SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Ressamlar

Konu: Çizdi Sadece...

Sayfa: [ 1 ]

01.11.2004 18:44:54
Kronoloji

1904
 Salvador Felipe Jacinto Dali i Domenech 11 Mayıs'da Katalonya'da Figueras isimli küçük bir kasabada dünyaya geldi.
 
1916
 Pichot Ailesi ile yaz tatiline gider ve modern resim sanatıyla ilk tanışması gerçekleşti.
 
1919
 15 yaşında Figueras Belediye Tiyatrosun'da ilk kamusal sergisine katıldı.
 
1921
 Annesi öldü.
 
1922
 Madrid Güzel Sanatlar Akademisi'ne kabul edildi.
 
1923
 İtatsizlik yüzünden bir yıllığına okuldan uzaklaştırıldı.
 
1925
 Barselona'da Galeri Dalmau'da ilk kişisel sergisini açtı.
 
1926
 Paris ve Brüksel'e ilk yolculuğunu yaptı. Picasso'yu stüdyosunda ziyaret etti. Bir sınava girmeyi reddedince Akademiden atıldı.
 
1928
 Paris'e gelen Dali burada André Breton'un çevresindeki topluluğa katılarak tam anlamıyla ilk gerçeküstücülük yapıtlarını verdi.
 
1929
 Senaryosu Dali ve Bunuel'e ait olan Un chien andalou (Bir Endülüs Köpeği) adlı filmin prömiyeri yapıldı. Gala Aluard ile tanıştı ve aşık oldu. Resmi olarak Paris'deki sürrealist gruba katılmaya davet edildi.
 
1930
 Gala ile beraber İspanya Port Lligat'a yerleşti.
 
1931
 The Persistence of Memory (Hafızanın İsrarı) adlı yapıtını resmetti.
 
1934
 The Enigma of William Tell (William Tell'in Muamması) Sürrealist Grubu gücendirdi. Gala ile evlendi. New York'a gitti.
 
1936
 New York MOMA'da "Fantastic Art, Dada and Surrealism" ( Fantastik Sanat, Dada ve Sürrealizm) sergisine katıldı ve Time dergisine kapak oldu.
 
1938
 Londra'da zayıf düşmüş olan Sigmund Freud ile röportaj yaptı. Paris Uluslararası Sürrealistler Sergisi'ne katıldı.
 
1939
 En sonunda politik güdülerini desteklemekte isteksiz davrandığı için Sürrealist Grubtan kovuldu.
 
1940
 Dali ve Gala sekiz yıl yaşadıkları Amerika'ya göç ettiler. Sırasıyla Virginia, Pebble Beach, California ve New York St. Regis Hotel'de yaşadılar.
 
1941
 New York Modern Sanatlar Müzesi'nde (MOMA) Joan Miro ile beraber Retrospektif sergi açtı.
 
1942
 The Secret Life of Salvador Dali (Salvador Dali'nin Gizli Hayatı) adlı Dali otobiyografisi yayımlandı.
 
1946
 Alfred Hitchcock'un Spellbound filminde bir dizi rüya sahnesi için sahne tasarımı yaptı. The Temptation of Saint Anthony'yi (Saint Anthony'nin Cazibesi) resmetti.
 
1948
 Büyü Sanatının Elli Sırrı adlı kitabını yayımladı.
 
1949
 The Madonna of Port Lligat (Port Lligat'ın Madonna'sı) adlı Papa tarafından bile takdir edilen, klasik stile geçtiğinin habercisi eserini resmetti. Avrupa'ya geri döndü.
 
