SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Dağ düştü üstümüze yıkılmadık ama ...

Sayfa: [ 1 ] 2

Zamanın_Ruhu 09.06.2007 18:57:51

Genç kız nihayet uyanmıştı. Tüm gece boyunca uyumuştu. Gözlerini ovuşturdu. Elbiselerini
düzeltti. Şaşkındı.

- Neredeyim ben? Siz kimsiniz?

- Demek dün gece neler olduğunu hatırlamıyorsun?
- Çok içtiğimi hatırlıyorum o kadar...

- Evet, kapıyı sana açtığımda çok sarhoştun gerçekten. Kapıyı açar açmaz bana ilk
söylediğin söz suydu:

"Ben Tanrı'nın hediyesiyim" Genç kız bu söz karşısında utancını gizleyemiyordu. Bir
şeyler söylemek istiyor ama nereden başlayacağını da bilemiyordu. Şaşkınlığını biraz
olsun gizlemek için:

- Peki ya sonra ? dedi.
- İşin doğrusu ben Tanrı'dan böyle bir hediye beklemiyordum. Şaşırdım bir an. Gerçeği
arayan birisine senin gibi bir serabın gösterilmesi doğal gelmedi bana. Ben bunları
düşünürken sen de şu anda yattığın yerde sızıp kaldın zaten.

- Dün geceden beri yerde mi yatıyordum? Diye sordu şaşkınlıkla.
- Evet, düşüp sızdığın yerden kaldırmadım. Biliyorsun seraba dokunulmaz. Bütün gece

Tanrı'nın seni almasını bekledim. Ama görüyorsun ki hala gelmedi. Sahi söyler misin sen
hangi Tanrı'nın hediyesisin böyle?
Ferda sitem dolu bir utangaçlıkla:

- Lütfen benimle alay etmeyin, dedi.

- Alay etmiyorum. Sadece seni anlamaya çalışıyorum. İstersen önce sana bir kahve yapayım
da kendine gel. Kemal kahveleri getirdiğinde Ferda biraz olsun kendine gelmişti.
Üzerindeki yabancılığı atmaya, doğal olmaya çalışıyordu.

- Benim adim Ferda. İki sokak ilerideki sitelerde oturuyorum. Dün gece için özür dilerim.
Arkadaşlarla yasadığım bir çılgınlıktı o kadar. Çok utanıyorum.

- Ben de Kemal. Bu evde tek başıma yaşıyorum. (Bir an duraksadı Kemal). Senin hakkında ne
düşündüğümü merak ediyorsun değil mi?

- Biraz öyle...

- Hiç... Hiçbir şey düşünmedim.

- Neden?

- Özel olarak hiçbir insan üzerinde düşünmem pek.

- Gecenin yarısında kapını çalıp evinde yatan bir kız hakkında bile mi?

- Evet...

- Çok garip bir insansın.
Kemal sustu... ve sonra

- Söylesene maskeli bir baloda insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün müdür sence?

- Tabii ki değil.

- İşte şu toplumda gördüğün bir çok insan ve sen... Hepiniz maskelerinizle yaşıyorsunuz.
Su toplum maskeli bir balodan farksızdır bence. Hem de zamana, kişilere ve olaylara göre
her an değişen maskelerin kullanıldığı bir balo... Bu yüzden pek anlamlı gelmiyor bana
insanlar üzerinde düşünmek.

- Kendini soyutluyorsun insanlardan.

- Öyle de denebilir. Zaten toplum ferdin en büyük düşmanıdır bence. Bu yüzden insanlardan
hiçbir şey almamayı yeğliyorum. Buna rağmen her şeyimi vermeye de hazırım onlara.

- İnsanların sevgisini de reddeder misin, örneğin?

- En başta onu. Bugünün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak için seçilen en
tehlikeli yoldur.

- Ama insan hiç sevilmeden yasayamaz ki...

- Bunda yanılıyorsun. İnsan sanıldığının aksine sevilerek değil severek yaşar. İnsan
sevilmek ihtiyacında olan zayıf bir varlık değildir. Kısacası sorun bence sevilmek değil
sevmektir.

- Sevdiğin halde sevilmiyorsan?

- Sevilmek senin sorunun değil onun sorunu. Bence sevmek bir insanı kendi içinde
hissetmendir. Sevilmek ise kendini bir insanin içinde hissetmen. Anlayabiliyor musun?
Sevmek seni zenginleştirir, sevilmek değil. Bunu evreni kapsayacak şekilde de
düşünebilirsin.

- Nasıl yani?

- Evrensel anlamda sevmek kainatı kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta
seyretmektir. Ferda'nın kafası karışmıştı. Hiç bu kadar derinlemesine düşünmemişti sevgi
üzerine.

