SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sahne

Konu: -Eserlere Dair Örneklemeler-

Sayfa: [ 1 ]

27.10.2004 14:29:40
BUDA'NIN YANAN EV KISSASI

Gotama Buda,
bağlandığımız hırs çarkını verdi
ve şunu öğütledi:
Bırakın bir yana tüm hırslarınızı
ve girin Nirvana dediğim hiçliğe
tüm isteklerden arınarak.
Sonra bir gün öğrenciler ona sordu:
Neye benzer bu hiçlik üstat?
Öğütlediğin gibi, bütün hırslarımızı
hepimiz bir bir atabiliriz bir yana,
ama söyle bize,
bu içine girdiğimiz hiçlik
tüm yaradılışla bütünleşmek gibi bir şey mi acaba?
Yatarken suyun içinde, bedeniniz ağırlıksız, öğle vakti,
tembel tembel yatarsınız suda, hiçbir şey düşünmeden hani,
ya da uyuklar gibisiniz, düzelttiğinizin pek farkında
                                                       olamadan battaniyeyi,
kendinizden geçerken hızla-
hiçlik bu tür mutlu bir şey mi acaba,
tatlı bir hiçlik mi yani,
yoksa duygusuz, soğuk, boş bir hiçlik mi bu hiçliğin senin?

Uzun süre sessiz kaldı Buda,
sonra, umursuz, dedi ki:
Yanıtı yok sorunuzun.
Ama onlar gittikten sonra, akşamüstü,
meyvaları ekmek olan ağacın altında oturuyordu Buda hala,
ve öbürlerine, soru sormayanlara, anlatıyordu şu öyküyü:
Geçenlerde bir ev gördüm. Yanıyordu.
Alevler çatısını yalıyordu evin.
Yanına vardım, baktım içinde hala insanlar var.
Açtım kapıyı, seslendim onlara,
dedim, yanıyor çatı, ve buyurdum,
haydi, çıkın dışarı çabuk.
Ama insanlar hiç oralı değil gibiydiler.

İçlerinden biri, sıcaklık kaşlarını kavurdu kavuracak,
dışarısının nasıl olduğunu sordu bana,
dışarda yağmur yağıyor muydu, yağmuyor muydu,
rüzgar esiyor muydu, esmiyor muydu,
dışarda bir başka ev var mıydı başlarını sokacak,
ve buna benzer  
daha bir sürü soru.
Bir şey demeden ayrıldım ordan.
Bu evdeki insanlar, dedim, kendi kendime,
soru sormaktan vazgeçmeden önce yanıp ölmeyi
                                                                   hak etmişler.
Doğrusu, dostlarım, bir insan,
bastığı yerin ne denli kızdığının farkında değilse
ve orada durmaktansa, neresi olursa olsun
başka bir yere gitmek zorunluluğunu duymuyorsa
söyleyecek hiçbir sözüm yok o insana.
İşte, Gotama Buda buraya kadar.

Ama bizler de, artık bundan böyle,
boyun eğme zaatıyla değil de
boyun eğmeme zaatıyla ilgilenen bizler de,
somut öneriler öne sürerek
etten kemikten işkencecileri alaşağı etsinler diye
insanlara ders veren bizler de,
inanıyoruz ki
yaklaşan bombardıman filoları karşısında parababalarının,
yok şu sorunu nasıl çözeceğimizi,
yok şu konuda ne önerdiğimizi,
ve devrimden sonra,
biriktirdikleri paraların ve bayramlıklarının ne olacağını
durup durup soranlara
fazla bir sözümüz yok söyleyecek.


Bertolt BRECHT

  

27.10.2004 14:33:20
MODERN DESTAN

Akşam savaş alanına inince

Düşman yenilmişti.

Çınlayarak telgraf telleri

Haberleri ötelere iletti.



Bir ucunda dünyanın kabardı o zaman

Bir bağrış ve parçalandı gökkubbede

Azgın ağızlardan taşan

Ve delice göğe kabaran bir çığlık.

Soldu sarardı ilenmekten bin dudak.

Bin yumruk vahşi bir öfkeyle sıkıldı.



