SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Günlük Yaşamın Emperyalizmi

Sayfa: [ 1 ]

03.11.2004 17:00:06
GÜNLÜK YAŞAMIN EMPERYALİZMİ

John Zerzan


 Şiddet, hatta terör, her zaman imparatorluğun topraklarında olagelmiştir. Bunlar imparatorluğun konsolide olmasının, savunulmasının, genişlemesinin araçlarıdır. Benzer şekilde, imparatorluk saldırılara cevap vermelidir, aksi takdirde ceza olarak temelini kaybeder. 11 Eylül hakkında yeni olan tek şey, bunun uzak bir ufukta gerçekleşmemiş olmasıdır. Bu saldırı, 2000 yıl önce en güçlü zamanın Roma’ya saldırılması gibidir.

İmparatorluğun kalbinin, Manhattan’daki ikiz kulelerden hem ayrılabilir, hem de ayrılamaz olan engin ve daima var olan bir anlamı vardır. Dünya Ticaret Merkezi’nin temsil ettiği sermaye ve teknoloji sembolün altında, günlük var oluşun iniltisi yükseliyor.

Giderek artan bir boşluk kültüründe yaşıyoruz; imparatorluğumuzun kalbinde bir vakum (boşluk) depressan (ilaçlar) alırken, yasadışı ilaçların neden olduğu salgınlar birbirini izliyor. Duygusal bir yıkım ve kayıp karşısında, anestezi (hislerin azalması) için büyük bir açlık yaşanıyor. Herkes bir şeyin eksik olduğunu biliyor; yani günlük hayatın bizzat dokusuyla beraber, anlamı ve değeri de eriyip gidiyor.

“Az sayıda insan gerçekten yaşıyor – veya daha doğrusu, gerçek anlamda yaşamıyor olduklarının daha çok farkına varıyor--; ölüm onlar için giderek daha fazla ani ve korkutucu bir hale geliyor; ve ölüm giderek daha fazla berbat bir kaza olarak görünüyor”. Theodor Adorno’nun on yıllarca önce yaptığı gözlem, bugün daha da uygun gözüküyor. Patlayan jet uçakları ve şarbon dehşet yaratabilir; ama çok daha derinlerdeki bir kriz, çok daha yayılımlı ve temel bir korkuyu tetikliyor.

İmparatorluk küreseldir. Onun çürütücü anlamsızlığından (kısırlığından) kaçabileceğiniz hiçbir yer yok. Frederic Jameson, bugüne kadar var olmuş en standart toplumda yaşamakta olduğumuzu hatırlattı bize. Gezginci Pico Iyer, Global Soul’da, bütün dünyanın nasıl da evrensel bir tekliğe doğru yöneldiğini gösteriyor. Yabancılaşmanın, amaçsızlığın ve bağlantısızlığın küresel tekliği, postayı ya da havaalanını andırır bir yönde ilerliyor. Dünyanın büyük şehirlerindeki insanlar birbirine benzer şekilde giyiniyorlar. Coca-Cola içerek, çok sayıdaki aynı TV şovlarını izliyorlar.

İmparatorluğun gerçek olmayan görünümü ve rutinleşmesi, giderek daha da patolojik bir hal alıyor. Doğaya verilen zarar ve insan tinine uygulanan şiddet; işteki, evdeki, okuldaki cinayet kabilinden patlamalarla noktalanan, postmodern bir inkar kültürü içinde birbirleriyle yarışıyor. Hepimizi birden uyandıracak olan alarm zillerinin daha da fazla işitmeyi umabiliriz. Sakin bir uyuklama düşünülemez bile.

Bu imparatorluğun –bu uygarlığın--, bizi nereye götürdüğünü –belli düzeylerde olsa da—bilmeyen var mı? Kurtuluş hareketimizin geçmişteki başarısız, sınırlı yaklaşımlardan niteliksel olarak farklı olması gerekmektedir. Günlük yaşam bizi bekliyor –gerçekten yaşanmak için bizi bekliyor…

   

03.11.2004 18:17:51
İnsanlarda yanlışı onaylamaktan daha kötü olan zaaf,doğruyu görüp hatta doğrudur deyip de sonra evine dönüp yanlışı hem de nerdeyse hiç sıkılmadan sürdürebilmesi.Yanlışsa olan biten sen,ben ,o dahil diye sürebiliyor ve sen ,ben ,o birimiz bir kişi daha fazla zinciri kırsa belki de değişecek çok şey.

03.11.2004 19:13:06
Belkide uyuşturulmuş zihinlerimiz sadece görmemize ve öylece bakmamıza izin veriyordur. Uygun stimulasyon için bir mekanizma işlemesi gerekir, gördüğünü algılamak ve ona karşı direnmek gerekir...

04.11.2004 01:43:16
Değişimden korkmanın ve onun getireceği geçici zorlukla başetmekten kaçmanın getirdiği insanda olageleni sürdürmek eğilimi var.Oysa şimdi geç kalmaksızın harcayacağı çaba onun gerçekte acı verici olan durumundan kurtulmasını sağlayacak.
Bir de toplumsal yapımız bize ne kadar yalan söylemeyin dese de defalarca ikiyüzlü olmamızı bizden talep ediyor,bu da eylemle düşüncemiz arasındaki zıtlıktan rahatsız olöaöızı engelliyor.

04.11.2004 12:36:02
Alışkanlıkla bağlarımızı koparmaya çabaladığımızda bizden öcünü hep kötü almıştır zaten. Ama onlardan kurtulduğumuzda, yaşamın içinde farkında olmadan bizi esir alan iplerimizi koparmayı başarabildiğimizde gerçekten özgürlüğümüzü yakalmış oluruz ve sonuçta kendimiz olabildiğimiz için özde mutlu olmayı sağlarız.

Yaşama baktığımızda düşündüğünü yapamayan, düşüncesiyle eylemi çatışan milyonlarca inan görürüz. Bu da karakter bölünmesi ve iç çatışkı yaratır. Sonuç parçalanmış insan modelleri heryerde...


Sayfa: [ 1 ]