Bunu fark eden Kemal:

- Bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. Ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin.
Şunu unutma ki insanlık bugün ikinci tas devrini yaşıyor. Birinci taş devrinde insanlar
yumuşacıktı. Sevgi sayesinde her şey yumuşacıktı. Sadece evleri ve aletleri taştandı.
Simdi ise her şeyimiz yumuşacık, yüreklerimiz taş gibi. Hatta taştan da katı. Çünkü öyle
taslar vardır, üzerlerinde otlar yetişir ve öyleleri de vardır ki... Kemal'in gözleri
nemlendi bunları söylerken. Yılların acılarını, ihanetlerini, buruklukların, kelimelere
döküyordu aslında. Ağlamaklı bir hale dönüşüyordu sesi kesik kesik...
Uzun bir sessizlik oldu. Bütün bir hayat şeridi geçti Ferda'nın gözleri önünden. Eğer
Kemal'in anlattıkları doğruysa sevgi hiç olmamıştı hayatında. Bir anda gözleri duvarda
bir çerçevede olan mısralara takıldı:
"Donuk sevgiler çağındayız Sıcak sevgiler cehennemde yanıyor Sevgi... Yaşanmayacak kadar
güzel, Fark edilmeyecek kadar sade, Duyulmayacak kadar doğaldır."
Kemal duvarda ağlayan bir çocuk portresi gösterdi Ferda'ya:

- Biliyor musun bir çocuğa verilecek en değerli besin şefkattir. Ve de cesaret. Bunlar
öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu işte şu insanları görürsün karşında.
Şefkat ve cesaret kurbanları... Kimileri aşırı şefkatin yanında cesaretsiz büyütülürler.
Bu insanlar küçücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. Güçsüzdür bu insanlar, kolayca
kırılırlar. Dünya çok acımasızdır öylelerine göre... Kendilerini sevecek birilerini
ararlar hep. O kadar yoğunlaşırlar ki bazen şiddetli bir arzuyla birine doğru akmak
isterler. Cesurca sevemezler. Cesareti öğrenememiştir bu insanlar. Öte yandan da cesur
insanlar... Dünyayı bile devirebilirler. Ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca
yıkılıverirler. Dünyayı titretecek cesareti taşıyan bu insanlar kalplerine dokunan bir
parmakla diz üstü çöküverirler yere. Ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan: " Dağ
düştü üstümüze Yıkılmadık ama İnsan değdi tenimize Acısı yıktı bizi...! Cesaret onları o
kadar sertleştirmiştir ki sevdikleri insanı kolları ile kalpleri arasında neredeyse
öldürür.

Kemal sustu birden. Ferda bir şeylerin olduğunu hissetmişti. Çözmek istiyordu Kemal'i.

- Niye sustun?

- Bana ne şefkati öğrettiler nede cesareti.

- Ama tüm bunları biliyorsun sen

- Nasıl olduğunu merak ediyorsun değil mi, anlatayım. Bir an durdu sonra:

- İnsanların nefretinden sevgiyi, ihanetlerinden sadakati, korkaklıklarından cesareti
öğrendim.

- İnsanlar bu kadar acımasız mi? Gerçekten seven insanlar yok mu hiç?

- Bırak sevgilerini gülmeleri bile doğal değil onların. Seni senin için değil kendileri
için severler. O kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki hayran olmamak elde
değil biliyor musun? Sevgi ve ihaneti sanatsal bir uyarlamayla o kadar güzel sahneye
koyarlar ki son sahnede öleceğini bile bile seyredersin oyunu. Mükemmel bir katildir
onlar. Seve seve öldürürler seni. Dudaklarından sevgi sözcükleri yükselir. Yapacağın tek
şey gözlerini kapatıp sevgi atmosferi içinde sevgi sözcüklerinin sağanak yağmuru altında
ölümü beklemendir. Anlıyor musun?

- Sen sevilmekten korkuyorsun

- Belki...

- Neden? - Neden mi? Ben her insani kalbime misafir edebilirim, sevebilirim yani.
Kalbimden eminim çünkü. Sevdiğim insani rahatsız edecek hiçbir şey yok kalbimde. Ama
kimsenin kalbine girmek istemem. Çünkü bilmiyorum nelerle karsılaşacağımı. Bilmiyorum
hangi tuzaklar bekliyor beni. Ve bilmiyorum o insan bunlardan haberdar mı?
- Fikirlerimi alt üst ettin. Her şey karıştı. Sevmek sevilmek, nefret sevgi... Hatta şu
ana kadar gerçekten yaşayıp yaşamadığımı düşünüyorum.

- Aslında sana anlattığım her şeyi kendinde bulabilirsin.

- Nasıl?

- Kendini tanıyarak... Yalnız kaldığın anlarda...

- Yalnızlıktan kaçmışımdır hep...

