|
||
| * 22 Temmuz’da yapılacak olan genel seçime, İzmir 1. Bölge’den(Balçova, Buca, Çeşme, Gaziemir, Güzelbahçe, Karaburun, Kemalpaşa, Konak, Menderes, Narlıdere, Seferihisar, Selçuk, Torbalı ve Urla) , emek, barış ve demokrasiden yana olan güçlerin bağımsız milletvekili adayı olarak giren EMEP eski gen. başk. Levent Tüzel, “seçeneksiz değiliz” dedi. Demokrasi ve laikliğin birlikte savunulması gerektiğine dikkati çeken Tüzel, politik önceliklerini ve İzmir’de nasıl bir çalışma yapmayı planladıklarını anlattı. Sayın Tüzel, 22 Temmuz seçimlerinde bağımsız aday olanlardan birisiniz. Öncelikle bağımsız adaylığa nasıl karar verdiniz ve bu seçimler açısından bağımsız aday olmanın ne gibi bir anlamı var? Emek Partisi, seçimler öncesinde başta partiler olmak üzere sendikalara, demokratik kurumlara, aydınlara, tüm emek ve demokrasi güçlerine, ‘Türkiye geleceğini arıyor’ çalışması altında aşağıdan yukarıya demokrasi için birlik çalışması yapmayı önermiş ve ‘Türkiye Barışını Arıyor’ çalışmasının model alınabileceğini belirtmişti. Ancak iktidar çatışması içindeki güçlerin Cumhurbaşkanlığı seçimini bir krize dönüştürmesi ve Meclis’in erken bir genel seçim kararı alması karşısında bu süreç yeterince tamamlanmadan hızlı bir şekilde seçimlere hazırlanmak gerekti. Başta Kürtler olmak üzere işçilerin, emekçilerin, demokrasi ve barış güçlerinin; sol, aydın çevrelerin antidemokratik seçim barajı karşısında bağımsız aday olarak seçimlere katılıp oy potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek ve Meclis’e taşımaktan başka tercihleri kalmıyordu. Bu nedenle geçmişte de güç birliği yapmış hareketler olarak bu yönde bir ortaklık sağlama çabası içinde olduk ve demokrasi için birlik hareketinin destekçilerinin ortak adayı olarak bağımsız milletvekili adayı oldum. Elbette bizlerin bağımsız adaylığı bir kısım burjuva politikacıların ya da dokunulmazlık zırhına sığınanların yaklaşımından farklıdır. Birbirinden farklı olmayan, temel meselelerde farklı davranmayan iktidar, muhalefet ve irili ufaklı sermaye partileri karşısında demokrasi için birlik ya da bin umut adayları olarak seçimlere katılan bağımsız adaylar; emekçilerin hakları, gerçek demokrasi, halkların kardeşliği ve gönüllü birliğinin savunucusu olacaklardır. Bu nedenle ilk defa bu denli yoğun bir şekilde seçimlerin antidemokratik yüzü ve bunun karşısında demokrasi güçlerinin bağımsız adaylığı tartışılmakta ve sorgulanmaktadır. Olağanüstü koşullara ve her şeye rağmen Meclis uzun bir aradan sonra gerçek anlamda halk temsilcilerinin onurlu ve vakur sesini duyacaktır. Aday olduğunuz İzmir 1. Bölge’de nasıl bir seçim çalışması yürütmeyi planlıyorsunuz? İzmir ili, her iki seçim bölgesi açısından da emek, barış özgürlük bloku güçlerinin etkili çalışmalar yaptığı ve milletvekili seçtirecek bir oy potansiyelinin bulunduğu bir kentimizdir. Ayrıca kent halkının ilerici, laik ve çağdaş değerleri önemseyen, bu nedenle de AKP Hükümeti’ne karşı tepkileri birikmiş özellikleri vardır. Cumhuriyet mitinglerinin en kapsamlısının bu ilde yapılması tesadüfi değildir. Bizler bu açıdan, sadece