|
||
| TEVHİDE DAİR Cüneyd-i Bağdadi Çeviri Süleyman Ateş Bil ki Allah'a ibadetin başı Allah'ı bilmek (ma'rifet)tir. Allah'ı bilmenin (ma'rifetin) başı da Allah'ı birlemek (tevhid)dir. O'nu birlemenin (tevhidin) nizamı da "nasıl", "nerede", "ne zaman" sıfatlarını O'ndan kaldırmaktır. Kendisine yine kendisiyle istidlâl edilir. O, ancak O'nun muvaffak etmesiyle bulunur. Demek ki O'nu tevhid, O'nun muvaffak etmesiyle mümkündür. Tevhidden de O'nu tasdik mümkün olur. O'nu tasdikten sonra O'nda tahkika erilir. Tahkika erdikten sonra O'nu bilmek hâsıl olur. O'nu bilince O'nun davet ettiği şeye uyulur. O'nun emrine uymaktan O'na terakki hâsıl olur. O'na terakkiden O'nunla birleşme meydana gelir. O'nunla birleşmeden O'nun beyanına erilir. O'nun beyanına erince insana hayret gelir. Hayrete varınca da beyandan geçer. Allah'ın beyanından geçince de Allah'ı tavsiften (nitelemekten) kesilir. O'nu tavsiften kesilince O'nun varlığının hakikatine geçer. O'nun varlığının hakikatine geçince kendi varlığını kaybederek şühudun hakikatine erer. Bu suretle (insan) ruhi saflığına kavuşur. Ruhi saflığına kavuşunca kendi sıfatlarından mevcut-mefkud (var-yok), ve mefkud-mevcud (yok-var) olur. Olmadığı yerde var olur, olduğu yerde yok olur. Yok olduktan sonra dünyaya gelmezden önceki varlığiyle var olur. Şimdi o, gerçekte o değil iken gerçek o olmuştur. O, önce mevcud-mefkud (Allah'ta mevcud-kendinde mefkud) iken şimdi (Allah'ta) mevcud ve (kendinde) mevcuddur. Çünkü o, galebe sarhoşluğundan sahv (ayıklık) açıklığına çıkar, eşyayı yerine koymak, herşeyi yerli yerince yapmak için kendisine dünyevi müşahedesi tekrar geri verilir. Allah tarafından ihsan edilen en yüksek ruhi tekamüle eriştikten sonra etrafındaki insanlara örnek olsun, fi'line ve hareketlerine uyulsun diye fenadan sonra tekrar beşeri sıfatlarına döndürülür. * * * Bil ki: Sen seninle senden perdelenmişsin ve sen, seninle O'na (Allah'a) vasıl olamazsın. Ancak sen O'nunla O'na kavuşabilirsin. Çünkü ne zaman ki O, kendisiyle birleşmeyi sana izhar ederse, seni kendisini aramağa davet eder, sen de O'nu talebedersin. Allah'ı aradığın zaman bunun mahiyetini anlar ve elde etmek kasdiyle peşine düştüğün şeye yetişmek için nasıl çalışmak gerektiğini anlarsın. Bu mertebede (henüz) perdelenmişsindir. Nihayet Allah'a olan büyük ihtiyacın, O'nu talebe çevrilir. Ve talebinde, şiddetle aramanda senin rüknün ve direğin o ihtiyaç olur. Ve Allah'ı arama ilminde senin yapman için seçmiş bulunduğu amelleri yapman hususunda Allah sana destek olur. Allah'ı talepte ifa edilmesi lazımgelen şartları yerine getirmede riayet etmeni gerekli kıldığı şeylere riayet etmede seni takviye eder. Seni senden muhafaza eder. Seni senden yok etmekle seni bakaya kavuşturur ki, muradına kavuşasın ve sen o zaman O'nun bakasiyle baki olursun. Bu böyledir, çünkü muvahhidin tevhidi, Vahid'in bakasiyle bakidir. Her ne kadar muvahhid fani olmuşsa da. İşte o zaman sen sensin. Çünkü sen, senliğini kaybettin ve kendisinde fani olduğun Allah'ın bakasiyle baki oldun. Birincisi: Amellerini yaparak, cehd ve gayret sarfederek, nefsine muhalefet ederek ve onu istemediği amelleri yapmağa zorlıyarak sıfatlardan, huylardan ve tabii özelliklerden fani olmaktır. İkincisi: Hakk'ın senden istedği şeye uymak, ve seninle O'nun arasında hiçbir vasıta kalmamak, her şeyden kesilip sırf O'na yönelmek için ibadet ve taatlerdeki zevk alma düşüncelerinden fani olmaktır (İbadeti bir zevk için yaparsan, o zevk seninle Allah arasında vasıta olur. Ondan kesilmek lazımdır ki arada vasıta kalmasın). Üçüncüsü: Vecdin son mertebesinde Hak şahidi galebe edince artık Allah'ı müşahedeye ermenin farkına varmaktan da fani olmaktır. İşte o zaman sen fani-bakisin. Sen yok olduğun için gerçek varlığa kavuşmuşsun. Fiziki varlığın (resmin) kalır ama ismin (ferdiyetin) kalkar. Sen başkasıyle var olursun. * * * Bil ki: Halk arasında tevhid, dört mertebe üzre bulunmuştur: 1) Birinci mertebe avamın tevhididir. 2) İkinci mertebe ilm-i zahirin hakikatine ermiş (zahir ilimde iyi yetişmiş) kimselerin tevhidi. 3-4) Üçüncü ve dördüncü mertebe de ma'rifet ehli olan havassın tevhididir. Avamın tevhidi, başka rablar, putlar, zıdlar, şekiller ve Allah'a benzerler görmemek suretiyle Allah'ın birliğini ikrardır. Fakat bu tevhidde Allah'tan başkasından korkma ve umma vardır. Bu tevhid de iyidir, zira Allah'ın vahdaniyyeti ikrar edilir ve dini emirlere itaat edilir. İlmi zahirde iyi yetişmiş kimselerin tevhidi: Başka rabler, putlar, ortaklar, benzerler v.s. görmemek suretiyle vahdaniyyeti ikrar, bunun yanında zahiri emri tutmak, nehiyden kaçmaktır. Fakat bu fiillere imtisal, onların arzu ve korku, emel ve tama' gözelerinden çıkmaktadır (bundan dolayı yaparlar). Fiillerdeki tahkik hakikati, ikrarı tasdik hakikatindendir (yani tevhidi ikrar ettikleri için bu fiilleri yapmaktadırlar). Havass tevhidinin ilk mertebesi: Hiçbir benzer görmemek suretiyle vahdaniyeti ikrar, bunun yanında zahir ve batındaki emre imtisal, Allah'tan başka hiçbir şey arzu etmemek ve O'ndan başkasından korkmamak. Bu ikrarları ve amelleri, Cenâb-ı Hakk'ı yanlarında görmek ve emirlerine uymayı gerekli bilmekten ileri gelir. Havass tevhidinin ikinci mertebesi ise şudur: Bu mertebede olan seçkin kul, Allah'ın önünde ferdiyetsiz bir varlık, bir hayaldir. Allah ile kendisi arasında üçüncü birşey yoktur. Onun üzerinde Allah'ın tedbir tasarrufları, Allah'ın kudretinin hükümlerine göre cereyan eder (Allah onu istediği gibi idare eder). O, tevhid denizlerinin derinliklerine batmış, yok olmuştur. Ne nefsinden haberi vardır, ne Hakk'ın davetinden, ne de ona uymaktan. Allah'a yaklaşmanın hakikatinde O'nun gerçek vahdaniyyetine ermiş, hissi, hareketleri gitmiştir. Allah ondan ne isterse onu onda yapar. Buradaki ilim şudur (yani bunun ilmi izahı şudur): Kulun sonu evveline (ilk varlığına) döner. Olmazdan (dünyaya gelmezden) önceki hayatına döner, öyle olur. Bunun delili de Allah Zülcelâl'in şu sözüdür: "Rabbın, Âdem oğullarının zürriyetlerini kendi bellerinden almış ve onları kendi nefislerine şehadet ettirmişti: Ben sizin Rabbınız değil miyim? Evet; dediler." (1). Bu zamanda var olan kimdir? Var olmazdan önce nasıl var olabilir? Sâf, hoş ve mukaddes ruhlardan başkası mı cevap verdi Allah'ın sorusuna? Bunlar, Allah'a, yine Allah'ın nüfuzlu kudreti, ve kâmil iradesiyle cevap vermiş değiller miydi? İşte şimdi de o olmazdan önceki varlıkları gibi oldu. İşte bu, Vahid'i tevhid eden muvahhidin tevhidinin son mertebesidir. Onun kendi ferdiyyeti gider. 1. A'raf Sûresi: 171 -------------------------------------------------------------------------------- Yukarıdaki yazı Süleyman Ateş, "Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) Hayatı, Eserleri ve Mektupları, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1970'den alınmıştır. |
