|
||
AHMET KAHRAMAN Hakları, özgürlükleri ellerinden alınmış, esirle köle arası muameleye tabii tutulmuş Kürtlerin, istemleri ne zaman gündeme gelse, ortalık korku labirentine dönüşüyor. Biri, “emperyalizmin oyununa gelip, Sevri hortlatmayız” narasını patlatıyor, öteki “emperyalizmin hücumuna uğradık, şanı yüce, kendisi büyükler büyüğü Atatürk bizi kurtardı” diye bağırıyor. Toz ve duman arasında, olmayan hal ve durum ile hareketler “var”, var olan gerçekler “yok” gösterilerek, yalanlar minderinde takla üstüne takla atılıyor; Atatürk, durup dururken Türk devletine (Osmanlı) saldıran emperyalizmi, meydan savaşlarında yenip, dize getiren, “Misakı Milliyi” koruyan, “Sevr anlaşmasını” da yırtıp, çöplüğe atan “ulu önder, büyük kurtarıcı” oluyordu. Oysa gerçekler hiç de öyle değildir; çünkü tapu teslimi var, kurtarma yoktur. Herkesin anlamasını umarak, gerçekleri bu defa madde madde sıralıyorum: 1- Önce bir vurgu: Osmanlı, Türk devleti değildi. 1908 yılında, bir darbeyle Sultanı devirip, yönetimi ele geçiren ve Atatürk’ün de subayı olduğu orduyu, “kiralık” misali, Alman generallerinin emir ile komutasına veren İttihatçı çete ise Türk olmayan Türk ırkçılarıydı. Aralarında, Osmanlı’nın “Türk” dediği tek kişi yoktu. Çete liderleri Talat Selanikli bir Yahudi, torunu Hasan Cemal’in yazdığı üzere, Cemal Gürcü, Enver Gagauz, Teşkilatı Mahsusa’dan Atatürk’ün yakın silah arkadaşı ve ırkçılığın teorisiyeni Ziya Gökalp Kürt’tü. 2- “Emperyalizm, Osmanlı devletine saldırmadı. İttihatçılar, beş milyon İngiliz altını karşılığı ve yayılma sözüyle, Alman “kiralık asker” misali, dünya savaşını başlattılar. 3- “Misakı Milli sözü de, Kerkük ile Musul”u kapsayan Atatürk “vecizesi” değil, Sultan Abdülhamit’in, imparatorluk sınırlarını tanımıdır. Balkanlar, Arap yarım adası, Mısır bu tanımın içindedir. (Burada sormak istiyorum: Atatürk Misakı Milliyi korudu övünmesi yalan değilse, bugünkü Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, Filistin, İsrail ne oluyor?) 4- “Osmanlı’nın yer aldığı emperyalist cephe, 1918’de yenilmiş, teslim anlaşmaları imzalamak zorunda bırakılmıştır. Almanya 28 Haziran 1919’da Versailles’de, teslimiyete imza atmış, onu Bulgaristan, Avusturya, Macaristan izlemiş, sonra sıra Osmanlı’ya gelmiştir. 5- “Osmanlılara anlaşma metni, 10 Ağustos 1920 tarihinde Paris yakınlarındaki Sevres (Sevr) kasabasında tebliğ edilmiş ve Ayan (Senato) üyesi Rıza Tevfik, Hadi Paşa ve Bern elçisi Reşat Halis tarafından imzalanmıştır. Ancak, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için parlamentonun onaylaması, Sultan Vahdeddin’in imzalaması gerekiyordu. Oysa, parlamento dağıtılmış, yani yoktu. Sultan ise Mekke bildirisinde, ayrıntılarıyla açıkladığı üzere, Başbakan Ferid Paşa’nın çabalarına rağmen imzalamamış, dolayısıyla anlaşma yürürlüğe girmemiştir. Ama Atatürk, olmayanı olmuş göstererek Sultan aleyhine kullanmış, Türk tarih kitabına da, kendisi “Sevr”i yırtıp atan büyük kurtarıcı olmuştu. 