Che
(1928-1967) Latin Amerika, İspanyol ve Portekiz istilacılarca keşfedildiğinden bu yana emperyalizmin sömürü ve yağmasıyla anılır olan bölgelerin başında gelmiştir. 1800’lü yıllara girilmesiyle beraber, bu gerçeğin yanında bir de, beraberinde geliştirdiği karşıtı olgunlaşmış olarak yerini alacaktır. Jose Marti, Zapata, Villa, Sandino başta olmak üzere birçok devrimci önder, kıtanın özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde sembolleşecekler ancak belki de hiçbiri, ardılları devrimci sosyalist Che Guevara kadar, aralarında ülkemizin antiemperyalist önderlerinin de bulunduğu, dünyanın her yerinden devrimci mücadele odaklarını etkileyip, onların şahsında bu denli efsaneleşmeyecekti. Ernesto Che Guevara, 1928 yılında orta halli bir ailenin çocuğu olarak, Arjantin’de dünyaya gelir. 6 yaşında, kendisini hayatı boyunca etkileyecek astım hastalığı nedeniyle ailesiyle beraber, iklimi daha kuru olan Altagracia’ya taşınır. İlkokul eğitiminin önemli bir bölümünü annesinden alan Guevara, Cologio Nacional Ortaokulu’na kaydolur. Henüz genç yaşlarında eserleriyle tanıştığı Marx ve Lenin’in doymak bilmez okuyucusu olan genç Guevara, okulunda ise özellikle edebiyat ve spor alanlarında öne çıkmış bir öğrencidir. 1940’lı yılların içten içe kaynayan Latin Amerikasında İspanya İç Savaşı’nı ve Arjantin’deki politik krizi hararetle takip eden Guevara’nın bu yıllarda aktif politikaya ilgisinden önemli oranda söz edilmesi mümkün değilse de, özellikle Guatemala’daki olaylar, parlamenter demokrasiye ve Amerikan emperyalizmine karşı nefret duymasına yol açar. 1947 yılında Boines Aires Üniversitesi Tıp Fakültesine girmeye hak kazanan Guevara, 20’li yaşlara adım atmasıyla birlikte, keşfetme ve gezme tutkusunu doyurma fırsatını yakalayacağı maceralara atılır. Önce bisikletle Kuzey Arjantin’i, ardından da arkadaşı Alberto’yla birlikte motorsikletle Pasifik Okyanusu kıyılarını dolaşır. Geçimini gündelik işlerde çalışarak sağladığı bu seyahatlar esnasında Genç Ernesto, yoksul yerlilerin hayatını ilk defa bu kadar canlı gözlemleme olanağı bulur. Sınavlarını vermek üzere döndüğü Boines Aires’te doktorasını dermotoloji alanında yapmaya karar verse de gönlünde hiç de sıradan bir pratisyen olmak yoktur. Bundan dolayı mıdır bilinmez, kimselerin gitmek istemediği, Amazon Nehri üzerindeki Christmas Adası’na cüzzamlılara bakmak üzere gider. Bir süre burada çalıştıktan sonra arkadaşı Ricardo Rojo ve adalılarca ikna edilip, buradan Kolombiya’ya geçer. Bir ara Arkeolojiyle bile ilgilenecek zamanı bulan Guevara, Guatemala devlet başkanı ‘sosyalist’ Jakope Arbenz’in düşürülmesi üzerine, devrimin silahlı ayaklanma olmaksızın başarılamayacağı kanaatine varır. 1955 yılında Mexico City’nin Merkez Kliniği’nde doktor olarak göreve başlayan Guevara, Perulu bir ekonomist olan Hilda Gadea ile tanışmasıyla hayatının geri kalanına yön verecek yola girmiş olur. Kısa sürede birlikte yaşamaya başladığı Hilda, onu Fidel Castro’nun kurmayından Nico Lopez ve birçok Kübalı devrimciyle tanıştırır. Çok geçmeden Fidel ve Raul Kastro ile de tanışan Ernesto, onlardan çok etkilenir ve İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçi ordularının komutanlarından Alberto Bayo’nun başında bulunduğu, Kübalı devrimcilerin gerilla eğitimi gördükleri kampa katılır ve kısa sürede azmi ve disipliniyle Bayo’nun gözdesi olup kamptaki bölüğün başına geçer. 1959’un ilk günlerinde “Santa Clara” zaferiyle gerçekleşen Küba Devrimi’nde Fidel’den sonra ikinci adam olan Che Guevara, devrimi izleyen yıllarda sanayi ve tarım alanında görevler alır. Yeni rejimin bir dizi alanda teorisyenliğini de yapan Che, dayanışmada bulunmak ve buralardaki devrimci potansiyeli yerinde görmek arzusuyla birçok Asya ve Afrika ülkesini ziyaret eder. Yaşamının sonlarına doğru Mao çizgisi’ne kaydıysa da Sovyetler Birliği’ni revizyonistlikle suçlamaktan geri durmaz. Küba’da kalmış olsa toplumdaki saygın yerinin de sağladığı imkanlarla nispeten rahat bir yaşam sürecek olan Che, her zaman söylediği: “Bir devrimcinin asli görevi devrim yapmaktır” sözüne uygun olarak Bolivya’daki partizan savaşına katılır ve yakalanıp vurulsa dahi mücadeleyi ne olursa olsun sürdürmenin büyük bir timsali olarak efsaneleşir.
|