SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İslamiyet

Konu: insan-ı kamil

Sayfa: 1 [ 2 ] 3 4

UGraSHAMAN 06.07.2007 14:48:49
Yirmibir

Her an kırılgan ve geçicidir. Geçen an güzel olmakla beraber tutulamaz. Şimdiki an eğlenceli olmakla birlikte korunamaz. Gelecek an arzu edilmekle birlikte yakalanamaz, fakat zihin bulunduğu yerdeki nehre yoğunlaşmakta umutsuzdur zira o geçmişin fikirleriyle ele geçirilmiş, geleceğin imajlarıyla meşgul olduğundan anın hakikatini gözden kaçırır. Zihnini yok eden kişi aniden ellerinin boşluğunu ve ayaklarındaki Tao'yu keşfedecektir.

Yirmiki

İlahi birlik nasıl görülebilir? Güzel biçimler, nefes kesen harikalar ve huşu veren mucizelerde mi? Tao kendisini âna bu şekilde dikte ettirmez (veya sunmaz). O her anda, her zaman vardır. Söz bittiğinde zihin yok olduğunda o kendisini sunar. Duruluk ve saflık geliştirildiğinde O kendisini ifşa eder. Kayıtsız şartsız samimiyet olduğunda kendi üstündeki perdeyi kaldırır. Onunla yaşamaya razı olursan Onu her yerde hatta en sıradan şeylerde bile göreceksin.

Yirmiüç

En yüksek hakikat kelimelere dökülemez. Bu yüzden en mükemmel öğretmenin söyleyecek bir şeyi yoktur. O kendisini sadece hizmet etmeye adar ve asla üzülmez.

Yirmidört

Evrenin hakikatini derinlemesine sezmek bir başarı olarak görülmemeli. Başarının terimleriyle düşünmek Onu kendi doğanın dışına yerleştirmektir. Bu yanlıştır ve hatalı konumlandırmadır. Senin doğan ve evrenin doğası bir ve aynıdır: tanımlanamaz ancak ebediyyen bulunur. Kendini sadece buna aç.

Yirmibeş

Bütün manevi yollar Uyumlu Birliğe götürmez. Gerçekte çoğu, yan yollardan ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Niçin Yol'un plansızlığı ve basitliğine güven yok? Kayıtsız şartsız samimiyetle yaşamak tüm ikilikleri yok eder, şeylerin eşitliğini kutlar, her anın hakikat içinde olur.

Yirmialtı

İki tür hayır vardır. İlki iyi eylemlerle kazanılan dünyevi hayırlardır, bunlar zihinle ilgili olduklarından zaman ve mekanla sınırlıdırlar. İkincisi Büyük Birliğin farkındalığına erişenlere nasip olan hayırdır. Bu farkındalık seni zihnin, zamanın ve mekanın esaretinden özgürleştirerek Tao'nın sınırsız uyumunda özgürce uçmanı sağlar. Aynı şekilde iki tür bilgelik vardır. İlki tecrübelerinden edindiğin kavramsal anlayışla edinilmiş dünyevi bilgeliktir. Bu bilgelik olayların ardını takip ettiğinden kesinlikle hakikati doğrudan anlamana engel olur. İkinci tür gerçek bilgelik her ana doğrudan katılır; gözleyen ve gözlenen saf farkındalığın ışığında erir ve bu ışıkta zihni kavramlar ve tavırlar yok olur gider. Yol'un pratiğiyle ve diğerlerini Yol'a yönlendirmekle uğraşanlarda toplanan hayırlar ve bilgelik tüm dünyevi hayırlar ve bilgelikten milyon kez daha büyüktür.

Yirmiyedi

Gelişmiş bir varlığın (veya arifin) farkındasızları aydınlatma, dünyevi insanları ilahi aleme yükseltme arzusuyla dolu olduğunu düşünür müsün? Onun için ben ve diğerleri yoktur ve dolayısıyla yükseltilecek biri, cennet ve cehennem ve gidilecek yer de yoktur; Bu yüzden o yalnızca kendi samimiyetiyle ilgilenir.

Yirmisekiz

Engin ve nurlu cennetleri Tao'nun bedeni olarak görmek caziptir. Yine de bu yanlıştır. Tao'yu belirli biçimde tanımlarsan onu asla göremezsin.

Yirmidokuz

Doğru disiplin ve pratik olmaksızın tam bir farkındalık ve aydınlanmaya ulaşabileceğini düşünme. Bu egomaniadır (egonun hastalığı). Uygun ritüeller duygularını ve yaşam enerjini ışığa sevkedecektir. Disiplinsiz ve pratiksiz karanlığa her daim geri yuvarlanacaksın. Burada büyük bir sır vardır: Yalnız erdemli ilişkiler ve sürdürülen disiplinler yoluyla kazanılan ve onlar sayesinde kalıcı olan derin hakikatin farkındalığı. Gelişmiş varlıklar bu hakikati bilir ve saygı duyarlar.

Otuz

Kelimeler asla bir ağacın güzelliğini ifade edemezler; onu anlamak için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlamak için onu kendi kulaklarınla duymalısın. Aynı şey Tao için de geçerlidir: onu anlamak için tek yol onu doğrudan tecrübe etmektir. Evrenin görünmez hakikati düşünülemez ve söylenemezdir. Bu yüzden en yüce öğretmenler sözsüzdür. Benim kelimelerim ilaç değil reçetedir; menzil değil oraya ulaşmaya yardım edecek haritadır. Oraya ulaştığında zihnini sessizleştir ve ağzını kapa. Tao'yu analiz etme. Onu yaşamak yerine ayırımsız, tüm uyumlu varlığınla kalmaya çalış.

Otuzbir

Tao gelip gitmez, O tıpkı gök gibi her zaman, her yerde bulunur. Eğer zihin bulutluysa onu göremezsin fakat bu onun orada olmadığını ifade etmez. Tüm acıları yaratan zihnin aktivitesidir. Kelimeleri, düşünceleri, tavırları ve beklentileri bırakabilir misin? Eğer böyle yapabilirsen o zaman Tao belirmeye başlayacaktır. Dingin olup içine bakabilir misin? Böyle yapabildiğinde her zaman var olan ve her zaman cevap vermeye hazır hakikati göreceksin.

Otuziki

Ego dünyanın geniş, onu biçimlendiren parçaların küçük olduğunu söyler. O, küçük parçalar birleştiğinde geniş dünyanın ortaya çıktığını söyler. Ego tüm bu isimler ve düşüncelerle kendini gösterir fakat derin (subtle) hakikat dünyanın ve parçalarının aynı olduğudur; ne biri geniş ne diğeri küçüktür. Herşey herşeyle eşittir. İsimler ve kavramlar yalnızca bu Büyük Birliği kavramana engeldir. Bu yüzden bilge onları bilmezlikten gelir. Egolarında yaşayanlar devamlı şaşkındırlar: onlar çılgına dönmüş bir şekilde şeylerin büyük mü küçük mü, amacın yerine gelip gelmeyeceğini, evrenin kör mü mekanik mi yoksa biliçli bir varlığın ilahi yaratısı mı olduğunu bilmek isterler. Gerçekte böyle şeyler hakkında yorumlarda bulunmanın veya inançlara sahip olmanın yeri yoktur. Bunun yerine onların ardına bak, ve Tao'nun derin, sessiz ve bütüncül hakikatini göreceksin.

Otuzüç

Tıpkı dünyanın kendisini parçacıklarda gösterebildiği gibi Tao da kendini insanlarda gösterebilir. Dünya ve parçaları aynı şey değilse de farklı da değildirler. Kozmik beden ve senin bedenin aynı değilse de farklı da değildirler. Dünyalar ve parçalar, bedenler ve varlıklar, zaman ve mekan tüm bunlar Tao'nun geçici ifadeleridir. Görünmez, kavranmaz Tao herhangi bir analiz ve kategorinin ötesindedir. Aynı zamanda onun hakikati baktığın her yerdedir. Zihninle onu kavramaya çalışmayı bırakabilirsen ve tüm kalbinle ona teslim olursan o sende ebediyen yaşayacaktır.

Otuzdört

Evrendeki herşey görünmezden görünürlüğe doğru hareket eder ve yeniden görünmezliğe döner. İster bir yıldızın biçiminde ister bir kişi de olsun bu süreç aynıdır. İlkin, göze çarpmayan (subtle) enerji var olur. Sonra, bu enerji tezahür eder ve yaşama bürünür. Bir zaman sonra yaşam gider fakat aynı süptil enerji orada kalmaya devam ettiği süptil alana dönerek veya bir kez daha görünür şeylere ilişerek var olmaya devam eder. Varlığının karakteri ilişki kurduğun enerjiler tarafından belirlenir. Kendini - şu kişiyi seven, şu kabileden nefret eden, bir tecrübeyi reddeden diğerine alışkanlık sonucu teslim olan- tüm bu enerjilere bağlarsan bir seri ağır, bağımlı yaşamlara maruz kalırsın. Bu çok uzun ve sıkıcı zaman boyunca sürebilir. Gerçek varlığın yolu daha yüksek şeylere katılmaktır. O, arınık ve süptil olanlara tutunarak arınık ve süptil alemlere gider. Eğer dünyaya girerse bağlanmaksızın, ve hafiflikle eylemde bulunur. O bu şekilde evrenin yaşam merkezinden ayrılmaksızın her yere gidebilir.

Otuzbeş

Entelektüel bilgi beyinde mevcuttur ve beyinden doğar. Beyin bir gün son bulacak olan bedenin parçasıdır ve büyük ve etkileyici de olsa son bulacaktır. Bununla birlikte anlayış ruhun fonksiyonudur. Ruhun pek çok yaşam, ölüm ve yeniden doğum çarkından geçerek seni takip ettiğinden devamlı olarak anlayışını geliştirmek fırsatına sahipsin. Zamanla arınan anlayış saflaşır, sebat kazanır ve sarsılmaz. Bu ölümsüzlüğün başlangıcıdır.

Otuzaltı

Senin için ölümsüzlüğü kazanmak, ve mutlak sevince ve ebedi özgürlüğü tecrübe etmek tümüyle mümkündür. Fark gözetmeme erdeminin pratiği bu sona varmayı hedefler. Yaşamını iyilik yaparak ve benliksiz kalarak doğallıkla Yol'la bütünleştirirsin. Yaşamını Yol ile bütünleştirerek insanlar ve topluluklar, karanlık ve aydınlık, yaşam ve ölüm arasındaki hayali sınırları ortadan kaldırmaya başlarsın. Bu hayalleri yok ederek yüce manevi varlıklarla temas kurarsın. Onlarla temasta yaşam enerjini kaybetmekten ve negatif etkilerden korunursun. Böylece ölümsüzlüğe ulaşırsın. Ancak şunu unutma: bu, tamlıklarını ve erdemlerini geliştirenler yaşamda güçlüklerle karşılaşmaz demek değildir. Onlar ölümsüzlüğe götüren geniş cadde olarak anladıkları bu güçlüklere sakin ve açık, sabır ve hoşnutluklarını geliştirerek cevap verirler. Onlar Tao'nun kendisi gibi doğal, bütün ve ebedi hale gelirler.

Otuzyedi

Üstün bir kişi herşeyin iyiliği için özen gösterir. O gösterdiği enerji için mesuliyet kabul ederek hem etkin olarak hem de süptil alemde eylemde bulunur. Bir ağaca bakarken kökü, yaprakları, gövdeyi, suyu, toprağı ve güneşi bunun dışında görmez; herbiri diğeriyle ilişkilidir ve "ağaç" onların ilişkisinden doğar. Ağaçlar ve hayvanlar, insanlar ve böcekler, çiçekler ve kuşlar; hepsi evrenin her yerindeki yıldızlardan akan görünmez enerjilerin aktif imajlarıdır. Bu enerjilerin birbirleriyle ve dünyanın elementleriyle karşılaşması ve birleşmesinden yaşayan herşey hayat kazanır. Üstün kişi bunu ve kendi enerjilerinin bu bütünde oynadığı rolü anlar. Üstün kişi bunları anlayarak yere ana, göklere baba ve tüm canlılara erkek ve kız kardeşleri olarak saygı gösterir. Onlara gösterdiği özenle kendine özen gösterdiğini bilir. Onlara vererek kendine verdiğini bilir. Onlarla barış içinde olarak kendisiyle de her zaman barış içinde kalır.