6 - Adı var, yürürlüğü, hükmü olmayan bir anlaşmanın Ermenistan ve Kürdistan’a ayrılacak topraklar bölümü hariç, büyük çoğunluğu “Lozan anlaşması” ile hayata geçti. Sevr’de, öteki yenilmişler için ön görülmeyen, maddeler arasında, “medenileşme” ile tarihi eserlerin, tarım arazilerinin korunması ve kadın ticaretinin önlenmesi de vardı. “Misakı Milliyi kurtarıldı” denilen “Lozan” ile “Misakı Milli” üzerinde kurulan yeni devletler onaylandı. “Medenileşme” olarak da, alfabe değiştirildi. Yunan fesi’nin yerine şapka kondu. “Laiklik” adıyla da din devletin kontrolüne alındı. *** Atatürk, kimileri için “kurtarıcı motif”, hatta “ölümsüz mucize” olabilir. Herkesin fikri kendine aittir. Saygı duymasak da, ruhumuzun demokrat açılımlarıyla, “hadi canım sen de” demeyiz. Ancak Türklerin, “olmayan Sevr” ile ruh hastalığı sendromuna girdikleri, Sevr paranoyağı olarak, bunalıma girdikleri, ruhlarının orta yerinde “travma” açıldığı, bunun sonucu olarak, ipini koparmış boğa misali sağa sola saldıran, her yerde yok edilecek düşman arayan hale geldikleri yolundaki “psişik” (ruhsal) tahlil doğru değildir. Bugün kendine “Türk” diyenlerin, aslında günde beş vakit göbek atarak “Sevr” şenliği yapmaları gerekir. Çünkü, TC’ye kadar, tarihte “Türk” adını taşıyan bir devlet yoktur. “Sevr”in kaynatılmış hali olan Lozan ile bir “Türk” devleti oldu. Batılılar ve Arapların, aşağılama anlamında “Türk” dedikleri Osmanlı, Türk devleti değil, çeşitli halklardan oluşan imparatorluğun kabuğuydu. En son Çanakkale’de ölen 250 bin kişiden, “ben bir Türküm, soyum ırkım yücedir” diyenlerin sayısı Kürtlerin, Rumların, Ermenilerin, Arapların yanında azınlıktadır. Sarıkamış’ta bitlere, kara, dona yenilerek ruhlarını teslim eden 90 bin insan son çığlıklarını Arapça, Kürtçe, Rumca ve Ermenice atıyorlardı. Ama, eğer travma varsa, Türk ırkçılığının cebir ve her türlü baskı yoluyla, önüne katarak, silip süpürmeye çalıştığı Kürtlerin ruhunda, açılan derin yaradır. Türk devleti döneminde, korkutulmayan tek Kürt yoktur. Yangına, ölüm sellerine kapılmamış tek aile de... Taş, taş üstünde bırakılmamacasına Kürrdistan’ın fethi, Dersim kırımı ile tamamlanmak istenmiştir. Bugün, “ya insanlık onuru, ya da hiç” diyerek, dağlarda savaşanlar, bu travmanın çocuklarıdır. Son bir nokta, “emperyalizm” iyi, hoş da, her şeyi oraya bağlamak, kulağına çalan ezberle sloganlar atan, “solculuğu” da kimseye bırakmayan “Kemalist” ırkçıların söylem değil mi? Dağdaki gerilla, Güney’deki Peşmerge mi, Amerika’ya “buyur gel” çağrısı yaptı? Onlar mı, Amerika yerine, yeni İttihatçılara, “sana Güney Kürdistan’ı vermem” dedi? Son söz yerine, Kürtler, onun bunun kiralık askeri, emperyalizmin davetkarı değil, ayak altı edilmiş onurunun savaşçısı, yeniden kurulan dünyanın ferdidir. Her halk gibi, onun bunun paranoyasına aldırmadan, kendi yurdunda, hakiki kimliğiyle yaşama, Birleşik Kürdistan ideali dahil, haklarını isteme hakkına sahiptir... akahraman61@hotmail.com http://www.yeniozgurpolitika.com/?bolum=yazi&yid=2901 |
||
|
||
| bu arkadaş ne iş yapar? | ||
|
||
| Cok objektif bır yazı... tesekkurler torq... Ama herseye ragmen son paragrafda belırtılen paranoyalara aldırmadan kendı yurtlarında devlet kurma olayı turkıye sınırları ıcerısınde bana hoş gelmıyor.. |
||
|
||
| tarihçimisin sina? ki objektif demişsin .. 1-baba tarih anlatmış,kendisinin yetkinliğini merak ettim.. 2- sevr ile ittihatçiler türk olup olmadığının ilgisi ne? tamamen sacma sapan bi yorum.eğer bi başlık varsa,içerik ona hizmet etmeli.bu yazıda maalesef hiç bi içerik yok sadece aklına gelen bi karalama var..baba,ne geldiyse söylemiş..hehe 3.okumaya bile değmezmiş |