||
|
||
| ÖZDEYİŞLER (Seçmeler) Han-Shan (1546-1623) İngilizce'den Çeviren S.P. Han Shan (1546-1623) Ming hanedanlığı sırasında yaşamış Çin'in en büyük Chen (Japonca'da Zen) üstadlarından biridir. Yalnızca egonun aldatıcı dünyasını görenlere Dharma boşuna vazedilir. Aynı şekilde ölülere de vazetmiş olabilirdik. İnsanların gerçek, hakiki ve ebedi olanı bırakıp yerine fiziksel dünyanın fani biçimlerinin, yalnızca egonun aynasında yansıyan biçimlerin peşine düşmeleri ne kadar aptalca. Dış görünüşlerin ötesine ilgi duymayan aldanmış varlıklar imajlara tutunmakla hoşnutluk duyarlar. Onlar maddi dünyanın sürekli akışkan enerjilerinin ebedi biçimlere dönüşebileceğini düşünürler ve bu biçimleri isimlendirir onlara değer verirler ve sonra büyük krallar gibi onlar üzerindeki hakimiyetlerini kullanırlar. Maddi şeyler ölü nesnelere benzer ve ego onları canlandıramaz. Büyük kralların kendilerini krallıklarıyla tanımlamaları gibi ego da kendisini maddi nesnelere bağladığında ölüler ülkesinin üzerinde başkanlık etmektedir. Dharma yaşayanlar içindir. Ebedi olan geçici olanda ikamet edemez. Hakiki ve sürekli saadet egonun değişen aldatıcı dünyasında bulunamaz. Hiçkimse bir serabın suyunu içemez. Aydınladığını iddia eden, gerçeğin kalıcı olmayan doğasını anladıklarında ısrar eden kimseler de vardır. Maddeciliğin hastalıklarının kendilerini etkileyemeyeceğiyle övünerek, bağışıklıklarını tüm dünyevi zevklerden dikkatlice sakınarak ispat etmeye çalışırlar. Fakat onlar da karanlık içindedirler. Kendilerini karşılaştıkları her duyu nesnesinin hilesine maruz bırakanlar da yanılgı içindedirler. Maddi nesnelere ait algıların kalpte serkeş arzu doğurduğu doğrudur. Böyle görünen nesnelerin temelde ne kadar değersiz oldukları anlaşıldığında serkeş arzuların ürkek düşüncelere indirgendiği de doğrudur. Ancak bizler manevi uygulamamızı yanılgıyı dağıtma disipliniyle sınırlayamayız. Dharma, gerçeğin doğasını anlamaktan fazlasıdır. Maddi şeylere bağlılığımızı yok etmek için en iyi yol hangisidir? İlkin, iyi keskin bır kılınca hakikati açığa çıkarmak için görünüşleri baştan başa kesecek tefrik/ayırım kılıcına ihtiyacımız vardır. Maddi şeylerdeki tatminimizin ne kadar hızla yok olduğunu ve duyu zevklerinin ne kadar sıra sürede hoşnutsuzluğa döndüğünü ikaz eden bir nokta belirleriz. Keskinleştirdiğimiz sürekli farkındalıkla bu kılıcı bileyleriz. Kısa bir süre sonra bu kılıncı ne kadar nadir kullandığımızı anlarız. Eski arzuları kestiğimizde yenileri de bizlere sıkıntı vermeye cesaret edemezler. Dünyada yaşayan hakiki Dharma talipleri gündelik eylemlerini bir cilalama aleti gibi kullanırlar. Onlar dışarıdan etrafa kıvılcımlar saçan çeliğe vurulan bir çakmaktaşı gibi meşgul görünürler. Fakat içlerinde sessizce büyürler. Sıkı çalışıyor olabilmelerine karşın işin kendilerine getireceği kazançlar için değil işin kendisi için çalışırlar. Emeklerinin sonuçlarına bağlanmaksızın Yol'un asli sükunetine ulaşmak için eylemi aşarlar. Sert bir çağlayan da birbirine vuran çakmaktaşı gibi köpürür - o da kendi tarzında her taşın yüzeyini düzleştirmez mi? Egonun aldatıcı dünyasında herşey sürekli değişir. Ancak sürekli değişim sürekli kaostur. Ego kendisini böylesine çok eylem girdabının merkezinde gördükçe kozmik uyumu tecrübe edemez. Örneğin egonun yıkıcı bir kasırga olarak gördüğü şey evrenle ilgili olduğu sürece sebep ve sonuç daimi zincirindeki bir halka, mükemmel bir doğa olayıdır. Egoya sahip olmayan evren kasırgalar veya okyanusun rüzgarları hakkında hükümler vermeksizin varoluşunu sürdürür. Egodan uzaklaştığımızda bizler de yaşamın değişken olaylarını sükunetle kabullenebiliriz. Önyargılı ayrımları -nazik veya sert, güzel veya çirkin, iyi veya kötü- durdurduğumuzda huzur veren bir sükunet zihinlerimize nüfuz edecektir. Ego olmazsa duyular da tahrik olmaz. Zihnimiz ve bedenimiz tabiatı gereği saftır fakat onları günah dolu düşünceler ve eylemlerle bizler kirletmekteyiz. Asli saflığımızı yeniden kazanmamız için yalnızca birikmiş kirleri uzaklaştırmaya ihtiyacımız var. Fakat temizleme işleminde nasıl bir yol izleyeceğiz? Kendimizle kötü alışkanlıklarımız arasına bir engel mi koymalıyız? Ayartan yerlerden kendimizi uzaklaştırmalı mıyız? Hayır. Mücadeleden kaçıranarak zafer iddia edemeyiz. Düşman çevremizde değil kendi içimizdedir. Kendimizle yüz yüze gelmek ve beşeri zaaflarımızı anlamaya çalışmak zorundayız. Kendimize, ilişkilerimize, sahip olduklarımıza dürüst bir bakış atmalı ve nefsimize düşkünlüğün bizi ne kadar ele geçirdiğini kendimize sormalıyız. Bu mutluluk getirir mi? Elbette hayır. Eğer kendimize kesin olarak dürüst olursak kendi aptalca benlikçiliğimizin (egotism) bizleri kirletmiş olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız. Bu itiraf acı vericidir. Evet, buzu eritmek istiyorsak ısı uygulamalıyız. Isı arttıkça buz daha hızlı erir. Bu bilgeliktir. Araştırmamız ne kadar yoğun olursa o kadar hızlı bilgeliğe ulaşırız. Bilgelikte büyüdüğümüzde kendi eski benlikçi (egotistical self) benliğimiz de küçülür. Mücadele daha sonra biter. İçinde olduğumuz durumu anlamadığımızda bile Dharmaya sarsılmaz bir inançla birlikte eylemde bulunduğumuz zamanlar vardır. Başka zamanlarda da kendi durumumuzu anlarız fakat tamamen inançlı olmaya korkarız. Örneklerden birinde kalbimiz vardır diğerinde de zihnimiz. Bu ikisini bir araya getirmeliyiz! Anlayış ve İnanç! Küçük bir destekle bir kaldıraç tonlarca ağırlığı hareket ettirebilir. Tek bir açgözlü düşünceyle bütünlük içindeki yıllar dağılabilir. Bir tane açgözlü düşünce korku ve şaşkınlığın tohumudur. Bu düşünce daha da azacaktır. Açgözlü eylemin getirdiği maddi kazanç kesinlikle küçüktür. Açgözlülük olmadan eylemde bulunmak ve bazı maddi kazançları kaybetmek de bu yüzden küçük bir kayıptır. Ancak kişinin bütünlüğünü kaybetmesi! İşte bu büyük bir kayıptır. Aydınlanmış kişi dayanak noktasına duyduğu huşuyla kaimdir. İnsanlar ne için çabalar? Para, ün veya etkili ilişkiler veya Dharma. Kişi zengin olabilir fakat ailesi tarafından kendisinden nefret edilebilir. Başka bir kişi herkesçe sevilebilir fakat tek bir kuruş sahibi değildir. Bir üçüncü kişi vatandaşlarınca kahraman olarak yüceltilir fakat ne maddiyat ne de kendisini seven bir aileye sahip bulabilir. Genellikle bir amacı sonuçlandırmak için gösterilen çaba öylesine çoktur ki diğer amaçlara ulaşılamayabilir. Ancak Dharmaya ulaşmak için çabalayan insanlar için durum nedir? O kişi başarıya ulaşırsa tek bir amaçta diğer üç amacın birliğinden de fazlasını elde eder. Dharmaya sahip olanın kaybedeceği hiçbirşey yoktur. Bir