1957
 Joseph Forest, Page Choisies de Don Quichotte de la Mancha (Don Kişot) adlı 12 orijinal Dali litografı yayımladı.
 
1958
 Gala ve Dali İspanya'da dini seromoniyle evlendi.
 
1962
 Yayıncı Pierre Argillet ile çeşitli metinlere illüstrasyon çizmek için 10 yıllık bir anlaşma yapar.
 
1963
 Paris'de yayımlanan The Divine Comedy adlı derginin bir sayısını resmetti.
 
1964
 Journal d'un Génie (Bir Dahinin Günlüğü) adlı kitabını yayımladı.
 
1965
 Dali New York'da yayıncı Sidney Lucas ile kontrat imzaladı.
 
1967
 Gerona'da Pubol Şatosu'nu satın aldı ve içini yenilemeye başladı.
 
1969
 Gala yalnız yaşamak üzere Pubol Şatosu'na taşındı.
 
1971
 Cleveland Ohio'da Salvador Dali Müzesi açıldı.
 
1974
 Dali ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı.
 
1976
 The Unspeakable Confessions of Salvador Dali (Salvador Dali'nin Korkunç İtirafları) İngilizce basıldı.
 
1982
 St. Petersburg Florida'da Salvador Dali Müzesi açıldı. Gala Pubol Şatosu'nda öldü.
 
1983
 İspanya, Madrid ve Barselona'da ilk büyük sergileri açıldı. Son resmi The Swallow's Tail'i ( Kırlangıç'ın Kuyruğu) tamamladı.
 
1989
 Dali 23 Ocak'da Figueras'da kalp yetmezliğinden öldü. İspanya Figueras'da Tatro Müzesi'nde yeraltı türbesinde yatıyor


01.11.2004 18:48:31
Dali'nin Büyük Mastürbatör Tablosu Üzerine Bir Yazı:

Büyük Mastürbatör Üzerine
Prof.Dr.Gürhan Tümer, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, 1996


Dali'nin Büyük Mastürbatör isimli tablosu

Sığınaklarımdan biridir kitaplıklar. Şöyle yazmıştım bir denememde yıllar önce:
(...) Bir kitaplığa girmeliyim, çok zengin bir kitaplığa; hiçbir işim olmamalı da, herkesin işinde gücünde olduğu bir iş gününde, dışarıdaki pırıl pınl ilkbahar güneşine inat, kışın avluya lapa lapa kar yağarken, sonbaharda, kafamı ara sira kaldırıp pencereden, incecikten ağlayan kurşuni gökyüzüne bakarak, kendi başıma, yalnızca kitaplarla baş başa, okumalıyım. Saatlerce, günlerce. Ispanya'nın tarihini, eklem bacaklıların gizinı, Descartes'ın felsefesini, Jules Verne'in diişlerini okumalıyım. "'Tanrım, bana kitap dolu bir ev, çiçek dolu bir bahçe ver" demiş Konfuçyüs. Ben de aynı şeyleri istiyorum. Bu, benim hiç vazgeçemediğim, sık sık aklıma gelen tatlı düşlerimden biridir.

Şükürler olsun ki, yalnızca düş olarak kalmamış, gerçek de olmuştur zaman zaman. Sokaklar, İzmir'in ya da Paris'in sokakları mutlu, delişmen bir ilkbahar güneşinin aydınlığıyla ya da hüzünlü bir sonbahar yağmuruyla yıkanırken, kendimi kütüphanelere kapattığım olmuştur. 0 saatleri en kazanç-b saaderim, o günleri en tadına doyulmaz günlerim saymışımdır hep.

Ve Izmir'in Alsancak semtindeki Fransız Kültür Merkezi'nin kitaplığı, o saatleri, o günleri en fazla yaşadığım kitap-bkür. Onun pek büyük olmayan, alçakgönüllü ama yeterince yeşil bahçesinden geçip mermer basamakları çıkmak, kapıdan girip sağa yönelmek ve kendini kitaplann arasında buluvermek güzeldir.

Descartes'ın, Jules Verne'in, Jean-Jacques Rousseau'nun, Victor Hugo'nun, Balzac'ın yanı sıra Daliyle de birlikte oldum o kitaplıkta. "Nasıl Dali Olunur?" adlı ilginç mi ilginç kitabı, orada bulup okudum. Ve yine orada kayboldu o kitap; aradım aradım, bulamadım bir daha onu.