Ve öbür ucunda dünyanın

Sevinç çığlıkları parçalandı gökkubbede

Bir şehvet kutlaması bir kudurma bir tepinme

Dolu bir soluma ve göğüs germe.

Eski duayı deşti durdu bin dudak

Bin el inanla kavuştu ve sonsuz.



Gecenin ileri bir saatinde

Söylüyordu telgraf telleri

Savaş alanında kalan ölüleri…

İşte o an, dostun düşmanın sesi kesildi.



Yalnız analar ağladılar

Orada –ve burada.

 

27.10.2004 14:35:24
DURAKSAYANA  
Diyorsun ki,  
davamıza hayrı yok bu gidişin.  
Karanlık gitgide, diyorsun, derinleşiyor.  
Güçler azalıyor, diyorsun, gitgide.  
Bunca yıl, diyorsun, çalış çabala,  
sonunda ilk günden daha güç bir duruma düş.  

Oysa işte düşman her zamankinden daha kuvvetli.  
Yenilmez gibi de görünür.  
Biz de hatalar yaptık, bu inkar edilmez.  
Sayımız yavaş yavaş azalmada.  
Sloganlarımız orda burda dağınık.  
Düşman sözcüklerimizin bir kesimini çarpıttı.  

Bugüne dek söylediklerimizden hangisi yanlış şimdi?  
Bir kısmı mı, yoksa hepsi mi?  
Güveneceğimiz kim var artık?  
Arta kalanlar mıyız bizler  
yaşayan bir ırmaktan fırlatılmış?  
Geride mi kalacağız  
kimseyi anlamadan ve hiç anlaşılmadan?  

Yoksa şans mı gerek bize?  

İşte senin sordukların bunlar.  
Ama kimseden bir yanıt bekleme,  
yanıtını da kendin ver.  

Bertolt BRECHT

 

27.10.2004 14:39:16
EMPEDOKLES' İN PABUCU

1.  
Agrigentum'lu Empedokles,  
ihtiyarlık hastalıkları yanı sıra
yurttaşlarının saygısını kazanınca
ölmeye karar verdi.
Ama birkaç kişiyi sevdiği için
ve o birkaç kişi de onu sevdiği için
onların gözü önünde yok olmaktansa
hiç olmayı yeğledi.  

Bir geziye davet etti onları, ama hepsini değil,  
bir ikisini çağırmadı ki, böylelikle
seçimine ve bu gezi işinin tümüne
biraz da rastlantı karışsın.
Tırmandılar Etna dağına.
Bu işin zorluğu  
sesleri kıstı.
Bilgece sözler aramadı hiç kimse.  
Tepeye varınca, kendilerine gelmek için derin  
                                                               bir soluk aldılar
ve amaçlarına varmanın mutluluğu içinde
manzaraya daldılar.  

Hocaları usulca ayrıldı onlardan.
Onlar yeniden konuşmaya başladıklarında
hiçbir şeyin farkında değildiler.
Ama az sonra,  
yer yer bilgece bir sözcük eksik olunca,  
başladılar çevrelerinde onu aramaya.
Oysa o, pek de acele etmeden
çoktan dolanmıştı tepeyi.
Bir keresinde durup,  
ne kadar uzakta olduğunu anlamak için
kulak kabarttı kanuşmalara.
Artık pek seçilmiyordu sözcükler:Ölüm başlamıştı.

Dururken kraterin ağzında
arkası dönük,  
uzakta, bu konuşmalarla ilgili hiçbir şey bilmek istemeden,  
hafifçe eğildi yaşlı adam,
dikkatle çıkardı pabucunu ayağından
ve gülümseyerek az öteye fırlattı,
öyle bir yere ki,  
çabuk bulunmasındı, ama zamanında da bulunsundu,  
yani çürümeden.  
İşte ondan sonra girdi kratere.  

