SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Antropoloji

Konu: türkoloji ve antropoloji

Sayfa: [ 1 ]

wollvorinn 29.10.2004 21:59:26
Ölüm Kültü ve Uygarlık


 Ölüm konusunun,dünyada ve özel olarak Türkler arasında ele alınıs biçimleri önemli olmakla birlikte,evrensel deger halini almıs olan ölüm kültünün olusma nedenlerine de yönelmek yerinde olacaktır.Eski insan, mezar ve ölüm kültünü olusturan semboller ve ‘substitutions’ aracılıgıyla,tarihte bir ülesim konusu olan ölü bedenleri, asamalı bir sekilde,gerçek dünyadan metafizik dünyaya tasımaya çabalamıs ve bunda basarılı da olmustur.Bu bakımdan denilebilir ki,geçmis toplum uygarlık yoluna, bir bakıma, 'mezarlıktan geçerek' girmistir.
 Mezarlık biçimleri ve mezarlıgın bulunduğu yer, tarihte,sözkonusu topluluğun, tabiiyetindeki insan ile kendi arasındaki ilişkiyi nasıl saptamış olduğuna doğrudan bağımlı bir uygulama sorunuydu. Bir yerleşim biriminde ortak mezarlığın bulunup bulunmaması;eger bulunuyorsa bu mezarlıgın yerlesim biriminin surları içinde bulunan bir alanda mı, yoksa sur,köy veya şehir sınırları dışında mı kurulu olduğu,eski toplum için başlangıçta kesinlikle, mimari bir sorun değildir.Eski toplumun,kurulu iliskileri geregi bilinçli bir tercihidir.Ilyada aktarımına gore,ölu bedenini Akhalardan geri alabilmek için Priamos'un yuklu bir kurtulmalık ödemek zorunda kaldıgı Hektor'un cenazesi Turuva surları dısında yakıldıktan sonra,kemikleri, yine Surlar dısında olan bir mezara yerlestirilmisti.Ölü bedenin,ölen bireyin yakınları tarafından konut zeminine gömülmesi; hatalı olarak 'köle kullanımıyla yaptırıldıgı' yinelenen eski Mısır piramitleri, Sümer yeraltı kıraliyet mezarlıkları, kümbet ve mozoleler,Cengiz Han'ın gömulu oldugu yerin bilinmemesi ugruna binlerce kisinin öldurulmesi eylemi, dogrudan dogruya,ölü bedenin gizlenmesi ve korunması ödeviyle yükümlendirilmis toplulugun geleneksel edimleriydi.Eski Mısır’da en büyük mimari yapıtlar olarak piramitlerin, Sümerlerde ise, yer altı mezar sarayların tarihte ilk önce ortaya çıkan yapıtlardan olması bir rastlantı degildir.
5000 yıl önce Sümerler zamanında, Lagas kıralı Entemena, aralarında durmadan toprak sorunu cıkan komsusu Umma kıralı Urlumma’yı yenilgiye ugratınca,bu zaferin anısına yazdırdıgı anıta,Ummalıların "savas alanında ölmüs askerlerini öylece bırakmalarını" bir asagılama ; Ummalı ölülere kendisinin ‘mezar yaptırmıs olmasını’ ise özel bir üstünlük belirtisi olarak yazdırmayı önemsemisti.Öte yandan , yamyamlıktan uygarlıga dogru atılan adımları temsil eden ve ölü beden koruma kültünün parçası olan mezarlar bulgusal olarak eski tarihin hiç olmazsa önemli bir bölümünün kalıntılarını bagırlarında saklamıslardır.
Hepsi de yemek ve içmek ile bagıntılı olan kupa, çanak-çömlek
artıkları, nerede ise bütün dünyada eski mezar kazıtlarının ortak bulgularını olusturuyor. Uzerlerindeki özel desen,sifre veya benzer belirleyiciler yoluyla ,cenaze törenine katılan birey ve bireyin ait oldugu toplumbirimleri tanıtan ve Batı'da, genellikle isteyerek kırılmıs kupa, çanak-çömlek kalıntılarını ölü beden ile birlikte mezara gömmek çok eski bir uygulama olmalıdır. Antlasma araçları olan içki kadehlerini veya yemek tabaklarını kırma tutumu, eski insanın,giderek uzaklastıgı yamyamlıgı bir kez daha yinelememe isteginin ifadesi idi.Eski toplumda ’Ölü bedenin sahiplenilmesi’ o denli önemlidir ki,Turuva önünde Akhalar ile baska nedenlerle suren savas,bir noktadan itibaren ,savas sırasında olenlerin ölü bedenlerini kimin kendi tarafına çekip alacagı bir savasa dönüsür.Asil tarafından öldürülen Hektor bile, son nefesini verirken , ölü bedeninin Turuvalılara teslim edilmesi için katiline yalvarmıstı:
"Yalvarırım,canın,dizlerin,anan baban adına,Akha gemilerinin yanında köpeklerle bırakma beni.Yıgınla tunç al,altın al,babamla ulu anam armaganlar versin sana,ama sen de onlara geri ver gövdemi,
ates payımı alayım kadın,erkek Turuvalılardan"
Eski toplumda, 'ölu yakınları olan ' ve 'ölu yakınları olmayan' ayrımının önemli oldugunu saptıyoruz.Eski toplumun bu ayrımı,gunumuzdeki akrabalık iliskilerinin daha ötesindedir.Ilyada'da,butun Mirmidonlar,Patraklos'un 'ölu yakınları' idi.Ölen kisinin ölümünün ve ölu bedeninin gizlenmesi ve korunması bu bakımdan, 'ölü yakınları'nca yerine getirilmesi gereken bir ödevdi.Binlerce yıla yayılan süreçte dönüsmüs, bozulmus veya unutulmus yanlar tasıyor olsa bile , ölüm ve cenaze törenleri kulturu, eski toplumun, yasayan ve ölen bireyi arasında yerine getirilip uyulması gerekli kurallarıyla tarihin en eski kültür ögelerinden birisidir.Bir toplulugun cenaze ve ölüm kültünün çesitli görüntüleri ; karmasıklık ya da basitligi, o topluluk atalarının uygarlıga adım attıkları andaki iliski tarzlarını ortaya serme yetenegi göstermektedir.Dolayısıyla,doğum veya düğün toren gelenekleri kadar zengin farklara sahip olan ve kurallara bağlı ölüm törenlerinin ciddi bir şekilde incelenmesi, bizlere, toplumbirim yasaları konusunda son derece aydınlatıcı bilgiler taşıyacaktır.Eski toplumda, aidi oldugu ve olmadıgı toplumsal birimler ile kendi arasında kurulmus olan iliskiler,bireyin ölümü ile son bulmaz; hatta bir bakıma güçlenen bir sekilde, devam eder. Daha 5.yy'da Kutsal Ogüst, «Pompea exsequiarum, magis sunt vivorum solatia,quam subsidia mortuorum» derken bu bakımdan çok haklıydı. Cunku, gercekten de,ölüm törenleri, ölenlerden çok, yasayanlar için deger tasımaktadır.
Evrensel olarak, cenaze törenlerinin, kendine has takvimi,giysi biçimi;yeme-içme , cinsel ilişki, yıkanma,haykırma veya sesli konusma..... yasagı veya,daima belirlenmis yiyecek ve içeceklerden olusan (ölu yemekleri) ziyafet kurumları,hiçbir sekilde gelisiguzel olarak seçilmis degildir.
 Mezar ,ölüm ve cenaze tören kültünun en onemli parcası olan , ölü birey ruhuna sunulan ve fakat hepsini yasayanların tükettigi yiyecek ve içecekler, herseyden önce,eski toplumda, iç ve dış ölü yamyamlığını engelleme cabası olarak ortaya cıkan 'diyet odeme' biçimleriydi.Ölüm ve ölü bedeni konu eden tabulardan cenaze ritüellerine degin bütün kült boyunca, eski toplumun, ölü bedeni koruma temel amacına yönelik olarak yiyecek ve içecek biçimli 'diyet ödeme' örneklerini buluyoruz.Daha sonra, çagdas ekonomilerde sayısız türüyle ‘vergi’ halini alacak olan ‘diyet ödeme’ yoluyla, eski toplum, ölü beden yamyamlıgını engellenmeye çalısıyordu.Bilinen en eski yazılı kanun metni olan Urukagina yasalarının çok önemli bir bölümünun,oldukca ayrıntılı olarak,ölüm töreni kurallarına ve ölü diyetlerinin düzenlenişine ayrılmış olması bu olgunun bir göstergesidir.Eski toplumda ölü bedenin korunması ve gizlenmesi kaygısının, Ölüm olgusunun bile gizlenmesi biçiminde surdugunu goruyoruz.Urukagina yasa metninde ‘ölmek’ kelimesi için kullanılan kavram, ‘mezarda yatan, uyuyan adam’ biçimindedir.Urukagina metninin bu tutumu,miras konusunun geçtigi hemen her yerde ‘ölen ’ yerine, ‘kaderine giden’ gibi kelimeleri kullanmayı tercih eden öteki eski Sumer-Babil yasa diliyle de uyum içindedir.