balığı karaya koyun ölene kadar okyanusu hatırlayacaktır. Bir kuşu kafese koyun gökyüzünü unutmayacaktır. Herbiri tabiatının olması gerektiğine karar verdiği yere, hakiki evine özlem duyacaktır. İnsanoğlu cehalet halinde doğar. Onun asli doğası sevgi, merhamet ve saflıktır. Yine de eski evi hakkında tek bir düşüncesi olmadan, öyle keyfice göçer ki. Bu balıklar ve kuşlardan daha üzücü değil mi? Yapılacak doğru şeyi bildiğimizde doğru şeyi yapmak kolaydır. Yol'u bulmak için içgüdülerimize güvenemeyiz. Rehbere ihtiyaç duyarız. Fakat bizlere birkez yol gösterildiğinde tırmanmaya başlarız, her adımımızda bilgeliğimiz ve sabrımız artar. Aşağılara baktığımızda eski arzularımızın ne kadarının yolun kenarında cansız düşmüş olduğunu görürüz. Onlar öylesine cansız görünürler ki onlara karşı koymakta cesaretimizi niçin yitirdiğimize şaşırırız. Bilgelik Dağı diğer dağlardan farklıdır. Tırmandıkça daha da güçleniriz. Toplumun sakındığı insanlardan çok şey öğrendim. Evet bu doğru. Öğüdümü dinle. Eğer iyi öğretmenler bulmak istersen kör, sağır veya cahil olmakla reddedilmiş insanları ara. İnsanlar her zaman kolay yol ararlar. Zor yol -güç deneyimler ve acı dolu idraklerle öğrenilmiş yol- onları ilgilendirmez. Onlar kısa bir yol isterler. Hakiki Dharma talipleri kestirme yollardan korkarlar. Onlar daha iyi bilirler. Onlar çabasız herhangi bir başarı olmadığını bilirler. Onları hareket halinde tutan anlayış budur. Tırmanma mücadelesini takdir edemeyen insanlar, nerede bulundukları, kim olduklarının farkındalığı ve tırmanmaya devam etme kararlılığıyla ilgili anlayış zaafı çekerler. Onların asla Dharmaya ulaşmamalarının sebebi budur. Evrendeki herşey değişime maruzdur. Bunun tek bir istisnası vardır: ölüm her zaman hayatı izler. İnsanların, hayatlarında sanki ebediyyen yaşayacakmış gibi davranmaları, ölümün endişelenecek bir şey olmadığına farkına varmamaları garip değil mi? Tabii eğer gerçekten bekledikleri kadar uzun yaşamak istiyorlarsa Dharma'yı takip etmeleri iyi olurdu. Yaşam, ölüm ve değişim Dharmakaya'da aşılır. Kibar bir toplumda herkes bir adamın ellerinin kirli oluşuna dikkat eder. O kişi kibirli bakışlara maruz kalır. Yakınındakiler adam ellerini yıkayıncaya kadar rahatsızlık duyacaklardır. Fakat karakteri hırs ve nefretle kirlenmiş bir insana en ufak şekilde dikkat edilmeyişi komik değil mi? Böyle bir kişi mükemmel bir kolaylıkla hareket edecektir. Açıkçası kirli bir karakter kirli bir el kadar dikkat edilmeye değer değildir. Kirli elleri temiz bir hale dönüştürmek çok kolaydır. Sadece yıkama yeter. Ancak ya yozlaşmış karakteri dönüştürmek? Bu oldukça zor bir başka problemdir.... Eğer bir insan çok fazla dünyevi yük taşırsa bedeni kısa bir süre sonra çökecektir. Eğer dünyevi sorunlara çok fazla üzülürse zihni kısa bir süre sonra çökecektir. Maddi şeylerle böylesine meşgul olmak yaşamak için tehlikeli bir yol, aptalca enerji kaybıdır. Kişi ihtiyaçlarını basitleştirmeli ve gücünü manevi amaçlara ulaşmak için kullanmalıdır. Hiçkimse kendini kısıtlamayla zihin veya bedenine hasar vermemiştir. Nihayetinde güçlük ve zevk arasındaki fark nedir? Güçlük bir engeldir ve engel bir meydan okumadır ve meydan okuma kişinin Dharma gücünü kullanması için bir yoldur. Bundan daha zevkli ne olabilir? İnsanlar her zaman güçlükten fazlasıyla korkarlar. Yaşamları boyunca güçlükten kaçıp kolayı benimserler. Benim durumum ise tam tersidir. Güçlük ve kolaylığın arasına asla ayırmam. Önümdeki yol ister zor ister kolay olsun onu takip etmekte bir an tereddüt etmem. İnsanlar hırsızları maddi şeyleri çalmakla suçlarlar. Bense ruhları çalan hırsız türünden endişe ediyorum. İnsanlar mülklerini korumaya çalışırlar. Bunun için duvarlar inşa ederler ve güvenlik sistemleri kurarlar. Yakaladıkları her hırsızı da asarlar. Peki kendi zihinlerini yozlaşma ve kayıptan korumakta ölçüleri ne? Maddi kazançlar ve manevi kazançlar bulunur. Arzulanan maddi nesneleri kazanmak için zihin zahiri dünyayı araştırır. Manevi kazançları aradığında zihin dikkatini kalbe yöneltir. Kalbini bilmeyen kişi maddi dünyaya bağlıdır. Dharma taliplisi derununa bakar ve kalbine ulaşır. Bağlılıkları düzenlemek istediği yer burasıdır. İnsanları Dharma Yoluna döndürmek için en iyi yol ilkin kendinizi döndürmenizdir. Başkaları için takip edilecek bir örnek olun. İyi bir karakterden doğan doğal bir eylem en belağatlı sözden daha ikna edicidir. Hepimiz öğüdümüzü dinleyenleri sevme kulak arkası edenleri de sevmeme eğilimine sahibiz. Kendimizi bu eğilime karşı korumalıyız. Eğer duygularımızın bizi etkilemesine izin verirsek Dharma'nın öğüdünü kulak arkası etmekle suçlu oluruz. Sevgi ve nefret bilincimizi etkileyebilir ve önyargısız gözlerle görme, açıkça kavrama kabiliyetimizi tehlikeye düşürür. Karanlıkta tökezleyebiliriz. Duygularımızı kontrol altına aldığımızda ışığı kavrarız. |
||
|
||
| İnsanlar duyularının tahrikini arzularlar. Onlar bu tarz dışsal heyecanlardan hoşlanırlar. Fakat böyle bir arzuyu acının bir formu olarak görüyorum. Duyusal tahrik kendi kendisini besler, gittikçe daha da büyür ve sürekli artan bir iştahı geliştirir. İnsanlar iştahlarını doyurmaya çalışırken hem kendilerini hem de başkalarını tehlikeye atarlar. Dharma bilgeliğinden doğan zevk içsel bir heyecandır. Mutluluk onu zevketme kapasitesiyle birlikte artar. Zevkler arasında bir seçim yapma imkanı verildiğinde aydınlanmış insanlar her zaman Dharma'yı seçerler. Çoğu kimse yalnızca değişimi algılarlar. Onlar için nesneler gelir ve giderler. Er ya da geç yeni olan eskir, değerli olan değersizleşir. Egoları herşeyin kaderini belirler. Varoluş böyle sonlu, gelip geçici terimlerle tanımlandığında insanları ve nesneleri kontrol etmek egonun bir egzersizi olarak görünür. Niçin olmasın? Ego değişimin öznesi üzerinde otorite değil mi? Elbette ego Asla Değişmeyen Bir Şey'e yaklaştığında şaşılacak derecede cahil olur. Günümüzde insanlar Değişmeyeni takdir etmiyorlar. Her heves ve modaya uymakta itişip kakışıyorlar. Tıpkı komedyenler gibi çılgınca yeni şakalar edinmeye çalışıyorlar. Hayatları dinleyicilerin kahkasına bağlı. Gerçekten komik olan kendilerinin özgür, güçlü ve kontrol altında olduklarına inanmalarıdır. Aslında onlar, sadece bir illüzyona umutsuzca köleler. Bak, tüm dünyevi başarılar negatif yöne sahiptir. Zenginleştikçe daha fazla gurura sahip olursun. Derecen arttıkça daha fazla patron olursun. Hırsın büyüdükçe daha düşüncesiz olursun. Dharma'da başarı daha farklı işler. Daha iyi oldukça daha da iyi olursun. Dalgalar denizi kabartır, yeldeğirmeni rüzgar yüzünden döner. Rüzgarı kaldır deniz sakin olur yeldeğirmeni durur. Çünkü her etkinin bir sebebi vardır. Maddi dünyadaki şeylere duyulan arzu