SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => komunizm TEORİLERİ

Konu: Türkiye'de Legal Komünist Parti

Sayfa: [ 1 ]

06.07.2007 12:45:58
Türkiye Komünist Partisi PROGRAM (taslak)
 
 
 
Çağrı
Kardeşler,
Kapitalizm her tür eşitsizliğin, adaletsizliğin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir sömürü düzenidir.
Bir yanda, dünyayı tüm insanlar için yaşanası hale getirecek maddi ve teknik olanaklar, öte yanda eşitsizlik ve adaletsizliğin kaynağı geri ve gerici toplumsal ilişkiler... Bu çelişkili durumun bir tek açıklaması var: Kapitalizm koşulları altında sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda gerçekleşen "ilerlemeler", insanlığın büyük çoğunluğu için daha fazla sorun ve acı anlamına gelmektedir.
İnsanlığın bütün değer ve kazanımlarına savaş açan, ezilenlerin savunma mekanizmalarını ellerinden almaya çalışan emperyalizm ekonomik, ideolojik, siyasal ve kültürel tekelciliğe dayanan en tehlikeli gericiliktir.
Kapitalizm koşulları altında bazı önemli teknolojik gelişmeler sağlanmıştır. Ancak, kapitalizm döneminde birikmiş bilimsel ve teknolojik olanaklar tam kapasiteyle kullanılamıyor ve insanın mutluluğuna hizmet etmiyor. Kapitalizm, teknolojiyi, kapitalistlerin kâr amacına hizmet edecek yönde biçimlendiriyor; emekçilerin payına ise teknolojinin kâr amacı doğrultusunda kullanılmasının yıkıcı sonuçları düşüyor.
Kapitalist sömürünün egemen olduğu bir toplum, insanlığın bilimsel ve teknolojik birikiminin yarattığı gelişme olanaklarını değerlendiremez. Kâr güdüsüyle işleyen bir düzen, maddi-teknik olanakları toplumun bütününün hizmetine sokamaz.
Bugün, dünyada kıtlığın ortadan kaldırılmasını olanaklı kılan bütün nesnel koşullar vardır. Üretim güçleri, insanlığın beslenme, giyinme, barınma, ulaşım, eğitim ve sağlıkla ilgili tüm temel gereksinmelerinin kolayca karşılanmasını sağlayabilecek ölçüde gelişmiştir. Oysa yeryüzü nüfusunun büyük bölümü açlıkla, yoksullukla boğuşuyor.
Kapitalizm, işçi sınıfının yarattığı bütün zenginliklere küçük bir azınlığın el koyduğu bir düzendir. Bu hırsızlık nedeniyle, insanlığın karşı karşıya kaldığı temel sorunların çözülmesi bir yana, bu sorunlara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Kapitalizmin kendisi bugün insanlığın temel sorunudur ve bu nedenle ortadan kaldırılmalıdır.
İnsanlık, bilimin hızla geliştiği, her türlü bilginin en kolay ve hızlı biçimlerde aktarılabildiği bir çağda akıl almaz bir bilgisizlik ve eğitimsizlik dönemi yaşıyor. ABD, Almanya, Fransa gibi emperyalist ülkeler de içinde olmak üzere, dünyanın her yerinde milyarlarca insan bilgiden ve temel eğitimden yoksun kalıyor. Kapitalist eğitim ise, büyük çoğunluk için makine gibi, bilgisayar gibi davranma eğitimidir. İnsan tek tipleştirilmekte, sıradanlaştırılmakta ve yalnızlaştırılmaktadır.