Otuzsekiz

Hakikat arayışındaki bu koşuşturma niçin? O herşeyde ve her şey olmayanda, hemen burnunun dibinde titreşir durur. Dingin olup onu dağda, çam ağacında, kendinde görebilir misin? Onu daha fazla bilgi biriktirerek keşfedeceğini düşünme. Bilgi şüphe yaratır ve şüphe seni daha çok bilgiye susatır. Tam doyuma bu şekilde ulaşamazsın. Bilge kişi doygunluğu daha yüce bir şeyde arar:: O isimsizden doğan isim sahibini, var olmayandan doğan var olanı, anlaşılmaz kaynaktan südur eden anlaşılabilir dünya ile beslenir. O bu derin hakikati kendi özünde bulur ve ondan hoşnut olur. Kim böyle dingin olur ve dünyanın satranç oyununu seyredebilir? Aptallar her zaman tepkisel davranır, fakat bilge kişiler zafer ve yenilginin daha yüce olan tarafından kararlaştırıldığını bilir. Onlar herhangi bir hareket yapmadığında da mükemmel var olanı görürler. Bu süptil mükemmellik eylemler sunileşince bozulur öyleyse huzuru bozmamaktan hoşnut ol. Sessiz kal. Kendi varlığındaki uyumu keşfet. Onu kucakla. Eğer böyle yapabilirsen herşeyi kazanacaksın ve dünya yeniden sağlığına kavuşacak. Eğer böyle davranamazsan ebediyen gölgeler arasında kaybolacaksın.

Otuzdokuz

Eğer Yüce Yaratıcıyı aramaya kalkışırsan, elin boş dönersin. Evrenin kaynağı, nihayetinde bilinemez, geniş ve bereketli vadi boyunca akan görünmez büyük bir nehirdir. Sessiz ve yaratılmamış olan O, herşeyi yaratır. Herşey yin ve yang'ın mistik ilişkisinin neticesinde görünmez alemden görünür dünyaya gelir. Dinamik nehir yang ileri doğru iter, dingin vadi yin alıcıdır, ve onların bütünleşmesinden şeyler vücuda gelir. Bu Büyük Tai Chi olarak bilinir. Tai Chi evrenin bütünsel hakikatidir. Herşey bir tai chi'dir: bedenin, kozmik beden, biçim, görünüm, bilgelik, enerji, insanların birliği, zamanın ve mekanın dağılması. Herbiri yin ve yang'ın bütünleşmesiyle varlık kazanır, görünür hale gelir, ve herhangi bir yaratıcının yönlendirmesi olmaksızın kendini dağıtır. Senin yaratman, kendi kendini dönüştürmen, enerji ve bilgelik biriktirmen, bedeninin durması ve çöküşü: tüm bunlar evrenin görünmez işleyişi içerisinde yer alır. Bu yüzden çabalamak gerekli değildir. Sadece Büyük Tai Chi'nin farkında ol.

Kırk

Evrenin doğal kuralları bozulamaz: Eneji yoğunlaşarak maddeye dönüşür. Besin burunla değil ağızla yenir. Nefes almayı reddeden bir kişi önce moraracak sonra ölecektir. Bazı şeyler basitçe reddedilemez. Söylediklerin ve yaptıkların kozmik kanunun bir parçası da olsa yaşamında olanlar tarafından belirlenir. Sıradan kişi bu kanunun kendisinin dışında olduğunu düşünür ve onun tarafından sınırlandığını ve yönetildiğini hisseder. Bu yüzden onun arzuları zihnini, zihni ruhunu tedirgin eder, ve kendisiyle ve dünyayla kavgalı yaşar. Onun tüm yaşamı çatışmayla geçer. Yüce kişi ise kendisi ve görünmez kanunun birliğinin farkındadır bu yüzden kendisini, zihnini berraklaştırarak ve eylemlerini ılımlı kılarak onunla uyumlu hale getirir. Bunu yaparak o kendisini ilahi ve aydınlanmış herşeyle birlik durumunda bulur. Onun günleri memuniyet ve huzur içerisinde yemekle ve nefes almakla geçer. Bu basit fakat derin hakikattir: Sen yaşamının ve ölümünün efendisisin. Sen yapıp ettiklerinsin.

Kırkbir

İyi ve kötü, ben ve diğerleri, yaşam ve ölüm: Niçin bu kavramları doğruluyorsun? Niçin onları yadsıyorsun? Her ikisi de zihnin egzersizidir ve gerçek varlık (arif insan) rüyalar, yanılgılar, ve hayallerin zihnin yönlendirmeleri (manipulations) olduğunu bilir. Bir fikre yaslan bir diğeri onunla mücadele etsin, çok geçmeden ikisi bir üçüncüyle mücadele edecektir ve zamanla yaşamın tümüyle gevezelik ve çelişki olacaktır. Bunun yerine zihnini bölünmemiş tut. Tüm fikirler Tao'da çözülsün.

Kırkiki

Düşünce düzleminde hiçbir şey mutlak değildir. Birine fazlasıyla dayan çöker. Bunun için zihne başvurmaktan daha boş ve engelleyen bir şey yoktur. Sarsılmazlığa ulaşmak için Tao'nun dostu olmalısın. Bunu yapmak için düşünceni sustur. Analiz etmeyi, bölmeyi, bir şeyle diğeri arasında ayrımlar koymayı bırak. Basitçe evrenin merkezinde olduğunu gör ve herşeyi ve varlıkları sınırsız bedeninin parçaları kabul et. Başkasına yapılan bir hareketin kendine yapıldığını idrak ettiğinde büyük hakikati anlamış olacaksın.

Kırküç

Kadim zamanlarda insanlar bütünsel (holistic) yaşarlardı. Onlar akla fazla vurgu yapmazlardı fakat zihin ve bedeni herşeydeki ruhla bütünleştirirlerdi. Bu onların kavramların kurbanı olmaktansa bilginin efendileri olmalarına izin verirdi. Yeni bir buluş olduğunda hem kestirme bir yol hem de sorunlar çıkacağını beklerlerdi. Onlar değerlerini ispatlamış kadim yollara önem verirlerdi, ve eğer etkinliğini ispatlarlarsa yeni yollara da önem verirlerdi. Şaşkınlığını yok etmek istersen bu kadim halka benzemeye çalış ve yaptığın herşeye beden, zihin ve ruhunu kat. Doğayla uyumlu besin, giysi ve barınak seç. Taşınma için bedenine güven. İşin ve eğlencenin bir ve aynı olmasına izin ver. Sadece bedenin değil tüm varlığının gelişmesi için egzersiz yap. Varlığının üç alanıyla köprü kuran müziği dinle. Liderlerini zenginlik veya gücü için değil erdemlerinden ötürü seç. Diğerlerine hizmet ederken aynı anda kendini de geliştir. Hakiki gelişmenin kendinle ve başkalarıyla uyumlu hale getiren yolda yaşam sorunlarıyla yüz yüze gelmek ve çözmekten ileri geldiğini anla. Bu basit kadim yolları izlersen sürekli yenileneceksin.

UGraSHAMAN 06.07.2007 14:52:25
Kırkdört

Aydınlanmamış zihnin doğası şudur: Alanlarında ve yeteneklerinde sınırlı duyu organları tarafından rasgele bilgi toplama. Bu kısmi bilgi genellikle başka birinin aptalca fikirlerine dayanan eski bilgiler üzerine kurulu hükümleri düzenler. Bu yanlış kavram ve fikirler fazlasıyla seçici hafızada depo edilir. Çarpıtma üzeri çarpıtma ile zihinsel enerji çarpıklaşıp uygun olmayan kanallar yoluyla akar, ve kişi zihnini ne denli çok kullanırsa o kadar çok kargaşa, şaşkınlık oluşur. Zihnin sıkıntısını, kızgınlığını yok etmeye hiçbir şeyin yardımı olmaz; bu yalnızca zihnin işleyişini (mechanics) desteklemekten başka bir şey değildir. Zihni bu sorunlardan çözmek bir şey yapmama (a matter of not-doing) meselesidir. Sadece gördüğün ve düşündüğün şeye bağlanmaktan kaçın. Evrenin her şeyi bilen zihninden seni ayıran düşünceleri (notion) bırak. O zaman kendi orjinal saf anlayışını yeniden kazanabilir ve tüm illüzyonların dışında kalarak görebilirsin. Birşey bilmeme ile herşeyin farkında olacaksın. Hatırla: Açıklık ve aydınlanma senin kendi doğanda olduğundan onları bir adım atmaksızın yeniden kazanırsın.

Kırkbeş

Zihnini ıslah edersen yaşamının geri kalanı yerine oturacaktır. Bu doğrudur çünkü zihin insan yaşamın yönünü idare eder (belirler). Eğer nehir uygun kanallar yoluyla temizce ve açıkça akarsa kıyı boyunda olan herşey iyi olacaktır. Yol azaltmaya bağlıdır, arttırmaya değil. Zihninin ıslahı birşey yapmamaya bağlıdır. Karmaşaları düşünmeyi ve onlara bağlanmayı bırak; zihnini bağımsız ve tam tut. Zihni çamurları ve karanlıkları yok et; onu kristal kadar berrak kıl. Gündüz düşlerinden sakın ve kendi asıl saf anlayışının ortaya çıkmasına izin ver. Duygularını sustur ve huzur içinde kal. Putlara, imajlara ve fikirlere kulluk ederek çıldırma; bu tıpkı sahip olduğun başın üzerine yeni bir baş eklemek gibidir. Hatırla: eğer tüm huzursuz aktiviteleri durdurursan hakiki doğan görünecektir.

Kırkaltı

Tao Bir'i doğurur. Bir yin ve yang'ı doğurur. Yin ve yang herşeyi doğurur. Şimdi bunu unut. Eksiksiz bütün eksiksiz bütündür. Öyleyse her parça bu eksiksiz bütündür. Bunu da unut. Acı ve mutluluk sadece egonun durumlarıdır. Egoyu unut. Zaman ve mekan değişir ve çözülür; sabit ve gerçek değildirler. Onlar aksesuar olarak düşünülebilir, fakat onları düşünme. Biçimsiz doğaüstü varlıklar yaşam güçlerini biçimli ve biçimsiz varlıkları desteklemek için evrenin her yanına yayarlar. Fakat bunu önemseme; doğaüstü tıpkı doğal olan gibi doğanın bir parçasıdır. Derin (subtle) hakikat ne bunu vurgular ne de bu ikisini içerir. Tüm hakikat bedeni, zihni veya ruhi kutuplarını (polarities) basitçe dengeleyerek onları besleyen tai chi'dedir. Eğer insanlar bunu anlasalardı dünya barışı ve evrensel uyum doğal olarak gelişecekti. Fakat anlama ve uyumu ve tüm şeyleri bir kılmayı unut. Evren halen uyumlu bir birliktir; sadece bunu farket. Eğer iç huzuru aramak hakkında endişeye kapılırsan, iç huzurunu kaybedersin.

Kırkyedi

İkili (dualistici) düşünme bir hastalıktır. Din bir çarpıtmadır. Materyalizm acımasızdır. Kör maneviyat gerçekdışıdır. İlahi söyleme bir derenin mırıltısını dinlemekten daha kutsal değildir, dua tanelerini saymak basitçe nefes almaktan daha kutsal değildir, dini elbiseler iş elbiselerinden daha ruhsal değildir. Eğer Tao ile birliğe ulaşmayı dilersen yüzeysel ruhsallıklara takılma. Bunun yerine fikir ve kavramlardan uzak, sakin ve basit bir yaşam sür. Memnuniyeti tek hakiki güç olan fark gözetmeme erdemini uygulamada bul. Diğerlerine benliksiz ve isimsiz şekilde, ışığı tüm dünya yayarak ve kendi karanlığını aydınlatarak ver, erdemin kendin ve tüm varlıklar için sığınak (veya tapınak) olsun. Tao'nun tezahürüyle anlatılmak istenen şey budur.

Kırksekiz

Kendini zihni ve duygusal bağlardan kurtarmak ve Tao ile bir olmak istiyor musun? Öyleyse senin için ulaşılabilir iki yol var. İlki kabul -rıza- yolu. Herkesi ve herşeyi doğrula. İyiniyetini ve erdemini her yöne, şartları gözönüne almaksızın özgürce yay. Herşeyi Uyumlu Birliğin bir parçası olarak kucakladığında bu birliği kavramaya başlayacaksın. İkinci yol yadsımadır (denial). Gördüğün herşeyin farkında ol ve onları bir yalan, bir illüzyon, hakikatin üzerini örten bir perde olarak düşün. Tüm örtüleri kaldırdığında Birliğe varacaksın. Bu yollar birbirlerinden farklı olsalar bile seni aynı yola; Mükemmel Birliğin aniden farkındaliığına götüreceklerdir. Oraya varır varmaz onunla birliği korumaya çalışmanın gerekli olmadığını hatırla. Yapmak zorunda olduğun tek şey Ona katılmaktır.

Kırkdokuz

Yol hakkında düşünme ve konuşma onun pratiğini yapmakla aynı değildir. Atlar hakkında konuşarak kim iyi bir jokey olabilir? Tao'yu tezahür ettirmeyi dilersen çene çalmayı kes ve pratiğe başla. Bedenini gevşet ve duyularını sustur. Zihnini kendi orjinal duruluğuna geri döndür. Diğerlerinden ve İlahi Kaynak'dan ayrı olmayı unut. Birliğe döndüğünde onu düşünme veya ondan korkma. Bu ondan ayrılmanın sadece başka bir yoludur. Sadece hakikatin içinde kaybol ve onun seni sarmasına izin ver.

