|
||
| Gustave Le Bon "İnsan, yalnız bir ilaha inandığından dolayı dindar değildir, ruhunun bütün güçlerini, iradesinin bütün itaatlerini, tutuculuğunun ateşlerini, bir davanın yahut duygu ve fiillerine rehber olmuş bir kimsenin hizmetine vakfettiği vakit, dindardır" demektedir[Kitleler Psikolojsi., Yayına Hazırlayan: Yunus Ender., Hayat Yay., İst., 1997, s.66]. Tuhaf gibi görünüyor, ama, yine de soralım: Ne demek istemiş olabilir? Fikrime nazaran, çok basitçe şunu: Din öyle bir insanî var-oluş formu, öyle bir "şey"dir ki, ortadan kaldırılamaz, kaldırıldığı ânda yerinde bir vakum oluşur – ki buna Eskiçağ fiziğinin tâbiriyle "horror vacui" (ürkütücü boşluk) da diyebiliriz – ve bu vakum derhâl bir başka "şey" tarafından doldurulur; O'nun yaptığı her ne ise aynısını yapan bir başka şey, yâni din yerine ikame olmakla din gibi algılanan, dinin yerine konmakla da bir başka veya bir başka tür din – adına velev ki din densin veya denmesin - olan, dinleşen, dinîleşen bir başka şey. İşte bu "ikame ameliyesi", bir "aşma"ya tekabül ederse o da zamanla hattâ gerçek anlamda din dahi olabilir. Le Bon'dan biraz daha devam edelim; aynı cümlesinden az sonra [a.e., s.67], "Kitlelerin kanaatleri, körükörüne itaat, korkunç hoşgörmezlik, dinî duygulara bağlı şiddetli propaganda ihtiyacını taşır. Bu bakımdan denebilir ki, onların bütün inançları bir dini şekle sahiptir./.." dedikten sonra "Kitleler için bir ilah olmak veya hiç bir şey olmamak şarttır" [a.e., s.68] şeklindeki bir hükme varan müellif, bir paragraf sonra, "Kitlelere bir din lâzımdır sözünü tekrar etmek acaba bir gevezelik midir?" diye sormakta ve hemen akabinde şu cevabı vermektedir: "Siyasi, dini ve sosyal inançlar daima münakaşadan uzak tutulmak şartıyla bir dini şekil alarak onların ruhunda yerleşir". Bundan sonra, dinsizliğin ve hattâ nihilizmin dahi nasıl olup da bir tür din hâline dönüşebildiğine dikkat çekerek "Eğer tanrı tanımazlık inancını onlara (kitlelere– D.H.) kabul ettirmek mümkün olsaydı, bu duygu dahi en şiddetli hoşgörmezlik ateşine sahip olur ve dıştan görünen şekilleriyle kısa zamanda bir tarikat durumuna gelirdi" diyen Le Bon, buna örnek olarak Dostoyevski'nin hikâye ettiği bir nihilistin mâcerâsını takdîm eder [a.e., s.69]. "Günün birinde aklın ışıklarıyla aydınlanan bu nihilist, küçük kilisesinin mihrabını süsleyen ilah ve azizlerin resimlerini kırdı ve mumları söndürdü, biraz sonra da o resimlerin yerine bazı tanrı tanımaz filozofların resimlerini koydu, mumları tekrar yaktı. Dini inançların konusu değişmişti, fakat dini duyguların da değiştiği söylenebilir mi?" El-hak; elbette hayır! Böylelikle, dinsizliğin bizzat kendisi bir din oluvermektedir: Negatif Din. Nitekim, ateistlerin ateizme olan sıkı bağlılıkları ile gerçek bir dine inananların inançlarına bağlıklıları arasıında prensipler seviyesinde bir fark yoktur: Gerçek bir ateist sofu bir negatif dindardır; çünkü ateizm, haddi zâtınd tanrı-tanımazlığı, bir din gibi total bir hâle getirmeden tanrı-tanımaz olamaz. Bu konuda hayli mebzul miktarda örneklerden, sâdece, Engels'in Tabiatın Diyalektiği isimli eserinde, insanın ortaya çıkışını anlattırken, onu "yaratan" tabiatı tasvîr edişine [Doğanın Diyalektiği., Çev.: A. Gelen., Sol Yay., Üçüncü Baskı., Ankara, Ocak 1977, s.58] ve Ludwig Büchner'in, maddenin özelliklerini sıralarken O'na izâfe ettiği "mistik" niteliklere [Madde ve Kuvvet., Mütercimler: Baha Tevfik, Ahmed Nebil., Teceddüd-ü İlmî Ve Felsefî Kütübhânesi., İstanbul., tarihsiz (1910?)., bilhassa 2., 3.,4., 5., 6. bab] dikkat etmek dahi kifâyet edecektir. Ayrıca, bâzı seküler inanışlar ve davranışlar da adı din olmayan ve fakat din yerine geçen birer inanç olmakla, Talcott Parsons, Edward Shills ve Robert Bellah'ın verdiği adla, artık "sivil din" olarak anılmaktadır ki bunun en mümtaz örneği de "Amerikan Sivil Dini"dir. [G. Marshall., Sosyoloji Sözlüğü., Çev.: O. Ahınkay, D. Kömürcü., Bilim ve Sanat Yay., Ank., 1999, s.661]. Kezâ bir de "Akıl Dini" var... |
