SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sinema

Konu: Lars Von Trier

Sayfa: [ 1 ]

02.11.2004 19:10:45
Lars Von Trier
     
 

1995 yılında Thomas Vinterberg, Kristian Levring, Soren Kragh Jacobsen ile birlikte Dogma 95 manifestosuna imza atan Lars Von Trier, son filmi “Karanlıkta Dans” ile, kimilerince manifestoya ihanet ettiği ya da “tükürdüğünü yaladı” yorumu noktasında eleştirilse de, başta Cannes jürisi olmak üzere pek çok eleştirmenden tam not aldı.

Teknolojik gelişmeler sonucunda sinema kültürüne hakim olan “sinema bir yanılsamadır.” anlayışı başta olmak üzere, burjuva ideolojisine dayalı olan bireysel, auteur ve tür sinemasına, yıldız oyunculara, yapay ışık ve mekan tasarımlarına ve de yüzeysel aksiyon sahnelerine dayalı günümüz sinemasına hakim olan trende bir karşı duruş sergileyen ve bu anlamda anti-Amerikan bir çizgide duran Dogma 95, doğal mekan, doğal ışık ve ses, el kamerası ve 35mm film formatı kullanmak gibi, film yapımıyla ilgili katı kuralları kapsıyor.

Manifestodan sonra çektiği filmlerinde kurallara harfiyen uyan Trier, bir anlamda yanılsama ve gerçeklik arasındaki uçurumu ve bu uçurumun gerçek hayatta sebep olduğu kötü sonuçları ele aldığı “Karanlıkta Dans” ile, aslında, kuralları çiğnemekten ziyade, kuralların altında yatan felsefik anlayışa sinemasal bir yorum getirdiği söylenebilir.

Filmografisi içerisinde “Karanlıkta Dans”ın ( Dancer in the Dark ) dışında “Suç Unsuru” ( The Element of Crime, 1985 ), “Avrupa” ( Europa, 1992 ), “Krallık” ( The Kingdom, 1994 ), “Dalgaları Aşmak” ( Breaking the Waves, 1996 ), “Salaklar” ( The Idiots, 2000 ) gibi özgün ve çarpıcı görsel anlatımlarıyla dikkat çeken filmlerin yer aldığı Lars Von Trier, hiç şüphesiz, Carl Theodore’den sonra Danimarka sinemasının uluslararası alanda en fazla üne sahip yönetmeni.

Sinema kariyerine 80’li yıllarda başlayan Trier, Kopenhag Üniversitesi ve Danimarka Film Okulu’nda sinema eğitimi aldı. 1982 yılında ilk sinema filmi olan “Suç Unsuru”nu ( The Element of Crime ) gerçekleştiren genç yönetmen, Alman Dışavurumculuk akımı ile Amerikan film-noir türünün başarılı bir sentezi olan bu filmiyle büyük övgü topladı. O yıllarda oyunculuklar ve senaryodan ziyade yapım ve kamera kullanımı üzerinde duran Trier, 1987 yılında çektiği “Salgın” ( 1987 ) adlı filminde, soğuk atmosfer ve karakterlerle film-noir türünün izini sürerek hızla yayılan bir salgını ele aldı.

1991 yılında çektiği ve başrolünde, daha sonra birçok kez birlikte çalışacağı Jean-Marc Barr’ın yer aldığı “Avrupa” ( Europa ) ile II. Dünya Savaşı sonrası Amanya’sında, karanlık dehlizler içerisinde yapılan bir tren yolculuğunu ekrana yansıttı. Savaşa, zalim Almanya – kahraman Amerika perspektifli daha önceki filmlerden farklı olarak, sömürülen ve yok edilmeye mahkum edilen Almanların gözüyle yaklaşmayı deneyen Trier, bu filmiyle Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülünün sahibi oldu.

