuyorlar.

Toplumumuz sanattan ne anlıyor?
Renan: Sanat ciddi bir emek istiyor. Sadece yapılırken değil algılanırken de... Karnını doyurmaya, yaşamaya gayret eden kitlelerin sanatı algılama konusundaki sıkıntı yaşamaları onların suçu değil. Yerde kar buz görmeden TRT'de buz dansı izler, bunu algılardık. Üçlü saltolara puan verirdik, gayet haddimiz görerek. TRT bunu bize verirdi. Kültür bir birikimdir. Bugün kitlelerin tek eğlencesi TV, 80 sonrası özellikle. Elektrik parası dışında bir masrafı yok. Resim, plastik sanatları falan tek geçiniz. Resim şu anda sadece karnede not doldurulması gereken bir ders. Böyle bir altyapı yoksa insanların kültür birikimi de olmuyor. Mesele sadece popüler olmaya, tanınmaya ve o anda göze ve kulağa hitap etmeye kalıyor. Bu ülkede sanatla ilgilenmede, hele emekçilere söz söyleyen bir şekilde, iş iyice zorlaşıyor. Sanatçı kendini geliştirmeye çalışırken toplumla arasındaki mesafe açılıyor. Bu tabloda. Bağ koptukça sanatçı yalnızlaşıyor, toplum onu anlamadığı için, kendine uygun türevler üretiyor. Her gece yatmadan beste yaparım diyen bir şarkıcı sanatçı olarak alınıyor. Aynı anda sanatın pek çok dalıyla ilgilenebilirsin. Ancak bunun popüler kültüre yansıması karikatür olabiliyor. TV programı yapan biri birden fotoğraf çekmeye başlayıp fotoğraf sanatçısıyım diyebiliyor. Dikkat ederseniz hep müzikten örnekler verebiliyorum, tiyatro ya da plastik sanatlar değil. Zeytin Dalı diye bir grupla oynuyorum. Beni oynamaya "Polat Alemdar'ı kahraman zannediyorlar, Pir Sultan Abdal oynamak lazım" diyerek ikna etti arkadaşlar. Alevi gençler bile Pir Sultan Abdal bilmiyor. Düşünsenize Maraş'tan bir Alevi dede MHP'den aday olabilir. Erol Toy'un Pir Sultan'ını "siyasi" kimliğini geri çekerek oynayın diye baskı yapılabiliyor.

Nazif Uslu: Osmanlı'dan bu yana bakarsanız, sanatsal üretim hep Fransız ve İngiliz kültüründen beslenmiş. Osmanlı döneminde "azınlık" denilen kesimler üzerinden yürümüş. Cumhuriyet döneminde de benzer bir süreç var. Köy enstitüleri döneminde kendi kültür-sanatımız geliştirilmeye çalışılmış ama iktidarlar tarafından bunlar da baskılanmış. Kendi kültürümüze ilişkin eserler dendiğinde hep o döneme gideriz. Anadolu edebiyatı vs hep oradan beslenmiş. Her şey kendi karşıtıyla beraber var. Halk evleri var, kültür evleri. Karşısına ocaklar çıkartılıyor. Bir dönem bakıyorsunuz gençlik örgütleri ortaya çıkıyor, sistem gençlik merkezleri kuruyor. Her şey kendi karşıtlarıyla örgütleniyor. Cumhuriyet sonrasında da dışarıdan hocalar getirilerek okullar açılmış, konservatuarlar açılmış. İlk bize ait değer Muhsin Ertuğrul. Avrupa dışında SSCB'ye gidip gelmesi de daha farklı etkilere olanak tanımış. Etkiler dışarıdan yoğun olunca nihilizm de kendini gösteriyor. Kendi öz değerlerini yok saymaya başlıyorsun. Yükselen değerler için popüler kültürün etkisiyle o tarafa yöneliyor. Renan söz etti, TRT'yi çok severdik, tek eğlence aracımızdı. Pek çok şeyi TRT'den öğrendik. Yazlık sinemalar vardı bizim çocukluğumuzda. Göçmen bir ailedenim, çoluk çocuk 70-80 kişi sinemaya giderdik. Çekirdek torbaları. Topluca yürüyerek sinemaya gider gelirdik.

Renan: Evet o sinemalar, ticarethane değil, ciddi bir sosyalleşme alanıydı.

Nazif: Yapılar da ona müsaitti. Gökdelenler yoktu.

Renan: Televizyon da bazı evlerde varken, azken, bir sosyalleşme aracı idi.

Nazif: Sanat ciddi bir manipülasyon içerisinde. Televizyonda bunlar iyidir diye sunulan şeyleri kabullenmenin, sürüleşmenin ciddi bir aracı. Sürekli aynı kötü şeyi iyidir diye göstermek ciddi bir ideolojik müdahale.