||
|
||
Alıntı Hakları, özgürlükleri ellerinden alınmış, esirle köle arası muameleye tabii tutulmuş Kürtlerin, istemleri ne zaman gündeme gelse, ortalık korku labirentine dönüşüyor. Ortada acılı ve hala yaraları kanayan bir topluluk var... Devlet önce özür dileyecek sonra da diyalog geliştirecek, başka türlü çözülmez bu iş. Devletin kendi kıyımını kabul etmesi onun büyüklüğüne halel getirmez... Bugün bu tip itirafları birçok devlet yaptı zarar mı gördüler? |
||
|
||
bu arkadaş ne iş yapar? Ahmet Kahraman, değişik okullarda ilk, orta ve lise öğrenimini tamamladı. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirdi. 21 yaşında öğrenciyken, Ankara'da, muhabir olarak gazeteciliğe başladı. Mesleğin her kademesinde çalıştı. Değişik gazete ve yayın kurumlarının Ankara temsilciliği, dergilerde röportaj yazarlığı, günlük gazetelerde köşe yazarlığı, Anadolu Ajansı'nda yönetim kurulu üyeliği, genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. Gazetecilik çalışmaları arasında, çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi. 1976 yılında Yediden Yetmişe Masallar, ertesi yıl Barış Toprağı yayımlandı. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik ise 1981 yılında... Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını, 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. 1984 yılında, dergilerde yayınlanmış röportajları İşte Biz adıyla kitaplaştı. Bunu, 1985 yılında Darağacı ve 1986?da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler, Hanedan, Kurtarıcılar, Hayaletler Prensi, Bana Paşaa Deyin, Yılmaz Güney Efsanesi, Üç Asılmışların Hikayesi, İslamköylü Sülü ve Bir Dönemin Türk Büyükleri... bildiğim kadarıyla 80'li yıllarda nokta dergisi'nin yayın yönetmeniydi. türkiye'ye haber dergiciliği biçimini getiren ve büyük yankılar yaratan nokta macerasının ardından, asil nadir'in satın aldığı "güneş" gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlendi. magazin gazetesi olarak "tan"la yarışan güneş'i kısa sürede "ciddi bir haber gazetesi" haline getirdi. o dönem cumhuriyet gazetesi için özellikle "entelektüel okur" üzerinden ciddi bir rakip olmuştu güneş gazetesi. son derece ciddi ve saygın bir yayın haline gelen güneş gazetesi, asil nadir'in batışı ile el değiştirdi. ilk dönem gündem gazetesinin yayın yönetmenliğini de üstlenen ahmet kahraman, bu gazeteyi de ciddi bir satış rakamına ve saygın bir okuyucuya ulaştırmayı başarmıştır. |
||
|
||
| Kesınlıkle haklısın denge...Zarardan zıyade bu bırbırı ıle bınlerce yıllardır ortak kulturlerı paylasan halklar arasında cok guzel bır bag olusturur ve artık kımse kımseye buyur gelde bıze demokrası getır demez..ırak bu nokatada ıbret alınması gereken bır ornektır. | ||
|
||
| noktayı bi yerlere getiren bu arkadaş değil ercan arıklıdır..bilgilerinize.. | ||
|
||
tarihçimisin sina? ki objektif demişsin .. 3.okumaya bile değmezmiş tarihçi misin ki tango, okumaya bile değmez demişsin, insanlara yönelttiğimiz ölçütleri neden kendimizden sakınırız acaba? |
||
|
||
| nedenini tarih olarak diil başlık ve içeriğin uyumsuzluğu olarak belirttim zaten kiya..alıntılamadığın yerde duruyor... | ||
|
||
