|
||
| Turkiye, Avrupa Konseyi'nin vicdani ret hakkını tanımamakta ısrar eden son üyesi Turk başbakanına mektup 13 Eylül 2006 Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlık Ankara Sayın Başbakan, Bugün size vicdani red hakkını tanımanız ve vicdani sebeplerle askerlik hizmeti yapmayı reddenlere alternatif sivil hizmet olanağını yaratmanınız önermek için yazıyoruz. Türkiye, Avrupa Konsey’inin üye devletler içinde, alternatif hizmet olanağını sunmayan ve vicdani retçileri cezalandırmaya devam eden iki ülkeden biri. Vicdani ret hakkını tanınmasının, Türkiye’nin devam eden reform sürecinde önemli bir adım olacağına inanıyoruz ve sizi aşağıda özetlenen endişeleri gidermek için bir girişimde bulunmaya davet ediyoruz. Printer Friendly Version Also Available in Related Material Turkey Country Page Free Email Newsletter Contribute to Human Rights Watch Türk hukuku vicdani retçileri” Askeri Ceza Kanunu’nun 58 ve 87. maddeleri esasında, “milli mukavemeti kırma” ve “emre itaatsizlik” suçlamasıyla, cezalandırıyor. Vicdani retçiler ayrıca, dört buçuk yıla kadar hapis cezası öngören Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesine göre, “halkı askerlikten soğutmak” suçundan da yargılanabiliyor. Bu yaptırımlar, vicdani red hakkını tanıyan uluslararası insan hakları hukukuyla çelişiyor. Türkiye tarafından kabul edilmiş bulunan Uluslararası Sivil ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin (USMHS) 18. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. maddesi, ki her iki anlaşma Türkiye tarafından kabul edilmiş durumda, ifade, vicdan ve din özgürlüklerini koruma altına alıyor. Birleşmiş Milletler USMHS’nin 18. maddesini yorumlarken, “öldürücü güç kullanmaya zorlanma, vicdan özgürlüğü ve din ya da inancını ifade etme özgürlüğü ile ciddi olarak çelişebileceğini” vurguladı ve üye devletleri alternatif sivil hizmetler sunmaya davet etti. (30 Temmuz 1993 tarihli Genel Yorum.) Avrupa Konseyi, askerlik hizmeti yapmakla mükellef olan herkesin, vicdani sebeple silah kullanmayı reddetmesi halinde, bu hizmeti yerine getirme zorunluluğundan muaf tutulmasını” öngörüyor. (Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin R(87)8 no.lu tavsiyesi.) Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin pek çoğunda zorunlu askerlik hizmeti yoktur. Bu ülkeler: Andorra, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lihtenştayn, Lüksemburg, Malta, Monako, Hollanda, Polonya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, İspanya ve Birleşik Krallık (İngiltere). Askerlik hizmetini zorunlu kılan 24 Avrupa Konseyi üye devletinin ezici bir çoğunluğu ise altenatif sivil hizmet olanaklarını sunuyor. Bunlar, Arnavutluk, Ermenistan, Avusturya, Bosna ve Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Gürcistan, Almanya, Yunanistan, Latviya, Litvanya, Norveç, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, İsveç, İsviçre, Makedonya ve Ukrayna. Yunanistan 1998’de kabul edilen bir yasa ile vicdani red hakkını kabul etti ve alternatif sivil hizmet olanağı yarattı. Ancak, ne yazık ki bu hizmetin süresi cezalandırıcı bir uzunlukta oldu — standart 12 aya karşı 23 ay (subaylar için 17 ay). Yalnızca Türkiye ve Azerbeycan’da askerlik hizmetinin hiç bir alternatifi yoktur. Ancak Azerbeycan, şimdilerde alternatif sivil hizmet olanağını yaratacak bir yasa taslağı üzerinde çalışıyor. Askerlik hizmetini reddetme konusunda vicdanlarının sesini dinleyen Türk vatandaşları ise yasal ve başka yollarla doğrudan hala eziyete maruz kalıyor. ..................alıntıdır |
||
|
||