Elli

Yaşamını maddi şeyleri biriktirmekle geçirmenin nesi iyidir? Bu Tao ile bir tutulmaz. Davranışını başkasının adetlerine uydurmanın ne faydası var? O senin doğanı bozar ve enerjini dağıtır. Niçin manevi hayatın ve günlük hayatını birbirinden ayırıyorsun? Bütünsel varlık (arif, insan-ı kâmil) için bu tip ayrımlar yoktur. Sade ve erdemli yaşa, doğana sadık kal, manevi olanla olmayan arasına çizgi çekme. Zamana aldırma. Fikir ve kavramları bırak. Birliği yay. Bu bütünsel (integral)Yol'dur.

Ellibir

Evrenin hakikatini bilmeyi isteyenler dört ana erdemi uygulamalıdırlar. İlki tüm yaşama saygıdır; bu kayıtsız şartsız sevgi ve kendine ve tüm diğer varlıklara saygıda görünür.. İkincisi doğal samimiyettir; bu dürüstlük, basitlik ve inançlılık olarak görünür. Üçüncüsü nezakettir; bu iyilikseverlik, başkalarına önem verme ve manevi hakikate duyarlılık olarak görünür. Dördüncüsü destek olmaktır; bu başkalarına ödül beklemeksizin hizmet etmektir. Bu dört erdem dışa ait (external) bir dogma değil sadece asıl doğanın bir parçasıdır. Bu erdemler uygulandığında bilgelik ve dört hayır: sağlık, servet, mutluluk, uzun yaşam ve huzur doğurur.

Elliiki

Zihnini devamlı olarak sessiz meditasyonda kalarak temizleyeceğini mi düşünüyorsun? Bu zihnini daraltır temizlemez. Her yerde ve her zaman mevcut bütünsel farkındalık akışkan ve uyumludur. Hakiki meditasyon budur. Kim dünyayı reddederek açıklık ve sadeliğe ulaşabilir? Tao açık ve sadedir, ve o dünyadan sakınmaz. Niçin basitçe ebeveynini onurlandırmıyor, çocuklarını sevmiyor, erkek ve kız kardeşlerine yardım etmiyor, arkadaşlarına sadık olmuyor, eşine özen göstermiyorsun; niçin işini neşe ve işbirliğiyle bitirmiyor, sorunlar için mesuliyet duymuyor, başkalarından birşey talep etmeksizin erdemi uygulamıyor, sıradan kalarak yüce gerçekleri anlamıyorsun? Gerçek açıklık, gerçek sadelik, gerçek ustalık bu olacaktır.

Elliüç

Kişideki gerçek anlayışın iki sebebi vardır: farkındalık ve eylem. Bu ikisi birlikte doğal tai chi'yi şekillendirirler. Kim aydınlanmadan neşe duymaz ve dünyadaki acıyı umursamaz? Bu Yol'la birlikte olmak değildir. Yalnızca anlayışlarıyla birlikte hizmetini arttıranlara Tao'nun erkek ve kadınları denilir.

Ellidört

Kadim zamanlarda gelişmiş varlıklarca kendileri ve diğerlerinin gelişimini sağlamak için farklı holistik bilimler geliştirilmişti. Bu yüce sanatlar evrensel zihinle bağlantı kuran bireysel zihinler yoluyla yaratılmış idi. Onlar halen erdemli ve başkalarına yardım etmeyi arzulayanlara geleneksel öğretmenler tarafından öğretilmektedir. Bizi arayan ve bu öğretileri çalışan öğrenciler hem manevi durumlarını hem de insanlığı geliştirirler. Onlara aldırmayan öğrenciler tüm varlıkların gelişimini engellerler.

Ellibeş

Kadim ustaların bütünsel (holistic) uygulamaları bilim, sanat ve kişisel manevi gelişmeyi tamamlar. Zihin, beden ve ruh onlara eşit şekilde katılır.


Bu sanatlar şunları içerir :


1. Yi Yau, teşhis, akapunktur, bitkisel ilaç, sağaltıcı diyet ve diğer metodları içeren iyileştirme bilimi,

2. Syang Ming, Kişinin yüzü, iskeleti, avuçları ve sesinin dış fiziksel görünümlerine bakarak onun kadereni söyleme bilimi,

3. Feng Shui, inşa edilen bir binanın veya şehrin eylemlerini doğru biçimde destekleyecek coğrafi yerde bulunan görünmez enerji ışınlarını sezme bilimi,

4. Fu Kua, bir durumun görünen ve görünmeyen yönleriyle uyumlu kararlar alma amacıyla yin ve yang'ın küçük değişkenliklerini gözlemleme bilimi. Fu Kua'nın ve tüm Taoist pratiklerin temeli I Ching, veya Değişimler Kitabının çalışarak kazanılır.

5. Nei, Dan, Wai Dan ve Fang Jung, birinin kişisel enerjisini simya, kimya ve dengeli cinsel enerjiyi besleyerek arındırma bilimidir.

6. Tai Syi, görselleştirme teknikleri ve nefes yoluyla yeniden canlılık kazandırma bilimi,

7. Chuwin Shi, kişinin manevi varlığını onun düşüncelerini İlahi Kaynakla uyumlu kılarak dönüştürme,

8. Shu-Ser, kişinin günlük hayatını evrensel enerji ışınlarının çevrimine uyumlu hale getirmek,

9. Bi Gu, belirli yıldızların uyumlu pozisyonundan yayılan yaşam enerjisini toplamak için belirli günlerde oruç tutma pratiği,

10. Sau Yi, 'mistik inci' kavramını kazanmak için külli, müteal birliği kucaklama bilimi.

11. Tai Chi Ch'uan, beden, nefes, zihin, iç organlar ve yaşam ve ölüm üzerinde hakimiyet kazanmak için beden içi enerji akışı yaratma ve onları yönlendirmek amacıyla fiziksel egzersizleri icra etme,

12. Fu Chi, kişinin enerjisini saf yiyecekler ve bitkilerle iyileştirme ve arıtma bilimi,

13. Chuan Se, kişinin iç ve dış varlığını birleştiren içsel görselleştirme

14. Dzai Jing, Asketik (çileci, zühde ait) pratiklerle kişinin enerjisini arındırma,

15. Fu Jou, evrenin görünmeyene aleminden bir yanıt almak amacıyla mistik resimler çizme, yazı yazma ve mistik dualar içeren resital,

16. Tsan Syan, klasik kutsal metinler üzerinde çalışma ve aydınlanmış bir üstad ile görüşme yoluyla egoyu çözme süreci ve Mükemmel Birlikle ilişki kurma,

17. Lyou yen ve Chi Men, görünen sorunları etkilemek amacıyla mistik enerji bağlantısı bilimleri. Bunlardan en önemlileri başlangıç düzeyindekiler için, kişinin her durumdaki gizli etkileri kavrayarak bu etkilere dengeli ve manevi cevaplar vermeyi sağlayan I Ching. Hepsi Tao'ya ulaşmanın araçlarıdır. Onları çalışmak evrensel birlik, uyum ve bilgeliğe hizmet etmektir.



Ellialtı

Tao'nun insanı olmayı diliyorsan yaşamın doğasına hizmet etmeye ve onu dünyaya sunmaya çalış. Tamamlanmak için Taoist yolları öğrenmeye kendini ada. Kısmi uygulama ve kısmi disiplin bunu yapamaz. Parmak üzerinde çalışarak bedeni bilemezsin ve bir bilimi öğrenmekle evreni anlayamazsın. Tüm kalbinle Tao'nun bütününe çalıştığında yaşamındaki herşey onu (Tao'yu) yansıtacaktır.

Elliyedi

Evren enerji ışınlarının geniş bir ağıdır. Görünmez Kaynaktan yayılan temel (veya ilk) ışın tümüyle pozitif, yaratıcı ve yapıcıdır. Bununla birlikte her varlık bu temel enerjiyi kendi enerjisine dönüştürür ve bu düşük enerjiler pozitif veya negatif, yapıcı veya yıkıcı olabilirler. Henüz yeterince gelişmemiş bir kişi etrafındaki negatif enerjı ışınlarından kötü bir biçimde etkilenebilir. Örneğin, birkaç enerji ışınının kombine etkisi gelişmemiş bir kişiyi yaşamının görünmez, baskıcı bir kanun koyucu tarafından yönetildiğine inandırır. Böyle bir yanlış kanı aydınlanmanın önünde önemli bir engeldir. Tam bir tekamüle ve bütünsel varlık durumuna erişmek için bu girift ağ ve onun üzerindeki etkilerinin farkında olmalısın. Varlığının pozitif elemanlarıyla pozitif, uyumlu enerjileriyle bütünleştirerek ve görünmez negatif enerjileri yok ederek, yaşamının tüm yönlerini geliştirebilirsin. Negatif etkileri basit bir şekilde yok etmek için onlara aldırma. Pozitif etkileri bütünleştirmek için , Yol'un pratiklerine uyum göstererek Görünmez Kaynak'ın temel enerjisiyle bilinçli bir şekilde yeniden bağlantı kur. O zaman çevrendeki ağdaki tüm ışınlar seni uyumlu birliğe geri döndürecektir.

Ellisekiz

Zihin, beden ve ruh eşit derecede gelişmiş ve tamamiyle bütünleşmiş olmadıkça, manevi zirveye ulaşılamaz veya aydınlanma hali devam ettirilemez. Uç inançlar ve düşüncelerin meyve vermemesinin sebebi budur. Zihin ve ruh doğal olmayan yoksunluklara maruz bırakıldığında ve dış dogmalara bağlanıldığında, bedende hastalıklar ve güçsüzlük ortaya çıkar ve tüm varlığa karşı bir hâin olunur. Zihin ve ruh dışında bedene vurgu yapıldığında zihin ve ruh yılan kapanı gibi çılgın, patlayıcı ve kişiliği zehirleyici olur. Tüm bu tip dengesizlikler kaçınılmaz olarak yaşam kuvvetinin tükenmesi ve bitmesine yol açar. Gerçek öz-geliştirme zihin, beden ve ruhun holistic bütünleşmesini gerektirir. Yol'un farklı uygulamalarıyla yin ve yang'ı dengeleyen kişi onunla ve onsuz tam birliğe ulaşır. Bu, dünyada mükemmel denge ve mükemmel lütfa işaret eder.

Ellidokuz

Aydınlanma ve ölümsüzlük için duyulan hırs maddi zenginlik için duyulandan farklı değildir. O da ben merkezli ve ikiliğe ait olduğundan gerçek başarıya bir engeldir. Bu yüzden erdemin ödülleri olan bu haller onlara imrenenler tarafından asla elde edilemez. Ölümsüz ilahi bir melek olmayı dilersen varlığındaki meleklere ait nitelikleri erdem ve hizmet yoluyla yeniden canlandır. İlahi ülkeye varmak için gereken, enerjinin arttırılması ve bütünleştirilmesinin metodlarını öğreten ölümsüzlere kavuşmak için bu tek yoldur. Bu meleki öğretmenler bulunamaz öğrenciyi bulanlar onlardır. Yüksek farkındalık ve fark gözetmeme erdeminin uygulanmasıyla ilahi ülkeyle enerjini birleştirmeyi başardığında bunu yüce hakikatlerin iletilmesi takip eder. Tüm melekleri ilahi ülkeye götüren yol budur.

Altmış

Ölümsüzlüğe ulaştıran mistik teknikler yalnızca ikilik, çatışma ve dogmaya dayalı somut dünyevi alemin tüm bağlarından kendilerini çözenlere ifşa edilir. Hayali dünyevi tutkular var olduğu sürece kapı açılmayacak. Kendini erdemli. bütünleşmiş, benliksiz bir hayatı yaşamaya ada. Enerjni kabalık ve ağırlıklardan görünmez incelik (subtle) ve hafifliklere doğru arındır. Yol'un uygulamalarıyla kendi yüzeysel dünyevi kişiliğini derin ilahi huzura (varlık)dönüştür. Yol'u boyunca gelişimin her evresindeyken dünyevi alemde bir sonraki gün arzu edilenler yerine bugün ilahi alemde neyin önemli olduğunu öğrenirsin. O zaman mistik kapı açılacak ve engin kâinatın yaratmayan yaratıcılarına ve yönetmeyen yöneticilerine katılabilirsin.


