SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kitap

Konu: Dicle ile Fırat/Küçük İskender

Sayfa: [ 1 ]

29.10.2004 07:01:34
Dicle ile Fırat/Küçük İskender
Söyleşi

Küçük İskender olgunluk çağında yakaladığı halk edebiyatı dokusunu yeni kitabında,şiir hayatının bir dönemi olarak okurlarına sunuyor.

-Yeni kitabınız "Dicle ile Fırat"ın farklı bir şiir diliyle oluşturulmasını nasıl yorumluyorsunuz ?

K:İskender:Halk şiirinin ve destanların ilk mısralarını çok genöken ,yirmili yaşlarda yazmaya başlamıştım.O dönemdeki ilk kitaptan "Gözlerim Sığmıyor Yüzüme"de ,Kerem ile Şule'nin Ayrılık Senfonisi vardı.Orada da  yine dramatik yapısı ağ  ır basan bir kadın ve erkeğin ilişkisinde  toplusal konum sorgulamaları üstüne ikinci yeni'nin de etkilerinin taşındığı ve bu anlamda da Nazım'ın arayışlarını küçük İskender şiirine bir uyarlama çabası gözlenebilir.
Fakat Dicle ile Fırat'ın o zamna yazılmaya başlanmasıyla birlikte benim bu yaşıma denk düşmesinin tek gerçek nedeni belki de Kerem ile Şule'nin Ayrılık Senfonisi'nden farklı bir izlenim olmasıydı.Benim bunu arzu etmemdi.Yirmili yaşlarda halk edebiyatını algılamak ,hele benim gibi biri için biraz ağır bir sorumluluktu.O kadar cesur değildim açıkçası.Belki gençliğin verdiği bir gözü peklik olabilirdi ama o gözü peklikten kaçtım,çünkü öykü bana göre çok yazılası çok anaç bir konuydu ve yetersiz lduğumu hissettim o dönemlerde.Sürüklenirken kendi şiir maceram da işin içine girdi.O dönemde halk edebiyatına bu kadar sıcak bakıyordum,o yüzden yazmaktan kaçındım.Yoksa bugün baktığımız zaman bir Karacaoğlan'ın tadı belki orta yaşlarda yakalanacak bir tattır.

-Türkülerle aranız nasıl ,türküleri sever misiniz?

K:İskender:Özellikle içinde öyküsü olan türkülere çok büyük bir yatkınlığım var..Çok kimsenin bildiği bir şey değildir,ama ben yaklaşık beş yıl folklor oynadım.KAfkas oynadım,daha çok azeri türkülerine karşı bir sempatim vardır.Aşkın içinde de bir hüzün olan türküleri seviyorum.
Aşkın bir başarısızlık olduğuna ve başarısızlıktan en az pay çıkartma mücadelesi olduğuna inanıyorum.Bunu birebir yapan bütün şarkıları,türkü de olsa caz da olsa severim.

-Dicle ile Fırat'ın hikayesi nedir?

K.İskender:Ben bir aşk hikayesi yazmak istiyordum ve bunun bu topraklardan beslenmesini istiyordum.Bunun için belki Nurgül ile Murat da olabilirdi,İskender ile Ayşe de olabilirdi adı.Ama bunun çok daha iyi kavranması gerekiyor.Şu anda bütün şairlerde ,yazarlarda ,sanatçılarda olduğu gibi Dicle ile Fırat'ın iki ana deniz olduğu ,birinin bir bayan adı ,birinin de erkek adı olduğu ve bu topraklarda da buluşamayıp başka mecralara akıp gitmesi benim için bir ölçü oldu,ister istemez de hem kuşak olarak hem de duyarlılık  açısından hem doğuya dönük olmanız,doğu kültürüne ve orada yaşananlara ..Özellikle doğu kültürü ama bir de Türkiye'nin içinde bir doğu var ,çok yakın durmamız ,oradaki hüznü ordaki acının bilançosu gibi gözüktü bana.Özellikle yetmişlerin tadıyla yazmaya çalıştım.Kendi toprak sorularını,toprağındaki o aile sorunlarını bırakıp uluslararası sorunlara gönül vermeye ,bir devrimci eğitim vermeye anakente gelen bir delikanlının kendi toprağına kurban gidişinin öyküsüdür,birlikte gidişinin  öyküsüdür.