| dört ay eğitim verip, gencecik insanları yem olarak atmak cinayettir siyasi sorunları çözmek askerin işi değildir ve bu uğurda akıtılan kan, ülkeni vatanını sevdiklerini savunmanın bir bedeli değil,siyasi erksizligin ve sorunları çözme konusunda ki yetersizliğin bir göstergesidir. |
||
|
||
| Evet birilerini her ne sebeble olursa olsun öldürmeyi reddetmek yasak bu ülkede. Anında vatan haini sayılıp ordu içinde ve sivil hayatta dışlanırsın. Hatta ellerinden gelse kurşuna bile dizerler. En ilginç nokta benim gözlemime göre bu durumun savunuculuğunu da genelde kadınlar yapmakta erkeklerden çok ve savaş karşıtı erkekleri rencide etmeleri bu çeşit tartışmalarda bayağılaşarak. (başlığı açan kişiye teşekkür o yüzden) Hiç ucuz kahramanlığa ezikliğe lüzum yok dünyanın sorunu ortada. Silah sektörleri herkezi silahlandırıp masum insankları birbirine kırdırıp kukla hükümdarlara da militer propaganda yaptırmakta. Neymiş ordumuz güçlüymüş herkezi dövermiş bir sürü hikaye. Savaşmasalar da ona yaptıkları harcama yerine bir şeyler üretseler dünyada ne aç ne sefil kalırdı. Böyle konuşunca da ütopik olursun dünyayı yok edip kan dökmek çok mantıklıdır çünkü her nasılsa. | ||
|
||
| bir slogan vardır anarşüklerin blki bilirsiniz "savaşın savaşın bok var , bok var!" halil sevda'yla dayanışma eylemlerinde arkadaşlarımızı gözaltına alıp "halkı askerlikten soğutma" davasıyla yargılıyorlar.(anti bir parantez.) |
||
|
||
| Yeni başlık açamayınca eski bir başlığın altına bu haberi yapıştırmak zorunda kaldım. işte böyle, ![]() ------------------------------------------------ Hakkarili genç vicdani ret hakkı için devlete başvurdu 05-02-2008 ozgurgundem.org 'Ben fakirim, ben savaşayım' böyle bir adaleti kabul etmiyorum. Ben Kürdüm fakat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Savaşmak, öldürmek, silah almak istemiyorum. Bundan dolayı barış, özgürlük ve kardeşlik için vicdani ret hakkımı kullanıyorum. Askere gitmeyi reddediyorum' Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nde yaşayan İslam Baykal adlı genç, Türkiye Büyük Millet Meclisi, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve İHD Genel Merkezi'ne dilekçe ile başvuru yaparak, askere gitmeyeceğini açıkladı. Baykal, Türkiye'nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmesini isteyerek, ölmek ve öldürmek istemediği için vicdani ret hakkını kullandığını söyledi. Türkiye'de 'vicdani ret' kavramı ilk kez İzmir Savaş Karşıtları Derneği Başkanı Osman Murat Ülke'nin 7 Ekim 1996 tarihinde 'Halkı askerlikten soğutma' suçunu işlediği gerekçesiyle, Askeri Ceza Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen 'Milli mukavemeti kırma' fiiline dayanılarak tutuklanması ile gündeme gelmişti. Şu an Türkiye'de sayıları yaklaşık 60'ı bulan vicdani retçilere Yüksekova'dan da bir kişi eklendi. Yüksekova'da yaşayan 1980 doğumlu İslam Baykal adlı genç, kimsenin askeri olmak istemediğini dile getirdi. 'Vicdani ret hakkımı kullanmak istiyorum' Bu nedenle vicdanı ret hakkını kullanmak istediğini söyleyen Baykal, 'Ben Yüksekova'da silahlar ve bombalar altında bu yaşa geldim. Kardeşlikten, barıştan ve insanca yaşamdan umudumu kesmedim. Bu koşullarda yaşamanın ne kadar zor olduğunu çeken bilir' dedi. Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkeden vicdanı ret hakkını tanımayan tek ülkenin Türkiye olduğuna işaret eden Baykal, 'Türkiye temel bütün uluslararası sözleşmeleri imzalamış olmasına rağmen gereklerini yerine getirmemektedir. Öldürmeyi ret etmeyi 'öldürmeyin' demeyi suç sayan ve bu 'askerlikten soğutma' olarak TCK'nın 318. maddesinde düzenleniyor. Bu maddenin kaldırılmasını talep ediyorum' diye konuştu. 