dalgaları zihinlerimizi karıştırır, sürekli ajitasyon halinde tutar, her yöne koşuşturur. Eğer aruzlarımızı yok edersek ne olacağını düşünüyorsun? Kaynak sığsa derenin akışı yavaş olur. Su değirmeni dönmeyecektir. Uzun bir bina eğer temeli sağlam değilse uzun müddet kalmayacak, duvarlar çatlayacak ve kısa bir süre sonra zemin çökecektir. Derinlik ve sağlamlık iyi ve dayanıklı bir için elzemdir. Bilgeler bunu biliyorlardı. Onların Dharma'da kendilerini kökleştirmelerinin sebebi de buydu. Onlar hiçbir şeyin yıkamayacağı iyilik kuleleri oldular. Onların aydınlanmaları diğer nesillere ilham veren ve onlara rehberlik eden bir işaret feneriydi. Dharma çalışmasından, onu yüzeysel olarak hatırlamaktan tatmin olma. Onun içine gömül. Gidebildiğin kadar derine git. Dharma'yı kavramak için iki yol bulunur: Hızlı Yol, dikkat çekici bir farkındalıkla illüzyon engelinin paramparça olduğu bir yoldur; Tedrici yol, sürekli çabayla gittikçe illüzyonun dağılması yoludur. Yollardan biri veya diğeriyle engel yok edilmelidir. Sınırsız gök ve koskoca dünya göze kolaylıkla görünür fakat küçük bir parça iplik gözün görüşünden kaçabilir. Sevgiyle dolu bir kalp evren kadar genişleyebilir fakat küçücük bir nefret kalbi söndürebilir ve sevgiyi tüketebilir. Küçük şeylerdeki gücü asla küçümseme. Bilgeler her zaman en küçük şeylere tam bir dikkat göstermişlerdir. Geniş bilgiye sahip yüzlerce insan geleceği öngörmekte başarısız olsalar bile bilge kişi kendi yeteneklerinin sebat edeceğine ve başaracağına güveni tamdır. Aynı yüzlerce insan öngörüsünde başarılı olsalar dahi yalnızca bilgiye sahiptirler ve bilgelikten doğan kendine güvene sahip olmakta başarısız olacaklardır. Kitabi bilgi yalnızca şüphe doğurur ve şüpheler kafa karışıklığına sebep olur. Bu şartlarda kendine güven gelişemez. Fakat bilgelik güvene sevkeder ve güven anlayışı ve açık düşünmeyi ilham eder. Dharma izdeşleri şüpheyi yok etmek ve iyilikte kullanılacak bilgiye ulaşmak için bilgelik yolunu izlerler. Beden arındıkça kişinin Buda Doğası daha da parıldar. Başlangıçta hala bedene ihtiyaç duyarız. Beden tıpkı bir lamba gibidir. Fakat hala gölgelerin bilincinde olabilir. İlerledikçe bedenin evrenin kendisi olduğunu hissederiz ve kendi Buda Benliğimiz tıpkı güneş gibi tamamen parıldar. Evrenden en küçük bir ot parçasını bile çıkarsan evrenin artık herşeyi kapsadığı söylenemez. Saf bir zihne en küçük bir hırs veya şehvet tohumu ekersen zihnin artık kirli olmadığı söylenemez. Küçük şeylere bile dikkat et. Onların yoklukları veya varlıkları herşeyi değiştirebilir. Buda Doğamız her zaman açık ve parlaktır. Eğer onu göremiyorsak sebebi gözlerimizin duygusal kirlerle oluşan karanlıkla perdeli oluşudur. Kirleri kirle temizlemeyiz, duyguları da duygularla sakinleştiremeyiz. Öyleyse bu perdeyi nasıl kaldırırız? Dharma bilgeliğini kullanırız. Aydınlanma perdeyi kaldırır ve Buda Yüzümüzü aydınlatır. İnsanlar bir arzuyu yok etmek için irade gücünü ne kadar kullanırlarsa arzularını o kadar güçlendirirler. Ek bir güç yalnızca onların daha fazla karışmasına hizmet eder. Bu insanlar soruna takılı hale gelirler. İnsanlar Dharma hakkında onu ne olduğunu bilmeden ne kadar fazla konuştukça o kadar daha çok cehaletlerini arttırırlar. Cehaletleri büyür ve bir zaman sonra kendilerini dürüstlük kuleleri olarak görmeye başlarlar. Onlar tıpkı başkalarına yüzmeyi öğretmek için suyun dışına çıkan balıklar veya uçma dersi veren kafesteki kuşlar gibidirler. Eğer bir arzuyu zaptetmek istiyorsan onun maskesini düşür ve onun gerçekte ne olduğunu gör. O arzu hemen önemsizleşecektir -üzerinde ikinci kez düşünmeye bile değmez. Eğer Dharma üzerine söylevde bulunmak istersen onun senin doğal alışkanlığın olmasına izin ver. Onda (dharmada) evindeymiş gibi ol. Kendi hataların ve temel arzularını bilerek beşeri doğaya kendini alıştır.Hemen başkalarının hatalarından ötürü bağışlayacaksın. İnsanlığa sevginde mütevazi ve nazik ol. Başkaları için örnek alınacak bir kimse olmanın yolu budur. Gururun sertliği dürüstlük değildir. Böylesi bir gururun sahip olduğu maneviyat ölü katılığındadır. Maddi dünyanın nesneleri rüya-dramasının setleri, destekleri ve karakterleridir. Kişi uyandığında sahne yok olur. Oyuncular ve izleyiciler de kaybolur. Uyanma ölüm değildir. Bir rüyada yaşayan rüyada ölebilir; fakat rüya görenin rüya ile yok olmayan gerçek bir varoluşa sahiptir. Gerekli olan tek şey onun için rüyanın bitmesi, rüya imgeleriyle büyülenmiş olmanın kesilmesi ve yalnızca rüya gören bir kişi olduğunun farkına varmasıdır. Dharma'nın mükemmel sükunetinde kalp herşeyi algılar ve anlar. Konuşmak için dile ihtiyaç duyan kelimeler yoktur; işitmek için kulağa ihtiyaç duyan sesler yoktur, görmek için göze ihtiyaç duyan işaretler yoktur. Dharma'da yaşayanlar kalplerinde yaşarlar. Ne garip onların bedenleri çökse dahi nefesleri hoş kokulu serin bir melteme benzer. Onlara yakın olmak ne kadar harika! Eğer kişi yalnızca maddenin yüzeysel formları görür ve görünür gerçeğin hakiki doğasına nüfuz etmezse o kişi manen kördür. Eğer gürültünün geçici işlevi duyar ve işitilen gerçeğin hakiki doğasına nüfuz etmezse o kişi manen sağırdır. Formlar ve sesler yalnızca illüzyonlardır. Biz görünüm ve sesi, gerçeğin hakiki doğasını anlamak için özlerine nüfuz etmekte kullanıyoruz. Dağlar, nehirler ve dünya bizatihi Bir'in parçalarıdır. Berrak bir zihin şeffaftır (transparent); tüm varoluş berrak zihinle görülebilir. Ego yanılsamasıyla bulutlanmış zihin kendisinden başka hiçbir şeyi göremez. Bir'in içinde olduğunu kavramaya çalış! Bedenin maddi dünyada ikamet edebilir fakat zihnin arzulayacağı kendisinden başka birşeyin olmadığını anlayacaktır. Eylemler küçüktür; İlke büyük. Eylemler çeşitlidir; İlke bir. İlke'yi yaşayanlar, onun anlamının kendi iliklerine sirayet etmesine izin verenler asla ona zıt düşecek eylemde bulunmazlar. Yaptıkları herşeyde İlke'yi yerine getirirler. İster meşgulken ister değilken asla aldatıcı, asla çıkarcı değildirler. Onların gizli güdüleri ve herhangi bir şeye ihtiyaçları yoktur. Dharma arayışında ciddi olanlar bilgelik sezgisini yaptıkları herşeyde ararlar. İster bir işle meşgul isterse dinleniyor, ister yalnız ister kalabalıkta olsunlar kendilerini buldukları her durumda şuurlu bir farkındalıkta kalmaya çaba harcarlar. Böyle bir uyanıklık kolay değildir. Fakat uygulamaya alıştıklarında bu öylesine doğal bir eylem haline gelir ki çevrelerindeki hiç kimse onların neyi başarıyor olduklarını hiçbir şekilde anlamazlar. Buda zihni evreni içerir. Bu evrende yalnızca bir saf cevher, bir mutlak ve görünmez Hakikat vardır. İkilik görüşü mevcut değildir. Küçük bir zihin yalnızca ayrılık, bölünme yanılgısını içerir. Bu zihin yansıyan nesneleri hayal eder ve hakikati izafi zıtlık terimleriyle tanımlar. Büyük küçük ile tanımlanır, iyilik kötülükle, saf kirli olanla, gizli görününle, dolu boşlukla tanımlanır. Zıtlık nedir? Düşmanlık, çatışma ve kargaşa arenası. İkiliğin aşıldığı yerde huzur hakim olur. Bu Dharma'nın temel hakikatidir. Yalnız bir kişi konuşma yapamaz. Davulun sesi yansıtmak için içinin boş olması gerekir. Olmayanlar sayılır. Kelimeler sınırlıdır. Yorumlar farklı. Söylenmeyenler de anlamlıdır. Mutlak Hakikat kelimelerle ifade edilemez. O, tecrübe edilmelidir. İşte o zaman belağatli sessizlikte Dharma'nın farkına vardığımızı en iyi şekilde ifşa ederiz. -------------------------------------------------------------------------------- Yukarıdaki yazı "Maxims of Han Shan"dan kısaltılarak ve benzer konudaki maddeler biraraya getirilerek alınmıştır. |