-Kadının adının önde olması ilginç?

K.İskender:Neden önde;bu kadın okurları çekmek için yapılmış bir şey değildi.Ama dikkat ederseniz Dicle ile Fırat derken suyun daha değişik aktığını görüyorsunuz.Fırat ile Dicle dediğinizde o ayrılık var,ben onların birleşmesini ve bu birleşmeyi anaç olanın önde götürmesini istedim.Şiirin bitiminde zaten Dicle nerede ise hiç konuşmuyor,sadece ona bir şeyler söylşeniyor.Ona yönelik şiirler yazılıyor ve her zaman doğuda da olduğu gibi kadın suskun kalıyor.O yüzden onun suskunluğunun daha  önemli olduğunu düşündüğüm için  öncelikle Dicle'nin adını koydum.

-Peki sizce bu bir destan mı?

K.İskender:Bana göre bir destan,çünkü çok sevdiğim bir epri olaraktan Nazım Baba'nın unuttuğu bir öykü bence,atladığı bir öykü ve bana geçtiği bir kıyak diye düşünüyorum.

-Dicle ile Fırat'ın ilk bölümünden tamamen ayrışan ikinci bölümünde ise farklı şiirleriniz var,bu şiirleri niçin eklediniz?

K.İskender:Çünkü ikinci bölümdeki şiirler de aşk şiirleri ya da aşkın yarattığı depresyonların insandaki inorganik yansımaları ,organik değil.Düşüncenin inorganik bir yanının olduğunu düşünüyorum ben.Oradaki yani ikinci bölümdeki İskender tavrıdır.Yani İskender'in metropol yanıdır.O dengeyi korumak istedim,çünkü ben bütün kitaplarımda o diyalektik şair kimliğimi korumaktan yanayım.Bu bir okur avı değil benim için.Ha,bunu beğenmediler,ikinci bölümde bir kaç şiirle okuru yakalarım gibi bir kimlik ve ya etiket peşinde değilim,çünkü bütün sanatsal hayatımda en önemli şey benim için popüler bir söylemim olsa bile geçici bir kimlik yakalamak mücadelesi değildi.Bu kitapta da İskender acaba halk edebiyatı tarzında bir ürün verecek mi  gidecek ya da buraya yaslanıp da bir okur yakalayacak değil ,İskender yine öbür şiirleri yazmayı düşünüyor diye bakmalı.O dönemi kaybetmek istemedim.

Kaynak:Kitap(dergi)

bir/ağıt mektup(Dicle ile Fırat)

"inadına ! inadına!
şahsiyetsiz sütü bozuk fırtına !-ki göbek adı zemheri-
sanki bir öç uğruna ,o,inanan insanların incecik akik kalın tenlerine doğru dev kuru bir gelincik gibi şahlanmıştı!
hırstan terleyen gözlerin  ve hırsın gözü önünde aç acımasız kerpeten
delidolu/lafazan rüzgar /derbeder
kurşuna dizilecekelerin üzerine yağarcasına birden peydahlanmıştı!
salanmıştı mor fikre,hüzne abazan bir keder!
ah kar mıydı bu yağan,zülfikar mı
söyle bize toprak,niyedir candan can sökesin,
toprak! ölüm bize kar mı!
kar ki,kendi soğuğunda savrulurdu
kar ki,alır götürür üzer,vururdu!"

kiya 03.07.2007 03:03:18
dicle ve fırat bilem, sordu ulan seni
neredesin asaf  knuppel2


Sayfa: [ 1 ]