1996 yapımı “Dalgaları Aşmak” ( Breaking the Waves ) filmiyle tarzını değiştirerek, daha çok oyunculuklar ve senaryoya ağırlık veren yönetmen, Dogma 95 kurallarını başarıyla uyguladı. Din ve aile baskısı altında ezilen genç bir kadının, kendisini yatalak kocasına adamasını konu alan film, özellikle din ve sevgi kavramlarını acımasızca irdeleyen senaryosu ve de kocası uğruna erkeklerle yatan Bess ( Emily Watson ) karakteriyle, pek çok kesimin ağır eleştirisine uğradı.

Korku, melodram, gizem ve sürreal gerçeklik gibi unsurları harmanladığı dört bölümlük “Krallık” ( The Kingdom ) adlı Danimarka yapımı film serisiyle, bir anlamda David Lynch’in “İkiz Tepeler” dizisine Avrupa saflarından cevap veren Trier, 2000 yılı içerisinde çektiği “Salaklar” ( The Idiots ) ile çevreden gelecek tepkilere karşılık salak taklidi yaparak özgürce hareket eden gençlerin yaşamını konu aldı. Özellikle çıplak sahneleri itibariyle, “Dalgaları Aşmak”tan sonraki ikinci büyük muhafazakar tepkiyle karşılaşan yönetmen, aynı yıl içerisinde, “Karanlıkta Dans” ( Dancer in the Dark ) adlı müzikal filme imza attı.

Başrollerinde Björk ve Catherine Deneuve gibi iki ünlü ismin yer aldığı filmde, Selma adlı kör bir fabrika işçisinin fantastik iç dünyası konu alınıyordu. Ünlü oyuncuları, yapay ışık ve efekt kullanımıyla, daha önceki çizgisinden büyük bir sapma gösteren Lars Von Trier’in şu andaki hedefi, hayatının en büyük projesi olarak gördüğü “Dimension” adlı filmi bitirebilmek.



 
 

10.11.2004 10:49:40
şu kopyala yapıştırları pek okumuyorum. sıkılıyorum.
çünkü bunların hepsini kitaplarda okudum. ben biraz domestik ve eski kafalı bi kızım, ve son derece ilkelim, bu sebeple okumanın yeri sanki kağıtmış gibi geliyo.
tabi bu benim için böyle. bu sebeple, sinema sitelerinden kopyala yapıştırları okuyamıyorum.söylediğim şeyler yazıldırsa, bundandır.

lars von son dönemin bence en öneli dogmacısı.nicole kidmanı sevmeme rağmen onun filmi diye koştum ve gerçekten kadından bir oyuncu yaratmıştı
dogville çok önemli bir dogmadır. özellikle dekor konusuna avantgarde yaklaşımı da övgüye değer. izlemeyen mutlaka izlemeli.
alkış

10.11.2004 11:11:11
Alıntı
...

şu kopyala yapıştırları pek okumuyorum. sıkılıyorum.

Ben de bu konuda seninle aynı fikirdeyim.

avantgarde yaklaşımı da övgüye değer...  izlemeyen mutlaka izlemeli.
emel, tam burada şunu söyleyeceğim ki ben bu filmden hiç birşey anlayamadım.(Kendimi çok zorlamama rağmen) bu filmin bende anlamsallaşması için bir katkın olursa sevinirim.

 

10.11.2004 11:27:43
öncelikle dekor konusunu bu denli sofistike kullanmasının nedeni bana göre dramaturjinin öne çıkması isteği olabilir. çünkü sinemada dışa
vurumcu akımdan beri görmediğimiz bi tarz bu.
son derece epik bi yaklaşımı var.tıpkı brech şiirleri gibi.
amerikan toplumun ave amerikaya karşı duran bir film bu. dogville halkının umarsılığı kendimizi sorgulatıyor. kidman ise sanırım burada terrier ın ütopik kahramanı

data_grrr 25.12.2006 02:45:53
iki üç filmini izledim sanırım.. en son fools die bi film izledim ama onunmuydu hatırlamıorum.. havyarla oyun oynuodu 'aptallar'..aralarındaki bi kadın da hazmedememişti bunu (pahalı bşi die - açlar varken vs.).. bugün cosmopolisi izledim.. ismi geçen otelde havyar masajı yapılıomuş.. senaryodan öte bşimiş gibi geldi bi an bana bu..


Sayfa: [ 1 ]