Burjuvazi, dünyanın her yerini sömürü sisteminin içine katarak dünya pazarını oluşturdu. Ama bu süreç, ulusal sınırların, uluslar arasındaki düşmanlıkların yok olmasına değil, ulusal devletin sağladığı savunma mekanizmalarının emperyalist ülkeler lehine zayıflatılmasına, bağımlı ülkelerin daha yoğun bir emperyalist sömürüye maruz kalmalarına, ulusların birbirlerine düşman edilmesine yol açtı. Dünyada sınıflar ve sömürü ortadan kaldırılmadıkça, uluslar arasındaki düşmanlıklar ortadan kalkmaz ve dünya barışı gerçekleşemez.
Kapitalizm, kriz üreten ve ömrünü krizlerden beslenerek uzatan bir düzendir. Ekonomik krizler, üretimin doğasından gelen bir sorun değil, kapitalizmin anarşik, plansız yapısından kaynaklanan bir hastalıktır. Krizin bedeli ise her zaman dünyanın az gelişmiş bağımlı ülkelerine, işçi sınıfına, emekçilere ödetilir.
Kapitalizmin egemenliğinde insanın doğa üzerindeki etkinliği doğanın bozulması, kirletilmesi, yaşanır olmaktan çıkarılması yönünde kontrolsüz bir gidişe dönüşmüş durumdadır.
Kapitalizm aile kurumuna bile parayı, piyasayı, yabancılaşmayı sokmuş ve böylece aileyi, sevginin bunlar tarafından tutsak edildiği bir şirkete dönüştürmüştür.
Üretim kapasitesini insanın gereksinimleri için seferber etmek yerine, birikmiş kaynak ve olanakları toplumsal refaha hiçbir katkısı olmayan asalak "faaliyetlere", silahlanmaya, savaşa, doğanın yıkımına yönelten kapitalizm, akıl ve insanlık dışı bir düzendir.
Bu akıl dışı düzen ancak, kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını siyaset dışında tutarak ayakta kalabilir.
Nitekim genel oy, seçim, parlamenter işleyiş, bütün bunlar kapitalizm koşullarında katılım ve temsil işlevlerinden uzaklaştırılan ve yalnızca sermaye sınıfı yararına kullanılan yönetim araçlarıdır. Kapitalizmin yönetmek için başvurduğu temel yöntem, kitlelerin edilgenleştirilmesi, siyasetsizleştirilmesidir. Günümüz kapitalizminde bir eğilim olarak temsili organlar ağırlık ve önem yitirmekte, bunlar yerine yürütme organları öne çıkmaktadır. Yalnız yurttaşlar değil, seçilenler de edilgen ve işlevsiz hale getirilmişlerdir.
Burjuva devrimleriyle gelen temel hak ve özgürlükler tarihe karışıyor. Bugün, özel yaşamın ve haberleşmenin gizliliği, konut dokunulmazlığı, anlatım, çalışma, örgütlenme hak ve özgürlükleri, tekelci kapitalist devletin kesin denetim ve sınırlaması altında, hak ve özgürlük olmaktan çıkarılmışlardır. Devletler arası ilişkiler orman yasalarına tabidir.
Kapitalizm egemenliğini, çıplak zor ve şiddete eşlik eden ideolojik ve siyasal saldırı ve kuşatmalarla korumaya çalışıyor. Geniş kitleleri toplumsal gelişmelere karşı duyarsızlaştırmanın en etkili araçlarından birisi olan medya, mutlak bir denetim altında tutulan eğlence ve boş zaman geçirmeye yönelik kültür örgütlenmeleri, tekellerin uzantısı durumuna getirilen üniversiteler, gerici düşüncenin bezirganlığını yapıp yayan her türden tarikat, burjuva ideolojisini her gün yeniden üretip kitlelere dayatan araçlardır. Hepsi aynı şeyi amaçlamaktadır: Topluma hizmet anlayışını, "kamu hizmeti" kavramını gözden düşürmek, tüketimciliği, bireyciliği, sürüleşmeyi egemen kılarak insanın bu düzenin akıl dışı karakterini anlamasını ve onu değiştirmek üzere harekete geçmesini engellemek.
Bu nedenle herkese, aklını kapitalizmden özgürleştirme çağrısı yapıyoruz.
