|
||
| İŞBÖLÜMÜ John Zerzan İşbölümü 1. imalatı teşkil eden üretimin maksimum verimliliği için daire içine alınmış belirli görevlere ayırmak. 2. insan aktivitesini yabancılaşmanın pratik kökü olan bölünmüş çalışmaya kırmak veya indirmek; bu, uygarlığın ortaya çıkmasını ve gelişmesini sağlayan temel bir uzmanlaşmadır. Uygarlık öncesi yaşamın göreceli bütünlüğünde ilk başta insanların ayrılmış rollere ve işlevlere daraltan ve hapseden bölünme bulunmamaktaydı. Bugün aşırı derecede keskinleşmiş olan bilginin saltanatı karşısındaki bizim deneyim ve güçsüzlük çekmemizin kurumları işbölümüdür. Uygarlığın anahtar ideologlarının onu kudretli bir şekilde cesaretlendirmeye uğraşıyor olmaları hemen hemen yanlışlıkla olmaktadır. Platon’un "Devlet"inde, örneğin, bize devletin kaynağında işbölümüyle dışa vurulan insanlığın o doğal eşitsizliğinin yattığı anlatılmaktadır. Durkheim, zaruri ahlaki değeri olan “insan dayanışmasının” mihenk taşının kehanetinde bulunarak eşit olmayan bir dünyayı tahmin etmişti. Ondan önce de, Franz Borkenau’ya göre, vücutsal varoluşumuzun sadece (soyut) bilincimiz olduğu bütün modern Kartezyen inancının sırasıyla altında yattığı söylenen çalışmanın soyut kategorisini ortaya koymuş olan 1600 civarında bulunan işbölümünde muazzam bir artıştır. Adam Smith’in 1776’da yazdığı "Ulusların Zenginliği" kitabının ilk cümlesinde işbölümünün verimlilikteki niteliksel bir artışı temsil ettiğini saptayarak endüstriyelizmin özünü önceden sezilmiştir. 20 yıl sonra Schiller işbölümünün üyelerinin kendi insanlıklarını geliştiremediği bir toplumu ürettiğini kabul etmiştir. Marx her iki yanını da görebilmiştir: "işbölümünün bir sonucu olarak," işçi “bir makinenin durumuna düşürülmüştür". Fakat Marx’ın insanlığın özgürlüğü için tam üretimin zorunluluğuna tapınması da bir kesinliktir. Sermayenin gelişimindeki yol boyunca insanlığın yoksullaşmasını zorunlu bir kötülük olarak görmektedir. Marksizm bu işbölümünden yana kararının belirleyici etkisinden kaçamayacaktır ve onun başlıca sözcülerine elbette bu kabul yansıyacaktır. Lukacs, mesela, proleter bilinci problemine ilgisinde sadece hakim madde biçiminin etkilerini görerek aldırmamayı seçmektedir. E.P. Thompson “fabrika sistemiyle isyankar endüstri öncesi işçi veya zanaatçının karakter yapısının şiddetli bir şekilde uysal bir işçiye çevrildiğinin farkına varmıştır". Fakat dönüşümün tarafından başarıldığı merkezi mekanizmaya, işbölümüne insanı şaşırtan biçimde bir ilgiye adanmıştır. Marcuse ikisinin uyuşmazlığını bol bol yetecek kadar kanıtlarken baskının olmadığı bir uygarlığı kavramlaştırmayı denemiştir. İşbölümündeki “doğallığa” has olana baş eğerek selamlayarak, “otoritenin rasyonel uygulanmasının” ve “bütünün ilerlemesinin” işbölümüne bağlı olmasını yargılamıştır-birkaç sayfa sonra (Eros ve Uygarlık’ta) işçi sınıfının daha fazla uzmanlaşmış işbölümünden daha da yabancılaştığını kabul etmiştir." Ellul, uzmanlaşmanın keskin kılıcının “bir ustura gibi yaşayan etlere nasıl geçtiğini”, işbölümünün diğerlerinden ve doğadan özneyi koparan “kapalı bir evrenin cahilliğine nasıl neden olduğunu anlamıştır. Aynı şekilde Horkheimer zayıflamayı özetlemektedir: "böylece, bütün aktiviteleri için bireyler daha da pasif hale