Bir başka gün ise, bir başka kitap buldum o kitaplıkta. Raflarda değildi. Dışarıda, kapının önüne konulmuş küçük bir masanın üzerindeydi. Oylece duruyordu ama, eğer gözyaşları olsaydı, mutlaka ağlardı. Çünkü, atılmıştı. Yeni yeni kitaplar gelince onlara yer açılması için, kimbilir kaç yılını verdiği kitaplıkta istenmez olmuştu. Çürüğe çıkarılmıştı, adı kayıt defterlerinden silinmişti. 0 küçük masanın üstündeki bu tür kitaplan isteyen alabilirdi, bir daha geri vermemek üzere alıp gidebilirdi.
Ve onu alan ben oldum.
Bir süre durdu benim kitaplığımda, bekledi.
Sonra bir gece evimde, lambanın altında, o kitabı bu kitabı karıştırırken geçti elime;
                                       SALVADOR DALI
                                                QUI
yazıyordu kapağında. Iç kapağında ise, aynı sözcüklerin altına bir de,
                     METHODE PARANOİAQUE-CRITIQUE
                                   ET AUTRES TEXTES
sözcükleri eklenmişti. Çevirdim, çevirdim sayfalarını. Orasından burasından okudum. İşte örneğin, rastgele açtığım 15. sayfadan iki tümce:

Düşmanlarımın, dostlarımın ve genel olarak halkın, ortaya çıkıveren ve resimlerimde aktardığım şekillerin anlamını anlayamadığımı ileri sürmeleri, bana son derece açık seçik göriinüyor. Onları "yapan" ben bile anlamazken, ötekilerin anlamalarını nasıl isteyebilirsiniz?
Resimlerimi yaparken, kendim de anlamıyorsam, bu, onların hiçbir anlamı yok demek değildir: tersine, anlamları, mantıksal sezgiyle kavranamayacak kadar derin, karmaşık, tutarlı, istem dışıdır.

Sonra, işte Dali'nin, kitabın numaralanmamış sayfalarından birinde yer alan fotoğrafının üzerindeki satırlar:

Ciddi bir biçimde matrak mı geçiyorum?
Olağanüstü doğrular mı söylüyorum?
Şakalar doğrulara mı dönüşüyor?
Doğrular iğrenç çocukluklar mı?
Sürekli bir sorgulama içindeyim: Ne zaman doğruyu söylediğimi,
ne zaman söyler gibi yaptığımı bilemiyorum.

Zor bir durum besbelli ki.
Dali bir deli mi, yoksa bunlar, deli olmayan bir delinin delilikleri mi?
Dali'nin de, Dali'yi anlatmak, çözümlemek isteyenlerin de en temel sorunları, yanıtlamaları gereken sorular bunlar işte.

(...) Sayfaları karıştırırken birden bir şiir çıktı karşıma. Yer yer düzyazıya dönüşen uzun bir şiirdi. Hem çok şaşırdım, hem de çok sevindim. Bunun nedenini biraz daha ayrıntılı anlatmalıyım.

Dali'yi elbette ki bilirim. Ama ne kadar bilirim, işte bunu çok iyi bilmem. Ancak şöyle diyebilirim: Ben Dali'yi, Dali uzmanı olmayan bir aydın kişinin bildiği kadar bilirim. Yani, resimlerini görmüşlüğüm vardır. 0 pide gibi yumuşak, erimiş saatlerini bilirim. O güzelim Milo Venüsü'nün güzelim bedenine çekmeceler yerleştirip onu "Çekmeceli Milo Venüsü" yaptığını bilirim. Sonra, otomobilinin üzerine çim ektiğini ve karısı Gala'yı, çok ama çok sevdiğini bilirim. Onu, Venedik'te dolaşırken rastladığım bir sergisini, iki ayağım bir pabuçta, cebimdeki dövizin sınırlı olmasına karşın gezecek kadar severim. Birçok kişi için olduğu gibi benim için de, Dali her şeyden önce bir ressamdır.