TKP'nin fazla sayıda sanatçı aday göstermesini neye bağlıyorsunuz?
Nazif: Rakam umduğumdan düşük!..


08.07.2007 23:39:34
Renan: Yurtsever Cepheli sanatçı dostlarımızın büyük çoğunluğu Sanat Cephesi örgütlenmesi içinde yer alıyorlar. Özellikle AKM'nin yıkılmasına karşı yürütülen mücadele ile başlayan süreçte, tiyatro, plastik sanatlar gibi alanları kapsayan bir şekilde özerk sanat konseyi çalışmasına evrildi mesele. Kültür Bakanlığı'nın dağıttığı yardımların kafaya göre olmaması, bu kurum üzerinden dağıtılmasına kadar geldi mesele. AKM olayında devlet kurumlarıyla özel kurumlar biraraya geldiler. ‘80 sonrasında ilk kez bu kadar net ses çıkardılar. Sadece tiyatrocular değil, yazarlar, plastik sanatçılar, müzisyenler... Popüler kültürün önde gelen isimlerinden bile destek verenler oldu. Buradan para kazanmak zorunda olan ama orada olmaktan hoşnut olmayan insanlar da destek verdiler. Bir yandan gidişattan memnun değiller, bir yandan da para kazanmak için orada olmak zorundalar. Nazif bir yandan haklı, umduğumdan az derken. Ancak... NHKM'nin biraz daha altını çizmek gerekir diye düşünüyorum. Necip Fazıl Kısakürek'in bile iyi şair dediği birinden bahsediyoruz. Şairliği o kadar üstün ki, tiyatro eserleri vs geride kalmış. NHKM, bu isme sahip çıkan bir merkez. Ne önemi var? Şöyle özellikleri var: Nazım Hikmet çok güçlü bir kalem ama bir politika ile uğraşmasa denmeye çalışılır. "Kalemimin tüm gücü siyasi kimliğimden" diyen "TKP'm benim" diye şiir yazmış birinden söz ediyoruz. Düzen üzerini örtmeye çalışsa da bir komünisttir. Bu memleketin sanatçıları, komünistleri bunu unutturmayacak. NHKM, bunu unutturmayan, ve bir ekolün devamlılığını sağlamaya çalışan bir yer.

Nazif: NHKM çalışmaları içinde yer almayan, ancak pek çok alanda üretim yapan insan var, buraya geliyor, bir çay içiyor, buradaki havayı teneffüs ediyor, tazelenip gidiyor. Geniş bir çevre var. Havayı solumaya geliyor, burayla organik bağları yok ama... Hücrelerini yenileme imkanı buluyorlar. Şaşırtıcı simalarla karşılaşıyoruz.

Neden TKP?
Nazif: Geçen seçimlerde TKP'ye inanılmaz bir şekilde ilgi vardı. Bu seçimlerde de inanılmaz bir sansür var. Bu beni umutlandırıyor. Çünkü komünistler büyüyor, güçleniyor.

Renan: Bir hayal kuralım mesela... Çalışma saatinin gerçekten makul seviyelere çekildiğini, önce 8 saat sonra 7 saat. Tatilin bir lüks değil, rahatlıkla yapılabildiği bir dünya. Başını sokacak bir ev, çocuklarının iyi eğitim alabildiği vs. Üretimin kutsal sayıldığı, üretmenin olmazsa olmaz olduğu, insanın insanca yaşadığı bir alan. Bu yaşam alanında sanatçıların işi hem daha kolay hem daha zor. Bugünkü kolay yoldan bir şey yapma durumu biter. İnsanların sanatı algılayacağı, sanatla uğraşacağı zamanları olan bir düzen. Azerbaycan'da piyanonun bizdeki yatak odası, oturma odası takımı gibi alınması gereken bir eşya olması gibi. Her evde vardır, herkes bir şekilde çalar. Böyle bir ortamda sanat üretimi yapılmaması imkansız. Sanat bu anlamda birikimin bir volkan gibi patlamasıyla çıkar. Kainatta söylenmemiş söz, çalınmadık ses yoktur aslında. Meziyetin varsa toplar eser haline getirirsin. Demin söz ettiğimiz sinemalar gibi ortak kültür alanları olduğunu, ortak çamaşırhanede çamaşır yıkamanın bile sosyalleştiği, bir ağızdan türkü söylenen alanlar düşünün. Bir karadenizli ninenin türküsüne insanların eşlik ettiği vs... Bir köy kahvesinde cebinden çıkarıp bir şeyler çaldığını düşünün. Bueno Vista Social Club neydi düşünün... Herkesin sanat yaptığı bir yerde ben sanatçıyım diye gezmek kolay değil. Bir de bugünkü gerilimi düşünün, hangi holdingin işine gitsem, hangi şirketin borusunu öttürsem diye düşünmeyi... Sanat toplum için mi sanat için mi saçmalığı da ortadan kalkar. Sizi besleyen toplumun, halkların verdikleriyle daha renkli bir tablo ortaya çıkıyor. Altına attığın imza ile kişisel değil o toplumun tablosu oluyor. Bu hayali mümkün kılmak için.