||
|
||
| insanın kamil olarak varolduğu, o şekilde yaşayıp o şekilde öldüğü fikri tamamen mantık dışı. çünkü değişim gösteren bir şey kamil mükemmelikte olamaz. insan büyük bir ırmağın akıntısı içinde hayatını sürdürür. yönü ve varlığı ırmağın suyundan bağımsız olamaz. şartlar ve gerekler dediğimiz ilişkilerle onunla etkilileşim halindedir. .. insan bilinci doğanın bir parçasıdır. cesetten insanı yaratan bilinç yine doğanın bir eseridir. |
||
|
||
| " çünkü değişim gösteren bir şey kamil mükemmelikte olamaz. " yukarıdaki özdeyişlerde de ana fikir bu zaten. "insan bilinci doğanın bir parçasıdır. cesetten insanı yaratan bilinç yine doğanın bir eseridir." tamam canım doğanın olsun bu mantık dışı değil madem , bilinçsizce varolan doğa bilinç vermiş insanahatta insanı yaratan bilinçmişte o doğanın eseriymiş. acayip mantıklı oldu. |
||
|
||
| "insan bilinci doğanın bir parçasıdır." cümlenin başını anlamayı atlamışsın. ikinci kısmına bodoslama dalmışsın ![]() insan beyninin sadece bedenine ait bir uzuv olmadığını taş, toprak vs. gibi doğanın bir parçası olduğunu düşün. |
||
|
||
bilinç bile ilginç acaip bişey , tesadüfen doğa oluyor , sonra o doğanın bir parçası bilinç , sonra o bilinç hem doğayı hem kendisini açıklıyor : tesadüf ![]() herkes anladı bi ben kaldım , valla nasıl anlıyorsunuz , bi anlatıverseniz. |
||
|
||
| ben yaratılmaktan bahsetmiyorum. mevcut durumu açıklıyorum. | ||
|
||
| bende mevcut durumun hiçte açıklanmış gibi durmadığını söylüyorum.yukarıdaki soru da yaratma-yaratılma ya da bu kavramları ima eden ne var ? | ||
|
||
yukarıdaki soru da yaratma-yaratılma ya da bu kavramları ima eden ne var ? burdan anladım: bilinçsizce varolan doğa bilinç vermiş insana hatta insanı yaratan bilinçmişte o doğanın eseriymiş. acayip mantıklı oldu. neyse konumuza basit bir soru ile dönersek: sen insanın 'kamil' yaratıldığını ve 'kamil' olduğunu mu düşünüyorsun ?? |
||
|
||
| hayır , kamil olma potansiyeli taşıdığını düşünüyorum. konumuza dönmeden önce : "bilinç bile ilginç acaip bişey , tesadüfen doğa oluyor , sonra o doğanın bir parçası bilinç , sonra o bilinç hem doğayı hem kendisini açıklıyor : tesadüf herkes anladı bi ben kaldım , valla nasıl anlıyorsunuz , bi anlatıverseniz. " bak hiç yaratma falan yok , şimdi biraz açıver,ben anlamaya çalışayım. |
||
|
||
| meyi anlamadığını anlamadım.. anlamış şekilde yazmışsın ?? | ||
|
||
demek anladığımı anlamamışım,tamam o zaman
|
||
|
||
| ATMA-BODHA (ATMA BİLGELİĞİ) Adi Şankaraçarya (M.S.686-718) İngilizce'den Çeviren S.P. 1- Benlik bilgisine ilişkin düzenlemiş olduğum Atma-Bodha risalesi kendilerini zühd pratikleriyle arındırmış ve kalbinde huzurlu ve sakin, arzulardan özgürleşmiş ve kurtuluşa özlem duyan kimselere yöneliktir. 2- Ateşin yemek pişirmenin doğrudan sebebi olması gibi Bilgisiz kurtuluş olamaz. diğer tüm disiplin formlarıyla karşılaştırıldığında Benlik Bilgisi kurtuluş için tek doğrudan yoldur. 3- Eylem cehaleti yok edemez zira eylem cehaletle çatışmazlık içinde veya ona karşı değildir. Bilgi, ışığın karanlığı yok etmesi gibi cehaleti bütünüyle yok eder. 4- Nefs cehalet sebebiyle sonlu görünür. Cehalet yok edildiğinde herhangi bir çokluğu kabul etmeyen Benlik, tıpkı bulutlar geçip gittiğinde (ortaya çıkan Ç.N.) Güneş gibi kendisine kendisini tamamen ifşa eder. 5- Sürekli bilgi uygulaması cehaletle lekelenmiş ve daha sonra kendisini yitiren Benliği arındırır (Jivatman),- tıpkı 'Kataka-yemişi" tozunun konulduktan sonra çamurlu suyu temizlemesi gibi. 6- Bağlılık ve nefretle dolu dünya rüya gibidir. Dünya, devam ettiği sürece gerçek olarak görünür fakat kişi uyandığında gerçek olmadığı görülür. (yani hakiki bilgelik doğduğunda) 7- Asli sebep, tüm bu yaratılışın kaynağı Brahman idrak edilmedikçe Jagat gerçek görünür. O, tıpkı büyük bir istiridyedeki inci aldanışı gibidir. 8- Alemler sudaki kabarcıklar gibi herşeyin maddi sebebi ve dayanağı olan Yüce Benlik'de doğar, yaşar ve çözünürler. 9- Tüm tezahür etmiş nesneler ve varlıklar dünyası, aynı altından yapılmış farklı ziynet eşyaları gibi Ebedi, Herşeye nüfuz eden Vişnu'nun dayanaklığı üzerindeki tasavvurda yansımaktadır. 10- Herşeye nüfuz eden Akaşa, birbirinden farklı çeşitli koşullarla (Upadhis) ilişkisinden dolayı çeşitli görünür. Mekan bu sınırlandırıcı ilavelerin yok olmasıyla bir olur: Bu yüzden Heryerde olan Hakikat çeşitli Upadhilerle ilişkisinden dolayı çeşitli olur ve bu Upadhilerin yok olmasıyla tek bir olur. 11- Çeşitli koşullarla ilişkisi dolayısıyla kast, renk ve durum gibi fikirler tıpkı lezzet, renk, vs. gibi şeylerin su üzerine izafesi gibi Atman'a izafe edilir. 12- Kendi geçmiş eylemleriyle ve beş unsurla yapılı belirlendiğinde her birey-"beş katlı benlik-bölümü ve karşılıklı kombinasyonu (Pancheekarana)- kaba-bedenle doğar, haz ve acı tecrübesini, tecrübe birikimlerini tadar. 13- Ana unsurlarla biçimlenmiş (Tanmatras) Beş Prana, on organ ve Manas ve Buddhi, "beş katlı bölümlenme ve birbirleriyle karşılıklı kombinasyon"dan önce (bireyin) tecrübe araçlarını içeren latif bedeni oluşturur. 14- Tanımlanamayan ve başlangıçsız Cehalet Nedensel Bedendir. Atman'ın bu üç şartlı bedenler (Upadhis)den başkası olduğunu bil. 15- Kusursuz Atman beş-örtü ile özdeşleştiğinde onların niteliklerini tıpkı bir kristalin çevresinin (mavi bez vs.) rengini almış görünmesi gibi Kendi'ne izafe etmiş görünür. 16- Tefrik edici benlik-araştırması yoluyla ve mantıki düşünceyle kişi tıpkı pirinci üzerini örten kabuktan, kepekten ayırmak gibi Saf benliğini de örtülerden ayırmalıdır. 17- Atman Heryere nüfuz eden olsa bile herşeyde parlamaz. O, tıpkı temiz bir aynada yansımak gibi iç organda, entelektte (Buddhi) yalnızca tezahür eder/görünür. 18- Atman'ın her zaman bir Kral gibi, bedenden, algılardan, zihin ve entelekten, maddeyi (Prakriti) inşa eden herşeyden ayrı ve tüm bunların şahidi olduğu anlaşılmalıdır. 