Komünistler ve işçiler 150 yılı aşkın bir süredir bu akıl dışı düzene karşı mücadele ediyorlar. Emekle, özveriyle mücadele edenlerin yaşamları pahasına yazılan bu tarih, yükselişleri düşüşlerin, sıçrayışları gerilemelerin izlediği zorlu yollardan ilerledi.
Bu ilerleyişte iki büyük devrimci atılım özellikle önem kazandı. 1871 Paris Komünü ve 1917 Ekim Devrimi, işçi sınıfının siyasi iktidarı alarak sosyalist kuruculuğa giriştiği büyük tarihsel meydan okumalardı. Birincisi yalnızca 70 gün, ikincisi 70 yıldan fazla süren bu iki cüretli girişim ve özellikle de ikincisi eşsiz değerde bir deneyim hazinesi oluşturdu.
Kapitalizmden komünizme geçiş, içinde pek çok dönemeçler bulunan uzun ve karmaşık bir süreçtir. Dünya, bu sürecin henüz başlarındadır. Ekim Devrimi, sosyalizm adına söylenmiş bir ilk sözdür. Tarih içinde söylenmiş hiçbir söz, söylenmemiş sayılamaz. Ekim Devrimi ve ardından yaşanan sosyalizm deneyimi, başarıları ve kazanımlarıyla olduğu kadar, eksiklik ve zaaflarıyla da geleneğimizdir. Ekim Devrimi'nden başlayarak, Avrupa, Asya ve Latin Amerika'da gerçeklik kazanan sosyalist kuruluş pratiklerini, sosyalist mirasın dışına atma girişimlerine karşı duruyoruz.
Emperyalist kuşatma altındaki Sovyet sosyalizminin çözülmesi, komünistler için yaşamsal önemde büyük dersler içermektedir. Komünistler, temel olarak ideolojik ve siyasal zaaflardan kaynaklanan çözülme sürecinin derslerini, bundan sonraki mücadele pratiklerinde zayıf düşmemek ve sosyalist kuruluş sürecini daha sağlam temellere oturtmak için değerlendireceklerdir.
Sosyalist ülkelerde yaşanan çözülmenin ardından, bu deneylerin gerçek eksiklik ve sorunlarına işaret etmek yerine, bu deneylerin önemli kazanımlarını sorgulayan eğilimler ortaya çıkmıştır. Sosyalist ülkeler sağlık, eğitim, toplu taşıma ve benzeri alanlarda hiçbir kapitalist ülkenin bugüne kadar elde edemediği başarılara ulaşmış, daha da önemlisi, toplumdaki eşitsizlikleri ciddi ölçülerde azaltmışlardır. Açlık, cehalet, işsizlik gibi bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kanıksanır hale gelen olgular, sosyalist ülkeler tarafından bertaraf edilmiştir.
Bu kazanımların temelinde üretim araçlarının bütün toplumun malı haline getirilmesi ve planlı ekonomiye geçiş yatmaktadır.
Ekonominin, üretimin toplum çıkarına akılcı biçimde örgütlenebileceği düşüncesini yadsımak, sonuç olarak, üretim ve değişimi düzenleyecek tek mümkün mekanizmanın "piyasa" olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Komünistler kendilerini öteki sol akımlardan yalnız kapitalizmi reddetmeleriyle değil, kapitalist ilişkilere ve ekonomiye alternatif olumlu bir programa sahip olmalarıyla ayırıyorlar. Bize yöneltilen en haksız eleştirilerden biri, komünizmin bir "yoksullukta eşitlik" tasarımı olduğu suçlamasıdır. Komünizm, yalnız bugün var olanın daha hakça paylaşılması değil, insanlığın biriktirdiği üretici kapasite ve gizil gücün eşitlik ve özgürlük amaçlarının buyruğuna sokularak bir zenginlik ve bolluk toplumu yaratma tasarımıdır. Komünizm, bu toplumsal amacın bugünkü toplumun olanaklarıyla nasıl gerçekleştirileceği sorusuna somut ve uygulanabilir yanıtlar verebildiği için gerçekçi ve gerçek bir harekettir.
Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin çözülüşüyle birlikte, komünizmin dünyada işçi sınıfının, emekçilerin ve tüm insanlığın evrensel kurtuluş seçeneği, umudu olma özelliği yara almıştır. Oysa umutsuzluğa kapılmak için bir neden bulunmamaktadır. Sosyalizm, bugünkü karabasandan kurtuluşun tek yoludur ve bu yolun önü açıktır.
İnsanlığın yeni ve daha ileri bir sosyalizme ihtiyacı var.
Bu yolda örgütlü mücadele vererek ilerleyeceğiz.
Sömürü, sınıf mücadelesi ve sınıfsal kurtuluş, üç temel kavramımızdır: İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırmak için savaşıyoruz; sömürünün ancak sınıf mücadelesiyle ortadan kaldırılacağını söylüyoruz ve sınıfsal kurtuluşu evrensel kurtuluşun koşulu olduğu için öne çıkarıyoruz. Komünizm, insanlığın evrensel kurtuluş ideolojisidir.
Üretimin ve emeğin örgütlenmesi ile yönetimine ilişkin kapitalist yöntemlerdeki herhangi bir değişiklik, bu sistemin özünü ve kapitalistlerin işçi sınıfına mahkum olma özelliğini ortadan kaldırmıyor. Emek gücü, kapitalist üretim biçiminin vazgeçilemez bir öğesi olmaya, işçi sınıfı ise sistemin "mezar kazıcılığı" işlevini üstlenmeye devam ediyor.
Kapitalist sömürü evrenseldir. Kapitalizm, emek gücünü satmak zorunda kalanları cinsiyetlerine, yaşlarına, renklerine, etnik kökenlerine bakmadan sömürüyor. İlişkileri emek-sermaye, sömüren-sömürülen ekseninde evrenselleştiriyor. Kapitalizm, aynı zamanda söz konusu cins, yaş, renk ve köken farklılıklarını sınıfı bölmenin, sömürüyü yoğunlaştırmanın, insanı aşağılamanın aracı olarak kullanıyor. Kapitalist sömürünün olumsuz evrenselliğine, ancak olumlu bir evrensellikle yanıt verilebilir. Bunu yapabilecek tek sınıf işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı evrensel sınıftır; üretim araçlarının mülkiyetinden yoksundur; hiçbir özel çıkara sahip değildir. İşçi sınıfı, insanlığın kurtuluşuna öncülük edecek sınıftır.
Komünistler, bu nedenle işçi sınıfının siyasal mücadelede örgütlenmesi, burjuva egemenliğine işçi sınıfı öncülüğünde son verilmesi ve işçi sınıfının kendi iktidarını kurması için savaşıyorlar.
Kapitalizm, toplumsal işbölümünün, sınıfsal zorun, sınıf farklılıklarının kaynağı ve pekiştiricisi olan özel mülkiyet üzerinde yükseliyor. Sınıflı toplumlarda, mülk sahipleri yönetiyor. Sınıflı toplumu ve zor kullanarak yönetme durumunu yok etmek için özel mülkiyeti ortadan kaldırmak gerekiyor.
Kaldırmak istediğimiz özel mülkiyet, insanın insanı sömürmesine, mülk sahibinin başkasının emeğine hükmetmesine olanak veren; eşitsizliğin, zorun, bencilliğin ve bireyciliğin kaynaklandığı bataklık olan üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Fabrikaların, iş makinalarının ve diğer üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde bulunması, ücretli emek sömürüsünün başlangıç noktasıdır. Eşitsizliklerin ortadan kalkması için bu büyük haksızlıktan kurtulmalıyız.
 

