SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Çalışmalarımız

Konu: Pencerenin Pervazinda Birikenler

Sayfa: 1 [ 2 ]

kiya 02.07.2007 02:40:19
vay prayvit, şimdi böyle olduk demek Tongue

private1907 02.07.2007 02:49:50
Farkındaysan uzun zamandır demişim Kiya Wink senden bi şiir istedik onu bile yazmadın. üvey üye muamelesi yapıyorsun sen bana  küs

kiya 02.07.2007 02:54:08
istedin de yazmadık mı ayol, valla kalbimi kırdın çattadanak, olmuyor böyle prayvit, olmuyor Smiley

private1907 02.07.2007 03:05:34
Bakınız sayın kiya http://sifirforum.com/uyeler/fantastik_sifir_forum_kahramanlari_2-t17297.80.html laugh
Nisancım görüntü kirliliği yaptıysak affola  flowers

kiya 02.07.2007 03:32:32
iyi ama istekte bulunmamışsın ki, ama gönlümden koptu size bi şiir yazacağım Smiley

kız pirayvit geldin sen
daha dün çerkes'ten
gönlümü çaldın hemen
pek çabuksun herkesten

kız prayvit ne desem boş
içtim biraz oldum sarhoş
seni görünce gözlerim
oldu gönlüm valla bir hoş Smiley

02.07.2007 06:18:20
kız pırayvıt
yak bir ağıt
yada birak sar bi sigara
al sana A4 kağıt
derdini kederini dağıt
belki bunlar sana zıt
anlayışları kıt
a lo cubana
lö bırayn ceyms gibi bisey olmuş mu ne
basınca soguturdum
pencere pervazında
bazen de cok usurdum
kışın o ayazında
farketmezdi, sonu birdi
sonucta eldi hatta kirdi
ulan denyo sabah olmus
yine zaman sana girdi

nisan 04.07.2007 01:49:01
Karanlık Düşleri

Sonra bir gece ışıkları söndürüp karanlığı yaktım. Hazeranlı koltuğa çöreklenip, aslında senin, annemin çocukken yaptığı zencefilli kurabiyeler gibi, yıllar geçse de damağımda kalan bir tatmış gibi olduğunu düşündüm. İyi pişmiş, kırılgan ve ağızda dağılıveren... Ancak yutkunduktan sonra özündeki rayihaya ulaşabildiğin ve artık bulunmayan bir tat...Senin hangi tatları sevdiğini bilmeden, tarifler deniyordum. Zira sen gelince yaptıklarımın içinde tarife en yakın olanı pişirecektim sana... Sofralar kuracaktım. Aşk, hangi tatları sevdiğini bilmemi gerektirmiyordu çünkü...

Geceden yağmuru yemiş, üşümüş sokaklarda dolaşıyordum. Karanlıklarda uzayıp gidiyordu benden önce gölgem... Sadece ellerim ve burnum üşürken, bir zaman gelmişliğini düşünerek, seninle yürüdüğümü varsayıyorum. Nicedir komodinin ikinci çekmecesinde imzasız ve ikiye katlı mektuplar biriktiriyordum sana... İsmini oldukça silik bir o kadar da okunması zor karakterlerle yazıyordum. Kimsenin olmadığı bir evde, seni daha bir benimmiş gibi hissetmek için... Her solup giden günün ardından, senin gelişini bir gün daha düşüyordum takvimden... Görmeden, dokunmadan özlüyordum seni, tüm göreceli aşklara inat! Üstelik saçlarım uzamıştı. Tıpkı aramızdaki mesafeler gibi... Belki de uzadıkça daha çok seviyordum seni... Aşk uzaklıklara çevirmiyordu sırtını...

Karnım acıkmıştı ve karanlık hala yanıyordu. Sözünü ettiğim geceyi bir top yumurtaya rehin ettim. Sen bile yaşadığın yerde bilmiyordun gecelerin nasıl da romatizmalı olduğunu... Oysa ben çok iyi biliyordum. Zira geceyi ben, beni de senli saatler bölüyordu. Öyle ki bazen kendi sevdası bile kin tutuyordu insana... Kendi kendini kaç kez kutsamış olursan ol, görünmez bir tutsaklık taşıyordun sırtında sevgiye dair... Heybende bir sürü adı konulmamış duygu ve ellerinde kimliksiz iklimler senin kendini tesadüfen içinde bulduğun... Aşk bir esaretti belki de ve bir bakıyordun aşkın bölüneni oluvermişsin...

Sonra ani bir savunma isteğiyle bu karantina geceleri istiyordum. Başımdan temelli defetmek ve tekrar ışıkları yakmak... Ama hiç alıcı yoktu ortada... Karantinalı geceler tapon bir mal gibi elimde kalıyordu ve kuduz bir köpek gibi kendime saldırıyordum. Sana anlatsam anlamazdın. Nerde görülmüş şairin şairi anladığı? Belki anlatsam aşkın bunca savunmasız olduğunu sadece 'evet' demeyecektin ve ben o zaman biliyor olsam söz vermeyecektim sana...

Karanlık hala yanıyor... Ve ben, bir mektubumda sana yazdıklarıma bakıyorum çöreklendiğim koltukta...
Düş gölgeye! demişim sana. Düş gölgeye ki ardın sıra uzasın gitsin ve sen sadece düşün... Bana gölgede yaz yalanları söylediğini farz et! Hatta güneşe çıkıp kaybolduğumu düşün! Güneşli bir öğle sonrası bir şemsiye altına sığın ve soğuk bir şeyler iç genzini yakacak cinsten... Ben uzaktan, yüzünü bile görmediğim birini izleyip özleyeyim. Sen seni izlediğimi zannet... İşte aşk bu! Uzaklara orantılı aşk!
Böyle demişim sana mektupta...

