Bu argümanlar birçok devrimci sosyalist arasında yaygındır, ancak anarşistlerin parlamenter sürece karşı çıkmak için çok daha temel nedenleri vardır. Bu süreç, işçi sınıfı kitlesinin az sayıdaki temsilsinin parlamentoya girmesine ve onlar adına mücadele etmesine dayanır. Onların [işçi sınıfının] yegane katılımı, birkaç yılda bir oy vermeye gitmelerinden, gazete satımı veya benzeri yollarla partiye oy toplamaktan ve desteklemekten ibarettir. Neil Killock'dan Mary Robinson'a kadar fiziki bir lidere veya liderlere dayanmamız, durumu bizim açımızdan belirginleştirmektedir.
Anarşistler, herhangi gerçek bir sosyalist / anarşist toplumun az sayıdaki bireyin iyi eylemleriyle ortaya çıkabileceğine inanmazlar. Yüzyıl kadar önce Uluslararası İşçi Birliği (daha çok 'Birinci Enternasyonal' olarak bilinir) etrafında anarşist hareketin başlamasından beri, işçi sınıfının kurtuluşunun ancak işçi sınıfının kendi eylemliliğiyle başarılabileceğini savunduk.
O zaman bu tartışma Marksistlerleydi, şimdi ise Doğu Avrupa'nın çöküşünün eşiğinde pekçok ana Marksist partinin çökmesiyle beraber, bu tartışma temelde reformistlerle yapılmaktadır. Anarşist toplumu meydana getirme süreci, ya işçi kitleleriyle yapılacaktır ya da asla gerçekleşmeyecektir.
Bu fikir, tabii ki parlamenter düşüncenin tam tersidir. Kapitalizm olarak adlandırılan karmaşadan kurtulmak için, iyi, kötü veya tarafsız olan az sayıdaki lideri istemiyoruz. Aslında bu tip seçkinlerin gerekli görüldüğü her türlü fikre devamlı karşı çıkmışızdır.
Parlamenter siyaset, sizin işinizi (veya işinizin bir kısmını) yapacak insanlar için oy kullanmanıza dayanır. En iyi niyetli bireyin bile kendisini bir erk konumunda bulması, [kendi] çıkarlarının temsil ettiklerinkinden farklılaşmasına neden olur. Bu, bakanlar ve başbakan için olduğu kadar, devrimciler ve sendika bürokratları için de doğrudur.
Anarşist Bakış
|