UGraSHAMAN 06.07.2007 14:54:46
Altmışbir

Evreni anlamak için şu şeyler üzerinde çalışmalı ve anlamalısın. İlki; Birlik, Tao, Mükemmel Tai Chi İkincisi; Mükemmel İki, yin ve yang'ın güçleri, Üçüncüsü; Gök, Yer ve İnsan veya beden, zihin ve ruh şeklindeki Üç Ana Kategori, Dördüncüsü; Dört Güç; güçlülük, zayıflık, hafif ve ağır, Beşincisi; su, ateş, ağaç, metal ve toprakla sembolize edilen Beş Element; Altıncısı; iklim ve iç organları değiştiren Altı Nefes -rüzgar, soğuk, sıcak, nem, kuruluk ve yanıcılık- Yedincisi; değişim ve yeniden kazanım süreci, Sekizincisi; Sekiz Büyük Görünüm; I Ching'de öğretildiği şekliyle tüm durumlarda görünmeyen enerjik hakikati açığa vuran kombinasyonlar -Gök, Yer, Su, Ateş, Şimşek, Göl, Rüzgar ve dağ-. Bu şeyleri anlamakla kendi içindeki eski ve ölü şeyleri arkada bırakıp ve yeni ve canlı şeyi kucaklayabilir, kullanabilirsin. İçteki bu simya sürecini keşfedildiğinde manevi ölümsüzlüğe giden mistik kapı açılır.

Altmışiki

Saf Tao'ya ulaşmayı diliyor musun? O zaman kendi içindeki evrenin üç ana enerjisini anlamalı ve onlarla bütünleşmelisin. İlki yer enerjisidir. Karında merkezileşmiş olan bu enerji kendini cinsellik olarak ifade eder. Fiziksel enerjiyi geliştiren ve onun üzerinde hakimiyet kazananlar kısmi saflığa ulaşırlar. İkincisi gök enerjisidir. Zihinde merkezileşen bu enerji kendini bilgi (knowledge) ve bilgelik (wisdom) olarak ifade eder. Zihinlerini Evrensel Zihinle birleştirenler de kısmi saflığa ulaşırlar. Üçüncüsü uyumlu enerjidir. Kalpte merkezileşen bu enerji kendini manevi anlayış olarak ifade eder. Manevi anlayışı geliştirenler de kısmi saflığa ulaşırlar. Yalnızca tüm fiziksel enerji, evrensel zihin ve manevi anlayış üzerinde hakimiyet kurduğunda ve onları erdemli bütünsel bir yaşamda ifade ettiğinde saf Tao'ya ulaşabilirsin.

Altmışüç

Evrenin üç tabakası vardır. En altta Tai Ching, ve ortada Shan Ching, fiziksel bir varlığın engelini talep eder. Tao ile sürekli uyumlu yaşamayı başaramayanlar buraya bağlıdır. Daha yukarıdaki Yu Ching'de yalnızca Tao vardır: biçime bağlılık kırılmış, yalnızca ölümsüz ilahi varlıkların üstün enerji dansları burada bulunan tek şeydir. Yu Ching'e girmeyi dileyenler Yol'u izlemelidirler. Kişiliğini yalınlaştır, cinsel enerjini yükselterek saflaştır, beden, zihin ve ruhtaki yin ve yang'ı bütünleştir, tepisel olmayan eylemde bulun, bilincini saf kanunla bir kıl, ve hakikatin ardındaki hakikatin örtüsünü kaldıracak ve mükemmel üstün aleme gireceksin. Bu yol açıkça tanımlanmış ve izlemek için yeterince basittir yalnız çoğu kişi kendilerini kendi icadları fikirler sisi içinde kaybederler.

Altışdört

Kadim zamanlarda insanlar basit ve sakince yaşarlardı. Devamlı meydana gelen değişimlere karşı duyarlı olan onlar günün enerjisine rahatça uyum sağlayabilirlerdi. Bugün insanlar histerik, tepisel yaşamlara sürükleniyorlar. Herşeyi etkileyen yin ve yang'ın küçük değişimlerini umursamayanlar kafa karışıklığı, tükenmişlik ve hüsran yaşarlar. Yine de bugün bile kişi zihninin açıklığı ve tamlığını yeniden sağlayabilir. Bunu yapmanın yolu I Ching üzerinde çalışmaktan geçer. Gündüz ve gece döngüsü gibi herşey de yin ve yang arasındaki hareketleri içeren bir tai chi'dir. Bu hareketlerdeki temel biçimleri göremezsen kaybolursun. Fakat açık zihinle I Ching'e danışırsan, herşeyin altında yatan temel biçimleri görmeye başlarsın. Tan vaktinin geleceğini bilmekle geceleyin huzurla dinlenebilirsin. Şeylerin akıcılığını tam olarak idrak ettiğinde onların ardındaki yaratıcı, dönüştürücü, sınırsız, değişmeyen Tao'yu da idrak etmeye başlarsın. Bunu görmek en büyük eğitim ve en büyük tesellidir.

Altmışbeş

Gizemli Ana'nın rahmindeki yin ve yang'ın karşılıklı etkileşimleri doğanın genişleme ve daralmalarını yaratır. Tüm evren bu üretici dansdan yaratılmasına karşın bu onun varlığının küçük bir parçasıdır. Onun kalbi Evrensel Kalp, zihni Evrensel Zihindır. Üreme fonksiyonu insanoğlunun da bir parçasıdır. Yin ve yang biz bireylerlerde tam olarak bulunmadığından bizler onları bütünleştirmek için çiftleşir ve yeni bir yaşam dünyaya getiririz. Çoğu insan tüm yaşamlarını bu biyolojik itkiyle geçirmesine karşın bu itki de yaşamlarımızın küçük bir parçasıdır. Eğer aklımızı tohumlar ve yumurtalara takarsak Gizemli Ana'nın verimli üretici vadisiyle evleniriz fakat onun ölçüye sığmaz kalbi ve herşeyi bilen zihniyle değil. Eğer onun kalbi ve zihniyle birleşmeyi dilersen, içindeki yin ve yang ile bütünleşmeli ve onları ateşlerini yükselterek arıtmalısın. O zaman Gizemli Ana'nın tüm varlığıyla birleşme gücüne sahip olursun. Bu gerçek tekamül olarak bilinen şeydir.

Altmışaltı

Yin ve yang ile ilk bütünleşme rahimdeki tohum ve yumurtanın birleşmesidir. Yin ve yang'ın ikinci bütünleşmesi olgun erkek ve kadının cinsel birleşmesidir. (Yin ve Yang'ın) Bu iki bütünleşme beden ve kanla ilişkilidir, ve bu alemle ilişkili herşey bir gün parçalanmalı ve sona ermelidir. Birşeye ölümsüzlük veren yalnızca üçüncü bütünleşmedir, bu bütünleşmede gelişkin bir birey manevi anlayışın ışığında yin ve yang süptil iç enerjilerine katılır. Yol'un uygulamaları sayesinde o bedenini ağır enerjiden arındırarak semavi ve ışıklı bir duruma dönüştürür. Manevi enerjinin güçlü okyanusuna dalma ve bilgeliği tamamlama gücüne sahip bu ilahi ışık Tao'dur. Ego olmaksızın öz-farkındalık kazandıran nihai bütünleşme yoluyla yaratılan yeni yaşam bedene bağlı olmaksızın onun içinde bulunma ve duygudan çok bilgelikle yönetilme yeteneğine sahiptir. Tamlık ve erdem asla ölmez.

Altmışyedi

Kişi yaşamın yüce aşamalarına ulaşmak için daima yin ve yang'ın yeni durumlarıyla bütünleşmeli. Doğada eril enerji güneş ve dağ gibi kaynaklarda dişi enerji de yer, ay ve göller gibi kaynaklarda bulunur. Yalnızca üstü kapalı olarak bulunan bu şeyler üzerine çalışanlar tarifsiz faydalara kazanacaklardır. Yin ve yang'ın yüce ve daha yüce birleşmeleri daha yüce bir yaşam kavramı için gerekli olduğundan bazı öğrenciler ikili yetiştirme (dual cultivation) sanatında eğitilebilirler, bu sanatta yin ve yang cinsel birleşmenin tai chi'sinde doğrudan bütünleşirler. Eğer öğrenci hakiki erdem sahibi değil ve gerçek bir üstat tarafından eğitilmiyorsa ikili yetiştirme yıkıcı etkiler oluşturabilir. Eğer hakiki erdem ve gerçek bir üstat bir araya gelirse uygulama öğrencinin bedeni ve süptil enerjilerin derin bir dengesine kavuşabilir. Bunun sonucu düzgün bir sağlık, uyumlu duygular, arzu ve itkilerin (impulses) durması, ve en yüce aşamada tüm enerji bedeninin yüce bütünlüğüdür.

Altmışsekiz

Meleklere ait ikili yetiştirmede kişi Tao'yu izlemeyi öğrenir. Tao'ya ulaşmak için tüm samimiyetine ihtiyaç duyacaksın zira onun anlaşılması zordur; onun kendini ilk ifşası biçim ve imajdadır, daha sonra görünmeyen, tanımlanmayan özde çözülür. O yaratılmamış olsa bile herşeyi yaratandır. Onun cevheri (substance) olmadığından uzayın olmadığı yere girebilir. Kendi kendine dönerek, nezaket ve teslimiyet yoluyla zaferler kazanır. O herhangi birşeyden daha yumuşaktır böylelikle sert olan herşeyin üstesinden gelir. Sana söylenen eylemsizliğin (non-action)ve sessizliğin faydası hakkında ne dersin?

Altmışdokuz

Kişinin cinselliğe yaklaşımı onun tekâmül derecesinin bir göstergesidir. Gelişmemiş kişiler sıradan cinsel ilişkiler kurarlar. Tüm vurguyu cinsel organlara yaparlar, onlar bedenin diğer organları ve sistemlerini reddederler. Fiziksel enerjinin biriktiği herşey çabucak bitirilir ve süptil enerjiler aynı şekilde dağılır ve düzensizleşir. Bu büyük bir geriye sıçramadır. Yaşamın daha yüce alanlarını amaçlayanlar için melelere özgüi ikili yetiştirme vardır. Bedenin her parçası, zihin ve ruh yin ve yang'la bütünleşmeyi arzuladığından meleklere özgü ilişki cinsel organlar yerine ruhla yönetilir. Sıradan ilişkinin eforla yapılmasına karşın meleksi yetiştirme dingin, gevşemiş, sakin ve doğaldır. Sıradan ilişkide cinsel organlarla cinsel organlar birleşirken meleklere özgü yetiştirmede ruhla ruh, zihinle zihin, bedenin her hücresiyle diğer bedenin her hücresi birleşir. Çözülme yerine bütünleşme ile sonuçlanma kadın ve erkek için karşılıklı dönüşüm ve birbirlerini neşe ve tamlık durumuna yükseltmek için bir fırsattır. Meleklere özgü ilişkinin kutsal biçimleri yalnızca kendindeki tüm enerjiyi bütünleştirmiş kişi tarafından yalnızca Yol'a derinden bağlı, saflaşmayı ve kendi varlığıyla tüm dünyayı uzlaştırmayı isteyen öğrencilere öğretilir. Bununla beraber eğer erdemin özellikle ışık yayıyorsa bu süptil duruma bir yol açılabilir ve bu semavi öğretileri doğrudan ölümsüzlerden alabilirsin.

Yetmiş

Tutku ve arzunun ipleri etrafında seni kısıtlayan bir ağ örerler. Dünyevi (arazlarla) karşılaşmalar seni katı ve inatçı yapar. İkiliğin tuzağı çok güçlü bir bağdır. Sınırlı, uç, tuzağa duşümüş haldeyken özgürlüdüğü tecrübe edemezsin.İkili yetiştirmeyle ağdan çözülme, uçların yumuşaması, tuzağı parçalamak mümkündür. Yin enerjinin evrensel yaşam kaynağında çözülmesiyle, yang enerjisinin aynı kaynaktan çekerek bireyselliği geride bıraktığında yaşamın saf doğa haline dönüşür. Ego'dan özgürleşme, doğal yaşam, erdemli çalışma seni bitmez tükenmez canlılıkla doldurur ve sonsuza kadar süren yaşam ve yeniden doğum çarkından özgürleştirir. Başka bir şeyi değilse de şunu anla ki manevi özgürlük ve Tao ile birlik nadiren verilen hediyeler değil bilinçli öz-dönüşümün ve öz-tekamülün sonuçlarıdır.

Yetmişbir

Ebedi yaşama dönüş tedricidir. İlkin bedenin, zihnin ve ruhun ağır, kaba enerjisi saflaştırılmalı ve yükseltilmelidir. Enerji yüksek aşamalara ulaştığında öz-hakimiyet görülür. Bilge bir eğitici öz-bütünlüğün güçlü prensiplerini yalnızca öz-saflaştırmanın ve öz-hakimiyetin yüksek aşamalarına ulaşmış olanlara öğretir. Ayrıca tüm uygun öğreti öğrencinin doğasına en uyumlu yanıtları veren en etkili metodlara bir yanıt olan enerji kanununu takip eder. Biri için bekarılk ve öz-yetiştirme uygunken diğeri için doğu rehberli ikili yetiştirme daha büyük faydalar verecektir. Basiret sahibi bir öğretmen her birey için doğru, dengeli uygulamaları belirleyecektir. Şunu da bil ki her durumda tüm öğretmenler ve öğretiler yalnzca geçicidir: gerçek gerçekleşim (realization) kişinin varlığının Tao'nun ilahi enerjisiyle doğrudan birleşmesinden doğar.