Durum böyleyken bir gün Paris'te, Quartier Latin'de dolaşırken bir kitapçıda, bu "nev-i şahsına münhasır" ressamın yazdığı bir romanla karşılaştım. Dünyalar benim oldu, çünkü ben böyle şeyleri, yani bir alanda ünlenmiş, birçok kişi tarafından o yönüyle tanınan bir insanın, bir padişahın ya da bir ozanın, bir ressamın ya da bir matematikçinin, bir mimarın ya da bir filozofun, çoğunluğun pek bilmediği bambaşka bir yönünü, bambaşka bir alana olan ilgisini keşfetmeyi, hele o alanda ortaya koyduğu ürünleri çok ama çok severim. Nedenlerini pek iyi çözemediğim tuhaf, gizemli bir tutkudur bu benim için. 0 kadar ki, çok ünlü bir ozanın, çok ünlü bir şiirini, hiç bilinmeyen, kargacık burgacık, pek acemice bir resmine feda edebilirim.

(...) Sözün burasında yine Dali'ye, onun o atılmış kitabına dönüyorum.
Sanıyorum şimdi daha iyi, çok daha iyi anlaşılmıştır, o kitapta büyük ünlü ressam Salvador Dali'nin bir şiiriyle karşılaşınca neden o kadar sevindiğim, neden oturup hemen onu Türkçe söylediğim.

Evet, işte "BÜYÜK MASTÜRBATÖR" karşımda, karşınızda.
Şunu hemen söyleyeyim: Birçok insan, bu arada, başta Gogol olmak üzere, nice yazar, nice sanatçı gibi, Dali de bir mastürbatördü. Şu farkla ki, o bunun şiirini de yazdı. Dali'nin "BÜYÜK MASTÜRBATÖR" şiiri romantik, lirik, melankolik bir şiir gibi başlıyor: Çit, köylüler, kıvrıla kıvrıla giden bir yol. Ama 14. dizede, "bok" sözcüğüyle karşılaşıveriyoruz birdenbire. Sonra, yine romantikleşiyor, yine lirikleşiyor dizeler.

Ve az sonra da, işte nihayet, şiire adını veren büyük mastürbatör. Bu sözcüğe bakıp da bu şiirin cinsel duyguları gıdıklayıcı, "müstehcen" bir yapıt olduğunu sanmak, boşuna uyarılmaktır, gülünç bir beklentidir. Çiinkü büyük mastürbatör, "çok iri" burunlu, "kocaman gözkapaklı"dır. Dahası, boynunda, üzerinde karıncaların kaynaştığı bir kan çıbanı vardır. Ağzının üstündeki zara kocaman bir çekirge yapışmıştır. Yani, şehvet uyandırmak şöyle dursun, çirkin mi çirkin, iğrenç mi iğrenç, tiksindirici mi tiksindirici bir adamdır büyük mastürbatör.

(...) Daha ileride ise, daha başka iğrençlikler, daha başka çirkinlikler beklemektedir okuyucuyu. Çürümüş ve herhalde pis pis kokan eşeklerden, adardan, dişi kedilerden, çürümüş iğrenç horozlardan söz açar Dali. Ve bu imgeleri, uzun şiiri boyunca, bıkmadan, usanmadan, kesinti yapmadan birkaç kez tekrarlar:

Çürümüş eşeklerin
Çürümüş atların
Çürümüş dişi kedilerin
Çürümüş atların
Çürümüş ağızların
Çürümüş tavukların
Çürümüş iğrenç horozların
Çürümüş çekirgelerin
Çürümüş kuşların
Çürümüş ölülerin
Çürümüş kaygı verici çekirgelerin
Çürümüş atların
Çürümüş denizkestanelerinin
ve özellikle de
Çürümüş tavukların
Çürümüş eşeklerin

Şimdi isterseniz, duralım burada ve düşünelim biraz: Neden bütün bunlar? Şaire, "Şiirinde neden bunları yazıyorsun?" diye sorulmaz. Ama yine de, bu soruyu yanıtlamaya çalışacağım ben.