'Türkiye uluslararası sözleşmelere uymalı' Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeleri yerine getirmesi çağrısında bulunan Baykal, şöyle devam etti: 'Hayatımın en verimli çağının 15 ayının çalınması mantıksızlık. Eğer asker lazımsa bir sürü boş insan var. Uzman çavuş olarak alsınlar. Türkiye'nin Amerika'ya ve NATO'ya pazarlayacağı tek bir askeri kalmış. Askerlik vatan borcu değil, IMF'e ve Dünya Bankası'na olan borcunuzdur.' 'Destek bekliyorum' Zenginlerin bedelli askerlik yaptığını, fakir çocukların ise cephede iki ateş arasında kaldığını dile getiren Baykal, 'Bu durum adil değil. 'Ben fakirim, ben savaşayım' böyle bir adaleti kabul etmiyorum. Ben Kürdüm fakat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Savaşmak, öldürmek, silah almak istemiyorum. Bundan dolayı barış, özgürlük ve kardeşlik için vicdani ret hakkımı kullanıyorum. Askere gitmeyi reddediyorum' dedi. Vicdani ret hakkı için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), TBMM İnsan Hakları Komisyonu, İHD Genel Merkezi ve AİHM'e dilekçe ile başvuruda bulunduğunu dile getiren Baykal, 'Öldürmeyi reddetmek suç değil. Kardeşliğe evet kampanyalarının başlatılmasını istiyorum. Desteklerinizi benden esirgemeyin. Van, Hakkari ve Diyarbakır barolarının desteklerini bekliyorum' diye konuştu. HAKKARİ (DİHA) SAMİ YILMAZ |
||
|
||
| Perihan Mağden'in 28.02.2008 tarihli Radikal'in internet baskısındaki yazısı; *********************************************************** Savaşa katılımın reddedilmesi, savaşın kendisi kadar eskidir. Tarih boyunca, askeri organizasyonların çeşitli biçimleri insanları değişik gerekçelerle askerlik hizmetini reddetmeye yöneltti. Savaşa ve askerlik hizmetine karşı duruşun en dolayımsız biçimlerinden biri de 'Vicdani red'dir. En geniş ifadesiyle vicdani red; vicdani, dini veya politik inanç ve kanaatleri nedeniyle zorunlu askerliğe karşı çıkış olarak tanımlanabilir. Türkiye bu kavram ile ilk red açıklamalarının yapıldığı '90'lı yılların başında tanıştı. İlk redçiler, Tayfun Gönül ve Vedat Zencir, vicdani kanaatleri ve politik inanışları gereği askerlik yapmayacaklarını söylediklerinde kamuoyunda kaygılı bir şaşkınlığa yol açmışlardı. Zira 'Her Türk asker doğar' anlayışının yaygın olarak ifade bulduğu, erkekliğin askerlik üzerinden tanımlandığı -adam olmak- bir ülkede ve üstelik 1980 yılında gerçekleşen askeri darbenin tüm etkilerinin devam ettiği koşullarda birilerinin kalkıp askerlik yapmayacağını söylemesi, en iyimser ifadeyle, hafif akıllılıktı: Kimbilir başlarına neler gelecekti? O günden bu yana yaşanan tüm zorluklara karşın 12'si kadın 49'u erkek, 61 genç insan vicdani redçi olduğunu açıkladı. Hatta, bunlardan biri olan Halil Savda bu satırların yazıldığı sırada cezaevinde bulunmaktadır. Bununla birlikte Yehova Şahitleri gibi dini inançları nedeniyle zorunlu askerlik hizmetine karşı olan ya da başka saikler ile zorunlu askerlik hizmetine karşı olup da bu yönde politik bir tutum geliştirmeyen ama çeşitli biçimlerde muafiyet alma, kaçaklık, firarilik vb. yollarla askerlik yapmayan yüzlerce hatta binlerce insan bulunmaktadır. Vicdani redçiler için inişli çıkışlı ve zorluklarla geçen bu süreç boyunca kamuoyunun konuya ilgisi ancak redçiler tutuklandıkça, onları desteklemek için kampanyalar düzenlendikçe ya da destek verenler hakkında davalar açıldıkça oluşmaktaydı. Ancak, 2006 yılı başında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) vicdani redçi Osman Murat Ülke'nin 1997'de yaptığı başvuru üzerine Türkiye aleyhine karar vermesi ile kamuoyunun kavrama yönelik ilgisinde bir artış görüldü. Meclis Başkanı'ndan emekli generallere, hukukçulardan köşe yazarlarına kadar çok farklı kesimlerden insanlar vicdani red hakkında görüş belirtip tartışmaya başladılar. Türkiye'nin vicdani redçilere yönelik uygun bir yasal rejiminin bulunmadığını ve bunun yapılması gerekliliğini ortaya koyan