Evet! O adını hiçbir zaman aklımda tutamadığım ağaçların pamukçukları uçuşuyor ve ben hâlâ kulaklarıma kaçacakları korkusunu atamadım üzerimden... Tıpkı senin ölüme uğurladıklarının, bir gün sanki sana seslenecekleri sanısını hâlâ içinde bir yerlerde koruduğun gibi... Ve sen yeniden gölgeye düş! Benim gözlerim uzaklarda ve sulanmış olsun. Sen belki de ilk kez bana dair bir şey yapıyormuş gibi ama hiçbir şey yapmadan Necip'in "Kaldırımlar"ını oku bana... Bu kez gerçekten ağlayayım ki kolumdaki iğnenin acısı bile susturmaya yetmesin beni... Karanlık yanmaya devam ederken, gece leş gibi serilsin üzerime, gözlerimde kirlenmiş bir beyazlık, ellerimde nefret, içimden seni çıkarıp atıvereyim karşımdaki duvara... Nasılsa nefret aşkın yandaşı değil mi? Öyleyse aşk artık geceden çıkıp gündüze savrulsun!... Bir daha mı? Bu son olsun...

D.G

nisan 05.07.2007 00:47:08
SÜRGÜN

Ne zaman aklımdan geçsen;
Açığa aldığım günlerde
Gözlerimi yollara düşürdüğüm
Bir sürgün trenidir
Gittiğim...

Hani çoğunluk vagonlarında
Ellenip dillenmemiş taşra nefeslerini
Musa'nın asası misali
Ortadan bölüverir taze ayva kokusu
Hava geçmişe keser bir an!
Ciddi iştir çocukluk günlerini sürmek
Sürgünde..

Ayva dişlerken omzuna düşer
Yanda uyuyan adamın başı
Omzunu kurtarmaya çalışırken
Babanın tembihleri düşer kulağına
Bir de damdan düşer gibi bir korku içine..

'Keşke'lerle iç çekerken,
Gözlerin
Buğusunu suya salmış
Pencereye düşer...
Halbuki dökülmemiştir henüz ayva tüylerin
Palazlanmamışsındır!
Kaçan kızın bohçasını andırır
Bavulunun iç yüzü
Aşkın, bilmezliğin ve umudunla...

Anket defterlerinde
Hep en önemli üç şey derler ya
Hiç dört olarak sorulmamıştır
Mutlak yan'a alınır giderken
Ada ya da kara farketmez
Nasılsa yolun sonunda taşıyacağın
Bavulun gibi ağır bir ıssızlıktır.
Zorlukla taşırken anlarsın ki;
Ustasının biçim kaygısızlığından olsa gerek
Bavulunun dış yüzü gibi
Ağır renklere boyanmıştır.

*******
Ne zaman aklımdan geçsen;
Açığa aldığım günlerde
Gözlerimi gökyüzüne taktığım
Bir sürgün kentidir
Gittiğim..

Hani kimsenin nasiplenmek istemeyeceği
Kardelenlerin
Kış ortasında bahar yaşatabilirim umuduyla
Cebine birkaç kelime iliştirdiği
Yukarıdan aşağıya
Leş gibi yaban mı havada kokladığın?
Soldan sağa
Leş gibi yabanlığın mı iklimden sakladığın?
Kendi bulmacandaki ilk soru aklının çözemediği
Ciddi iştir günleri sürmek
Sürgünde..

Öyle ya da böyle alışırsın
Tandırda pişmiş ekmeğe
Yayıkla tanışınca anlarsın kandırıldığını..
Aslında
Tereyağından kil çekmenin
O kadar kolay olmadığını..

Bir gece gökyüzüne bakarken
Kendi kentinin yıldızlarına kızarsın
Bu coğrafyanın gökyüzü sakinleri
Elini uzatsan koparabilecekmiş gibi
Kayarken bavuluna bir umut daha atar gibi
Işığı kesilince
Hani içinden bir boşluk akar ya
Gözlerini ağlatırsın
Keçilerin homurdandığı
Dağdaki damlara doğru kimsesiz çocuk gibi

Üç anlamlı başka kelime ararsın
Bir türlü gelmez aklına
Boş ver! dersin gülerek
Buna da alışırsın...

*******
Ne zaman aklımdan geçsen;
Açığa aldığım günlerde
Gözlerini gözlerime düşürdüğün
Bir sürgün evidir
Gittiğim..

Hani ham ağaçtan yapılma
Boyasız bir kapıda
Kimsenin ucundan bir lokma almayacağı
Bol acılı ve tuzlu
Yarım ekmek arası yaradır
Sana veda etmişliğim..

Gocuğunda şehirler arası bir koku
Ellerinde nasıra durmuş bir ben
Gözlerinde özlenmişliğim..
Ciddi iştir günleri kapılarda sürmek
Sürgünde...

Daha dün gibi aklımda
Sana sitemle;
Gözlerini düşürüver de bak!
Oyulası gözlerime yar
Sessizce idam ettiğimiz gecelerde
İçilmiş kahvemiz durur mu
Sohbete bahane?...

Kaç kırk yıllık hatır yazarki?
Mil çeksen silinmez
Daha ne kadar kalır da göç etmez
Yılanlara gelesi ayrılık
Bu yorgun kirpiklerde
Demişliğim...

Eşiğin dış yanı
Arkana bakarak gidişin
Eşiğin iç yanı
Seni ayrılık boranında bile sevmişliğim..
Ki; hala dönülmemiş sürgün gibi durur
Ömrümün duvarına
Derin bir çizik çekmişliğin..


D.G



Ruler of the Ruins 05.07.2007 01:18:18
eline sağlık Smiley
zaman zaman biraz kopuk ama güzel bir şiir..


Sayfa: 1 [ 2 ]