Ölmek sözcügü, anlasılıyor ki, eski toplumda, etkileri günümüze degin uzanacak tabu kelimelerden biriydi ve ölmek fiili, genellikle, ‘yitmek’, ‘kayıp’, ‘yolcu etmek’, ‘kaderine gitmek’, ‘ uykuya yatmak’ vb. seklinde ifade etme yoluna gidiliyordu.Uruguay'daki Apibon yerlileri ölen yakınları için 'öldu' degil,'o artık yok' tekerlemesini kullanıyorlardı.Urukagina yasasında 'öldu' yerine 'yatan adam' deniliyordu .Bay Kramer ,bu yasa metnine dayanarak,insanlıgın ilk ‘vergisi’nin,olen bireyler için yakınlarından alınan 'vergi' oldugunu,konuyu tam cozumlememis olsa da,belirlemisti.Urukagina toplumunun,'ölu vergisi' araclarını, örnegin "1 Yatak ve 1 Yastık" gibi tam olarak 'uyumak' ile ilgili nesnelerden seçmis olması ,bu bakımdan tumuyle anlasılabilir bir tercihtir. Sümer yer altı kıraliyet saray mezarlarının iç düzenlenisi de , ölümü uyumak olarak göstermeye calısan o dönem yaklasımını ortaya koymaktadır. Etkileri suren ölumu gizleme,olum kelimesini tabu addetme,gunumuzde , ölümün, 'kayıp' veya 'yitirildi' ilanları ile duyurulması biçimiyle hala yasamaktadır.Turkler arasında,kutsal mezarların hala 'yatır' olarak anılıyor olması da bu nokta ile iliskili olmalıdır. Ölüm törenleri konusunda bireyler dileklerince hareket edemezler; bu noktada bir tören takvimine göre hareket edilmektedir. Turuva kıralı Piriamos, Ilyada'da, oglu Hektor’un ölüm töreni takvimini söyle açıklamıstı:
"Dokuz gün sarayda aglayalım ona
Onuncu gün gömelim, halk da yapsın söleni.
Onbirinci gün bir tümsek yıgarız mezarına,
Onikinci gün gene savasırız gerekirse. "
 Her toplulugun kendine has biçimleri olan cenaze rituel takvimlerinde yer alan, 3'üncü, 7'nci ,9'cu,40 ve 52'nci günler dogrudan ölü bireyle ilgili olmayan, eski toplumbirimlerin örgütlenme veya kendi kullandıkları takvim rakamlarına dayanmaktadır.Takvimlerin de,toplumbirimlerin karsılıklı iliski duzeni olarak ortaya cıkmıs oldugu hesaba katılırsa,olum veya yas donemi rakamlarının,toplumbirimlerin kutsal rakamlarından baska bir sey olmadıgı anlasılır.Turk geleneginde 'Uç günden sonra duyalar' denilerek ifade edilen ölumu gizleme ediminde de takvimsel bir degere baglı kalınmıstır.Türkler arasında ,lohusanın " kırkını çıkarmak " kadar cenazenin de " kırkını okutmak " veya bir çocuğun doğması ile bir ergen olarak ölümünde tekrarlanan "kırkının (veya elliikisinin) çıkarılması" edimi birbirinden bağımsız kurumlar degildir.Eski toplumda,bireyle yakın akrabalık baglarına sahip olan birisinin ölümünü takip eden 'yas dönemi' içinde,bireyin;yeme,içme,uyuma ve cinsel iliskide bulunma yasaklarının yanısıra,'konusma yasagı' da bulunmaktaydı.Olü evinde (Anitkabir'de,Lenin mozolesinde..) sesli konusma yasagı gibi uygulama gelenekleriyle devam eden 'yas döneminde konusma yasagı'nın gerisinde,eski toplumda,bireyin,aidi oldugu toplum birimini gizleme çabası yatıyor olmalıdır.Konusma yasagı;ölü yakını bireyin,sonradan edinilmis gorenekler olarak,basortusunun (veya sapkanın) fırlatlılıp atılması,saçın-basın dagıtılması,gögüs-bagırın ,giysilerin yırtılıp parçalanması,ellerin ve yuzun kullere bulanması,onun da bir uzantısı imis gibi gorunen 'karalara burunme' gibi uygulamaların parçasıdır.Bu uygulamalar,bireyin, aidi oldugu toplumbirimi belirleyen simge ögelerden kurtulma davranısı olarak anlam kazanmaktadır.