AİHM'nin kararı üzerinde yürüyen bu tartışma, vicdani redçilerin kamusal alanda görünür kılınmasını sağlaması bakımından oldukça önemliydi. Ama asıl Türkiye'de ordu, askerlik ve militarizme dair tabuların yıkılmasına katkıda bulunması bakımından da ayrıca bir önem taşımaktaydı. Siyaset, hukuk ve ekonominin neo-liberal çerçeveye hapsolduğu, küresel adaletsizliklerin savaşlarla birleşerek büyük yıkımlara yol açtığı günümüz dünyasında, gerçekten de vicdani red konusunda, felsefi, politik, hukuksal ve pratik yönleriyle akademik boyutta ve kapsamlı olarak tartışmaya gereksinim vardır. Bu tartışmanın diğer yararlarının yanı sıra Türkiye toplumunun, siyasetinin ve ekonomisinin sivilleşmesi yolunda atılan adımlara bir katkısı da olabilir. İşte böylesi düşüncelerden yola çıkan bir grup vicdani redçi, antimilitarist, insan hakları savunucusu, gazeteci ve akademisyen bir araya gelerek uluslararası nitelikte bir vicdani red konferansının yapılmasına karar verdik. Yaklaşık bir yıllık hazırlık çalışmasının sonunda bu konferans 27-28 Ocak 2007 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü'nde gerçekleştirildi. Bu kitap, konferans sırasında yapılan sunum ve tartışmaları daha geniş kesimlerle paylaşmak amacıyla hazırlandı. *** Yukarıda yapmış olduğum alıntı, Özgür Heval Çınar ve Coşkun Üsterci'nin yayına hazırladığı 'Çarklardaki Kum: Vicdani Red-Düşünsel Kaynaklar ve Deneyimler' kitabının SUNUŞ bölümünden. Okuyun! Faydalı bir eser. Kitapçılarınızdan ısrarla alın. Yani. (Bakın anarşist değilim, 'çalın' demiyorum.) |
||
|
||
| ‘İnancı’ nedeniyle askerlik yapmak istemediği için 31.07.2007 tarihinde tutuklanarak Eskişehir Askeri Cezaevi’ne hapsedilen Enver Aydemir, 04.10.2007 günü Eskişehir Askeri Mahkemesi’nde yapılan 2. duruşmada, 2 gün içinde mevcutsuz olarak birliğine teslim olması istenerek tahliye edildi. Enver Aydemir ‘Vicdani reddini’ sürdüreceğini ilan etti. Enver Aydemir’in Türkiye’de ‘dini nedenlerden dolayı’ vicdani reddini ilan eden ilk kişi olduğunu Mazlumder Kocaeli Şubesi’nin açıklamasından öğrendim. Herhalde ‘oy’ getirmediği, sadece ‘temel hak ve özgürlük’ sorunu olduğu için parlamentodaki hiç bir partinin gündemine girmiyor. Güncelleşmiyor da... Hálbuki dünyada bayatlamış bir hak. Avrupa Konseyi’ne üye kırk altı ülkeden sadece Türkiye ve Azerbaycan’da yasak. Bu nedense ‘Türklüğe hakaret’ sayılmıyor. Özgürlüklerden uzak yaşadığımız, belki de özgürlüklerin tümünü bir ‘bütün’ kabul etmediğimiz için, diğer ülkelerdeki özgürlükler burada hayata geçemiyor... Özgürlükler siyaset kurumu tarafından ‘oy getiren’ ve ‘oy getirmeyen’ olarak tasnif edilirse sonuç alınabilir mi? Aydınlar, sadece siyasetçilerin ‘önemli’ bulduğu özgürlükleri konuşursa, özgürlüğün sınırları genişler mi? *** Enver Aydemir’in daha sonra başına gelenleri merak ediyor musunuz? Biraz araştırırsanız öğrenirsiniz. ‘Türban’ kadar, ‘vicdani ret’ de duyulsa, bunlarla birlikte tüm ‘temel hak ve özgürlüklere’ sahip çıkılsa, bugünkü Türkiye manzaralarını yaşar mıydık? Umutsuzluk, iktidarını ilan edebilir miydi? *** Yetmiş milyon topluca temel hak ve özgürlüklerin pekiştiği bir ülkeye gitsek... Hep gördüğümüz karşısında ağzımız açık kalacak. Hiç kapanmayacak. Anarşistler Federasyonu... Kralcılar... Vicdani retçiler... Savaş karşıtları... Ve daha ne istersen... Toplumlar korkmadığı zaman sağlığına kavuşuyor. Çağ ile Türkiye arasındaki fark... ‘Özgüven’ ile ‘öz güvensizlik’ arasındaki fark aslında. *** Temel hak ve özgürlükleri hem devletin, hem de bireylerin şaşmaz bir ölçü olarak kabul ettiği bir Türkiye olabilecek mi? Öyle bir ülke olabilecek miyiz? Özgür ve huzurlu bir ülke. mehmet altan'ın yazısından bir bölüm! tehlikenin farkında mısınız?
|
||