Önce şunu söyleyeyim: Şiire, sanata böyle konular, böyle sözcükler, böyle imgeler sokmak Dali'ye özgü bir şey değildir, onunla başlamış bir akım değildir. Evet, bütün ozanlar, her zaman Ziya Osman Saba gibi "temiz", Behçet Kemal Çağlar gibi "hamasi" şiirler yazmamışlardır, iyiyi, güzeli, hep iyide, hep güzelde aramamışlardır. Örneğin Baudelaire, kitabının adını "Güzel Kokan Çiçekler" koymamıştır, "Kötülük Çiçekleri" koymuştur.O kitabın içinde, "La Charogne" (Leş) başlıklı bir şiir vardır ve ozan o şiirinde üzerinde kurtlar kaynaşan bir hayvan leşinden söz eder. Böyle bir şeyin, yani çirkin, iğrenç bir şeyin şiirini, güzelliğini yakalamıştır Baudelaire. Sonra, Rus ressam Soutine'in resimlerinde, insana tiksinti veren çıplak et parçacıklarıyla karşılaşdığı; Marcel Duchamp'ın ise, bir sergiye, hem de önemli bir sergiye, yine belden aşağı bir nesneyle, bir pisuarla katıldığı, daha doğrusu katılamadığı da unutulmamalıdır.

Bu, daha genel bir açıklama. İşin içinde bir de, İspanyol sanatçının özel durumu, "nev-i şahsına münhasır" özellikleri var. Bana kalırsa bu özellikler, onun kuramından, aklından önce ve belki de onlardan daha çok, onun doğasından, ruhsal sorunlarından kaynaklanmaktadır.

Biraz daha açayım yukarıda söylediklerimi:
Salvador Dali, çişli bir çocukmuş. Uzun süre yatağına işemiş. Hem de elinde olmadığından, tutamadığı için değil, hayır, o sıvının bacaklarının arasından akması hoşuna gittiği için. Henüz beş yaşındayken, çok şık üç bayanla kırlara gitmiş. Oralarda dolaşırlarken, kadınlar eteklerini kaldırıp çocuğun önünde fışır fışır işemişler. "BÜYÜK MASTÜRBATÖR" şiirindeki işeyen insanlar, büyük bir olasılıkla bu çocukluk anısından kalmadır.

(...) Hep biliriz ki, çiş ve kaka pis kokar. Ama Dali, yalnızca onlan değil, kokuşuk olan daha başka şeyleri de sever. Şöyle demiştir bir gün:
Altı yaşından önce, kokuşmakta olan hayvanlarla karşılaştım ve altüst oldum, on iki yaşına doğru, kokuşuk olan her şeye karşı, gitgide ağır basan bir eğilim duydum. Bu, benim için her zaman iğrenme ile karışık bir görkemdi.

1909 yılında, yani henüz beş yaşındayken, kuzenlerinden biri, yaralı bir yarasa getirmişti ona. Bir kovanın içine koymuştu onu. Sabah kalktığında, hayvanın ölmek üzere olduğunu, üzerinde karıncaların kaynaştığını görmüştü. Bunu görünce, öylesine çıldırmıştı ki, birden, iğrenç yarasanın kafasını dişleriyle koparıp atmıştı.

Bir de kirpisi olmuştu çocuk Dali'nin. 0 kirpi de ölmüştü bir gün. Ve çocuk yine çılgına dönmüştü. Dürtüklerken hayvanın leşini, ayağı kaymıştı, düşmüştü leşin üzerine. Burnu ölü kirpinin içine, böceklerin içine girmişti.

Kimi insanlann, özellikle de bürokratların, yaşarken bile ölüler gibi pis koktuklarını söyleyen bu harika adam, birgün de, "İğrenme, en çok arzu edilen şeylere açılan kapının çok yakınında bulunan bir nöbetçidir." demişti.