işçi sınıfı ve emekçilerin talepleri ya da ezilen Kürtlerin eşitlik özlemlerinin sözcüsü değil, aynı zamanda demokratikleşme ve laik bir toplum istekleri istismar edilen kent emekçilerinin de temsilcisi olacak, onlarla çalışmalarımızı buluşturacağız. Bu çerçevede başta EMEP, DTP, ÖDP ve sosyalist çevreler olmak üzere tüm demokrat güçlerle seçim çalışmasını ortaklaşa yürütüp en geniş kesimin harekete geçtiği ve İzmir’de demokrasi için birleşik bir halk hareketinin temellerini atacak bir çalışma yürüteceğiz. İzmir’in bütün fabrikaları, sanayi siteleri, atölyeleri, hizmet kurumları, tarım işletmeleri, belediyeleri, sosyal, kültürel çevre örgütleri, emekçi mahalleleri, göç etmiş ve dışlanmış insanları arasında demokrasinin ve umudun adayları, milletin gerçek temsilcileri olarak çalışacak ve düşüncelerimizi onlarla paylaşacağız. Parçalı ve dağınık görünümü ortadan kaldırıp tüm sol, demokrat, ortak aday çıkartmak için çabalayan her kesimin gücünü birleştirip ortaya çıkartacak bir kapsayıcılıkla geçmiş seçimlerde blok güçlerinin aldığı oyları katlayan bir seferberliği örgütleyeceğiz. İzmir’de girilmedik ev, çalınmadık kapı, seçim bildirimizin ulaşmadığı insan kalmamacasına bir çalışma yürüteceğiz. Seçim çalışmanızda hangi gündemlere öncelik vermeyi düşünüyorsunuz? Bunlar, ülkemizin ve halkımızın en önde gelen belli başlı sorunları olacaktır. Öncelikle işsizliği ve yoksulluğu derinleştiren, emekçileri sömüren bağımlı ekonomik politikalar karşısında halkçı bir ekonomik düzenlemenin programını savunacağız. Sadece daha iyi bir ücret değil, daha iyi çalışma koşulları ve sosyal güvence bunların arasında olacak. Bugünlerde konuşulan sınır ötesi askeri harekat, sadece içeride değil Türkiye’nin komşu ülke halklarıyla ilişkilerinde de derin sarsıntılar açacaktır. Buna karşıyız. GOP gibi emperyalist politikalara bağlanmak, onlara üs olmak değil bölgeden işgalci güçlerin çekilmesini savunan, halkların egemenlik hakkına saygılı, barışçı bir politika bizleri batağa sürüklenmekten kurtaracaktır. Türkiye’nin en temel meselelerinin başında demokrasi ve laiklik gelmektedir. Düşünce, örgütlenme, basın özgürlüğünün yanında Kürt sorununun eşit haklar temelinde, şiddeti ve terörü reddeden barışçı çözümü, bağımsız adaylığımızın belirgin unsuru olacaktır. Yine halkları birbirine karşı kutuplaştırmada bir istismar konusuna dönüşmüş olan din ve inanç işlerinde, kamusal alanı bulaştırmayan; tamamen kişisel bir alanda kalması gereken bu konularda tam bir laiklik savunusuyla gerici, tutucu ve milliyetçi çevrelere yanıt verilecektir. Eğer kazanıp Meclis’e girerseniz neler yapmayı hedefliyorsunuz? Seçim sonuçlarının, devlet iktidar güçlerinin istedikleri tabloyu oluşturmadığı koşullarda, -ki öyle de görülüyor- bizlerin de içinde yer aldığı Meclis, şiddet ve statüko yanlısı güçlerin zor tahammül göstereceği bir süreci yaşayacaktır. Ancak herhalde yıllardır olmadığı kadar halk düşmanı politika ve çıkar ilişkilerinin ortaya çıkartılıp teşhir edildiği, birçok emek ve demokrasi karşıtı yasa çalışmalarına karşı sesimizin gür bir şekilde çıktığı tartışmalar