SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kitap

Konu: Helenizm, Siyonizm, Türkçülük

Sayfa: [ 1 ]

deniz 26.06.2007 18:22:32
Helenizm,Siyonizm, Türkçülük

ÖNSÖZ


“Avrupa Türkiyesinde Üç Tarz-ı Siyaset” aslında aynı alanda yapılmış bir dizi çalışmanın üçüncüsüdür. “Felsefi Aklın Eleştirisi” her anlamda bir ön çalışmaydı. Felsefenin, ya da daha doğrusu “Batı felsefesi”nin içinde pek de felsefi görünmeyen bir sıkıntıya dikkat çekiyordu. “Aydınlanma Tarikatı” zorunlu olarak o sıkıntıya doğru bir açılma girişimi oldu. Belli ki, Batı felsefesi ile kaynakları arasında bir kesinti olmuştu ve her şeyi “Helen dehası” olarak gösterme gayretkeşliği, sıkıntının asıl nedeniydi.

“Üç Tarz-ı Siyaset” ise bu gayretkeşliğin masum bir yanlış anlamanın sürdürülmesinden değil, bir “politikadan” kaynaklandığını iddia ediyor. Helenizm, her şeyden önce “Avrupalı bir eğilim” olarak ortaya çıkmıştır ve bu eğilim ile “Kıta ırkçılığı”nı birbirinden ayırmak mümkün değildir. Duvarların tahkim edilmesi gerekiyordu ve Helenizm ırkçılık ile birlikte yerini bulmuştur.

Dolayısıyla kökleri Antik Yunan’a dayanan Batı felsefesinin kaderinin de Navarin Savaşı ile belirlenmesi herhalde yepyeni bur durumdur; Öyle olmuştur. Bugün “Batının Doğu bilgisi”ni ifade eden Oryantalizmin de kaderi o savaşla belirlenmiştir. “Biz” yenildik ve biz yenildiğimiz için felsefe, felsefe haline gelmiştir.

Yunanistan Krallığı’nın inşası, böyle bakıldığında, Avrupa’nın sınırlarına bir duvar örmek anlamına da geliyor. Bu her şeyden önce Doğu’ya karşı bir duvardı. Ama asıl önemlisi Batı’nın sınırlarını belli eden bir duvar. Coğrafi olarak bir kıta özelliği göstermeyen Avrupa bu duvarla birlikte bir “kıta” oldu. Duvarın ötesinde kalanlar silindi. Duvarın içinde kalanlar ise Avrupa’ya yakın oldu.

Sorokin’in dediği gibi, “Bize yakın olan büyük görünür!” Helen dehasının büyüklüğü biraz bu yakınlaşma ile ilgili. Marksizm’in, bu duvarın inşasından sonra oluşmuş olması büyük bir talihsizliktir. Batı düşüncesinin bu en radikal eleştirisinin de Avrupa’nın “romantik helenizmini” paylaşarak yükselmesi, bütün dünya için talihsiz olmuştur. “Helenofil Marksizm” tartışması ile tartışmaya bir başlangıç yapmış oluyoruz.

Ama öte yandan, 19. yüzyılın başındaki bütün tartışmalar Osmanlı’nın da içinde ve bir parçası olduğu tartışmalardır. Hepsi, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve dolayısıyla Türkiye’nin de kaderini belirlemiştir.

Mısır’ın ve Mehmet Ali Paşa’nın direnişi ise benim için yepyeni bir keşif olmuştur. Hakkındaki tartışmalar ve yerleşmiş yargılar ne olursa olsun, bu ümmi Osmanlı Paşa’sının direnişi yeniden tartışmaya değerdir.

Siyonizm ve Helenizm kavgası hep vardı, hala var. Yeterince formüle edilmemiş olduğunu biliyorum. Ancak, bugünkü Batı büyük ölçüde “Helenize” olmasının yanında, “Judaize”dir de. Bunun neden böyle olduğunun ipuçları ise 19. yüzyılın tartışmaları ve çatışmaları içinde gizlidir. Mehmet Ali vesilesiyle Mısır’ın da bu tartışmaya kendi üslubunca katılması “Avrupa ideolojisi”nin doğasına uygundur.

Bu tartışmayı “önsöz”de yürütmek niyetinde değilim. Ancak, “Doğu’nun geri kalmışlığı, Asya tipi üretim, hidrolik toplum” teorilerinin hayat bulması için Mehmet Ali Mısır’ının yenilmesi gerekiyordu. Yenilmiştir ve bunlar teori olmuştur.

Bu çalışmadan sonra bir büyük soru hala ortadır. Mehmet Ali yolunda müdahale olmadan yürüyebilseydi, felsefemiz bugün nasıl bir şekil almış olurdu?

Bu tartışmalar için seçilen “Avrupa Türkiyesi” terimi yerindedir. Çünkü 19. yüzyılın Türkiyesi Avrupa’nın ta kendisidir. Aradan geçen zamana rağmen Avrupa’nın bütün tartışmalarının ve bütün çatışmalarının düğümlendiği yer olma özelliğini ise hala korumaktadır. Çünkü “duvar” burasıdır.

Ve son bir not: 19. ve 20. yüzyılın bütün borç ve suçlarının duvarın önünde kalması biraz da “atı alanın duvarı geçmesi” ile ilgilidir. “Medeniyetler çatışması” vaziyetleri, “Yahudi-Hıristiyan çatışması”nın profilini bir parça düşürmüştür. Bütün suçların Türklere bırakılması o nedenle uygun bulunmuştur. “İnce belli çay fincanı” edebiyatının kutsanmasını bu nedenle yeni bir döneme girdiğimizin işareti sayıyorum. Bütünüyle yeni bir dönemdir.

Ustalara saygısızlık etmeyi aklımdan geçirmedim ama yine de yazma cesaretini kendimde buldum. Aldığım onca desteğe rağmen yapabildiğimin en iyisi olduğu iddiasında da değilim. Bütün tartışmalar bizimdir. Kimse sahiplenmediği için ben sahiplendim.

Orhan Gökdemir
16 Ekim 2006


Sayfa: [ 1 ]