Türkçede 'çırasını yakma’ olarak yasayan deyimin kaynagı olan cenaze
kandilini yakma ve ölen bireyin basında durma kutsal ödevi Sümer döneminde
yalnızca yasal varis olma özelligi bulunan ve ölü yakınlarından "ibila" olarak
adlandırılan kisi tarafından yerine getirilebiliyordu. Ibila, genellikle ilk,
(frére ainé),büyük oguldu; eger ogul yoksa bu ödev, kız evlatların icinde, sadece, bu kız evlat kendi toplum birimine baglı kalabilsin diye ‚evlendirilmeyip, kutsal tapınak fahisesi yapılmıs olan kız tarafından üstlenilebiliyordu.
Turkler tarafından kullanılan 'Bas Saglıgı' dileginde geçen 'sag'lık sözu,yasam karsılıgı olan bir 'saglık' degil de,eski Hitit geleneginde veya Islamda da karsılastıgımız yön bildirim ifadesi olarak 'sag' kavramı olmalıdır.Buna göre,korunan ölu kafası,aynı zamanda,ölu yakınının 'sag tarafı'nda,onu koruyan bireyin koruyucusu olmaktaydı.Afrikalı kimi kabilelerde bir cenaze yakını erkek "bas saglıgı " dilegi için "ölü evi"ne geldiginde, önce mezarın üzerine yoruluncaya degin toprak atacak, sonra da "cenaze yemegi"ni yiyip yeniden köyüne dönecektir; Türkçede ölen bireye yonelik ‘topragı bol olsun’ dilegi, hem "dostluk" ifade eder ve hem de toprak atma gelenegi olarak, kümbet veya piramit mezar türlerinin ortaya çıkısıyla iliskili görünmektedir.Olen bireyin bedeninin korunması kultunun bir parcası olarak,mezara bir parca toprak atmak,onu kumbetlestirmek için önemliydi. Bireyin ölümünün "ölü sahipleri" tarafından üç gün duyurulmaması; "ölü sahibi olmayanlardan„ gizlenmesi gibi, ölü bedenin ılık, soguk veya kaynar su ile yıkanması da eski toplumun önemli bir sorunudur. Islam öncesi bir gelenege dayanıyor olsa gereken ölü bedenin, "soguk su ile yugulması" biçimindeki eski Türk vasiyeti, kendi basına anlamı olan rituel parçalarıdır. Homeros döneminde ölü bedenin yakılmadan önce kızgın-kaynar su ile yıkandıgını ögreniyoruz.
«Sonra büyük bir üç ayaklı kazana
Su koyup yaktılar atesin altını
Kaynayınca tunç kazanın içindeki su
Yıkadılar ölüyü,
Parlak bir yag sürdüler gövdesine,
Dokuz yıllık bir merhemle doldurdular yaraları. »
Islami gelenekte bu uygulama ılık su olarak genellestirilmistir. "Soguk su" gelenegi, ötekilerden, tören hazırlıgında kazan kullanmamakla ayrılır ve bu ayırım, özünde, eski toplumun yamyamlık tarzındaki farklılıgı da verir. Defin isleminin tarihteki tek biçimi ölünün topraga gömülmesi degildir. Yakma ve külünü nehire, havaya savurma veya saklama, gömme; ölü bedeni dag basları veya kaya oyuklarda kurutarak muhafaza da bazı yöntemlerdir. Nehirleri sınır olan toplum birimlerin ölülerini nehirlere bıraktıklarına iliskin bulgulara da sahibiz. Mezarlık kavramının, Turkiye'de kimi yörelerde 'tahtalıköy' olarak ifade edilmesi,olulerin tahta çardaklarda kurumaya bırakılmıs oldugu bir dönemden kalan kavram gibi görunmektedir. Musalla tasında hak helallesmesi de, yeniden incelemeye deger bir ritueldir ve yasayanların ölü beden üzerinde eski yamyamlık dönemi haklarından feragat etmeleri bakımından bir ‘helallesme’ söz konusu gibidir. Eski Ahid ve Kuran, ölü eti yemenin yasaklanması üzerine bos yere durmus olamazlar.
 