ve oturumlar yaşanacaktır. Ama bunlar sadece, Meclis kürsüsünde söylenen ve çatı altında kaybolup giden bir çıkış olmakla kalmayıp hayatın nabzının attığı her alanda, halk temsilcilerinin halk iradesiyle buluştuğu bir çalışmayla örtüşecektir. Sorgulanacak o kadar çok konu var ki herhalde sıraya koymak gerekecektir. Emperyalist anlaşma ve imtiyazlar, yolsuzluklar, sermaye gruplarına teşvikler, çalışma ve iş yasaları, Sosyal Güvenlik Reformu adı altında tasfiye, özelleştirmeler, Terörle Mücadele Yasası, gerçekleri araştırma ve ortaya çıkarma, bütçe düzenlemeleri, vergi adaletsizlikleri, nükleer santraller ve bağımlı enerji politikaları ve daha birçok konu. İktidar partisi AKP ve Meclis’teki ana muhalefet partisi CHP’nin seçime yönelik tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP, hükümet olmanın avantajı ile halktan vaatlerini gerçekleştirmek için bir 5 yıl daha isteyecek ve tek başına iktidar olmayı talep edecektir. Son zamanlarda daha çok çatışma içine girdiği ve uyarılar aldığı güçlere karşı bir düzen partisi olduğunu kanıtlamak, hem de inançlarını istismar ettiği seçmen kitlesini korumak için takiyeye devam etmektedir. Değişim söylemleri ve sözde sol yüzleri listelerine alma, bunun sinsi bir hamlesi. DP birleşmesinin olmadığı koşullarda merkez sağ rolünü yerine getirecektir. CHP ise AKP yi zorlamak ve cılız muhalefetinin başarısızlığını telafi etmek üzere destek aldığı milliyetçi, şoven devlet güçlerine sığınmakta, ‘rejim tehlikede’ diyerek laik ve çağdaş değerlerin endişesini taşıyanların oyunu alma hesabı yapmaktadır. Ancak her iki parti de ekonomik politikalarda piyasacılığı ve liberalizmi savunmakta, Kürtlerin taleplerini inkar ve şiddeti çözüm olarak benimsemekte, emperyalist planlar karşısında dik duramamakta, yüzde 10 barajı savunmakta olduğu gibi demokrasiyi sindirememekte, inançları istismar etmekte birbirlerinden farklı durumda değillerdir. Son olarak seçmenlere nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz? Seçeneksiz değiliz. Demokrasi ve barış tek çözüm yoludur. Demokrasi için birleşelim, barış için sağduyumuzu esirgemeyelim. Geleceğimize sahip çıkacak olan bizleriz; işçiler, emekçiler, aydınlar, ezilen ve sömürülen halk yığınları. O nedenle oylar demokrasinin ve kardeşliğin adaylarına. Demokrasi için oylar, umudun ve barışın bağımsız adaylarına. Özgür ve bağımsız bir gelecek için demokrasi ve birlik. Bu kez emekçiler ve barış kazanacak. |
||
|
||
| Yahu hiç İzmirli yok mu burada hiç yorum yapılmamış.. | ||
|
||
| var canııım. olma mı? var da, Levent Tüzel hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Bağımsız sol aday olarak oyumuzu vericez mutlaka, hiç değilse bi işe yaramış olur oyumuz. Ama adamın ortalıkta göründüğü yok pek, bir kampanya, bir çalışmasına denk gelemedim daha. (ya da ben hiç çıkmıyorum evden : ) ama, desktekliyoruz. umarım girer meclise. bu adamların meclise girmesi gerek çünkü. | ||
|
||
| Tüzel emep başkanı, emep sitesinden fikirlerine ulaşabilirsiniz. ayrıca bu akşam TRT 2'de (20 Haziran 2007 Çarşamba) saat 17:10'da yayınlanacak Seçim programına EMEP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Varlı konuk olarak katılacak. http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=12092 |