Yetmişiki

Değer kazanmak ve ilahi olanla bir olmayı dilersen erdemini geliştir ve onu dünyaya yay. Süslü teolojileri ve hayali fikirleri terket ve iyileştirme gibi bazı sıradan günlük işlerini yap. Tüm çatışma ve savaşları bırak. Başka yöne sapmayan bir iyilik ve sonsuz sabır erdemlerini uygula. Senin zihninin tamlığını yok eden ve seni Yol'dan ayıran itkileri izlemeyi ve başarma tutkusunun ardında koşmayı bırak. Şartların aklına çelmesini de onların (varlıklarının) farkındalığından vazgeçmeyi de bırak. Zihnini yönetmek için hiçbirşeyin olmadığını bil ve sonra hiçliğe karşı olan tüm bağları terket.

Yetmişüç

Öğrenicinin ruhu kirli olduğu sürece öğretmen ona yardım edemez. Manevi kirliliğin temizlenmesinin sorumluluğu öğretmenin değil öğrencinindir. Bu kişinin yeteneklerini, kaynaklarını ve yaşamını dünyaya sunmasıyla başarılır. Sağlıklı bir öğrenci aynı zamanda onu kuşatan ölümsüz meleklere ve öğretmene de kendi saf enerjisini sunarken tükenmiş bir öğrenci de en az yiyecek veya şarap veya hizmeti verebilir. Kişi sınırsızca verebildiği kadarını verdiğinde bireyselliğin engelleri kırılır. Bu durumda ister öğrencinin kendini öğretmene sunması ister öğretmenin kendini öğrenciye sunması hakkında söylenebilecek daha fazla bir şey yoktur. Kişi yalnızca iki kusursuz varlık görür; tıpkı biri diğerini yansıtan lekesiz bir çift ayna gibi.

Yetmişdört

İlahi varlıklar ve tanrılar üzerine meditasyon ve kulluk yaparak enerji elde edenler vardır. Eğer kulluğu meyilliysel şunlar kulluk et: yang'ın ambarı olan ateşli güneşe, yin'in ambarı olan ıslak aya kulluk et; her durumda meleklere özgü olan kadın ve erkeğin manevi merkezlerine kulluk et, Sekiz Büyük Tezahür: Gör, Yer, su, Ateş, Şimşek, Göl, Rüzgar ve Dağa kulluk et; evrenin uyumu altında olanı aydınlatan I Ching'in altmışdört altıgenine kulluk et; Son olarak herşeyin kendisinde içerildiği, dengelendiği ve dinlendiği Büyük Tai Chi'ye kulluk et.

Yetmişbeş

Kendini hayatın daha aşağı alemlerinden özgürleştirmek ister misin? Dünyayı kaderi gibi görünen aşağılık bir durumdan ve yıkımdan kurtarmak ister misin? Öyleyse sığ kitle hareketlerinden uzaklaş ve öz-farkındalığın üzerinde çalışmaya git. Tüm insanlığı uyandırmak istiyorsan kendini tamamen uyandır. Dünyadaki acıyı yok etmek istiyorsan kendindeki tüm karanlık ve negatifliği yok et. Vermeye mecbur olduğun en büyük hediye kendi öz-dönüşümündür. Bu yüzden ışığını ve erdemini kendisini takdir eden ve etmeyene eşit şekilde yayan bir fener, bütünsel bir varlık olan bir öğretmen bul. Kendine onun kalıbında şekil ver, onun besleyici ışığında yıkan ve onu dünyanın geri kalanına yansıt. Her varlık için her zaman huzur dolu bir yuva olduğuna dair ebedi gerçeği anlayacaksın.

Yetmişaltı

Kim dünyayı koruyabilir? Belki bu öğretileri bağlılıkla izleyen, zihnini sükunete kavuşturan, tüm ayrılıkları umursamayan, derin hakikatle dair farkındalığı geliştiren, erdemini evrensel erdemle birleştiren ve onu ödül beklemeksizin dünyaya yayan biri. O kesinlikle dünyanın koruyucusu olacaktır.

Yetmişyedi

İnsanlık daha ve daha fazla zeki oluyor, yine de günlük hayatta daha fazla sorun daha az mutluluk var. Nasıl böyle olabilir? Çünkü zeka bilgelikle aynı şey değildir. Bir toplum kısmi zekalarını yanlış kullanır ve bütünsel bilgeliği umursamaz ise, o toplumun insanları doğal yaşamın ve sadeliğin faydalarını unutur. Arzuları, duyguları, egoları tarafından ayartılanlar bedenin isteklerine, lüks şeylere, güce ve dengesiz inanca ve psikolojik mazeretlere köle olurlar. O zaman felaket ve şaşkınlık hüküm sürer. Herşeye karşın yüce insanlar kargaşa zamanlarında uyanabilir ve diğerlerini çamurdan çıkarırlar. Fakat bir kişi nasıl diğerlerini özgürlüğe kavuşturabilir? O baysitlik, alçakgönüllü, doğrulukla bütünleşerek basitliğin, alçakgönüllülüğün, hakikatin üstadı olur. O yaşamının ilk yanlışlarından tamamiyle kurtularak evrenin saf doğası olan kendi asıl saf doğasını keşfeder. O ilahi enerjisini aynı zamanda özgürce salıvererek karmaşık durumların üzerine yükselir ve etrafındaki herşeyi bütünsel birliğe çeker. Çünkü o hareket ettiğinde evrenin hareket ettiği yaşayan ilahiliktir.

UGraSHAMAN 13.07.2007 16:34:40
LEDÜN RİSALESİ


İmam Gazali
Türkçesi
Serkan Özburun-Yusuf Ziya Özburun


 

MUKADDİME

Hamd, has kullarının kalblerini velayet nuruyla tezyin eden, nefislerini inayetin en güzeliyle terbiye eyleyen, irfan sahibi alimlere dirayet anahtarlarıyla tevhid kapısını açan Allah'a mahsustur.

Salât ve selâm, koruyup gözeten, Hakk'a teslimiyete davet eden, ümmetine hidayeti gösteren, bütün resûllerin seyyidi ve seyyidimiz olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'e, onun âl ve ashâbının üzerine olsun.

Ey kardeşim bilmiş ol ki, dostlarımdan biri bana Ledün ilmini inkâr eden bir bilginden bahsetti. Bu ilim ki, güzide mutasavvıflar ona itimat ederler, bu ilmi diğer ilimlerden daha üstün görürler. Bu ilmin peyderpey öğrenilmiş, çalışarak elde edilmiş kesbî ilimlerden daha güvenilir, daha sağlam ve kuvvetli olduğunu söylerler.

Bu bilgin: "Mutasavvıfların Ledün ilmini bir türlü anlayamıyorum. Dünyada birtek kişinin dahî kesb ve taallüm [çalışarak kazanma ve öğrenme] olmaksızın şahsî görüşü ve kalbî idraki ile hakikî ilimden bahsedebileceğini zannetmiyorum" diyormuş.

Dostuma dedim ki: "Bu adam ilim tahsilinin yollarını anlayamamış, insan ruhunun mahiyetini, vasıflarını, gaybî işaretleri ve melekûtî ilimleri nasıl aldığını idrak etmemiştir."

Dostum bana: "Evet, bu adam 'İlim yalnız fıkıh, tefsir ve kelamdan ibarettir. Bunların ötesinde başka bir ilim yoktur. Bu ilimler de taallüm ve tefakkuh olmaksızın elde edilemez' diyor" dedi.

One dedim ki: "Peki, öyleyse tefsir ilmi nasıl öğrenilecek? Kur'ân-ı Kerîm herşeyi kuşatan derin bir okyanustur. Onun bütün manaları ve tefsirinin hakikatleri halk arasında şöhret bulmuş kitaplarda yazılı değildir. Bilakis tefsir ilmi bu iddia sahibinin bildiklerinden başkadır."

Dostum  dedi ki: "Bu adam,. halk arasında meşhur olmuş Kuşeyri, Sa'lebi, ve Maverdi'ye ait tefsir kitaplarının haricindeki tefsirlere kıymet vermiyor."

Dedim ki: "Bu adam hakikat yolundan uzaklaşmıştır. Nitekim Sülemi, tefsirinde, diğer tefsir kitaplarında zikredilmemiş olan, muhakkiklerin sözlerinin birçoğunu toplamıştır. -Bu tefsirde hakikatler daha açık bir şekilde izah edilmiştir. Bana öyle geliyor ki ilmi, yalnız fıkıh, kelam ve tefsirden ibaret sayan bu adam, ilimlerin kısımlarını, tafsilatını, mertebelerini, hakikatlerini, zahir ve bâtınlarını bilmiyor. Câhilin bilmediği birşeyi inkar etmesi adettendir. Bu iddia sahibi hakikat şarabını tatmamış, Ledün ilmini anlamamış ki kabul etsin. Ben zaten onun bilmediği birşeyi taklidi ve tahmini olarak kabul etmesine rıza göstermem."

Dostum dedi ki: "Ben  sizin ilimlerin mertebelerini tüm yönleriyle anlatmanızı, Ledün ilminin hakikatini ortaya koymanızı, bu ilmi etraflıca açıklayıp isbat etmenizi istiyorum."

Ben de: "Anlatılmasını talep ettiğiniz bu ilmin izahı hakikaten güçtür, fakat hâlet-i ruhiyemin müsade ettiği, vaktimin elverdiği ve gücümün yettiği kadar bir başlangıç yapabilirim. Lafı uzatmak istemem, çünkü sözün iyisi az ve öz olup, çok şeye delalet edenidir" dedim.

Aziz ve celil olan Allah'tan tevfik ve inayet dileyerek kıymetli dostumun bu arzusunu yerine getirdim.

İLİM TAHSİLİNİN YOLLARI

Ey kardeşim bilmi ol ki, ilimler iki yolla elde edilir. Bunlardan birincisi insanî, diğeri  rabbanî öğrenimdir.

I- İnsani Öğrenim

Bunun belli bir yolu ve mesleği vardır. Bu da iki türlü olur. Birincisi, harici faktörlerle yani öğrenme ile elde edilir. Diğeri ise dahili faktörlerle yani tefekkürle meşgul olmakla tahsil edilir. Tefekkür ile "taallüm" [öğrenme] eşdeğer olup, taallüm bir kişinin herhangi bir alimden istifade etmesidir. Tefekkür ise insan ruhunun "külli ruh"tan istifadesidir. Külli ruh te'sir ve ta'lim bakımından tüm ulemâ ve ukalâdan çok daha üstündür.

İlimler, toprağa gömülü tohum, okyanus dibindeki mücevher ve maddedeki cevher gibi ruhlarda kuvve halinde vardır. Taallüm, bu cevherin kuvveden fiile çıkması için çabalamak, yani "dua" etmektir. Ta'lim ise onun kuvveden fiile çıkmasıdır. Bunun içindir ki talebenin ruhu, muallimin ruhuna benzer, belli bir oranda ona yaklaşır.

Âlim, faydalandırma bakımından bir çiftçi gibidir. Talebe istifade etme açısından toprağa, ilim ise kuvve halindeki tohuma ve her an büyüyen fidana benzer. Talebe ilimde kemale erdiğinde meyveli bir ağaç ve okyanustan çıkartılmış bir mücevher gibi olur.

Bedeni kuvvetlerin ruha galebe çalmasıyla öğrenim süresi uzar, bu iş çok meşakkatli bir hâl alır. Eğer akıl nuru heva ve heveslere galip gelirse talebenin birazcık tefekkürü dahi onu birçok öğrenim zahmetinden kurtarır. Akıl nuruyla aydınlanmış ruh, âtıl ruhların bir yılda kavrayamayacağı hakikatleri bir saatlik tefekkürle elde edebilir. Demek ki bazı insanlar ilimleri taallümle, bazıları da tefekkürle öğreniyorlar. Fakat taallüm için de tefekkür şarttır. Çünkü insan cüz'i ve külli şeylerin hepsini, bütün ilimlerin taallümle elde etmeye kadir değildir. Bilakis taallümle elde ettiği bazı şeyleri tefekkürle çoğaltır. Malumdur ki nazarî ilimlerin ve amelî sanatların pekçoğu hükemanın keskin zekası ve de üstün dehasıyla, fazlaca talim olmaksızın ortaya konmuştur.