gelmektedir; doğa üzerinde uyguladıkları bütün güçleri için toplum ve kendileri hakkında daha da güçsüz hale gelmektedirler." Bu çizgiler boyunca, Foucault üretkenliği temel çağdaş bir baskı biçimi olduğunu vurgulamıştır. Fakat yeni Marksist düşünce teknolojik ilerleme hatırına işbölümünü yükselterek tuzağa düşmeye devam etmektedir. Braverman'ın bir çok yönde mükemmel olan İşçi Sınıfı ve Tekelci Sermaye adlı kitabı çalışmanın aşağılaşmasını incelemektedir fakat çalışmayı “üretimin kontrolünün kapitalist ellerden zorla alma istenci ve amacından temel olarak bir sapma” olarak görmektedir. Ve Schwabbe'ın doğal ve Yabancılaşmış İşçi sınıfının Psiko-sosyal Sonuçları üretimdeki bütün tahakkümün sona erdirilmesine adanmaktadır ve kendi kendine yöneten üretimi tasarlamaktadır. Neden, açıkça, şu ki, o işbölümünün üretimde esas olduğunu bilmezlikten gelmektedir; özgürleşme ve üretimden aynı zamanda bahsetmenin bir zırva olduğunu görememektedir. İşbölümü eğilimi her zaman gittikçe artarak otonom ve hiçbir şeyden etkilenmez bir aygıtta işçi sınıfını birbiriyle değiştirilebilir bir çark dişi olmaya zorlamıştır. Modern zamanların barbarlığı halen teknolojiye, yani işbölümüne bağımlı olmaktır. "Uzmanlaşma," diye yazıyor Giedion, " ara vermeden sürmektedir," ve bugün onun kısır, de-erotize edilmiş bir dünyayı bize sunduğunu şimdiye kadar olduğundan daha fazla görüyor ve hissediyoruz. Robinson Jeffers, "Endüstriyel uygarlığın onun gerektirdiği insan doğasının bozulmasına ve anlamsızlığa ve dünyayla ilişkinin kesilmesine değmediğini düşünüyorum” demişti. Bu arada, devam eden teknolojik gelişmenin “tarafsızlık” ve “çaresizlik” mitleri herkesi işbölümünün boyunduruğuna sokmak için çok önemlidir. Öz ilkesini savunarak tahakküme karşı olanlar tutsaklığımızın devam ettiricileridirler. Radikal post-yapısalcı, son derece gelişmiş endüstri ve kamu istihbarat servisleriyle bir toplumda bile arzu ve hayallerin tamamen mümkün olduğunu bulan Guattari’yi gözünüzün önüne getirin. Yabancılaşma hakkındaki ilerici Fransız rakibimiz endüstriyel toplumların esas kötü ruhunu keşfeden fakat uzmanların bütün davranışlarının sorgulanmayı gerektirdiği reçetesini de sunan toyla dalga geçmektedir. Uzmanların varlığı değil, sadece onların “tutumlardır”. "İşbölümünün ne kadarını denize atacağız?" sorusuna geri dönersek, “Kendimizin ve gezegenin bütünlüğünü ne kadar istediğimizi?” sorarım. |
||
|
||
| Buna tuzaga dusmek denmez-ki zaten teknolojiyi göz önunde bulundurmustur ki marx...Uretim araclari derken neyden bahsediyordu yani?BUNDAN tabi!! Uygulayamiyor ve uygulamiyorlar sonra tuzaga dusurmek diyorlar..yok ustat ben anlamiyorum-anlamakda istemiyorum-anlamayacagimda HIC! |
||
|
||
| Burada Zerzanın eleştirdiği işbölümü; uzmanlaşma yönünde bir dağılımdır. Burada olmayan başka bir makalesinde; kişilerin sistemin gereği olarak uzmanlaştırılmasını; insanın bir alana sınırlı kalarak gelişimini körelmesi olarak açıklamıştır. Başka bir açıdan bakıldığında her alanda uzmanlarını üretip yetiştiren kapitalist sisteme savaşım adına uzmanlaşma gereklimidir tartışılır... |
||
|
||