||
|
||
| ya peki internetten araştırıyorum ama bi yere varamıyorum. bu adamın Baskın Oran gibi bi sitesi, ya da Ufuk Uras gibi bi mail grubu. ben destek olcam ama, benim attığım tek oy yetmez ki. çevremdekileri de ikna etmek için elimde bişeylerin olması lazım. interneti hiç kullanmıyorlar galiba. bence çok daha iyi kullanmalılar interneti. youtube'da adamın adını yazınca sadece iki video çıkıyor. napsam, gidip adamı bulup kampanya videosunu kendim mi çeksem ne : ) | ||
|
||
| izmirli değilim ama ablamlar izmirde oy kullanacak... sanırım oylarını tüzele kullanırlar..bin umudun bir karanfili olan tüzel denizlerin anısını mecliste engüzel şekilde yansıdır. seçim kampanyası belki daha başlamamıştır diyeli ki çoktan start verildi.... kampanya ya hepimiz dahiliz...bu görev bizimdir...denizlerin anısına.... evimizde işyerimizde okulumuzda bagımsız adyaları anlatmalıyz... başarılar bence arkadaş sana yakın bir emep il yada ilçe teşkilatına giderek bilgi alabilirsin |
||
|
||
| yok yok yookk. ben parti olayına girmek istemiyorum açıkcası. partilerle ve onların ideolojileriyle uğraşmak istemiyorum. beni heycanlandıran olay bağımsız olarak bu adamların da meclise girme şanslarının ortaya çıkması. hani, görüşünü desteklerim desteklemem(ki desteklerim yani : ) bu adamların meclise girip bu al gülüm ver gülüm oyununu biraz olsun bozması lazım. tamamen bunun için destekliyorum. Baskın hocanın dediği gibi: "Ezberi bozmak" gerek. o yüzden bi parti teşkilatına gidip, parti olayıyla uğraşmak istemem açıkcası. neyse, bi şekil anlatıcaz insanlara artık. ben en az 20 oy garanti veriyorum bak. ikna ederim ben insanları : ) |
||
|
||
| uAsmyrna, en azından internette sitelerde duyurabilirsin..Ama seni anlaması zor olan sitelere hiç anlatmaya çalışma, zaman kaybı olur. | ||
|
||
| buna sevindim.....yani yani 20 oya ama bence sen bunu 30 oyda yaparsınnnnnnnnnn partiye girme .bende kastedmedim.bilgi alabilrisin diye söyledim....senin partilerden dilin yanmış heralde............ |
||
|
||
partilerden dili yanmamış kimse var mı? şimdi ben bi emep teşkilatına gitsem bana Levent Tüzel hariç herşeyi anlatçaklar. beni üye yapmaya çalışcaklar, falan filan. büsürü ıvır zıvır. uğraşmak çok zaman götürür. ben en iyisi internete abaniyim gene. hem seni kırmamaya çalışırım ceneciğim yaw, kastırırım. çıkartırım 30 oyu
|
||
|
||
| haklısın demek ten başka hiç bir şey demiyorum partiler hakkında... inan kendimi parti başkanı gibi hissetim oyu sanki kendime istiyormusum gibi bir hissiyat belirdi içimde... yada emep liymişim gibi oldu..yani particiymişim... neyse umarım girerler meclise halk için iyi lcagına inanıyorum... kırk bağımsizin meclise girmesi demek resmen olmasada baraj sorununun ortadan kalkmış olması demek.... buda meclise giremeyen halkın kullanmış olduğu oyların temsiliyeti demek |
||
|
||