Seçim çalışmalarına nasıl taşınıyor yukarıda sözünü ettikleriniz?
Renan: Sokak tiyatrosu, sokak müziği... Bunlar çok önemli. Seçim bölgelerine gittiğimiz zaman yukarıda sözünü ettiğimiz hayalin ürünlerini sunmak zorundayız. Bugünkü tüketim kültürü, emperyalizmin ürünü. Çok kolay yapılabilir şeylerin "hayal" olması, emperyalizmin dayattıkları yüzünden. Hiç hayal edemeyenler de var. Biz hiç olmazsa hayal edebiliyoruz. Beni bölüyor. Ben bu coğrafyada niye Kürtçe bilmiyorum. Ülkemin üçte, dörtte biri Kürt, ben onlarla anlaşmak için benim dilimi kullanıyorum. Herkesin kendine ait kültürü, alışkanlıkları, müziği, sözü var. Bunların içinde üretmek istiyorum. Bunun ortamını yaratmak için de ne gerekiyorsa onun mücadelesini veriyorum.

Nazif: Renan alt metni yazdı, rejiyi de yaptı. Böyle bir yaşamı sahnede değil, tüm yaşamımızda istiyoruz. Buna da sosyalizm diyoruz.

TKP bir kültür-sanat politikası deklare etti...
Orhan: Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, bugün Türkiye Komünist Partisi'nin deklare ettiği gibi bir kültür sanat politikası, TİP dönemini hariç tutarsak, olmadı. Türkiye İşçi Partisi döneminde, partideki sanatçı ve aydınların parti merkez komitesi ile bir araya gelerek oluşturdukları bir kültür sanat programı oldu. Bunun dışında, bugüne kadar hiçbir iktidarın ve hiçbir siyasi partinin programında kültür ve sanata dair bir açılım görülmedi. En azından ben, otuz altı yıldır sanatla uğraşan ve bu alanda mücadele eden biri olarak kendi dönemimde bunu görmedim. Kültürün ve sanatın aydınlanmacı, akıl açıcı etkisini görmek ve bunu ilerletmek istemedi hiçbir siyasi parti. Bu nedenle bugün Türkiye Komünist Partisi'nin kültür ve sanat politikasının TİP dönemindeki örneği hariç siyasi tarihimizdeki tek örnek olduğunu söyleyebilirim.

TKP bu temel programatik ilkeleri ile, iktidar olduğu ülkede sanat nasıl olacak?
Orhan: TKP'nin iktidarında kültür ve sanat eşitlikçi, özgür ve bağımsız olacak. Sanatsal alandaki bütün üretenler bir araya gelerek o alanı yönetecek ve geliştirecek. Sorumluluklarını da birlikte taşıyacak. Kültür ve sanatı toplumla kucaklaştırmak ve hayatı kültür ve sanatla kuşatmak konusunda mücadele edecekler. Türkiye Komünist Partisi'nin kültür ve sanat politikasına baktığımızda da bu deklarasyonu açıkça görebiliriz. TKP iktidar olduğunda yani Türkiye sosyalist bir ülke olduğunda, bu ülkenin sanatsal yaratıcılarının tamamı da çok daha farklı bir noktada duruyor ve bunun sorumluluklarını taşıyor olacaklar. Politikamız bunun altını çiziyor. Programın iki önemli noktası var. Bunlardan birincisi, alanın yönetimini sanat yaratıcılarına, sanat örgütlerine ve temsilcilerine bırakıyor olmasıdır. İkincisi ise ortak akıl yani kolektif üretimdir ki bu noktada çok önemli. Kolektif üretim, Sovyetler Birliği'nde Ekim Devrimi'nin ardından kültür ve sanat alanında desteklenen ve sanatı yaratanların yönetimde de üretimde de birlikte çalışması gerektiğini vurgulayan bir ilkedir. Bu, sanatı da toplumu da geliştirir ve ileriye doğru dönüştürür. Bugün, kültür ve sanat alanında mücadele edenlerin temel aldığı ilkelerden biri olan kolektif üretim sosyalist iktidarın en önemli vurgularından biriydi.

