|
||
| Ankara Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başlayan Oktay Rıfat, ilk şiirlerini 1936- 1944 yılları arasında Varlık Dergisi’nde yayımlamıştı. İlk şiirlerinde hece veznini kullanmaktaydı, daha sonra serbest vezne geçti. 1941 yılında Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını yayımlayarak Garip şiir akımının öncülerinden oldu. Garip dönemi şiirlerinde kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına şaşırtıcı, alaycı bir söyleyişle yaklaşmıştı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla Türk şiirinde İkinci Yeni denilen anlayışa, anlamca kapalı bir şiire yöneldi. Türkçe'nin ses zenginliğini, geniş bir sözcük dağarcığıyla ustalıkla kullanan unutulmaz şiirler yazdı. Kitaptan kitaba değişen şiiri ile Türk şiirinin genel akışını en çok etkileyen şairlerden sayılmaktadır. Oktay Rıfat tiyatro oyunu ve roman türünde de eserler veren Oktay Rıfat’ın şiir üzerine kurumsal yazıları da bulunmaktadır. Eserleri * Garip (Orhan Veli ve Melih Cevdet ile, 1941) * Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1945) * Güzelleme (1945) * Aşağı Yukarı (1952) * Karga ile Tilki (1954) * Perçemli Sokak (1956) * Âşk Merdiveni (1958) * İkilik (Aşağı Yukarı ve Karga ile Tilki'nin ikinci baskısı,1963) * Elleri Var Özgürlüğün (1966) * Şiirler (1969) * Yeni Şiirler (1973) * Çobanıl Şiirler (1976) * Bir Cıgara İçimi (1979) * Elifli (1980) * Denize Doğru Konuşma (1982) * Dilsiz ve Çıplak (1984) * Koca Bir Yaz (1987) * Bütün Şiirleri (1991) http://tr.wikipedia.org/wiki/Oktay_Rifat_Horozcu Ağzımın Tadı Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem, Boğazımda düğümleniyorsa lokma, Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli, Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa, Denize bile iştahsız bakıyorsam, Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen, Bu darağacı suratlı toplum. Yıldızlı Görünüm Dar giysi, kara gözlüklü, indiler cipten, Dişlerini gösteriyor köpekleri, Gözleri yarı açık, morarmış deri, Uzun adamı kesip aldılar ipten, Uzattılar, havalandı sinekleri, Öfkenin homurtusu geliyor dipten Ve kadın İskilip?ten ya da Nizip?ten, İnce kıyım, kalem gibi bilekleri, Kapanırken ölüsüne ağlayarak Öttü bacadan puhu, ürperdi kavak. Artık duramazdık, bağladık çıkını Dere boyuna vardık, toktuk, sıcaktık, Otlarda sırtüstü yıldızlara baktık, Duyduk acımızda uzağı, yakını. Karıma Sofalar seninle serin Odalar seninle ferah Günüm neşeyle uzun Yatağında kalktığım sabah Elmanın yarısı sen yarısı ben Günümüz gecemiz evimiz barkımız bir Saadet bir çimendir bastığın yerde biter Yalnızlık gittiğin yoldan gelir Güzel Kadın vurmuş maltıza tencereyi Fasulye pişiriyordu Adam düşünüyordu Altmış beş fasulye diyordu Yirmi be fasulye diyordu Yirmi beş de soğan Doksan İki yüz de yağ Etti mi sana iki yüz doksan Yaaa Adam düşünüyordu Bir kundura almalı diyordu Hayrı kalmadı bunların Su alıyor bunlar diyordu Nasıl etsem diyordu Çocuk zıpzıp oynuyordu Kedi sıçan tutuyordu Kedinin tuttuğu sıçan Ecel terleri döküyordu Fasulyeler helme döküyordu Çocuğun zıpzıpları Kilimin sarısından mavisine Mavisinden alına geçiyordu Adamların kafasından hayaller geçiyordu Kiminin han hamam geçiyordu Soğan ekmek kiminin Gökten bulutlar geçiyordu Gök mavisi titriyordu bulutların ötesinde Güzel güzel |
||