| yok yav, emepçisin demedim ben sana. öyle de algılamadım merak etme. zaten emepçilere de ayrıca bi sözüm yok, bütün partiler öyle : ) Bir röportajını buldum Levent Tüzel'in Levent Tüzel ile röportaj Kaynak BİA on Haziran 13,2007 Emek Partisi (EMEP) eski Genel Başkanı Levent Tüzel, 2007 genel seçimlerine İzmir 1. bölgeden solun ortak bağımsız adayı olarak katılıyor. Ahmet Tulgar'ın Tüzel'le yaptığı ve Birgün gazetesinde yayınlanan röportajı aktarıyoruz: Seçim çalışmalarına başladınız mı ve nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz? Başladık. İzmir'deki ilk toplantıda neden bağımsız aday olduğumuzu anlattık. Ayrıca bu toplantıda ortak adayları destekleyen birçok kurumun temsilcisi, sendikacılar, orada tanınmış kişiler, aydınlar geldiler ve onlar da düşüncelerini ifade ettiler. Hepsi bu seçimlerde demokrasi ve barış güçlerinin ortak adaylarının bu kez Meclis'e gönderilmesinde umutlu olduklarını ve hep birlikte bu çalışmayı sürdüreceğimizi belirttiler. Bu başlangıç için gerçekten iyiydi. Daha sonra biz orada, İzmir'de toplantılarımıza başladık. Emek Partisi'nin bütün üyeleri, aktivistleri ile toplandık. Pazar günü de DTP'nin kongresi vardı. Orada da düşüncelerimizi anlatma olanağı bulduk. Onlar da, Kürt tabanı, seçmeni, benim Kürt kökenli olmamama, Türk kökenli olmama rağmen kendilerinden bir insan olarak kabul ettiler bizi ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda, ülkede barış için hareket edeceğimizi anladılar. Bizi benimseyeceklerini ve ortak çalışma yürüteceklerini belirttiler. Baskın Oran konusu konuşuldu mu orada? Çünkü bu konu bir soruna dönüşmüş durumda, takdir edersiniz ki bağımsız adaylar bağlamında... İzmir'de çok konuşulmuyor. Ama bizim söylediğimiz şey burada çıkan adayların desteklenmesi. Çünkü daha önce, bizim görüşmelerimizde de ortaya çıkıyordu bu konu. Yani barış için çalışan aydınların kendi içerisinden belirleyecekleri isimlerin destekleneceği ve bu demokrasi için birleşen güçlerin oluşturdukları platformda mutlaka sadece parti yöneticileri ya da Kürt temsilciler değil aydınlardan, sosyalist çevrelerden de mutlaka isimlerin olması gerektiği yönündeydi bizim tavrımız. Peki, EMEP'liler İstanbul'da 2. bölgede kimi destekleyecekler bu durumda? Sol'un bağımsız adayı Baskın Oran'ı mı, DTP'nin bağımsız adayı Doğan Erbaş mı? Bu konuda somut olarak "şunu destekleyin" ya da "bunu destekleyin" diye bir tartışma önümüze gelmiş değil ancak İstanbul örgütü nasıl bir değerlendirme yapacak, açıkçası ben de bilemiyorum. Ama şöyle ifade edeyim: Bu durumda "DTP'nin adayı Doğan Erbaş desteklenecek" ya da "sol bağımsız güçlerin adayı Hoca" desteklenecek şeklinde bir tercih yapmak zorunda kalmamız hakikaten uygunsuz olur. Bunu bir değerlendireceğiz herhalde, bilmiyorum. Ya da bunun dışında bizim birlikte hareket ettiğimiz güçlerle bir çözüm bulmak gerekecek. Yani DTP de herhalde bu işten rahatsızdır. Erbaş bir söyleşide adaylığının DTP'nin bir genel merkez kararı olduğunu söyledi, öyle değil mi? Evet, ben de okudum. Hocanın biraz erken davrandığını, yani aday olacağı bölge konusunda İstanbul değil başka bir bölge düşünüldüğü falan... Ama bunlar süre olarak geçti. Sizin İzmir 1. bölge adayı