| şöyle bi bakalım işbölümü niçin var? neden bi insan günün 8 saatini aynı şeyleri etkinliği yapmak için tüketir? bir tarla olsa ekinler büyümüş biçilmesi gerekiyo ve elimizde bir teknoloji olmasa 20 kişi bir sıra halinde elleriyle yolacaklardır bu bir zaman alacak ve büyük bir emek bu zorluğu aşmak için insan bir yol geliştirmek zorunda daha kolay olsun daha hızlı olsun diye doğal olarak teknoloji gelişmek zorunda alet kullanımı gerekli olacaktır çünkü mesele taa başına bakınca aslında insanların o tarlayı ekmesi sürmesi zorunluluğunda geçinmek için tarladan çıkacak ürüne muhtaçlar ve bunu da en mantıklı pratik hızlı kolay yolla yapılması için teknolojinin gelişmesi zorunlu basit aletler insanlardan daha hızlı iş yapacaktır ve onları kullanacak insanlar gerekeceğinden hepsinin başında bir insan yada bir kaç kişi gerekecek önceden bir kişi tek başına bir çok harekette bulunup vücudunu bir çok yönden sınarken artık bir makinenin başında durmak ve onu yönetmek zorunda çünkü işin hızlı ve kolay olması gerekiyo bu zorunluluk bugüne gelince bir fabrika aynı mantıkla çalışır belli makinelerin önünde belli kişiler vardır ve aynı eylemi saatlerce yaparlar başka bir harekette bulunmazlar şu tutsaklığa bakın saatler boyunca konserve kutusuna sadece etiket yapıştırıyosun gerçi artık hiç bir şey yapılmadan ürün fabrikadan çıkar hale geldi hepsi ne için üretim hızlı kolay olsun daha çok üretim neden çok üretmeliyiz peki? çünkü yarıştayız diğer firmalar şirketler rekabet dünyası atmacalar kartallar o zaman kim daha çok üretir daha yenilikçi olursa o kazanır yani teknoloji kaçınılmaz çok hızlı ilerlemek zorunda teknoloji ve firmalarda takip etmek zorunda bir insan parça parça düşünülebilir mi? insanın herşeyi yaşamaya hakkı var ihtiyacı var saatlerce aynı işi yapan insanda bir mutluluk bir neşe kalabilir mi? doktor mühendis avukat ta olsan toplumun en saygın üyeleri kalbin körelir mutlaka sanat spor müzik eğlence seks aklıma gelmeyen herşey yaşamın dokuları muhtacız ve tatmin etmek zorundayız işbölümü (kapitalizm diyecektim ama sosyalizm de de olacaktır nede olsa) özgür anarşik doğa üzerinde inşa edilmiş bu uygarlığın yaşaması ayakta kalabilmesi için zorunluluk bu zorunluluklardan kurtulunca insanda sabah kalkmak sevmediği şeyleri yapmak zorunda kalmadan sadece ihtiyacı için ve istediği için çalışır, avlanır, sevişir, yatar... işbölümü uygarlığın zorunluluğu |
||
|
||
| sistemin yanlış uygulanması ve kullanımı her zaman her yerde sorun yaratır. bu anarşist düzenlerde de böyledir. insan her zaman daha iyiyi daha rahatı daha güzeli ister. kendi işine gelecek en iyi seçeneğe tercih eder. insanın bu seçebilme özgürlüğü seçimler arasında rekabet yaratır. sonuçta seçen de varolabilmek için seçilebicek ii bir değer olmaya çalışır. işini en iyi yapmalıdır yada daha çok çalışmalıdır. tüm bunlar tüm sistemlerin kaçınılmaz şekillendiricileridir. sistemi insanın taleplerine ve eğilimlerine göre de inşa etmek gerekir. insan konforcudur. buna tüm normal insanlar rağbet eder ve etmeye de hakları vardır. insan daha büyük konfora daha fazla işbirliği ve uzmanlaşma ile ulaşır. yine bu da anarşizme uygun bir düşüncedir. işbirliği sanıldığı gibi anarşizme ters değil aksine uygun bir tavırdır. tüm bunlar doğal ve olması gereken süreçlerdir. buraya kadar herşey normal. sorun bundan sonra işbirliğinden sonra ortaya çıkan üretimin paylaşımında doğar. kapitalist düzenler bunu sermaye gücü olarak sermaye sahiplerine devreder. sonuçlar adil şekilde değerlendirilmez. hatta sonuçlar ezilenleri daha çok ezmek için katalizör olur. anarşizm de bu noktada devreye girerek işbirliğinin adil dağılımı ve iktidar üretmemesi üzerine çalışma üretir. |