Bütün bunlan anlamak için, mutlaka bu itiraflan duymak gerekmez bence. "BÜYÜK MASTÜRBATÖR" şiirini okumak yeter de artar bile. Evet, şimdi de şiirin asıl konusu, yani mastürbasyon, mastürbatör, hem de büyük mastürbatör. Burada, genelde, kavram olarak, eylem olarak mastürbasyondan uzun uzun söz edecek değilim elbette ki. Ama Dali'nin cinsel dünyasına biraz değinmem, "BUYÜK MASTÜRBATÖR" şiirinin daha iyi anlaşılabilmesi için mutlaka gerekli olmasa da, yararlı bence.

Şöyle demiştim az önce sözünü ettiğim, "Dali'ler" adlı yazımın bir yerinde de:
DALİ-SEKS: Dali bir cinsel sapıktı. Eh, onun olması gereken, ondan beklenen de buydu. Mastürbatör ve teşhirciydi. Çocukken, kendini zaman zaman cinsiyetsiz, kimi zaman da kız olarak düşünür, bir penise sahip olmaktan utanırdı. "Dali altı yaşında kendini bir kız çocuğu sandığı zaman da denizin gölgesinde uyuyan bir köpeği görmek için suyun derisini kaldırırken" diye bir resim yapmıştı. Hitler'i bir kadın olarak düşündüğünü, onun bembeyaz olarak düşlediği teninin kendisini çok tahrik ettiğini söylediği için ise, akıldışı şeylere pek o kadar da yabancı olmayan Andre Breton'un aklını başından alayazmıştı.

(...) Ama öte yandan da, bir zamanlar gerçeküstücü akımın büyük ozanı Paul Eluard'a karılık, esin periliği etmiş, ondan 1930 yılında boşanmış olan Gala'ya, kendine "Gala-Salvador-Dali" adını takacak kadar, ölesiye aşıktı.

Her ne kadar, akımın kurucusu, kuramcısı Andre Breton ve yandaşlarıyla sürtüşmeye girmişse de, Dali'nin bir gerçeküstücü olduğunu biliyoruz. Onun için de, "BÜYÜK MASTÜRBATÖR"de, öyle bölümler, öyle imgeler de var. Bunları içeren dizeler, betimlemeler, sanatçının resimlerinin sözcüklere dökülmüş biçimi gibi.

Örneğin, "yüksek dönemeçlerin kıyısındaki/ kutsal kurbanlar/ (...) ve üzerlerinde/ değişik papağan çeşitlerinin/ (...) sırtlarına/ ünlü güllerin/ (...) alacakaranlıklanın/ resimlerinin yapıldığı/ çok sayıdaki hayvan türünü gösteren" dizelerini, kendinizi biraz da Dali'nin yerine koyarak, onun üslübuna öykünerek resimlemeyi denerseniz, ben, ortaya bir Dali resmi çıkacağına inanıyorum.

"BÜYÜK MASTÜRBATÖR" şiiri, bir köy yolunda yürüyen, işlerine gidip gelen köylülerle, romantik, lirik bir biçimde başlayıp hüzünlü akşam saatlerinden, şiirsel imgelere dönüştürülmüş çeşitli iğrençliklerden, sapıkça bir cinsellikten, gerçeküstü betimlemelerden, "şimalie şanasie" gibi uydurulmuş sözcüklerden geçerek, bir deniz kıyısında, bir plajda iki genç kızla, iki beyefendiyle yorgun argın ve dingin bir biçimde sona eriyor.