İnsanlar kendisine öğretilen bilgiler ışığında haricî bilgileri kavrayamamış olsaydı, insanoğlunun ilmini tamamlanması hayli uzar, kalblerdeki cehalet karanlığı devam ederdi. Zira insan cüz'i ve külli meselelerin hesini taallümle öğrenemez. Bilakis bunların bazısını tahsil yoluyla, bir kısmını da görgüyle öğrenip, akıl yoluyla bunlardan çıkarsamalar yapar. Nitekim alimler bu  şekilde hareket etmişler ve ilmi disiplinler böylece temellenmiştir. Mesela; bir mühendis, ömrü boyunca ihtiyaç duyacağı mesleğiyle alakalı bilgilerin hepsini değil, sadece genel kaideleri öğrenir, tâli meseleleri kıyas ve tefekkürle halleder.

Keza bir tabib hastalıkların tedavi ve ilacını tüm teferruatıyla öğrenmeyip, hastanın mizacını göz önünde bulundurarak, genel prensiplerin ışığında hastalığı tedavi eder.

Yine aynı şekilde müneccim nücûm ilminin umumi kaidelerini öğrenip, bu minval üzere düşünerek yıldızlara dair muhtelif hükümler çıkarır. Fakih ve edibler de bu  yolu takip ederler. Hatta bu durum çeşitli sanatlarda kullanılan âletlerin icadında da böyledir. Mesela, bir kişi bilgi hamurunu tefekkürle yoğurarak çalgılı aletlerden biri olan udu yapmış, başka birileri bundan yola çakırak muhtelif çalgı aletleri geliştirmişlerdir. Kısaca diyebiliriz ki bedeni ve nefsani sanatların başlangıcı taallümle, bunların kompleks bir hale gelmesi tefekkürle olmuştur.

Fikir kapıları ruha açıldığı zaman insan arzuladığı şeyi bilgi ve sezgi yoluyla nasıl elde edebileceğini bilir. Binaenaleyh insanın gönlü açılır, basireti artar. Bu nedenle fazla uğraşmaksızın ve yorulmaksızın ruhunda kuvve halinde bulunan şeyleri fiile çıkarır.

II. Rabbani Öğrenim

Rabbani öğrenim de iki kısımda incelenir:

1- Vahiyle Öğrenim:

Ruh kemale erdiği zaman bazı hırs ve fani emeller gibi beşeri kirler yok olur. Böylece ruh vechini menşeine yani Bârî-i Teala'ya çevirir, onun cömertliğine [cûd], inayetine ve nurunun feyzine iyice güvenir.

Allah-u Teala, bu vasıfları haiz ruha inayet ve rahmetinin en güzeliyle tam olarak yönelir. Ona ilahi bir nazarla baktığı için onu kendisine âdeta üzerine bütün ilimleri nakşettiği bir levha edinir. Böylece "külli akıl" muallim, bu "kudsi ruh" da onun talebesi olmuş olur. Bu suretle kudsî ruh hiçbir taallüm ve tefekkür olmaksızın bütün ilimleri öğrenir. Allah-u Teala'nın,

"Sana bilmediklerini öğretti." (Nisa Sûresi, ayet:113) şeklindeki beyanı bu gerçeği doğrular mahiyettedir.

O halde nebilerin ilmi diğer insanların ilmine nazaran daha üstündür. Çünkü onların ilmi hiçbir vesile ve vasıta olmaksızın doğrudan doğruya Allah-u Teala'dan hâsıl olmuştur. Hz. Âdem ile melekler arasındaki kıssa, meseleye açıklık getirir mahiyettedir. Bilindiği üzere melekler ömürleri boyunca ilim öğrenmişler, bir çok ilmi hakikatleri bulmuşlar hatta mahlukatın en alimi, mevcudâtın en ârifi olmuşlardı. Oysa ki Hz. Adem (a.s.) hiçbir ilmi bilmiyordu. Çünkü, o ana kadar herhangi bir muallimle karşılaşmamış, ilim tahsil etmemişti. Bu sebeple melekler büyüklük tasladılar, gururlanıp kibirlenerek:

"Biz seni ham ile tesbih ve takdis ediyoruz" (Bakara, 30) dediler. Eşyanın hakikatini bildiklerini söylediler. Âdem (a.s) ise kalbinden bütün mükevvenâtı kovmuş bir vaziyette Hâlık'ın kapısını çaldı, ondan yardım diledi. Allah-u Teala da Âdem (a.s)'e bütün isimleri öğretti ve meleklere eşyayı göstererek,

"Eğer sözünüzde sâdık iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" (Bakara, 31) dedi. Bunun üzerine meleklerin Âdem (a.s.)'in indinde dereceleri azaldı. Melekler, ilimlerinin yetersizliğini farkettiler. Gurur tekneleri kırıldı ve acz denizinde boğuldular. Rablerine,

"Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir ilmimiz yoktur, dediler" (Bakara, 32) Allah-u Teala da Âdem (a.s.)'e hitaben,

"Ey Âdem, onların isimlerini bunlara söyle" dedi. Âdem (a.s.) de ilmin sırlarını ve işin hakikatini onlara anlattı. (Bakara, 33) Böylece akıl-ı selîm olanlar indinde kaynağını vahiyden alan gaybi ilmin, kesbedilen ilimden daha efdal, daha mükemmel oluduğu anlaşıldı.

Vahyi ilim nebilerin mirası, resullerin hakkıdır. Efendimiz Hz. Muhammed'den sonra vahiy kapısı kapanmış olup, bu sebeple ona "hatemü'l-enbiya" denmiştir. O, Arap ve acemin en fasihi, insanların en âlimidir. Bu hususla ilgili,

"Beni rabbim terbiye etti, böylece edebimi ne güzel eyledi" (Camiu's Sagir, C:1, Sayı: 310 "Feyzü'l-Kadir Şerhli Tabı")

ve,

"En âliminiz ve Allah-u Teala'dan en çok haşyet duyanınız benim" (Buhari, Kitabu'l-İman, Bab:13 "Leydin Tabı") buyurmuşlardır. O, insani ta'lim ve taallümle meşgul olmaksızın ilimleri rabbani öğrenimle elde etmiş olduğundan onun ilmi en mükemmel, en kuvvetli ve de en üstün idi. Allah-u Teala buna işaretle,

"Ona müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti" (Necm, 5) buyurmuştur.

2- İlhamla Öğrenim

İlham, külli ruhun saflığına, kabiliyetine, istidadına göre insan ruhunu uyarmasıdır. O vahyin kısmî bir yansımasıdır. Vahiy, gaybî hallerin ayan beyan tezahür etmesi olup, ilham ise gaybî şeylere kapalı bir tarzda işaret edilmesidir. Vahiyden hasıl olan ilme nebevi ilim, ilhamdan hasıl olan ilme de ledünni ilim denir. Ledûn ilmi, gayb lambasından ışıyan lâtif, saf ve cilalı bir kalbe düşen ziyâ gibidir ki Bârî- Teala ile ruh arasında hiçbir vasıta olmaksızın elde edilir.

Bütün ilimler "külli ruh" tarafından malumdur ve onda mevcuttur. "Külli akıl" , "külli ruh"tan daha üstün, daha mükemmel, daha kuvvetli olup Bârî-i Teala'ya daha yakın olduğu için külli ruhun, külli akla nisbeti, Havva'nın Âdem'e nisbeti gibidir. Külli ruh da sâir mahlukata nispeten daha aziz, daha latîf ve daha üstündür. Bu sebeple külli aklın feyiz saçmasıyla vahiy; külli ruhun aydınlatmasıyla da ilham doğar. Öyleyse vahiy enbiyanın süsü, ilham evliyanın ziynetidir. Nasıl ki ruh akıldan, veli nebiden derece bakımından aşağı ise, ilham da vahiyden aşağı bir mevkide yer alır. İlham vahye nisbetle zayıf, rüyaya nisbetle kuvvetlidir. Bütün bunların ışığında diyebiliriz ki gerçek ilim enbiya ve evliyanın ilmidir.

Vahiy resullere mahsus olup, Âdem, Musa, İbrahim, Muhammed ve sâir resullere (radiyallahu anhum) vahiy gönderilmiştir.

Nübüvvet ile risalet arasında fark vardır. Nübüvvet, kudsî ruhun malumat ve mahlukatın hakikatini bilebilmesidir. Rusalet ise, bu hakikatleri ehline yani faydalanmak isteyen ve buna kabiliyeti olan insanlara tebliğ etmektir. Bazen ruhlardan biri tevafuken bu hakikatleri elde edebilir fakat birtakım sebep ve özürler nedeniyle bunları tebliğ edemez.

Ledünni ilim, Hızır (a.s.)'da olduğu gibi nübüvvet ve velayet ehline mahsustur. Allah-u Teala bunu haber vererek,

"Ona ledünnümüzden bir ilim öğrettik" (Kehf, 65) buyurmaktadır.

Emirü'l-Mü'minin Hz. Ali b. Ebi Tâlip (kerremallahu veche) şöyle dedi: "Dilim ağzıma konulunca kalbimde bin tane ilim kapısı açıldı. Her bir kapının da bin tane kapısı vardı." Başka bir sözünde; "Benim için bir minber konsa ve ben onun üzerine otursam Tevrat ehline Tevratlarıyla, İncil ehline İncilleriyle, Kur'an ehline Kur'anlarıyla hükmederdim" buyurdu. İşte bu öyle bir mertebedir ki ona insani öğrenimle nail olmak mümkün değildir. Meğer ki ona ledün ilmi verilmemiş olsun.

Yine Hz. Ali (r.a): "Hz. Musa zamanından beri Tevrat'ın şerhinin kırk yük olduğu anlatılagelir. Eğer Allah-u Teala bana izin verseydi, sadece Fatiha'nın elifinin şerhi kırk yük olurdu" demiştir. İlimlere bu derece vukufiyet ancak ilahi, semavi ve ledünni bir yolla olabilir.

Allah-u Teala bir kula hayır dilerse kendisi ile onun arasındaki perdeyi kaldırır. Bu şekilde birtakım kevni sırlar o kula aralanır ve bunların manaları o kişinin zihnine nakşedilir. O da bu hakikatleri, Allah'ın dilediği kullara açıklar.

Hikmetin hakikatine ledün ilmiyle nail olunur. Bu mertebeye ermeyen insan hakîm olamaz. Çünkü hikmet Allah vergisi olup,

"Allah-u Tela hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çokça hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri tezekkür edebilir" (Bakara, 269) ayeti bu meseleyi aydınlatmaktadır.

Ledün ilmine nail olanlar birçok ilmi tahsil etmekten, insani öğrenimin zahmetlerinden kurtulurlar. Az öğrenip çok bilirler, az yorulup çok istirahat ederler.

Ey kardeşim bilmiş ol ki, vahyin kesilmesiyle risalet kapısı kapanmıştır. Hakikat ortaya konduktan, din tamamlandıktan sonra insanların resul gönderilmesine zaten ihtiyacı kalmamıştır. Nitekim Allah-u Teala:

"Bugün sizin dininizi tamamladım" (Maide, 3) buyurmuştur.

İnsanların ihtiyacı olan bütün ilimler açıklandıktan sonra resul gönderilmesi hikmete münafidir. Külli ruhun nuru insanları aydınlatmaya devam etmekte olup, ilham kapısı kapanmamıştır. Çünkü insanların daima yardıma ve uyarılmaya ihtiyacı vardır. İnsanlar her an vesveselere kapıldıkları ve şehvete düştükleri için, davet ve risalete değil, tenbihe muhtaçtırlar. Bu sebeple Allah-u Teala mucizevi nitelikte olan vahiy kapısını kapamış, hayatın idamesini kolaylaştırmak maksadıyla rahmetinin tecellisi olan ilham kapısını açık bırakmıştır.

Böylece Allah-u Teala lutfunu ve dilediği kimseleri hesapsız rızıklandırdığını anlamaları için kulları arasında dereceler takdir etmiştir.


UGraSHAMAN 13.07.2007 16:35:12
İLİMLERİN TAHSİLİNDE RUHLARIN MERTEBELERİ

Ey kardeşim bilmiş ol ki, ilimler insan ruhunda gizli bir halde mevut olup tüm insanlar ilimleri öğrenmeye kabiliyetlidir. Bazı ruhlar sonradan meydana gelen herhangi bir arıza ve sebepten dolayı bu kabiliyetini kaybedebilir. Zira,

"İnsanlar tertemiz ve dürüst (hanif) bir şekilde yaratıldı fakat şeytanlar onları altaddı" (Müslim, C:8, Kitabu'l-Cennet, Bab:63 "Leydin Tabı") ve,

"Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar" (Buhari, C:1, Sayfa: 341 "Leydin Tabı") hadis-i şerifleri bu hususlara işaret eder.

İnsan ruhu aslî saflığını ve taharetini muhafaza etmesi halinde, külli ruhun aydınlatmasına (işrâk) istidatlı, ondan aklın kavrayabileceği suretleri almaya kabiliyetlidir. Lakin bazı ruhlar bu dünyada kendisine arız olan muhtelif hastalıklar ve çeşitli sebeplerden ötürü hakikatleri idrak edemez bir hale gelir. Bazıları da asli sıhhatini korur, bozulmaz. Böylece kabiliyetini kaybetmez. Bunlar vahiy alma kabiliyeti olan, mucizeler gösteren, bu kevn ve fesad âleminde tasarrufa muktedir olan nebilerin ruhlarıdır. Bu ruhlar aslî sıhhati üzere kalabilmiş, arızî illet ve marazî unsurlarla mizaçları bozulmamıştır. Bu sebeple nebiler insanları fıtratlarındaki temizliğe çağıran ruh doktorlarıdır.