19- Ay, gökte bulutlar hareket ettiğinde hareket ediyor gibi görünür. Aynı şekilde tefrik etmeyen kişiye algı organlarının fonksiyonuyla gözlemlendiğinde Atman, da aktif görünür. 20- Bilincin (Atma Chaitanya) canlılık enerjisine bağlı olarak beden, algılar, zihin ve entelekt kendi eylemleriyle kendilerini meşgul ederler tıpkı insanların Güneş ışığına bağlı olarak eylemde bulunması gibi. 21- Tefrik etme güçlerinden yoksun oldukları için aptallar, tıpkı gökyüzüne mavi rengi izafe ettikleri gibi Atman; Mutlak-Varoluş-Bilgi (Sat-Chit) üzerine beden ve algıların tüm çeşitli fonksiyonlarını izafe ederler. 22- Suya ait titreşimler cehalet sebebiyle suya yansıyan aya isnad edilir; aynı şekilde eylem, zevk ve diğer sınırlandırmalar (ki gerçekte zihne aittirler) aracı aldatıcı bir şekilde Benliğin (Atman) doğası olarak anlaşılır. 23- Bağlılık, arzu, haz, acı vs. Buddhi veya zihin fonksiyonları mevcut olduğu sürece algılanır. Zihin mevcudiyetini durdurduğunda derin uykuda onlar algılanmazlar. Bu yüzden onlar, yalnızca zihne aittir Atman'a değil. 24- Parlaklık Güneş'in doğası olduğu gibi, suyun serinliği ve ateşin ısısı gibi Atman'ın doğası da Ebediyet, Saflık, Gerçeklik, Bilinç ve Saadettir. 25- Bu ikisinin -Benliğin Varlık-Bilgi-yönleri ve entelektin düşünce dalgası- rastgele karışmasından "Ben bilirim" fikri doğar. 26- Atman asla birşey yapmaz ve onunla uyumlu entelekt'in 'Ben bilirim'i tecrübe kapasitesi yoktur. Ancak bizdeki bireysellik yanılarak kendisinin gören ve bilen olduğunu düşünür. 27- İpi yılan zanneden kimsenin korkuya yenik düşmesi gibi kendisini ego(Jiva) olarak gören kimse korkuya yenik düşer. Bizdeki Ego merkezli bireysellik kendisinin Jiva değil bizzat Yüce Nefs olduğunu idrak ederek korkusuzluğu yeniden ele geçirir. 28- Bir lambanın bir kavanoz veya bir çömleği aydınlatması gibi Atman da zihni ve algı organları vs. aydınlatır. Bu maddi nesneler cansız olduklarından kendi kendilerini aydınlatamazlar. 29- Işıklı bir lambanın diğer bir lambayı ışığıyla aydınlatmasına gerek yoktur. Aynı şekilde kendisi Bilgi olan Atman kendisini bilmek için başka bir bilgiye ihtiyaç duymaz. 30- Koşulları (Upadhis) reddetme süreciyle kutsal metinlerin 'Bu değil, şu değil' şeklindeki ifadesinin yardımıyla, bireysel nefisle Yüce Nefs'in birliği, yüce Mahavakyaslar tarafından işaret edildiği üzere idrak edilmesi gerekir. 31- Kozal beden'den -cehalet- tenimize kadar olan tüm bedenleri yok olacak kabarcıklar gibi algılanabilir objelerdir. Tefrik yoluyla Ben 'Saf Brahman'ımın tüm bunlardan tamamen ayrı olduğunu idrak et. 32- Ben bedenden farklıyım ve bu yüzden Ben, doğum, kırışıklık, yaşlılık, ölüm vs. gibi değişimlerden özgürüm. Ses ve lezzet gibi duyu nesneleriyle ortak hiçbir şeyim yok çünkü ben algı organlarının dışındayım. 33- Ben zihinden farklıyım bu yüzden acı, bağlılık, kötülük ve korkudan özgürüm zira "O, nefesin, zihnin dışındadır, Saf, vb...." büyük kutsal metin Upanişadlar'ın ifadesidir. 34- Ben sıfatsız ve eylemsizim; herhangi bir arzusu, düşüncesi (Nirvikalpa), kiri (Niranjana), değişimi (Nirvikara), biçimi (Nirakara), olmayan Sonsuz (Nitya), ebedi-özgür (Nitya Mukta), ebedi-saf (Nirmala) olanım. 35- Uzay gibi herşeyin hem içinde hem dışındayım. Değişmez ve herşey aynı, her zaman saf, bağımsız, kusursuz ve eylemsizim. 36- Gerçekten ben Ebedi, Kusursuz ve Özgür, Bir, görünmeyen ve ikiliksiz ve Değişmez-Bilgi-Sonsuz olan Yüce Brahman'ım. 37- Sürekli uygulamayla yaratılan "Ben Brahmanım"ın tesiri cehaleti ve cehaletle ortaya çıkan duygusal tahriki tıpkı ilaç veya Rasayana'nın hastalığı yok edişi gibi ortadan kaldırır. 38- Tenha bir yerde oturup zihni arzulardan özgürleştirerek ve duyuları kontrol ederek sarsılmayan bir dikkatle ikincisi olmayan Bir olan Atman üzerine yoğunlaş. (meditasyon yap) 39- Bilge kişi tüm nesneler dünyasını yalnızca Atman'da zekice bir araya getirmeli ve hiçbirşeyle puslanmayan gökyüzü gibi sürekli Benliği tefekkür etmelidir. 40- Ulvi olanı idrak eden kişi, isimlere ve formlara bürünmüş tüm nesnelerle özdeşleşmeyi bir kenara bırakır. (Bu yüzden) O, Sonsuz Bilinç ve Saadet'in tecessümü gibi ikamet eder. O, Benlik olur. 41- Yüce Benlikte "Bilen" ve "Bilgi" ve "Bilgi Nesnesi" gibi ayırımlar yoktur. Namütenahi Saadet'in doğasından ötürü O, kendisinde bu tip ayırımları kabul etmez. O, yalnızca kendisi vasıtasıyla parıldar. 42- Benliğin bu alçak ve yüksek yönleri iyi bir şekilde biraraya getirildiğinde ondan bilgi alevi doğar ve bizlerdeki tüm cehalet yakıtı bu yangının gücüyle yanıp kül olur. 43- Gündoğumunun Rabbi (Aruna) güneş doğar doğmaz zifiri karanlıktan uzaklaşır. Doğru bilgi, sinesindeki karanlığı yok ettiğinde Ben'in İlahi Bilinci, doğar. 44- Atman herzaman mevcut olan Hakikattir. Yine de cehalet sebebiyle idrak edilemez. Cehaletin yok edilmesiyle Atman idrak edilir. O, kişinin boynundaki kayıp ziynet gibidir. 45- Brahman cehalet sebebiyle tıpkı bir direğin hayalet gibi görünmesi gibi 'Jiva' olarak görünür. 'Jiva'nın hakiki doğasının Benlik olarak idrak edildiğinde Ben-merkezci bireylik yok olur. 46- 'Ben' ve 'Benim' gibi fikirlerle tanımlanan cehalet, tıpkı doğru bilginin yönler hakkındaki yanlış kanıyı kaldırması gibi Ben'in hakiki doğasının idrakiyle üretilen bilgiyle yok edilir. 47- Mükemmel idrak ve aydınlanmaya sahip Yogi kendi "bilgelik gözüyle" (Gyana Chakshush) tüm evreni kendi Ben'inde görür ve diğer herşeyi başka birşey değil kendi Ben'i olarak görür. 48- Atman'dan başka hiçbir şey mevcut değildir: duyulur evren aslında Atman'dır. Çömlek ve kavanozların tamamen topraktan yapılması ve toprak hariç hiçbirşey olmadıklarının söylenmesi gibi aydınlanmış nefs için de algılanan herşey Benliktir. 49- Benlik-bilgisinin kendisine bahşedildiği özgür kişi önceki sahip olduklarının (Upadhis) izlerini terkeder ve doğası Sat-chit-ananda olduğundan (büyüyen kurdun) bir arı (oluşu) gibi Brahman olur. 50- Yanılgı okyanusunu geçip hoşnutluk ve hoşnutsuzluk canavarlarını öldürdükten sonra Yogi kendi idrak ettiği Ben'inin şanında ikamet eden huzurla -bir Atmaram gibi birleşir. 51- Benliğinde-kalan Jivan Mukta, tüm hayali zahiri mutluluklara bağlılığı bırakarak ve Atman'dan neşet eden neşe ile doymuş halde kavanoz içinde bir lamba gibi derununda parıldar. 52- Koşullarla (Upadhis) yaşasa da o, müşahede halindeki kişi ebediyyen herhangi bir şeye ilgisiz durur veya tam bir bağımsızlıkla, bir rüzgar gibi hareket eder. 53- Upadhislerin yok olmasıyla temaşaya gömülü kişi, suyun içindeki su, mekanın içindeki mekan ve ışığın içindeki ışık gibi herşeye nüfuz eden Ruh, 'Vişnu'ya tamamen gömülür. 