01.11.2004 18:53:06
Salvador Dali'nin Resimlerinden Örnekler İçin Aşağıdaki linkleri Tıklayabilirsiniz:

http://galeri.antoloji.com/sergi/goster.asp?sergi=Dali01

http://www.hayalevi.com/cgi-bin/sanatgaler...yfa=1&ressam=17

http://www.arkitera.com/sanat/2004/01/mercekalti/eserler.htm

http://www.salvadordalimuseum.org/

http://www.salvador-dali.org/eng/intro/intro.htm


Amon 18.02.2007 04:32:03
simdi bu konuyu acacaktim.
ama dedim once bir arama yapayim.

sansa bak zaten varmis.

cok severim Salvador Dali yi. Resimlerine bakip kafanizi ceviremezsiniz. uzerinde dusundurur. en az 1-2 daka bakar ve hayal kurarsiniz. birseye benzetmeye calisirsiniz. ama ne yazikki benzettiginiz sey (nerdeyse) hicbir zaman ressamin anlatmaya calistigi seyler ayni degildir.
neyse bari eklemelerim olsun.

Salvador Dali









son tango 27.02.2007 04:36:27
Alıntı
cok severim Salvador Dali yi. Resimlerine bakip kafanizi ceviremezsiniz. uzerinde dusundurur. en az 1-2 daka bakar ve hayal kurarsiniz. birseye benzetmeye calisirsiniz. ama ne yazikki benzettiginiz sey (nerdeyse) hicbir zaman ressamin anlatmaya calistigi seyler ayni degildir

asaf,bak bakiim sende bu resimlere,sora ne düşündüğünü yaz..bende dali ye sorcam ne n'alatmak istediğini,bakiim doru mu?  ;D

biLe 27.02.2007 04:38:19
gulmeyınız tangocum benım odamda da bır tane var onlardan..

asaf 27.02.2007 04:41:21
valla hiç de bi karmaşıklığı yok.. gayet net anlatıyor herşeyi de.. herkes çok daha başka anlamlar yüklemeye çalışarak, akıllarınca vay bee adam uçmuş yaaa durumu yaratıyor.. ne var: bol bol itelemeler, bafiler, pompişler.. işte Smiley

oldu mu abi, anlayabilmiş miyim Smiley

son tango 27.02.2007 04:43:04
içtimcim,güldüğüm dali nin resimleri diil,alıntı yaptığım cümle,lütfen bu kadar alıngan olmayınız..çok komik bi yorum ya..resme bakıyorsun ne anlatmış die,sora dali geliyor ne anladın die soruyo ''şunu,bunu,kem,küm''diosun,o da ''yoooo,ben,bunu,bunu ve hatta şunu da anlattım''dio ..hehe

Uyarı: Siz mesajınızı yazarken yeni bir mesaj daha gönderildi. İsterseniz gönderilen mesajı okuyun.
oldu mu abi, anlayabilmiş miyim Smiley

ne biliim b'olum..dali ye sorunca göriciiz anlayabilmişmisin..hehe

biLe 27.02.2007 04:44:48
heheh sızın derdınıze salgam suyu Smiley cok fenasınız ya... hay olmeyın emı laugh

son tango 27.02.2007 04:47:00
hı,hı..acayip fenayımdır,olması gerekildiği zamanlar Wink

Amon 27.02.2007 06:48:52
Alıntı
cok severim Salvador Dali yi. Resimlerine bakip kafanizi ceviremezsiniz. uzerinde dusundurur. en az 1-2 daka bakar ve hayal kurarsiniz. birseye benzetmeye calisirsiniz. ama ne yazikki benzettiginiz sey (nerdeyse) hicbir zaman ressamin anlatmaya calistigi seyler ayni degildir

asaf,bak bakiim sende bu resimlere,sora ne düşündüğünü yaz..bende dali ye sorcam ne n'alatmak istediğini,bakiim doru mu?  ;D
Smiley
 Ressamin ne anlatmak istedigini, onun psikolojisi ve yasadigi zamani dusunerek bulabilirsiniz. yada tahmin edebilirsiniz.

hicbirsey yapamazsaniz resimlerin isimlerine bakin.

Desintegration of the Persistence of Memory <<<<<<< Hafizanin (anilarin) israrinin parcalanisi.
Hangini bu resimden bu anlami cikarabilir?


fotka 22.07.2008 00:14:36
her baktığımda yen bir şeyler bulurum resimlerinde.. surrealist ıyı bır ressam Smiley


Sayfa: [ 1 ]