||
|
||
Böylelikle, dinsizliğin bizzat kendisi bir din oluvermektedir: Negatif Din. eee, güzel işte, adamlara niye dinsiz deyip duruyorsunuz o halde. bakın, dinleri, imanları varmış; belki sizin yerinize cennete bile giderler... |
||
|
||
| inanmak ve bilmek farklı kavramlar gibi görünse de birbirine bağlı gelişen şeylerdir. insan ya önce inanır ve bütün bilmelerini o inancın üstüne bina eder ya da önce bilir ve sonra bildiği o şeye inanır. İnanç bilmeyle beslenmediği sürece sürgit devam etmeyebilir. Ama insan önce bildiğinde ve bildiğini doğru kabul ettiğinde bunu inançmış gibi sunmaya ihtiyaç hissemez. Br tanrı kavramına hiç bir insan önce bilerek başlamaz. Doğduğu andan itibaren bu fikir ona bir biçimiyle hazır olarak sunulur zaten. Ateist bir anne ve babanın çocuğu bile aile de olma da okul vb. br yerde mutlaka bir tanrı fikriyle tanışır. Ve buna inanır veya inanmaz. Ama inandığı andan itibaren bütün bilmelerini bu eksene oturttur. Bu öyle bir hal alır ki aynı kaynağı okuyan bir dindar ile bir ateist o kaynağın aynı cümlesinden farklı sonuçlar çıkarabilir. Çünkü eksenleri farklıdır. Ve bu durumda tartışılan şey bilgi olmaktan çıkıp inançlar halini alır. İnançları tartışmak ise istisnalar dışında bir sonuç yaratmaz. Şöyle ki; ben materyalistm (bunun ne olduğunu bildiğini düşünerek yazıyorum) ve bu anlamda da ateisttim (ateist benim kendime koyduğum bir sıfat değil bu arada) . Ben yaşamın hiç bir döneminde bir başkasına tanrının yokluğunu ispatlama ihiyacı hissetmedim, bu bana çok anlamsız geldi zira. Çünkü ben bir iddiada bulunmuyorum. İddiası olanlar 'bir tanrı vardır bizi ve herşeyi yaratan O dur' diyenler. Doğal olarak onların ispatlama gibi bir dertleri olmalı, değil mi? Şimdi durum şu: ben bir materyalistim, bu inanç veya inanmakla ilgili bir durum değil ama. şimdi ben neden bir tanrı fikrine inanayım? ben görmek, denemek ve bilmek isterim. ki bu bütün insanlar için geçerli bir ölçü. eskiden de biri çıkıp ben peyganberim dediğinde bile önce ondan bir mucize göstermesi istenirmiş. gerekli mi ayrı ama istenirmiş. tıpkı örümcenin mağra ağzına ağ örmesi vb. gibi. Sonuç olarak konuyla çok yakından ilgileniyor görünüyorsun BUDHA. ama gelinen noktada başkalarının yazdıklarını referans alma durumundan kurtulman gerekiyor. kendine ait fikirler daha önemli. yoksa engels'in veya Gustave Le Bone'nin söyledikleri ile bir yere varman mümkün değil çok fazla. sonuçta onları senin dışında da nsanlar okuyor ve bilyor. bilmeyenler için ise zaten onlar bir anlam ifade etmiyor. son söz; tanrının varlığını ispat etmeye çalışmakla olmaz tanrı vardır fikrinin yarattığı yaşamsal sonuçlarla yola devam et. Zira ne yazık veya ne iyi ki, insanlar bütün inanmışlıklarına rağmen en nihayetinde görmek, dokunmak, hissetmek ve yaşamak istiyorlar. Onlara bunu ver. |
||
|
||
| tanrıya inanmamak negatif dinsizlik yani dinin bir türevi demek değildir. insan ya astronottur yada değildir. ama negatif astronot olamaz. |
||
|
||
oy vermemekte seçime katılmaktır aslında negatifini pozitifini bilmem"ama gelinen noktada başkalarının yazdıklarını referans alma durumundan kurtulman gerekiyor. kendine ait fikirler daha önemli. yoksa engels'in veya Gustave Le Bone'nin söyledikleri ile bir yere varman mümkün değil çok fazla. sonuçta onları senin dışında da nsanlar okuyor ve bilyor. " güzel güzel nasihat etmişiniz,hakkaten bende bu forumda ilk kez birinin fikirlerini referans yapan,bir yerden alıntı yapan birine rastladım. sonuçta bilenler zaten biliyor,bilmeyenler için bi anlamı yok
|
||