54- Ulaşılmasıyla ulaşılabilecek başka birşeyin kalmadığı, takdisiyle arzu edilecek başka bir takdisin kalmadığı kutsiyet ve bilinmesiyle bilinecek başka birşeyin kalmadığı bilgi olan Brahman olduğunu idrak et. 55- Görüldüğünde görülebilecek herhangi birşeyin kalmayıp bu dünyada yeniden doğmayan biri olunduğu ve bilindiğinde bilinecek başka birşey kalmadığı Brahman olduğunu idrak et. 56- Vaoluş-Bilgi-Saadet-Mutlak olan, İkiliksiz, Sonsuz, Ebedi ve heryeri -aşağı ve yukarı ve ikisi arasında mevcut olan heryeri- dolduran Bir'i, Brahman'ı idrak et. 57- İkiliksiz, Görünmeyen, Bir ve Saadet ve Vedanta'da tüm duyulur/hissedilir nesnelerin reddinden sonra idrak edilen Değişmeyen Müsebbib olarak ifade edilen Brahman'ı idrak et. 58- Brahma ve diğerleri gibi Tanrılar Brahman'ın sınırsız Saadetinden yalnızca bir parça tadarlar ve paylaştıkları bu tek parçaya oranla neşelenirler. 59- Tüm nesneleri Brahman istila eder. Tüm eylemler Brahman sebebiyle mümkündür: bu yüzden tereyağının süte yayılması gibi Brahman da herşeye yayılır. 60- Ne latif ne kaba, ne kısa ne uzun, ne doğan ne değişen, biçim, nitelikler, renk ve ismi olmayan Brahman'ı idrak et. 61- Güneş ve Ay gibi aydınlık kürelerin nuru olmaksızın aydınlık veremediği Brahman'ı idrak et 62- Tüm evreni içinden ve dışından kaplayan Yüce Brahman ateşin nüfuz ettiği kızıl-sıcak-metal kürenin kendi kendisiyle yanması gibi bizatihi parıldar. 63- Brahman bu evrenden başkadır. Brahman olmayan herhangi bir şey mevcut değildir. Eğer herhangi bir nesne Brahman'dan ayrı olarak mevcut gibi görünüyorsa bu serap gerçek dışı birşeydir. 64- Algılanan veya işitilen herşey Brahman'dır başka birşey değil. Kişi, Hakikatin bilgisine ulaşmakla Evreni ikiliksiz Varoluş-Bilgi-Saadet-Mutlak olan Brahman olarak görür. 65- Atman Saf Bilinç ve heryerde her an hazır ve nazır olsa da yalnızca bilgelik gözüyle kavranılır, fakat bakışı cehaletle kararmış kişi, tıpkı kör kişinin göz kamaştırıcı Güneş'i görememesi gibi O'nu göremez. 66- Kusurlardan ari 'Jiva' işitmek vb. şekillerle tutuşturulan bilgi ateşinde yanmakla altın gibi bizzat parıldar. 67- Kalbin semasında doğan Bilgi Güneşi Atman, cehalet karanlığını yok eder, herşeyi istila eder ve onları destekler ve parıldar ve herşeyi parlatır. 68- Tüm eylemleri terkeden, zaman, mekan ve yönlerin tüm sınırlarından özgür, heryerde bulunan sıcak ve soğuğun yok edicisi, Saadet-Ebedi ve kusursuz olan kendi Atman'ına kulluk eden kişi, Herşeyi-bilir ve Herşeyi-kuşatır ve böylelikle Ölümsüzlüğe ulaşır. -------------------------------------------------------------------------------- Yukarıdaki yazı Hint geleneğinin Advaita Vedanta okulunun büyük sözcüsü Adi Şankaraçarya'nın Atma-Bodha adlı eserinin İngilizce çevirisinden Türkçe'ye aktarılmıştır. |
||
|
||
| HUA HU KİNG Lao Tzu (M.Ö.4.yy) Çince'den İngilizce'ye çeviren Brian Walker Türkçe'ye Çeviren S.P. -------------------------------------------------------------------------------- Taoizmin ünlü bilgesi Lao Tzu'nun Tao Te King adlı eserinin dışında pek bilinmeyen ve Toacu üstad Ni Hua King tarafından 1976'da Çin'den göç ettikten sonra batı dünyasına tanıtılan Hua Hu King, ebedi hikmeti anlaşılır bir dille ve tüm uluslara ifade eden bir eserdir. Hikmete (manevi bilgelik) yönelik diğer tüm eserlerde olduğu gibi yüce Birlik durumu ve buna erişmenin yolları eserin başlıca konusudur. -------------------------------------------------------------------------------- Bir Ben yüce ve gizemli Tao ile birliğin Yol'una (İntegral Way) ulaştım. Öğretilerim basittir; eğer onlardan bir din ve inanç çıkarmak istersen seni yarı yolda bırakırlar. Derinlikleriyle birlikte sade olan bu öğretiler içlerinde evrenin hakikatini barındırır. Külli (whole) hakikati bilmeyi dileyenler önlerine gelen hizmeti ve işi yapmaktan neşe duyarlar. Onları tamamladığında kendilerini temizlemek ve beslemekten neşe duyarlar. Başkaları ve kendileri ile ilgilenirken öğreti için üstada dikkatlerini yönelteceklerdir. Bu basit yol huzur, erdem ve berekete götürür. İki Külli hakikatin farkında olmayı dileyen erkek ve kadınlar Yol'un pratiklerini benimsemelidirler. Bu geleneksel disiplinler zihni sakinleştirir ve kişiyi herşeyle uyumlu kılar. İlk pratik fark gözetmeme erdemidir: hak edene ilgi göster, eşit şekilde etmeyene de ilgi göster Fark gözetmeksizin erdemini her yöne yaydığında ayakların Tao'ya götüren yolda yere sağlamca basacaktır. Üç Tao'ya katılmak isteyen herşeyi kucaklamalıdır. Her şeyi kucaklamak demek kişinin ilkin herhangi bir düşünceye veya canlı veya cansız, şekilli veya şekilsiz bir şeye karşı öfke göstermemesi veya karşı durmamasıdır. Kabullenme Tao'nun asıl özüdür. Herşeyi kucaklamak demek kişinin erkek ve kadın, yaşam veya ölüm, kendi veya diğerleri gibi bölen herhangi bir kavramdan kendini kurtarmasıdır. Ayırım Tao'nun doğasına aykırıdır. Kin ve ayrımcılığı geride bırakan biri herşeyin uyumlu birliğine dahil olur. Dört Tao'dan her uzaklaşma kişinin ruhunu kirletir. Öfke bir uzaklaşmadır, karşı koyma bir uzaklaşmadır, kendine dalma bir uzaklaşmadır. Pek çok yaşam boyunca gömülen kirlilikler büyür. Bu kirlilikleri yok etmek için tek yol vardır bu erdem pratiğidir. Bu neyi ifade eder? Kişinin diğer insanlara zamanının kısıtlılığına, yeteneklerine ve sahip olduklarına bakmaksızın her zaman ve her yerde ihtiyaç içinde olanların kimliğine karşı önyargı duymaksızın, benlik gütmeden yardım etmek. Eğer hayırlarda bulunmakta isteksizseniz onları almakta da yetenekleriniz kısıtlıdır. Bu Tao'nun anlaşılmaz işleyişidir. Beş Evrenin işleyini düşünebiliyor musun? Geceleyin çöle git ve yıldızları izle. Bu, soruya cevap verecektir. Yüce insan tıpkı evrenin gökyüzüne yıldızları yerleştirişi gibi zihnini kurar. Zihnini evrenin görünmez kaynağıyla temasa geçirirsen onu sükunete kavuşturursun. O bir kez sükunete kavuştuğunda doğal olarak genişler ve nihayetinde gece göğü gibi engin ve ölçülemez olur. Altı Tüm biçimleri doğuran Tao'nun kendisi biçimsizdir. Eğer zihninde onun resmine yoğunlaşmaya kalkışırsan onu kaybedersin. Bu tıpkı bir kelebeği toplu iğneyle tutturmaya benzer: kalıp ele geçirilmiş fakat uçuş yok olmuştur. Niçin bunu basitçe tecrübe etmekten hoşnut olmuyorsun.? Yedi Yol'un öğretileri Tao ve onu tezahür ettirmeyi dileyen bir kişi olduğu müddetçe devam edecektir. Bugün bu parşömen tomarlarında yazılı olanlar gelecekteki nice nesiller sonra farklı biçimlerde görünecektir. Bununla birlikte şu öğreti asla değişmeyecek: Birliğe ulaşmayı dileyenler fark gözetmeme erdemini uygulamalıdırlar. Onlar iyi ve kötü, güzel ve çirkin, yüksek ve alçak gibi ikili fikirlerden (ideas of duality) uzaklaşmalıdırlar. Onlar kültürel ve dini inançlardan doğan zihni önyargıları terketmeye mecbur olacaklardır. Onlar zihinlerini evrenin