- Yalnızlıktan kaçmak kendinden kaçmaktır. Bir düşünsene, doğarken de yalnızsın, ölürken
de. O halde yasarken yalnızlıktan kaçmak anlamsız değil mi?

- Yalnızlıkta insan ne bulabilir ki sıkıntı ve boşluktan başka?

- Kendini gerçekten tanıyabilseydin uzaydaki derinlikten daha derin bir iç uzayın olduğunu
görebilirdin. Bizler ruhumuzu öldürüyor sonra başına geçip ağıt yakıyoruz... Benliğindeki
zenginliği fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdın biliyor musun?

- Anlamadım!

- Dünyada bir tek kişi vardın aslında. O bir tek kişinin içinde beş milyar insan.

- Benliğim bu kadar kalabalık mi?

- Evet. Benliğin tüm varlığın merkezidir. Tüm acılar ve sevinçler yüreğinde gizlidir senin
Ölenleri yüreğine gömdüğün gibi doğacak çocuğun kalbi de senin içinde atar. Hem acıyı hem
sevinci yaşarsın iç içe, yan yana... Hatta o kadar acı çekersin ki acı, acı olmaktan çıkar

- Sözlerin çok karışık.

- Belki haklısın bu konuda. Bazı insanlar başlı başına paradokstur. Düşünceleri de öyle.
İnsanlar paradoksal düşünmeye alışık değiller. Bu yüzden anlaşılmıyoruz. Zaman bir hayli
ilerlemişti. Ferda izin istedi. Zihni o kadar dağılmıştı ki hiçbir şey söylemeden çıktı
evden. Bütün gece boyunca Kemal'in sözleri ile uğraştı Ferda. Bazen onu anladığını
düşünüyor, bazen saçmaladığına karar veriyordu. Her şeye rağmen hayranlık duyuyordu ona.
Ara sıra arkadaşlarına anlatmak istiyordu onu. Ama kimsenin anlamayacağından emindi.
Günler geçiyor, yüreğinde Kemal'e, karşı konulmaz bir sevgi taşıdığını hissediyordu Ferda.
Her geçen gün biraz daha büyüyordu sevgisi. Aylar geçmiş ama bir türlü ona gitmeye karar
verememişti. Çekiniyordu. İnsanlardan bu kadar uzak biri onun gibi deli dolu bir kızı
ciddiye alır miydi? "Hiç kimse sevgiyle dirilmeyecek kadar ölmüş değildir hiçbir zaman".
Evet, bu söz de onun değil miydi? Nihayet karar verdi Ferda. Gitmeli ve ona sevdiğini
söylemeliydi.
Ferda Kemal'in evine gittiğinde büyük bir şaşkınlık geçirdi. Evde kimse yoktu, taşınmıştı.

Evin bekçisi yaklaştı Ferda'ya:

- Kızım, adinizi öğrenebilir miyim?

- Adım Ferda, Kemal Bey taşındı mi?

- Evet kızım, taşındı. Ve kimseye söylemedi nereye gittiğini, bana bile. Bir mektup
bıraktı sana. Gelirse verirsin dedi. Ferda mektubu aldı. Tereddütlü adımlarla evine gitti.

Yıkılmıştı. Derin bir boşluk hissetti yüreğinde. Birden ümitle doldu yüreği. Belki de onu
yanına çağırıyordu.
Sabırsızlıkla mektubu açtı.

"Ey sevgili, Seni sevip sevmediğimi söylemeyeceğim.
Ama sevgiyi öğretebildim sana sanırım (ne kadar öğretilebiliyorsa). Dilerim kalbine
kalbimden verdiğim şey yüreğinde yeşerip meyve verir. Böylece ne sen bende kaybolacaksın,
ne de ben sende. Sen beni kendinde, ben seni kendimde bulmuş olacağım. O zaman hiç
ayrılmayacağız.
Sakin sevgimle seni tuzağa düşürdüğümü sanma. Sevgi hayatin hem çekirdeği hem de
meyvesidir. Bir ağaç, meyvesiyle seni kendine çağırıyorsa bu bir aldatma sayılmaz.
Unutma ki ağaç meyvesine çağırır, kendisine değil.
Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin
sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı
arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben
küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi
yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun.
Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke.
Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense
haykırıyorum.
Sakın unutma:
Kalbim paylaşılamayacak kadar senindir. Seninle bile.

(Ama bilmiyorum sen bu kadar bende misin?)