||
|
||
| hmm evet. sürgün üretim/geçim biçimlerini karşılaştırmaya gitmiş. belirli araçlarla üretim yapıyorsan bunları en verimli biçimde kullanmaya yönelirsin, eşyanın tabiatı gereği.. bu da iş bölümü/uzmanlaşmayla olur. ama 'ilkel' tabir edilen avcı yaşamıyla geçiniyorsan (ki burda üretim yapmıyorsun, tüketiyorsun) bu üretim yapan yaşam biçiminden daha az efor gerektirir, doğru. ama ancak belli bir miktar popülasyonu destekleyebilir. sorun burda çıkıyor galiba. bir kez üretim yapan yaşam biçimine geçtiğinde geri dönüş pek mümkün olmuyor. problemin geri kalan kısmı ise, üretilen zenginliğin- artı değerin ( geçim için gerekli olan dışındaki kısım) üreticilerden kim tarafından alındığı ve nasıl dağıtıldığı. deniz in dediği gibi bu dağıtımın adil yapılması insanlığın bu günkü sorunu. |
||
|
||
| sanırım kapsamlı bir yanıt gerekiyor bunun için gelicem yakında önce merak ettim ilgi varmı diye ok birisini kazanmak üzereyiz ![]() maymınlar ürkütmeyin güselliği |
||
|
||
| evet bugünün sorunu üretimin adil dağılım fakat bugünün sorunu problemin sadece bir sonucudur...ve bugün aranması ve enerji tüketilmesi gereken şey temel sorunun sonuçları olan bugünün sorunları çözmek değil, tamamen ortadan kaldırmak gereklidir...bunun için çalışırsak, tarihin kısır döngüsünden çıkmış oluruz... asırlardır gerçekleşen devrimlerin karşı-devrime dönüşmesinin sebebi devrimleriin "rasyonel" politikalar altında ezilmesi oldu..şimdi sıra insanlığın total bir kurtuluşu için yola çıkmakta bence... |
||
|
||
| şimdiye kadar devrimlerin karşı devrimle karşılaşmış olmaları onların devrim olmasındandır. ama doğal dönüşüm/dönüştürüm süreçleri hiç bir zaman karşısında ciddi bir güç bulmaz. |
||
|
||
| İşbölümünün, uzmanlaşmadan ayrımı önemli bence. İş bölümü farklı bir sistem içinde ve uzmanlaşma olmaksizin çok verimli olabilir, hatta uzmanlaşmanın önüne geçebilir. Günümüzde;uzmanlaşma, kişinin becerileri doğrultusunda çalışması değil; dar alana sıkıştırılarak insani kapasitesinin azaltılması anlamına gelir. Uzmanlaşma özendirilir çünkü, sistemin çabuk ve hatasız işlemesi bakımından bireyin tüm çaba ve gücünün bir işe kanalize olması gereklidir. "x" olan bireyin aynı anda "y" olma çabası zaman kaybından öte birşey olmaz sistem için. Bunun nedeni çok açıktır: Sistemin öznesi birey değil; verimdir. Tabiki bu sistem kendi kendine işleyen ve tüm insanları hedef almış bir bilinmeyen güç değil; onun da işleticileri ve kar sağlayanları var. Yani; ne kadar çok insan makineleşir,sürekli çalışır ve üretirse; kalan azınlık o derece sömürü imkanı bulur ve tüketir... |
||
|
||
| yav kardeşim nası oldu ben annamadım ben açmıştım başlığı benim mesaj ilk sıradaydı ortalara gelmiş yanlış mı hatırlıyom ne iş? oynadınız mı la yoksa mesajımla |
||
|
||
Hayır daha eski tarihli ve aynı isimle açılmış bir başlık daha vardı, başlık düzeni açısından ikisini birleştirdim. Mesajın duruyor hala...
|
||