 

 

deniz 29.10.2004 23:10:18
yazdıklarından sonra dinleri anlamanın antropoloji ile ne kadar kolay olduğunu görüyorum.

gerçekten de bu işe ciddi eğilmek lazım.

wollvorinn 30.10.2004 02:39:29
dinin teslimiyet ve tevazu harsını alıpta bilime öyle yaklaşsak,bir dizaynırın karşısında kareografisini tamamlamaya çalışan figüranlar olduğumuzu bi anlayabilsek göreceksiniz evreni ve yaşamı anlamanın ne kadar kolay olduğunu..

26.02.2005 06:05:50
antropoloji kürsüsü kurulduğunda sosyoloji kürsüsü başkanı yaptığı konuşmada şunları diyordu "antropoloji bölümü türk ırkını kültürünü daha iyi anlamak ve dünyaya anlatmak için kurulmuştur"

bu bölüm türkiyede türkoloji olarak kurulmuştur zaten

türkiye bunun uç örneklerinden.

sosyalist ülkeler hariç tüm ülkelerin akademik antropoloji çalışmaları kendi propogandalarını yapıyorlar
sosyalist ülkeler ise evrim propogandasını

deniz 26.02.2005 09:16:17
durum bu kadar vahim mi gerçekten  :huh:  

01.09.2005 01:28:39
maalesef tam da bu kadar vahim

30.09.2005 15:46:38
dinin teslimiyet ve tevazu harsını alıpta bilime öyle yaklaşsak,bir dizaynırın karşısında kareografisini tamamlamaya çalışan figüranlar olduğumuzu bi anlayabilsek göreceksiniz evreni ve yaşamı anlamanın ne kadar kolay olduğunu..

doğrudur sözün, söylenecek söz bırakmamışın ardında...

KARGA 10.10.2005 22:35:46
Kendini kandırmanın dayanılmaz hafifliğine bırakalım kendimizi; bilim aşkına.


Sayfa: [ 1 ]