Hasta ruhlar bu süfli dünyada muhtelif mertebeler oluşturur. Bunlardan bir kısmı birazcık dahî olsa mevki-makam hastalığına yakalanmış, hafızalarına nisyan bulutları çökmüş olmasına karşın devamlı taallümle meşguldürler. Bu şekilde aslî sıhhatlerini taleb ederler ki, bu gruba dâhil olanlar az bir tedavi ile iyileşir, çok az bir tezekkürle nisyan bulutlarını tarümar ederler.

Bazıları da ömürleri boyunca ilim öğrenirler. Günlerini ilim tahsili ve birtakım nazariyeleri tedkik etmekle geçirirler. Fakat mizaçları bozuk olduğundan hakikatleri anlayamazlar. Çünkü mizaç bozulunca ilaç fayda vermez.

Diğer bir grup da, hatırlayıp unuturlar, riyazetle nefislerini yıpratırlar. Bu surette birazcık nur, az bir aydınlanma elde edebilirler.

Bu tür mertebeler nefislerin dünyaya meyletmesinden, fani meşguliyetler içinde boğulup gitmesinden meydana gelir. Ruhların hastalanması veya sıhhat bulması kuvvetlilik-zayıflık derecesine göredir.

İşte bu hastalıklar giderilirse, ruhlar Ledün ilminin mevcudiyetini ikrar ederler, fıtratlarının temiz ve saf olduğunun farkına varırlar.

Ruhlar, bu kesif bedene arkadaşlık etmekle ve hakikatlere perde olan bu zulmanî âlemde ikamet etmekle hastalanmış, gerçeği göremez olmuşlardır.

Halbuki ruhlar, ilim öğrenmekle olmayan bir ilmi [ilm-i ma'dûm] icat etmek, mevcut olmayan bir aklı [akl-ı mefkud] meydana getirmek istemiyor; bilakis bedeni süslere yönelmek, bedenin ihtiyaçlarını karşılamak ve onu düzene koymak gibi birtakım meşguliyetler sebebiyle kendisine arız olan hastalığı gidermek, yaratılışlarında mevcut olan aslî ilme  dönmek istiyorlar. Nasıl ki çocuğunu seven müşfik bir baba, çocuğunun bakımı, terbiyesi gibi işlerle uğraştığında diğer işleri unutursa, ruh da fazla sevgi ve şefkatinden dolayı bedene yönelmekte, onun onarımı, korunması, ihtiyaçlarının teminiyle uğraşmakla zayıf, bitkin düşmesi sebebiyle dünya denizinde boğulmaktadır. İşte bu yüzden ruhlar, kaybettiğini bulmak, unuttuğunu hatırlamak için taallüme ihtiyaç duymaktadırlar.

Taallüm, ruhun, kendi cevher-i aslisine yönelmesi, saadete ulaşmak ve kemale ermek için kendisinde kuvve halinde mevcut olan şeyleri fiile çıkarmasıdır.

Ruhlar, cevher-i aslilerindeki hakikatlere tek başına ulaşamayacak kadar zayıf düşerlerse, âlim, fâzıl, müşfik bir muallime bağlanır, yardım için ona sığınırlar ki arzuladıkları şeye nail olabilsinler. Tıpkı, kendisini tedavi etmeyi bilmeyen, fakat sıhhatin arzu adilen, güzel birşey olduğunun farkında olan bir hastanın müşfik bir tabibe başvurarak halini arzetmesi ve ona tedavisi için sığınması gibi.

Biz, baş (akıl) ve göğsündün (kalb) istisnaî bir hastalığa yakalanmış olan bir âlim tanıdık ki, hastalığının devam ettiği zaman zarfından, ömrü boyunca öğrendiklerini unuttu, hafızasında olan herşey birbirine karıştı. Bu âlim şifa bulup da sıhhatine kavuştuğunda unutkanlığı gitmiş, hastalık günlerinde unutmuş olduğu malumatları tekrar hatırlayabilmiştir. Bu olaydan anlıyoruz ki, bilgiler yok olmazlar, unutulurlar.

Bilgilerin yok olması [mahv] ile unutulması [nisyan] arasında fark vardır. Mahv, nakış ve izlerin hafızadan tamamen silinmesi, nisyan ise, gün ortasında güneş ışıklarının bulutlar tarafından perdelenmesi ve ortalığın güneş batmışçasına kararması gibi, hafızadaki nakışların gizlenmesidir.

Öyleyse ruhun taallümle meşgul olması, yaratılıştaki temizliğine ve fıtratına dönmesi için, kendisine arız olan hastalığı defetmeye çalışmasından başka birşey değildir.

Ey kardeşim, ruhun cevher ve hakikatini, taallümün sebep ve gayesini anladıktan sonra bilmiş ol ki hasta ruh taallüme, ömrünü ilim tahsili için harcamaya ihtiyaç duyar.

Hastalığı hafif, derdi az, uğradığı bela önemsiz, nisyan bulutu ince, mizacı sağlam olan ruh, fazlaca taallüme ve bu uğurda uzun müddet yorulmaya ihtiyaç duymaksızın birazcık tefekkür ile aslına döner, kendi hakikatine yönelir ve sırlarına vâkıf olur. Böylece onda kuvve halinde olan şeyler fiile çıkar. Fıtratındaki hallerle bezenir. Bu suretle kemale ermiş, kısa zamanda pekçok şey öğrenmiş ve bunları en güzel şekilde ifade eden bir âlim  olmuş olur. Külli ruha yönelerek aydınlanır. Cüz'i ruha yönelerek feyz saçar. Aşk yoluyla aslına benzeyerek, haset ve kin damarlarını koparıp atar. Dünyanın fuzûlî ve lüzumsuz süslerinden yüz çevirir.

İşte bu mertebeye eren nefis hakikati bilmiş, kurtuluşa ermiştir ki bütün insanlar için arzu edelin mertebe budur.

 

 


--------------------------------------------------------------------------------

 

Yukarıdaki yazı  İmam Gazali "Tevhid ve Ledün Risâleleri" Furkan Yay. İstanbul, 1995'den sadece ayet ve hadis dipnotları alınarak ve kısaltılarak aktarılmıştır.

 

UGraSHAMAN 17.04.2008 13:48:49
BENİM BÜTÜN İLLETLERİMİN TABİBİ AŞKTIR

 

Vakt-i şerifler hayr olsun efendim! Hayırlar feth olsun, şerler def olsun. Ne güzel hülâsa edivermişler gönüllerindekini, tasavvuf ehli! Ve hep, artık ezberlenmiş, formüle edilmiş bu sözlerle güzelliklere tâlip olmuşlar, çirkinliklerden kaçmışlar. “Eğer dünya malını gönlüne indirirsen çirkinlik olur, yok eğer onu hayra vesile kılarsan güzellik olur.” meâlindeki Mesnevî sohbetimizi yapmıştık daha önce. Ve devam ediyor Hazret-i Mevlânâ, mal toplamanın faydasının ne kadar olduğunu izâh için.

 

Ger berizi bahra derkûzei

Çent güncent kısmeti yekruzei

 

Denizi bir kâseye dökecek olsan, ne kadar sığar? Ancak bir günlük rızkın kadar. Malûmdur ki gemi, suyun üzerinde, denizin üzerinde gittiği müddetçe su onu kaldırıcı ve gitmek istediği yere ulaştırıcı bir vasıtadır. Ne zaman ki gemide bir delik hâsıl olur, deniz, geminin içine girmeye başlarsa artık o gemi yürümez ve batar. İşte dünya malı seni varmak istediğin yere götüren, götürücü olan deniz gibidir. Onu sen içine almazsan, üzerinde olursan gemi gibi istediğin yere varırsın. Yok, hırsla, tamah ile onu içine almaya kalkarsan geminin su alıp batması gibi dünyada batarsın. Ve kanaat ne tükenmez bir hazinedir. Kanaat yerine, hazineyi, zenginliği malda aramak boştur.

İnsana yaradılışında yükselmek, yücelmek, daha geniş imkânlara kavuşmak arzusu verilmiştir. Bu, hırsla tamah hâlinde olursa o zaman Hazret-i Peygamber’in “İnsanın iki vadi dolusu altını olsa üçüncüyü ister ama bu iyi bir şey değildir.” buyurduğu gibi iyi olmayan insanlar sınıfından oluruz. Ancak dünya malı sadece yükselmek için bir itici güç, âdeta, bir otomobilin marş motoru gibi ilk hareketi verecek güç olarak kabul edilirse o zaman motoru çevirir ve motor yürümeye başlar. Marş motoru ana motoru çalıştırır ve araba gitmeye başlar. Marş motorunu otomobilin motoru yerine kaim edersek o zaman o arabanın motoru da kendi de dağılır gider. Bütün bunlar birer misal ve bu misallerle anlatılmak istenen şey şu: Dünya hâline şükredebilmek için senden daha aşağıda olanlara bakacaksın. Maddî imkân bakımından daha aşağıda olanlara. Âhiret hâlinde yükselmek için ise senden daha yücelere, daha olgunlara bakacaksın. Eğer bunun tersi yapılırsa yani “Ben filancadan daha çok namaz kılıyorum, daha çok ibadet ediyorum, daha çok şöyleyim, böyleyim.” denir ise zarar olur. Bir kere, benlik başlar. Başkasını beğenmemek başlar. Ona “ucb” denir, “kendini beğenme” denir ki gururdan daha özel ve tehlikeli bir histir. İhtiyacından fazla mal vesaire peşinde koşmak sadece hevesi tatmin eder, insanı tatmin eden şey değildir. Hülâsa, ihtiyacıyla nispet kabul etmeyecek derecelere vardırılan her şey hırs ve tamah eseridir. Hırs ve tamah ise insanı hakîkatleri anlama yolunda en büyük esarete müptela kılan şeydir.

 

Kâseyi çeşm i harisan turneşut

Ta sedef kâni neşûd pür dur neşud

 

Hırs ve tamah ehlinin gözü doymaz. Hâlbuki sedef kanaat gösterip kapanmasa idi içinde inci olmazdı. Hazret-i Mevlânâ burada daha başka bir misal veriyor. Malûm, incinin oluşmasında birtakım destanî anlatımlar vardır. Efendim, nisan yağmuru yağdığı zaman istiridye, sedef, ağzını açar ve içine bir nisan yağmurunun düşmesini bekler. O yağmur düşer düşmez de ağzını kapatır ve istiridyenin özelliğinden dolayı o nisan yağmuru tanesi inci olur. Eğer o nisan yağmuru yılanın ağzına damlarsa zehir olur diye şairâne bir izâh vardır. Bunun aslının böyle olmadığı tabii biliniyor. Esasında istiridye, içine giren kum tanesinin zararlarından kendisini korumak için kendi salgıladığı bir maddeyi o kum tanesinin etrafına sarar, işte ona da biz inci deriz. Fakat nisan yağmurunun bereketlerinin karşılığı ve mahlûkattaki sedefin inci yapıcılığı, yılanın zehir akıtıcılığı anlatılsın diye böyle bir efsane kabul edilmiştir. Hazret-i Mevlânâ da bunun misalini açıklayarak bir başka özellikle şöyle anlatıyor: Eğer istiridye ağzına giren nisan yağmuru tanesine veya kum tanesine kanaat edip ağzını kapatmasa idi, birkaç damla daha gelsin, birkaç tane daha gelsin diye beklese idi ağzı kapanmadığı için inci, dürdâne hâsıl olmazdı. İşte sen de karnın doyduktan sonra ağzını açma, açık bırakma. Gözünün doyması için de gözünü hakîkî manzaralara çevir. Bakılması lâyık olan şeylere çevir. Bakılmayacak şeylere çevirme. Yoksa kapatamazsın. Kapatamayacağın zaman da gözün doymaz. Azîz dostlar, iki şey doymaz; toprağın karnı, insanın gözü.

 

Her kiracamei zi aşkı çak şüt

Ozi hırs u ayb külli pak şüt

 

Her kimin elbisesi aşkın pençesi ile parçalanırsa o kimse hırstan da tamahtan da bütün ayıplardan da tertemiz olur. Hazret-i Mevlânâ bu beyti ile bir suali cevaplandırıyor. Hırsın, tamahın fenalığını anladık. Peki, bundan kurtulmak için ne yapacağız? İşte Hazret-i Mevlânâ en kolay tavsiyeyi yapıyor: Aşk... Aşk... Aşk… Ve devam ediyor:

 

Şad baş ey aşkı hoş i sevdaima

Ey tabibi cümle illet hayima

 

Ey faydası hoş olan ve bütün illetlerimizin, marazlarımızın, hastalıklarımızın devası olan aşk, şâd ol sen! Aşk, bir adamın yakasından tutup onu kendine doğru çekmeye başlayınca o kişiyi bir elbise gibi kaplamış olan hırs ve tamah, mal ve servet bağımlılığı ve bunun gibi bütün ahlâkî ayıplar yok olur, çıkar. Elbisenin yırtılıp çıkması gibi... Ve bütün illetlerin hekimi aşktır. Ey aşk, sen şâd ol!