oluşunuz nasıl oldu. Aday olduğunuz yerin belirleniş süreci nasıl gerçekleşti? Aslında biz biraz gelişmeleri izleyen, bekleyen durumda olduk. Daha doğrusu biz baştan seçim bölgeleri değil ama seçimlerde daha önce blok güçler olarak hareket ettiğimiz, ÖDP, DTP, SHP, bütün bu çevrelerle, daha seçim gündeme gelmeden "Türkiye'nin geleceğinde oynayacağımız rolü belirleyelim, tartışalım, ittifak için bir çalışma yürütelim" diye bir öneride bulunmuştuk. Zaten bu süreç de çok hızlı biçimde gelişti. Daha sonra DTP yöneticileri ile görüştük, ÖDP yöneticileri ile görüştük, o zaman genel başkan ve diğer yöneticiler, Ufuk Uras, ÖDP'nin bu seçimlerde kendi adıyla gireceğini, yani bağımsız adaylık konusunun düşünülmeyeceğini belirtmişti. Biz ise esas olarak en geniş ittifakı ifade edecek şekilde "Halk için ekonomi, Kürt sorununda barışçıl çözüm, laikliğin gerçek temelleri üzerine oturtulması gibi konularda güçlerimizi birleştirdim, ortak aday belirleyelim, aydınlar ön planda olsunlar" gibi önerilerimizi dile getirdik. DTP bu fikre sıcak baktı ama aday belirleme konusunda DTP'nin kendi içinde belirlediği 'bağımsız adayları belirleme komisyonu' biraz kapalı devre çalıştı. Biz bu işlere çok müdahale etmedik çünkü görüşmeler süresince bunu beraberce örgütleyeceğimizi, beraberce yürüteceğimizi düşündük. Onun için de Baskın Hoca gibi, Ufuk Hoca gibi önceden "ben buradan adayım" diye açıklamadım. Çünkü DTP'nin de Kürt temsilcileri belirleme ve onları nereden gösterecekleri konusunda bir karar vermesi gerekiyordu, onların kararını beklememiz gerekiyordu. DTP bir siyasi parti olarak Kürt seçmen üzerinde çok etkili, evet. Ama bu anlamda çok fazla belirleyici olmadı mı DTP bu bağımsız adayların ve seçim bölgelerinin belirlenişi sürecinde? Tabii. O konuda biz kendileriyle de düşüncelerimizi, eleştirilerimizi, önerilerimizi paylaştık. Kendileri de bunu kabul ettiler. Süreç sıkışmıştı; iyi hazırlayamadıklarını, aslında bir ittifak ve bir güçbirliğinden çok bir seçim işbirliğine dönüştüğünü, anlayış gösterilmesi gerektiğini söylediler. Ayrıca kendi içlerinde de isimler üzerinde çok fazla tartışma olduğunu söylediler. Sonuç itibari ile, biz bu kez Meclis'te gerçekten demokrasi güçlerinin temsilcileri olmak, sözcüleri olarak bulunmak istiyorsak, artık bunları çok da problem etmeden, ileriye dönük yapacaklarımızı konuşmalıyız. Bu nedenle benim için seçimlere İzmir 1. bölgeden katılmaktan hiç rahatsız olmadım, aksine sevindim çünkü orada İzmir kentinin işçileriyle, aydınlarıyla, Kürt seçmeni ile buluşmak, özellikle Batı'dan, bir metropol kentinden aday olarak çıkabilmek çok önemli. Yani Kürtler'le Türkler'in kardeşleşmesi, özellikle şu çatışmalı sürecin tırmandırıldığı dönemde orada bir başarı elde etmek önemli. Çünkü İzmir'e, başta CHP olmak üzere, AKP, GP, bütün partiler yüklenecek gözüküyorlar. DTP'nin bu süreçte bu kadar inisiyatif sahibi olması sol bağımsız adayların parlamentoya seçilmeleri durumunda kendi renklerini parlamentoya taşıyamamaları gibi bir sonuca neden olabilir mi? Belki böyle bir algı oluşabilir ama sanmam. Mutlaka Türkiye'de, özellikle