Alıntıdır.......

berry 09.06.2007 19:12:27
güzelmiş tşk.ler..Kemal gibi birini hatırlattı bana niyeyse..garip oldum şimdi..

asitikimperia 09.06.2007 19:14:48
bunlar hep saçma yahut yapmacık gelmiştir bana ama okudum bu sefer..
Kemal'e yeryer katılmamak elde değil.. Smiley

Zamanın_Ruhu 09.06.2007 20:00:41
sevgili strawberry ama ben kaçmadım sevdiğim insandan Smiley

depresif 09.06.2007 20:22:35
kemal Wink

son tango 09.06.2007 20:23:44
bide komser kemal vardır malum..türk sinemasında affetmez abi,yakalar Smiley

09.06.2007 20:31:02
O komser Kemal abiyi bizatihi tanırız. Murat Serezlidir kendisi, güzel insandır...

Zamanın Ruhu, öykü sizinse çok yerinde, kısa ve Paulo Coelho havasında. Ben sevdim, saptamalarınız, varoluşçu saptamaların ta kendisi... Bu tür öyküleriniz varsa duymak, dinlemek, anlaktan geçirmek, üzerinde tartışmak isteriz... Zira siz sevdiğiniz insandan kaçmadınız, kaçmayın da...

Çünkü sevgi dayanılır kılıyor yaşamı bazen...
Ve birşey daha, başlığı kısaltır mısınız rica etsem Smiley, zaten forum görünümünü sevmiyorum, bu şekilde daha çekilmez oldu...

berry 09.06.2007 21:21:27
sevgili strawberry ama ben kaçmadım sevdiğim insandan Smiley
sen Kemalsin demedim ki zaten  0 (4) başka bi Kemal hatırladım ben  uglystupid2

uykucu 09.06.2007 21:33:28
Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin
sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı
arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben
küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi
yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun.
Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke.
Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense
haykırıyorum.



         bu kısım benı mest etti... smitten
benim sevdiceğime yazdığım şiirleri anımsattı bana...

asitikimperia 09.06.2007 21:33:54
Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin
sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı
arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben
küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi
yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun.
Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke.
Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense
haykırıyorum.



         bu kısım benı mest etti... smitten

Kemal'i bulalım mı sana uykucu? hı, ne diyorsun? tek sözüne bakar Tongue

uykucu 09.06.2007 21:35:30
             
                ascık naz yapıyım... smitten

asitikimperia 09.06.2007 21:43:13
peki yapadur sen o zaman.. ee Kemal'i isteyenler şöyle sol tarafa alalım, hı, ikili sıra olun be, hadi, böyle iyi, tamam.. Tongue

ee ne düşünüyorsun uykucu, sevdiceğine yamuk mu yapacaksın? gerçi naz yaparak yaptın ama Tongue

Smiley

Zamanın_Ruhu 09.06.2007 21:49:08
O komser Kemal abiyi bizatihi tanırız. Murat Serezlidir kendisi, güzel insandır...

Zamanın Ruhu, öykü sizinse çok yerinde, kısa ve Paulo Coelho havasında. Ben sevdim, saptamalarınız, varoluşçu saptamaların ta kendisi... Bu tür öyküleriniz varsa duymak, dinlemek, anlaktan geçirmek, üzerinde tartışmak isteriz... Zira siz sevdiğiniz insandan kaçmadınız, kaçmayın da...

Çünkü sevgi dayanılır kılıyor yaşamı bazen...
Ve birşey daha, başlığı kısaltır mısınız rica etsem Smiley, zaten forum görünümünü sevmiyorum, bu şekilde daha çekilmez oldu...


  Bu tür hikayelerim yok ben müzisyenim onun için genelde beste yapıyorum ama tabi belli olmaz yazarbilirimde o zaman kesin sizlerlede paylaşırım, bu hikaye ise bir arkadaşım yollamışdı bana çok hoşuma gittiği içinde sizlerle paylaşmak istedim...biraz yoğundum hızlı yolladığım içinde alıntıdır demeyi unutmuşum özür dilerim.Başlığıda kısaltım Smiley

09.06.2007 21:59:50
Hmmmm, evet denildiği gibi, insanların eylemleri daha önceki eylemlerle belirlenir; ama kendisini bu nedenlerin etkisinden farkında olma ve çaba ile kurtarır.

Önemli olan; burada, bilge kişinin, yalnızca duygularıyla sürüklenen kişiye göre ne denli güçlü olduğu çıkarılabilir. Ama ruhsuzluk yaratmak ise insanı daha iyi bir sonuca götürmez...

Çünkü aşk algılanmaz, algılandığı vakit aşk olmaktan çıkar...

uykucu 09.06.2007 22:02:05
peki yapadur sen o zaman.. ee Kemal'i isteyenler şöyle sol tarafa alalım, hı, ikili sıra olun be, hadi, böyle iyi, tamam.. Tongue

ee ne düşünüyorsun uykucu, sevdiceğine yamuk mu yapacaksın? gerçi naz yaparak yaptın ama Tongue

     eee bittimi şimdi bisim aşkımız sevdiceğimle... Cry
Smiley


Sayfa: [ 1 ] 2