Renan yukarıda AKM'ye karşı mücadelenin birleştiriciliğinden söz etti. Yukarıda sözünü ettiğimiz deklarasyonla da beraber düşünürsek sürecin devamında neler yapacaksınız?
Nazif: Tiyatroda, aynı kurum içinde birbiriyle kavgalı olan birçok sanatçı biraraya geldi. Bu işin örgütleyicisi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi idi. Amatör, profesyonel, gençlik vs tiyatro toplulukları aynı bildirinin altına imza attı. Bu büyük bir başarıdır. Buradan farklı örgütlenmelere yönelindi. Bu anlamda çok ciddi bir ivme katıldı sanat örgütlenmesi alanına. Birtakım işlerin dinamoları vardır. Onun örgütleyicileri de komünistlerdir. Bütün küskünleri vs biraraya getiren de. 2010 yasası içinde, İstanbul'un kültür başkenti haline getirilmesi projesi içinde AKM yıkılmak isteniyor. Berhan Şimşek dahil olmak üzere projeye değen isimler 2010 ile ilgili ağzını açıp tek laf etmedi. Bizim burada özellikle Darülbedayi, Muhsin Ertuğrul sahnesi, 2009'da İstanbul'da yapılacak IMF ve Dünya Bankası "Guvernörler Toplantısı" için kongre merkezi yapılıyor. AKM'nin yerine alışveriş merkezi, otopark vs bir ticari kompleks yapacaklar, bonus niyetine de bir sahne olacak. AKM'ye yıl boyunca 500 bin kişi girip çıkıyor, konser, oyun vs... İktidarın korkusu bunlar. Bunlar varolan sistemin engelleyicileri olarak görülüyor. TİP 15 milletvekili çıkardığı zaman CHP ortanın soluna geçti, neden? Çünkü Türkiye'de yükselen bir sosyalist hareket vardı. Bu örgütlenmelerin karşısında bir örgütlenme yaratılması gerekiyordu. Bir şekilde başardılar ne yazık ki... İnsanlar çok çabuk unutuyor. Yoğun bir kuşatma, bombardıman içerisindeyiz.

Özellikle önümüzdeki dönemde 2010 yasasına karşı, kültürel kuşatma ve işgale karşı, ülkemizin emperyalist kültürle daha yoğun bir şekilde işgal operasyonuna karşı, çok ciddi bir örgütlenmeyi hedefliyoruz. Sırça köşkte bu planlar yapılırken biz de tüm yaşam alanlarında buna karşı mücadelenin altyapısını, mahallelerde, okullarda örmeye başladık. 26 Mart çalışmaların ilk göstergesiydi. Onlar İstanbul'da aynı günde 10 etkinlik yapıyorsa, biz 110 etkinlik yapacağız. Sokaklara çıkıp gösteriler yapmak gerekiyor. Bu ülkenin namuslu, onurlu aydınları, sanatçıları tavrını belirleyecekler.

Orhan: TKP'nin programı yalnızca seçim döneminde değil, bundan sonraki dönemde kültür ve sanat alanında nelerin yapılacağına da ışık tutuyor. Bizler özellikle 2010 İstanbul Kültür Başkenti projesiyle ilgili olarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz ve bu konuda onlardan bir adım önde olacağız. 2010 yılında İstanbul kenti kültür başkenti olarak emperyalizmin ve özellikle Avrupa Birliği'nin rant alanı haline getirilecek. Planladıkları gibi İstanbul'un çeşitli kültürel alanlarını ticaret merkezlerine ve kongre alanlarına dönüştürecekler. Bu konuda AB, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve AKP ile el sıkışmış durumda. Ancak biz de boş durmayacağız ve bu talana izin vermeyeceğiz. Biz bütün sokakları, meydanları ve alanları sanat merkezi haline getireceğiz. Her noktada kültür ve sanatı üreteceğiz. Onlardan hızlı davranarak önce İstanbul'da, sonbahar başlangıcında bir sempozyum düzenleyeceğiz. Uluslararası bu sempozyumda gerek Avrupa'dan gerek Türkiye'den sanatçı ve aydınlarla sanat örgütleri temsilcileri, kentsel dönüşüm adı verilen ve işçi sınıfını kültür ve sanattan, dolayısıyla da üretmekten, gelişmekten ve bilinçlenmekten uzaklaştırmaya çalışan bu rant zihniyetini tartışacak, ortak akıl oluşturacak ve çözümler üretecekler. Bu konudaki kararlılığımızı konferansı daha sonra Ankara'da ve Diyarbakır'da da yineleyerek sürdüreceğiz. Konferanslarla ve eylemlerle kültürü ve sanatı hayatla, toplumla, işçi sınıfıyla bütünleştireceğiz. Oluşacak basınç, bu talana dur diyecektir.



Sayfa: [ 1 ]