de şu içinde bulunduğumuz dönemde Kürt meselesi demokratikleşmenin en önemli öncül meselelerindendir, ama sadece bu değil. Biz aynı zamanda demokrasinin, umudun, barışın adayları olarak, kendi seçim platformumuzu orada özgürce ifade edeceğiz. Ve bu platformun en başında bugünkü neoliberal politikaların yol açtığı yoksulluk, işsizlik, vergi adaletsizlikleri, yolsuzluklar, özelleştirme politikaları geliyor. Yani biz sadece Kürt seçmenler, oraya göç etmiş, ezilen, yoksul bir Kürt tabanı üzerinde çalışma yürütmeyeceğiz. Biz aksine İzmir'de, başka yerlerde de herhalde böyle olacaktır, toplumun tüm kesimlerine ama öncelikle de tabii ki bu politikalardan mağdur olmuş, çözümsüzlük karşısında bir arayış içerisinde olan ve bunun karşısında mevcut partilerin birbirinden farkı kalmadığını göstererek, bu dönemde barajlar nedeniyle de bağımsız aday olmak zorunda kaldığımızı anlatacağız. Bunun için de, gideceğimiz kesim dediğim kesimler olacak. Türkü, Kürdü, Alevisi, göçmeni, Balkan göçmenleri, oranın yerel halkı, yani sadece orada Kürtlerin sorunlarını dillendirme amacıyla bir yer alış söz konusu olamayacak elbette. Peki, parti içinde bağımsız adaylık meselesine ilişkin bir tartışma oldu mu? Bu konu tartışmaya açıldı mı? Nasıl bir süreç işledi EMEP içinde? EMEP'de böyle bir tartışma olmadı. Genel İdare Kurulu'muz olarak zaten daha 2007'nin başında emek ve demokrasi diyenlerin başta DTP olmak üzerine Kürtler'in yanında durarak birleşmenin ve bağımsız aday olarak çıkmanın en doğru taktik olacağını düşündük. Başka bir yol düşünmedik. Meclis'e girerseniz milletvekilliğinin zorunlu formalitelerini yerine getirecek misiniz? Mesela yemindeki bütün retorikle hemfikir misiniz? DEP milletvekillerine ve bir başka uçta Merve Kavakçı'ya yapılanları gördünüz? Bunlar, yemin gibi formaliteler yasal bir zorunluluk ve yerine getirilecek. Ama Anayasa'ya bakıldığında "demokratik, laik hukuk devleti" denir ve bütün milletvekilleri de bunu böyle söyler ama gerçek bu değil. Dolayısıyla orada yemin etmiş olmak bizim gelecekte sosyalist bir toplum kurma mücadelemizle çelişir bir şey değil. Ayrıca biz orada bu yemini ederken, "Şu 'Ne mutlu Türküm diyene' demeyen düşmandır" fikri ile de, bunu yücelten 301'inci madde ile de, terörle mücadele yasası ile de, başkaca antidemokratik yasalarla da mücadele ve bir değişim sağlama amacıyla oraya gidiyoruz. Asıl mesele yeminden ve bizim burada yaşayacağımız zorluklardan ziyade seçim sonuçlarına kendilerini "devlet partisi" gibi görenlerin ne derece tahammül gösterip göstermeyeceği. Başta Genelkurmay, CHP, Baykal yani bu seçim sonuçlarının arzu edilir şekilde olmaması durumunda bir takım müdahalelere açık olacağı şeklinde bir tehdit de ortaya savurdular. Yani önümüzdeki süreç hayli zor, hayli karışık ama orada bizlerin olması, Meclis'te bizlerin olması bütün bu karışıklıklar içerisinde doğruyu, çözümü işaret eden bir ses ve soluk olacak. Yani kendi yasalarına ve hukukuna uymayan bir takım uygulamalarla karşılaştığımız takdirde bizi Meclis'e taşıyan bütün güçlerle birlikte yolsuzluklarla, antidemokratik