| Evet tarıhcıyım dersem objektıf oldugu konusundakı ıddama kulak mı vereceksın tango? nıhai olarak tarıhcılerde objektıf dedıklerı olguları kendı hayat goruslerı olcusunde yaparlar.. | ||
|
||
| ya v bikere herşeyi geçtim devletler bütünlüğünü korumak için herşeyi yapar.Sevsenizde sevmesenizde yapar devlet varlığını korumaya çalışır.Türkiye cumhuriyetinin içinde barındırdığı kürt vatandaşlara haksızlıkları olmadı mı oldu tabiki.Ama bu arkadaşlara sorarım oradaki insana enbüyük kazığı kim atmaktadadır gene kürtler.Kürt derebeyleri ağalar.Adamlarda doğu bölgemize bikaçtane oxford açabilecek güç ve para varken adamlar gene fakir halkı sömürmekte oradaki istikrarsızlığı desteklemektedir.Çünkü işlerine geliyor uyuşturucu silah vb. kaçakçılıklarını rahat yapabilmek için ikili oynamaktadırlar.Şimdi siz her çamuru devlete atıyorsunuz.Ve herşeyi devletten bekliyorsunuz.Bu yanlıştır olaya her açıdan bakmak gerekir.Doğudaki kürt halk neden eziliyor kürt oldukları içinmi HAYIR.FAKİR ve CAHİL cahil oldukları için.ve kendi içlerindeki zengin kan emici toprak ağalarının zavallı halkı onlardan daha fazla kan emebilmek için onları böyle yaptıkları için | ||
|
||
| Yazı ilginç ve okumaya değer. Aslında Ahmet Kahraman'ın yazısı tarihi olgulara yeni bir görüş getirmiyor. Sevr hakkındaki tüm bilgiler en taraflı tarih kitaplarında bile doğru bilgiyi süzmesini bilenler için var. Ancak Ahmet KAhraman'ın yazısını önemli kılan şey onun şu son ulusalcı humma ve gerilim ortamı içerisinde farklı bir fikri temellendirerek mantıklı bir çerçeve içinde güçlü argümanlarla ortaya koymasıdır. Bence Ahmet Kahraman'ın tek handikapı yazsının değerini düşürmese bile doğrudan bir taraf olan özgür yeni gündem gazetesinde yayınlanmış olması. Tabii bu yazıyı basabilecek başka bir medya kuruluşu bulunabilirmiydi o da ayrı soru. |
||
|
||
ya v bikere herşeyi geçtim devletler bütünlüğünü korumak için herşeyi yapar.Sevsenizde sevmesenizde yapar devlet varlığını korumaya çalışır.Türkiye cumhuriyetinin içinde barındırdığı kürt vatandaşlara haksızlıkları olmadı mı oldu tabiki.Ama bu arkadaşlara sorarım oradaki insana enbüyük kazığı kim atmaktadadır gene kürtler.Kürt derebeyleri ağalar.Adamlarda doğu bölgemize bikaçtane oxford açabilecek güç ve para varken adamlar gene fakir halkı sömürmekte oradaki istikrarsızlığı desteklemektedir.Çünkü işlerine geliyor uyuşturucu silah vb. kaçakçılıklarını rahat yapabilmek için ikili oynamaktadırlar.Şimdi siz her çamuru devlete atıyorsunuz.Ve herşeyi devletten bekliyorsunuz.Bu yanlıştır olaya her açıdan bakmak gerekir.Doğudaki kürt halk neden eziliyor kürt oldukları içinmi HAYIR.FAKİR ve CAHİL cahil oldukları için.ve kendi içlerindeki zengin kan emici toprak ağalarının zavallı halkı onlardan daha fazla kan emebilmek için onları böyle yaptıkları için Haaa o halde oradaki asiretler,derebeyleri daha mi buyuktur devletten? Devletin bir de ortulu odenegi vardir ki akillara zarardir. Terorle mucadelede ortulu odenegi bosaltabilen bununla beraber bosaltirken de yeni tureme zenginler, hortumcular yaratabilen sistem, niye asiretten bekler yatirimi niye kendisi yapmaz? Tabii herseyi devletten beklemek safdilliktir bizim ulkemizde, ama okulu olmayan koye de ogretmen gondermek veya tam tersi de ayri bir masraf yahu... |
||
|
||
| okuduğuma pişman oldum saçma sapan demogojik bir yazıymış bence | ||