 

Ey devai nahvetü na mu suma

Ey tü eflatu nu calili suma

 

Bizim kibir ve azametimize ilaç olan ve bizim için Eflatun ve Calilus olan aşk, sen çok yaşa! Hazret-i Mevlânâ bu son iki beyitte aşka methiyeler söylüyor. Ve aşkın, mal hırsı ve tamahına ilaç olduğu gibi kibir ve azamete de ilaç olduğunu, Eflatun ve Calilus gibi bizim hastalıklarımıza deva olacağını söylüyor.

Malûm, Eflatun -Platon- eski Yunan filozoflarından. Eski tâbiriyle hikmet-i işrak yani doğuş felsefesi denen bir özel felsefî okulun, ekolün kurucusu ve hâlâ tesiri devam eden çok mühim bir feylesof. Ancak burada filozofî açıdan değil hikmet açısından ele alınmıştır. Yani bu beyitte bir hakîm olarak yer almıştır. Çünkü, malûmunuz, tasavvufla felsefe birbirinden ayrı şeylerdir. Bazen günlük hayatımızda tasavvuf felsefesi diye kullanılıyor. Tasavvufun felsefesi olmaz. Tasavvuf ve felsefe kaynakları itibariyle farklı şeyler olduğu için birbiriyle bağdaşmaz. Tasavvufun felsefesi, felsefenin tasavvufu yoktur. Olmaz böyle bir şey! Çünkü felsefenin menşei, doğuşu akıldır. Tasavvufun doğuşu ise vahiydir. Yani, Resûlullah Efendimiz’den intikalen bize gelen sözlerdir, emirlerdir, nasihatlerdir, vs.

Filozoflar, dikkat buyrulursa hep birbirlerini nakzederler. Yani onun filanca tarafı eksik, berikinin falanca tarafı eksik diye. Hâlbuki mutasavvıflar hep birbirlerini tamamlarlar. “Onunki öyle güzel, benimki böyle güzel, ötekininki öyle güzel.” derler. O ona, o ona, o ona “Doğrudur, yanlış değildir.” derler. Dolayısıyla nakz yoktur. Beyitte sözü geçen Calilus ise Bergamalı bir hemşehrimiz. Miladî 130-200 yılları arasında yaşamış Bergamalı mühim bir hekim ve Hipokrat’tan sonra en büyük hekim sayılır. İşte Hazret-i Mevlânâ aşkı biri hakîm, biri hekim olan iki büyük zâta benzetiyor. Aşkta öyle bir kudret, öyle bir çekicilik, öyle bir yola getiricilik, düzelticilik vardır ki Eflatun’un felsefeyle, Calilus’un tababetle yapamadığı ruhanî ve cismanî tedavileri aşk, icrâ eder. İşte onun için “Ey tabibi cümle illethâ-yimâ, benim bütün illetlerimin tabibi olan aşk!” diyor.

Efendim, aşk bahsi daha devam eder, çünkü evvelimiz aşk, hâlimiz aşk, istikbalimiz aşk. Aşk olsun efendim...

Keşkül Dergisi / tuğrul inançer

 


UGraSHAMAN 18.04.2008 18:56:02
Bütün maddi ve manevi sevgi ve bağların hepsi, gerçekte Allah'ı sevmek ve bilmektir.

Gerçek aşığa aşktan başka her şey haramdır.

İnsan birine aşık olduğu zaman ne zilletlere katlanır! Sevgilisine kavuşmak için her şeyini feda eder. Aşık için de Peygamber'in ve Allah'ın aşkı bundan aşağımıdır?

Aşıkla maşuk arasında tam bir teklifsizlik bulunması ne güzel şeydir!

İnsan her zaman göremediği, işitemediği ve düşünemediği bir şeye aşıktır. Mecnun Leyla'nın hayaline aşıktır. Mecazi bir sevginin hayali ona böyle bir tesir yaparsa, gerçek sevgilinin aşığa kuvvet, kudret bağışlamasına hayret etmemek gerekir.

Suret aşkın fer'idir; çünkü aşk olmadan suretin değeri yoktur. Aşk, sureti meydana getirir.

Allah aşkı ve muhabbeti her şeyin içinde vardır. İnsan kendisini yaratanı nasıl sevmeyebilir? Bu sevgi onun özündedir; fakat bir takım engeller bunu duymasına mani olur. Her şeyin sonu O'na varır. Yani artık insan her şeyi Allah için sever, başkası için O'nun talebinde bulunur ve bu aşk böylece Allah'da nihayetlenirse, sonunda Allah'ın zatını da bulur.

Ahiret de, Hakk da, dostluk ve muhabbette gizlidir.

Aslolan sevmektir. İnsan kendisinde bu hissi duyunca, onu arttırmak için çalışmalıdır.

Vücutlarımız bir kovan gibidir; bu kovanın balı ve mumu da Allah aşkıdır.
                                                                                                mevlana

UGraSHAMAN 19.04.2008 19:15:45
1- İSTEK VADİSİ: İstek vadisinde başına yüzlerce belâ ve zahmet gelip burada mal ve mülkten arınmak gerek. Kan yut sabırla ercesine bekle birşeye bağlanma, putu kır yoluna devam et. Ya RAB kapı aç deme o kapı hiç kapanmaz.! 

2- AŞK VADİSİ: Aşk vadisi yanıp yakılma makamıdır.! Başkalarına sevgili yarın görünecek diye vadetmişler ama âşıkın bugünü yarınıdır o sevgiliyi burada seyreder balık gibidir.! Kendisine herşey olan suya kanmaz arza ayak bastı mı çırpınır durur.! Aşk ateştir, akıl ise duman, aşk geldi mi akıl gider çünkü aşk anadan doğma aklın işi değildir.! Aşk hür adamın işidir, aşkın gözünde cennet bir buğday tanesidir.! Gönül post içinde Dosttan haber aldı, artık ben nasıl olurda bu posta hizmet ederim, içte o öz varken.!Âşık sevgilisini öldürür böylece dünyâda kısas ile, ahrette yanma ile sevgilisi için can verir.! İbrahim gibi canını ne dünyâ için ne ahret için azraile, yalnız “O”na verir.!   

3- MARİFET VADİSİ: Marifet vadisinde deriyi değil içindeki sırrı görür sırlar açıldıkça susuzluğu artar hem bekçi hem âşıktır, erse ondan kadın ; kadınsa er doğar.! Havvâ’nın ve İsâ’nın doğuşu gibi.!   

4- İSTİĞNA VADİSİ: İstiğna vadisinde ne dava vardır ne de mânâ..! Burada 7 cehennem donmuş, 8 cennet hükümsüz kalmıştır.! Âdem’e bir mum yanasısında ışık versin diye binlerce yeşiller (can) giymiş melek gamdan yanar, yakılır.! Nûh o kapıda dülger olsun diye yüzbinlerce cisim rûhsuz kalmıştır aralarından bir İbrahim çıksın diye orduya yüzbinlerce sinek üşüşmüştür.! Tanrı kelimi (Hz.Musa) can gözüne sahip olsun diye yüzbinlerce çocuğun başı kesilmiştir.! Yüzbinlerce halk zünnar kuşanmış da bir İsa sırra mahrem olmuştur.! Nice gönül yağma edilmiş de sonunda Ahmed bir gececik mîrâç yapmıştır.! Bu vadide iki cihanda seraptır, ne soy ne akrabalık kalır.! (Zünnar = dervişlerin bellerine bağlayıp uçlarını sarkıttıkları kıl veya yünden sert kuşak.)   

5- TEVHİD VADİSİ:  Tecrit ve Tefrit konağıdır.! Bütün yüzler bu vadiye yönelse herkes bir gömlekten baş çıkarır, sayı ne olursa olsun bu yolda birlikte birleşip hep bir olur, her şey birin bir kere daha tekrârından ibarettir.! Fakat buracıkta sana zahir olan bir o tek Tanrı değildir.! Sayıda tekrârlanıp duran bir’dir.! Bunun ne haddi vardır ne hesabı, şu hâlde ezele de bakma ebede de.! Ezel de ebed de dâimi mahvoldu mu orada ne kalır hiç.! Hem herşey “O”ndadır, hem “O”ndandır.! Hem “O”nunla kaimdir, hem de “O”nun varlığı bu üçünden münezzehtir.! Fakat, ister hünerli olsun ister kusurlu kimin “Gayb” âleminde gizlenmiş bir güneşi varsa birgün bulutlardan sıyrılır onun üstüne doğar, ışıklarını yayar kim kendi güneşine ulaşırsa iyice bil ki iyiden de kurtulur, kötüden de.! Sen var oldukça iyi ve kötü vardır ; sen kaybolup aradan çıktın mı hepsi boş şeylerdir, zaten önce yoktun sen keşke yine öyle kalsaydın.! Yılanlar seninle örtü altına gizlenmişlerdir, arınmadın mı kıyâmete dek sana azap eder, sokup dururlar.! (Hırs,tamah, şehvet) Tevhid makamında herşey dilsiz olur, O söyler öyle bir suret oluşur ki ne cismi vardır, ne canı, ne cüzü ne de küllü.! Yüzbinler, yüzbinlerden temiz olarak zuhur eder, burada akıl kimdir ki kapı dibine düşmüş anadan doğma kör ve sağır, dilsiz bir çocuk.! Bu sırrın bir zerresi kime vursa, kimi ışıklandırsa o iki cihanın sultanlığına erişir.! O adam tamamıyla yok olmuştur ama herşey o adamdan ibârettir varlıktan meydana gelmiştir ama yokluk yine o adamdır.! Bir kul ihtiyarlayıp güçlerinden yoksun oldu mu onu azad ederler hür olur.! Sen “O”nda yok olursun tevhid budur.! Bu yok oluşu da yok et işte tefrit budur.!   

6- HAYRET VADİSİ: Altıncı vadi hayret vadisidir.! Bir şarap içer, sevişir sonra ayılırsın.! Sorduklarında ben mi gördüm, başkası mı gördü kendimde değildim ki..! ‘Rüyâda mı gördüm uyanık mı, sarhoş mı, ayık mı’ der.! Ahrette düştüğüm hayret dünyâdakiyle hiç ölçülür mü.? İnsânların nasibi ancak hayâldir, kimse hâl ne bilmez.! Ne yapayım diyene de ki : “birşey yapma, şimdiye kadar hep sen yaptın..!”

7-YOKLUK VADİ: Yedinci vadi fakru fena vadisidir.! Herşeyi unutmuşum, sağırlığın, dilsizliğin, hayranlığın yurduna gelmişim.! İki âlemde o denizin nakşından ibâret.! Öd ağacıyla odun bir ateşe atıldı mı ikisi de kil olur ; ama surette, sıfatta farklıdırlar.! Pis birisi külli denize dalarsa yine aşağılık hâlde kendi sıfatlarında kalır fakat temiz kişi denizde denizin hareketi olur hem vardır hem yok.! O aradan çıkmıştır.! 

alıntı (kaynak belirsizdi)

kelime 19.04.2008 20:07:11
insan ne ise o dur. sonradan iyi veya kötü olmaz.

mmmm 19.04.2008 20:26:26
insan sonradan iyi veya kötü olur
hem iyi hem kötü de olabilir
ve sonradan değişirde.
diğer yazıları okumadım
belki senin söylediğinle alakası yoktur dediğimin?

kelime 19.04.2008 20:46:53
insanın kendisi mutlaktır. değişen davranışlarıdır. davranışlar ise rüzgarda sallanan dal gibidir. değişir.

bitlerprensi 19.04.2008 20:52:57
hoffffffff
girmiim diyom deminden beri ama olmadı Smiley
çok çelişkili ifadeler var burda çözemedim konuyu Smiley

kelime 19.04.2008 20:59:12
"insanı kamil" dinin kendince olumladığı insanlara verdiği bir rütbedir.
insan bir rütbe sahibi olmaktan başka ne ister ?

mmmm 19.04.2008 21:44:50
baya var yaa rütbe sahibi olmaktan başka...
say say bitmez,rütbe sosyal istek oluyor di mi?

UGraSHAMAN 19.04.2008 22:21:03
kelime
eyvallah
dediğin gibidir
neyse o dur
ama naparsın kıl ü kale dalıyorum böyle
oyalanıyoruz
zat-ı alini muhabbetle selamlıyorum


Sayfa: 1 [ 2 ] 3 4