yasal düzenlemelerle ve başkaca da bir takım halka karşı düzenlemelerle mücadele konusunda tek başımıza olmayacağız diye düşünüyorum. Birbiri ardına muhtıralar yayınlanıyor, darbe Demokles'in kılıcı oldu, muhaliflere karşı linç çağrılarında bulunuluyor ve tam da böylesi bir konjonktürde seçimlere, daha doğrusu Meclis'e milletvekili gönderilmesine konsantre olunması nedeniyle sokaklarda özellikle sosyalistlerden ve sosyalist örgütlerden ses gelmiyor? Bu bir ihmalkârlık değil mi ya da parlamento fetişizmi? Evet, bu düşünülmesi gereken bir şey. Ama bu bizim zayıflığımız. Burada işçi hareketinin, vicdan sahibi, bağımsızlığa, yurtseverliğe düşkün aydınların çekingenlikleri rol oynuyor. Aydınlar barış için kendilerini ortaya çıkardılar bir dönem ama siyasi cinayetler ve milliyetçi dalga yeniden yükseldiğinde bir geri çekilme ve izleme tutumu gelişti. Yine de küçük küçük de olsa toplumdan yanıtlar veriliyor. Neden genel başkanların adaylığında ısrar edildi? Neden doğrudan genel başkanlara yöneldi sol partiler bağımsız aday belirleniminde? Burada amaçlanan neydi? Çünkü geçmişteki blok partilerin oylarına bakıldığında, böyle hesaplar yapan arkadaşlara göre çok sayıda insanın seçilme şansı yoktu. Olacaksa da bu partileri temsil eden adaylar olacaktı, çünkü biz orada da, Meclis'te de kendi çizgimiz doğrultusunda, partimizin mücadele anlayışı doğrultusunda hareket etme anlayışını taşıyacağız. Dolayısıyla da, parti başkanlarının aday olarak seçilmesi ve Meclis'e gönderilmesi için çalışılması olabilecek en makul düşünce. Tabii ülkedeki aydınların önemsediği bir takım şahsiyetlerin yanında bizlerin adaylığı da söz konusu... Başka biri aday olsaydı da, genel başkan olarak siz partinizin örgütsel yapısına, ilişkilerine konsantre olsaydınız nasıl olurdu? Eğer sizin partiniz bir genel başkan partisi değil bir kadro partisi ise... Bizim gibi partilerde genel başkan dışında da aday gösterilse problem olmaz ama genel başkanlar en iyi şekilde bir partinin görüşlerini ifade eder ve Meclis'te o partinin görüşlerinin halka, kitlelere ulaşması açısından daha anlamlı olur bu. Partiyi temsil etmiş olurlar orada. Diğer yandan parti ve seçmen kitlesine verilecek mesajlar açısından genel başkanın adaylığının herhangi bir üyenin adaylığından çok daha fazla ilgi ile karşılanacağı anlaşılır bir şeydir. O açıdan bizde herhangi bir tartışma ya da kaosa yol açması düşünülemez bile. Açık konuşmak gerekirse bu adamın röportajlardan okuduğum kadarıyla söylemleri ve verdiği cevaplar beni pek heycanlandırmıyor. Aksine, bu adam da sanki biraz ezbere konuşuyor gibi. Şu röportajta söyledikleri mesela. Baskın Oran haksız gibi bişey demiş, hoca önceden adaylığını koydu kimseye danışmadan diye. Kendini sanki biraz Dtp'ye bağlamış gibi duruyo ki bence doğru bi tutum değil. Bağımsız sol aday kavramı dersek, Dtp'den de bağımsız olmalı. Kısacası d emek istediğim, bu adam çok sıradan konuşuyor. Hiç Baskın Oran ya da Ufuk Uras gibi heycanlandırıcı değil. Farklı değil, hep alışageldiğimiz şeyler. |
||
|
||
| levent tüzel ile ilgili seçim sitesi www.aleventtuzel.org/ | ||