uyumlu birliğiyle çatışan herhangi bir düşünceden özgür kılmalıdırlar. Bu pratiklerin başlangıcı özgürlüğün başlangıcıdır. Sekiz İtiraf ediyorum: Zihinlerinizi Tao'ya geri döndürecek ne inanç, ne bilim ne de bilgi çeşidi vardır. Bugün bu şekilde yarın başka şekilde konuşurum fakat Yol her zaman kelimelerin ve zihnin ötesinde olacaktır. Sadece şeylerin birliğinin farkında ol. Dokuz Dünyanın takdirini kazanmayı arzulayan kişi büyük bir servet biriktirsin ve sonra onu dağıtsın. Dünya onu hazinesinin büyüklüğü ölçüsünde takdir edecektir. Elbette bu anlamsızdır. Takdir peşinde koşma. İtibarını Tao'nun yanında ara. Onunla uyum içinde yaşa, ona götüren öğretileri diğerleriyle paylaş o zaman kendini ondan akan lütuflara gömülmüş bulacaksın. On Ego cangılda oradan oraya sıçrayan bir maymundur. Duyular alanı tarafından tamamiyle büyülenmiş, bir arzudan diğerine bir çatışmadan diğerine benmerkezli bir düşünceden diğerine savrulur durur. Eğer onu tehdit edersen yaşamı için korkacaktır. Bırak maymunu gitsin, Bırak duyular gitsin. Bırak arzular gitsin. Bırak çatışmalar gitsin. Bırak fikirler gitsin. Bırak yaşam ve ölüm kurgusu gitsin. Sadece seyrederek merkezde kal. Ve daha sonra orada olduğunu unut. Onbir Bir koku diğerinden daha mı cazip? Bu tadı mı diğerini mi tercih ediyorsun? Pratiğin kutsal işin değil mi? O zaman zihnin kendisinden, birlikten, Tao'dan uzaklaşmıştır. Zihnini bu tip ayrımlardan özgür kıl. Zihnin bağımsız, basit, sakin olduğunda herşey uyuma kavuşabilir ve sen görünmez hakikati idrak etmeye başlarsın. Oniki Kutsal yerde ikamet etmeyi diler misin? Yüksek manevi varlıkların yoldaşlığını ve saygısını kazanmayı, sekiz güçlü enerji ışınının koruması altında olmayı istiyor musun? O zaman Yol'u aziz tut; bu öğretilere saygı göster, onların hakikatini uygula, onlarla diğerlerini aydınlat. Zamansızlık nehrindeki kum taneleri kadar hayırlara kavuşacaksın. Onüç Geniş evrendeki küçük parçacıklar tümüyle küçük değildirler. Ne de geniş evren geniştir. Bunlar Tao'yu kavranabilir ve yönetilebilir kılmak için onu her zaman yontan bıçak gibi zihnin tuhaflıklarıdır. Fakat biçimin ötesinde olan kavranılamaz ve bilginin ötesinde olan yönetilemez. Yine de bir teselli var: Bıçağı bırakan parmak uçlarında Tao'yu bulacaktır. Ondört Egondan ayrılabilir misin? Ben ve diğerleri fikrini bırakabilir misin? Kadın ve erken, kısa ve uzun, yaşam ve ölüm gibi ayrımları terkedebilir misin? Bu ikilikleri bırakıp şüphe veya paniğe düşmeksizin Tao'yu kucaklayabilir misin? Bunları yapabilirsen, Birliğin kalbine ulaşabilirsin. Yol boyunca Birliği olağanüstü, yüce, aşkın olarak düşünmekten kaçın. Çünkü O Birlik'tir, O bütün bunların ötesindedir. O sadece doğrudan, temel ve eksiksiz hakikattir. Onbeş Sıradan varlığa göre diğerleri hoşgörü bekler. Gelişmiş varlığa göreyse hoşgörü gibi şeyler yoktur, çünkü diğerleri yoktur. O, bütün kişiliğe ait düşünceleri bırakmış ve iyi niyetini önyargısız olarak her yöne yaymıştır.O asla nefret etmeksizin, asla karşı koymaksızın asla yarışmaksızın sadece herşeyi öğrenir ve var olur. Sevmek, nefret etmek, beklentilere sahip olmak, tüm bunlar bağlılıklardır. Bağlılık kişinin gerçek varlığının gelişmesini önler. Bu yüzden bütünsel varlık (arif insan veya insan-ı kâmil) hiçbirşeye bağlanmaz ve herkesle önceden belirlenmemiş bir tavırla ilişki kurabilir. Bu sebeple onun varlığı her şeye fayda verir. Görüyorsun biçime sahip olanla olmayanla canlı olan olmayanla eşittir. Bu dini bir buluş değil derin bir hakikattir, fakat yalnızca gelişmiş varlıklar bunu anlayacaklardır. Onaltı Dünya dinlerinin çoğu yalnızca ben ve diğerleri, yaşam ve ölüm, cennet ve dünya gibi hatalı kavramlara bağlılığı güçlendirmeye hizmet etmektedirler. Bu yanlış fikirlere saplananların Birliği kavramaları engellenir. En yüksek erdeme sahip kişi hakikati keşfetmenin ve iletmenin sorumluluğunu kabul eder. Bazıları diğerlerine, (tanrısal) inayet veya takdir kazanmak için yardım eder. Bu basitçe anlamsızdır. Bazıları diğerlerine yardım etmekle kendilerini geliştirirler, kendi onurlarına hizmet ederler. En iyi durumda bile bu insanlar hakikatin yarısını anlayacaklardır. Fakat dünya için kendilerini düzeltenlere evrenin eksiksiz hakikati ilham edilecektir. Bu eksiksiz hakikati ara, onu günlük yaşamında uygula ve onu tevazuyla başkalarıyla paylaş. İlahi aleme gireceksin. Onyedi Tanrılara ve dini kurumlara görünmez hakikatin kaynağı olarak tapınma. Böyle yapmak kendinle ilahi olan arasına engeller koymak ve kendini, hazine göğsünde saklıyken onu dışarıda arayan dilenci haline getirmektir. Eğer Tao'ya tapınmak istersen önce onu kalbinde keşfet. Sonra kulluğun anlamlı olacaktır. Onsekiz Tao'nun farkındalığını kazanmak için bir metod yoktur. Herhangi bir metodu metod olarak dikkate almak derin hakikati algılamanızı saptıran bir ikilik yaratmaktır. Olgun kişi zahiri metodolojilerin, uçların faydasızlığını idrak eder; bunu hatırlayarak o tavırlarını önceden belirlemez ve böylelikle Yol'u izlemekte her zaman özgürdür. O üstadların öğretilerine çalışır. Tüm ikili (dualite) kavramlardan uzaklaşır. O kendini diğerlerine hizmete adar, içini temizler ve öğretmenini (mürşid, guru) gereksiz engellerle rahatsız etmez böylece öğretmeninin ilahi enerjisiyle manevi bağını korur. O, anlayışının önündeki tüm engelleri sakince yok ederek kayıtsız şartsız samimiyetini korur. Onun evreninin yanıtını çağrıştıran insaniyeti, sebatı ve uyumu onu ilahi ışıkla doldurur. Ondokuz Sıradan insana insanlık geniş görünür. Hakikatte o başka birşeyden ne daha büyük ne de daha küçüktür. Sıradan insana diğerlerinin farkındalığının yükselmesi gerekli gözükür. Hakikatte kendi ve diğerleri yoktur. Sıradan insana tapınak kutsal tarla değilmiş gibi görünür. Bu dahi hakikate zıt bir ikiliktir (dualism). Gelişkin insanlar fark gözetmeyen kavrayışı korurlar. Herşeyi görerek, hiçbirşeye mevki vermeyerek Büyük Birlik'in farkındalığını korurlar. Böylece onun tarafından desteklenirler. Yirmi Kahin herhangi bir yerde bulunan biçimleri görebilir fakat biçimsiz olanı göremez. Telepatik (Uzaktan, bir araç kullanmadan zihin gücüyle iletişim kurma özelliğine sahip kişi) diğerinin zihniyle doğrudan iletişim kurabilir, fakat zihinsizliği başarmış olanın zihniyle iletişim kuramaz.. Telekinetik (Eşyaları uzaktan hareket ettirebilme yeteneğine sahip kişi) nesneleri onlara dokunmaksızın hareket ettirebilir, fakat fiziksel varlığı olmayanı hareket ettiremez. Bu tip yetenekler yalnızca dualite (ikilik) evreninde anlamlıdır. Bu yüzden anlamsızdırlar. Büyük Birlikte kehanet, telepati veya telekinezi gibi şeyler olmamasına karşın herşey görülür, herşey anlaşılır, herşey her zaman uygun konumdadır. |
||