Dostları onu arayıp da onsuz geri döndüklerinden  
sonraki haftalar ve aylarda yavaş yavaş  
ölümü başladı, tam istediği gibi.
Bazıları artık umutlarını kesmişlerken hayatından
bazıları hala bekliyorlardı onu.
Bazıları onu bekleyip tutuyorlardı sorularını,
bazılarıysa kendileri arıyorlardı çözümü.
Hiç değişmeden usul usul gökte uzaklaşan,
yalnız siz bakmazken uzaklaşan küçülen ve incelen,
onları yeniden aradığınızda çok uzaklaşmış olan
ya da belki de öbürlerine karışan bulutlar gibi usul usul
öylece uzaklaştı onların alışkanlıklarından.

bir söylenti çıktı sonra:  
Ölmüş olamazdı, ölümsüzdü çünkü.
Hiç kimsenin aklı ermedi bu işe.
İnsanlar için olayların gidişini değiştiren
gözle görülür şeylerin ötesinde bir şeyin
                                                   olabileceği düşünüldü.
Bu tür boş laflar çıktı.
İşte tam o sıra pabuç bulundu,  
elle tutulur, gözle görülür, yıpranmış, deriden pabuç!  
Gözle görmedikleri olaylar karşısında
o saat boş bir inanca kapılanlar için  
geride bırakılan pabuç.
Böylece yeniden doğallaştı
ömrünün sonu Empodokles'in:
Herkes gibi ölmüştü o da.  

2.  
Başkaları gene başka türlü anlatıyor bu olayı:  
Gerçekten bu Empedokles,  
kendisine tanrısal bir saygı duyulmasını
istemişti güvence altına almak.
Ve gizlice ortadan kaybolup,
sinsice Etna'nın içine atlayarak
kendisinin insan maddesinden yapılmadığını göstermek  
                                                                    istemişti
ve ölüm yasalarına uymadığını,
ve bir sfsane yaratmak böylece.
Ama burada pabucu insanların eline geçerek
bir kazık atmıştı ona.
(Üstelik bazıları da şöyle diyor:
Krater sinirlenmiş bu olaya
ve kusup atmış pabucunu bu herifin.)

Ama biz şuna inanmak isterdik daha çok:
Eğer Empedokles çıkarmadıysa pabucunu gerçekten,
bizim aptallığımızı büsbütün unutmuştu demek,  
karanlığı nasıl daha karanlık yapma telaşı içinde
                                                                  olduğumuzu
ve yeterli bir neden aramaktansa saçma olana ananmayı
nasıl yeğlediğimizi düşünmemişti.
Ne olursa olsun, dağ, böyle bir dikkatsizliğe sinirlenmemişti
                                                                       kuşkusuz,  
ve adamın, kendisine tanrısal bir saygınlık duymamız için
bizi kandırmak istediğine inanıp öfkelenmemişti
(çünkü dağ hiçbir şeye inanmaz ve ilgilenmez bizimle).
Ama belki de, her zamanki gibi ateş püskürtürken pabucu  
                                                                             fırlatmıştır da,
bizim bilgin efendiler, işin içinde bir anlaşılmazlık kokusu
                                                   bulmaya uğraşırlarken
o ünlü fizikötesi inançlarını geliştirmek için uğraşırlarken yani,
birdenbire apışıp kalmışlardır
hocalarının pabucuna sürdüklerinde ellerini,
o gözle görülür, elle tutulur, yıpranmış, deriden pabuca.  



Bertolt BRECHT

   

27.10.2004 14:39:30
EMPEDOKLES' İN PABUCU

1.  
Agrigentum'lu Empedokles,  
ihtiyarlık hastalıkları yanı sıra
yurttaşlarının saygısını kazanınca
ölmeye karar verdi.
Ama birkaç kişiyi sevdiği için
ve o birkaç kişi de onu sevdiği için
onların gözü önünde yok olmaktansa
hiç olmayı yeğledi.  

Bir geziye davet etti onları, ama hepsini değil,  
bir ikisini çağırmadı ki, böylelikle
seçimine ve bu gezi işinin tümüne
biraz da rastlantı karışsın.
Tırmandılar Etna dağına.
Bu işin zorluğu  
sesleri kıstı.
Bilgece sözler aramadı hiç kimse.  
Tepeye varınca, kendilerine gelmek için derin  
                                                               bir soluk aldılar
ve amaçlarına varmanın mutluluğu içinde
manzaraya daldılar.  