Vene 06.09.2007 18:18:41
Komunizm özellikle 20.ci yüzyılda artık tamamen geçerliliğini kaybetmiştir...Her devlet bir diğerine gittikçe daha çok muhtaç olmaktadır..Bırakın bu ütopik şeyleri de yeni dünyaya,kapitalizme ayak uydurmaya çalışın...Her devlet büyük şirketleriyle vardır...

VENÜS 06.09.2007 18:22:24
Eskiden gerçekten olabilecegini düşündügüm ama artık sadece tatlı bir rüya gibi gelen bi kavram komünizm..

bu dünya düzeninde imkansız olan huzur kadar imkansız.

06.09.2007 18:51:40
hiç kimse bize akıl vermeye kalkmasın eğer kendi akılları kendilerine yetseydi  her şey güllük gülüstanlık olurdu ama  ben hiç güllük gülüstanlık güzel şye  göremiyorum bu ülkede ve bu dünyada  dünyanın ve insanlığın tek kurtuluş adresi  enternasyonalizm yani  komünizimdir yaşasın devrim yaşasın onurlu kavgamız  kurşun yerim  ama konu  komünist kimlik olrsa laf yemem  hatır gönülde dinlemem

Vene 06.09.2007 22:03:36
Her şey zaten zenginlere göre güllük gülistanlık ve onların bu huzurlarını başkalarına kaptıracaklarını zannetmiyorum... Ben komunizme kötü demiyorum hatta öyle bir seçeneğimiz olsaydı emin ol bende her şekilde bu yoldan yürürdüm ama artık imkansız... Bu neye benziyor biliyor musunuz?? Türban'ı ne kadar istemeseniz de artık kültürümüzün bir parçası haline gelmiş olması...Artık devletin güçlü olması pek bir işe yaramıyor, onun yerine devletin kolları olan şirketler, bu işi görüyor...

subcomandante 09.08.2008 00:28:09
Her şey zaten zenginlere göre güllük gülistanlık ve onların bu huzurlarını başkalarına kaptıracaklarını zannetmiyorum... Ben komunizme kötü demiyorum hatta öyle bir seçeneğimiz olsaydı emin ol bende her şekilde bu yoldan yürürdüm ama artık imkansız... Bu neye benziyor biliyor musunuz?? Türban'ı ne kadar istemeseniz de artık kültürümüzün bir parçası haline gelmiş olması...Artık devletin güçlü olması pek bir işe yaramıyor, onun yerine devletin kolları olan şirketler, bu işi görüyor...

aslında sizin komünizme evet demeniz pek bir anlam taşımıyor sayın vene. çünkü bahsettiğiniz komünist ideoloji sadece ütopyadan bahsetmez, marx'ın kaleme aldığı; başta das kapital olmak üzere; çoğu kitap ve makale devrimi gerçekleştirecek olan kitlelere yol göstermiştir. sizin probleminizin cevabı da marksist kuram içerisinde mevcuttur.

kapitalistlerin en büyük silahlarından biri kendi hegemonyalarını, iktidarlarını "olağan" hale getirerek meşrulaştırmaktır. yani "bu dünyanın sistemi budur, bu dünya sadece bu şekilde yürür" zihniyetini hem işçi sınıfına hem de küçük burjuvalara kabul ettirmek; kapitalistlerin kendi sistemlerine karşıt alabileceği önlemlerden biridir. bu nedenle "sosyalizm imkansız, komünizm ütopya" naraları tam da bu sınıfın çıkarlarına hizmet eden bir ifadedir. tüm insanları getirmek istedikleri nokta budur.

günümüz için toparlarsak; eğitimi, tarihi, medya araçlarını hep unutturma ve meşrulaştırma amacıyla kullanmıştır.

başlıkla ilgili olarak ise; sosyalist iktidar partisi benim gözümde her zaman sosyalist iktidar partisi olarak kalacaktır. tkp; türk sol tarihinde apayrı bir partidir.

sfer 09.08.2008 08:32:22
Aslında insanların komünizmin bittiğine inanmaları gayet olağan karşılanmalıdır. Sovyetler Birliği dağılmış, Çin Kapitalistleşmiş, dünyadaki sol hareketler gerilemiş. Avrupa'da "marksizmin krizi" diye adlandırılan bir olgu vardır, 1850'lerden beri komünist hareketler gerilemektedir(genel olarak). Diğer ülkelerde de eski hava, hareket,  canlılık kaybolmuştur. Türkiye'de de solun durumu aşikardır.

Yani bir anlamda, 150 yıl öncesine dönülmüştür, komünizm adına tüm kazanımlar kaybedilmiştir; görüntüsü vardır. Tüm bunlara kapitalistlerin propagandaları eklenince, insanın komünizm bitti, bir ütopya idi diye düşünmesi gayet doğaldır.

subcomandante'nin bahsettiği gibi, marksizm'de komünizm bilimsel bir zorunluluktur. Yani insanlığın kapitalist toplumdan sonraki yaşayacağı aşamadır. Buna inanıp inanmamak kişiye kalmış bir şeydir. Buradaki inanç dogmatik bir fikre değil, bilimsel bir tespite inanıp inanmamak meselesidir.
Bir de, hemen yarın sosyalist devrimler olacak diye bir şey söz konusu değil. 150 yıllık kayıpların geri kazanılması gerekiyor...



Sayfa: [ 1 ]