Hocaları usulca ayrıldı onlardan.
Onlar yeniden konuşmaya başladıklarında
hiçbir şeyin farkında değildiler.
Ama az sonra,  
yer yer bilgece bir sözcük eksik olunca,  
başladılar çevrelerinde onu aramaya.
Oysa o, pek de acele etmeden
çoktan dolanmıştı tepeyi.
Bir keresinde durup,  
ne kadar uzakta olduğunu anlamak için
kulak kabarttı kanuşmalara.
Artık pek seçilmiyordu sözcükler:Ölüm başlamıştı.

Dururken kraterin ağzında
arkası dönük,  
uzakta, bu konuşmalarla ilgili hiçbir şey bilmek istemeden,  
hafifçe eğildi yaşlı adam,
dikkatle çıkardı pabucunu ayağından
ve gülümseyerek az öteye fırlattı,
öyle bir yere ki,  
çabuk bulunmasındı, ama zamanında da bulunsundu,  
yani çürümeden.  
İşte ondan sonra girdi kratere.  

Dostları onu arayıp da onsuz geri döndüklerinden  
sonraki haftalar ve aylarda yavaş yavaş  
ölümü başladı, tam istediği gibi.
Bazıları artık umutlarını kesmişlerken hayatından
bazıları hala bekliyorlardı onu.
Bazıları onu bekleyip tutuyorlardı sorularını,
bazılarıysa kendileri arıyorlardı çözümü.
Hiç değişmeden usul usul gökte uzaklaşan,
yalnız siz bakmazken uzaklaşan küçülen ve incelen,
onları yeniden aradığınızda çok uzaklaşmış olan
ya da belki de öbürlerine karışan bulutlar gibi usul usul
öylece uzaklaştı onların alışkanlıklarından.

bir söylenti çıktı sonra:  
Ölmüş olamazdı, ölümsüzdü çünkü.
Hiç kimsenin aklı ermedi bu işe.
İnsanlar için olayların gidişini değiştiren
gözle görülür şeylerin ötesinde bir şeyin
                                                   olabileceği düşünüldü.
Bu tür boş laflar çıktı.
İşte tam o sıra pabuç bulundu,  
elle tutulur, gözle görülür, yıpranmış, deriden pabuç!  
Gözle görmedikleri olaylar karşısında
o saat boş bir inanca kapılanlar için  
geride bırakılan pabuç.
Böylece yeniden doğallaştı
ömrünün sonu Empodokles'in:
Herkes gibi ölmüştü o da.  

2.  
Başkaları gene başka türlü anlatıyor bu olayı:  
Gerçekten bu Empedokles,  
kendisine tanrısal bir saygı duyulmasını
istemişti güvence altına almak.
Ve gizlice ortadan kaybolup,
sinsice Etna'nın içine atlayarak
kendisinin insan maddesinden yapılmadığını göstermek  
                                                                    istemişti
ve ölüm yasalarına uymadığını,
ve bir sfsane yaratmak böylece.
Ama burada pabucu insanların eline geçerek
bir kazık atmıştı ona.
(Üstelik bazıları da şöyle diyor:
Krater sinirlenmiş bu olaya
ve kusup atmış pabucunu bu herifin.)

Ama biz şuna inanmak isterdik daha çok:
Eğer Empedokles çıkarmadıysa pabucunu gerçekten,
bizim aptallığımızı büsbütün unutmuştu demek,  
karanlığı nasıl daha karanlık yapma telaşı içinde
                                                                  olduğumuzu
ve yeterli bir neden aramaktansa saçma olana ananmayı
nasıl yeğlediğimizi düşünmemişti.
Ne olursa olsun, dağ, böyle bir dikkatsizliğe sinirlenmemişti
                                                                       kuşkusuz,  
ve adamın, kendisine tanrısal bir saygınlık duymamız için
bizi kandırmak istediğine inanıp öfkelenmemişti
(çünkü dağ hiçbir şeye inanmaz ve ilgilenmez bizimle).
Ama belki de, her zamanki gibi ateş püskürtürken pabucu  
                                                                             fırlatmıştır da,
bizim bilgin efendiler, işin içinde bir anlaşılmazlık kokusu
                                                   bulmaya uğraşırlarken
o ünlü fizikötesi inançlarını geliştirmek için uğraşırlarken yani,
birdenbire apışıp kalmışlardır
hocalarının pabucuna sürdüklerinde ellerini,
o gözle görülür, elle tutulur, yıpranmış, deriden pabuca.  



Bertolt BRECHT

   

27.10.2004 14:41:27
SAVAŞLA ÇOK ŞEY BÜYÜYECEK


Büyüyecek
Mülk sahiplerinin mülkleri
Ve mülksüzlerin sefaleti
Yönetenlerin söylevleri
Ve yönetilenlerin suskunluğu


Bertolt BRECHT    (Çeviren : Ali SAİT)


 

27.10.2004 14:42:38
SAVAŞLA ÇOK ŞEY BÜYÜYECEK


Büyüyecek
Mülk sahiplerinin mülkleri
Ve mülksüzlerin sefaleti
Yönetenlerin söylevleri
Ve yönetilenlerin suskunluğu


Bertolt BRECHT    (Çeviren : Ali SAİT)


 

27.10.2004 14:45:53
ŞİDDET ÜZERİNE

Şiddetli denir asi ırmağa
ama kimse şiddetli demez
Onu sıkıştıran yatağına.

Şiddetli denir
huş ağacını büken fırtınaya.
Ya yol işçilerinin belini
büken fırtınaya?


Bertolt BRECHT

 

kiya 12.01.2007 00:24:13
DÖRT AŞK ŞARKISI


-I-

Senden ayrılıp sonra
Kavuşunca bu büyük güne
Gördüm, görmeye başlayınca
Herkesi neşe içinde.
Ve o akşam vaktinden beri
Bilirsin ya, hangisi
Dudaklarım daha bir güzel
Ve ayaklarım daha bir çevik şimdi.
Daha yeşil ağaçlar dallar ve çimen,
Duyumsayınca böyle
Ve su daha hoş serin
Üstüme dökününce.

-II-

Bana neşe verince sen
Düşünüyorum da bazen:
Şimdi ölebilirim diyorum işte
Ve hep mutlu kalırım böylece
Ta sonsuza dek.
Sen yaşlanınca sonra
Ve hatırlarsan beni
Görünürüm yine bugünkü gibi
Ve bir sevgilin olur senin de
Hala gencecik biri.

-III-

Yedi gülü var dalın
Altısını yel alır
Biri kalır geriye
O da bana adanır.
Yedi kez çağırırım seni
Altısında gelme kal
Ama yedincisinde söz ver
Tek bir sözcükle gel.

-IV-

Bir dal verdi sevdiğim
Üstünde sarı yapraklar.
Yıl desen,geçer gider
Sevdaysa yeni başlar.

asaf 20.03.2007 03:45:49
İYİLİK NEYE YARAR?


1.

İyilik neye yarar,
Öldürülürse iyiler çarçabuk,
ya da iyilik görenler?

Özgürlük neye yarar,
yaşarsa bir arada
özgürlerle tutsaklar?

Akılsız olmak madem ekmek sağlar herkese,
akıl neye yarar?


2.

İyi insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
iyilik beklenmesin!

Özgür insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
kavuşsun özgürlüğe herkes,
özgürlük sevgisi geçersiz olsun!

Akıllı insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
akılsızlık zararlı olsun!

03.02.2008 18:21:10



birde şiir...

 SIR KÜPÜ

 

Sırlarla dolu bir yüküm var

Sırtımda

Ağır mı ağır

Atsam hafifleyeceğim

Atamam

Ölene dek

Onları taşımam gerek

İçindeki benim değil

Onun senin ötekinin

Onun için

Anlatamam

Yıllar yılı gezdiririm

Sır küpüyüm

Sır gezgini

En iyisi

Anlatmak benimkileri

                           

(Sır temalı İyi Ajanda 2005 için yazıldı) Gülriz Sururi


Sayfa: [ 1 ]