|
||
| Konuşma, konuşturma Murat Belge Parlamenter sistemde ne yazık ki 'yerellik' denen şey önem kazanıyor. Hani işte 'devlet aygıtı' söz konusu olduğunda, ne güzel, Van'a Denizli'den vali, Adıyaman'a Çankırı'dan Emniyet Müdürü vb. tayin edebiliyoruz. Ama Diyarbakır'ın milletvekillerini Afyon'dan, Hakkâri'nin milletvekillerini Kırşehir'den seçmek mümkün olmuyor. Partilerimiz de bu kurala ayak uydurmak zorunda kalıyor, Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde adaylarını Kürtlerin arasından seçmek gereğini duyuyorlar. Ama seçim yapılıp bittikten sonra, partilerimiz oralı milletvekilleriyle pek fazla ilgilenmiyor, 'Kürt sorunu' diye bilinen (bazı çevrelerde, tabii) konuyu gündemlerine almıyorlar. 'Devlete bağlı' olmak böyle gerektiriyor, bunlar da 'devlete bağlı' partiler. Bu durum, genel olarak Kürt ahalinin hoşuna gitmiyor olabilir. Nitekim onların da partileri var. Kürt sorununu öteki partilerin kendilerine doyurucu gelecek bir dikkat ve ciddiyetle ele almadığını düşündükleri içindir ki, parti olarak örgütleniyorlar. Ama şimdiye kadar, bu parti Meclis'e milletvekili sokamadı. Bunun da nedenleri malum, ama mantık gereği adım adım gidip açıklayayım: 'sokamadı', çünkü yüzde 10'luk, eşi pek görülmemiş yükseklikte bir baraj var. Böyle bir barajın varlık nedeni de, zaten, böyle pek istenmedik partilerin, sol parti, Kürt partisi vb., Meclis'e girmesini engellemek. Yani tedbir işe yarıyor ve Kürtlerin sorunlarını dile getirecek parti Meclis'e giremiyor. Burada bazı önemli sorunlar, ayrıntılar var: örneğin, bu parti niçin Kürtlerin yoğun bir şekilde yaşadığı Batı bölgelerinde oy alamıyor sorusu. Ama bunlar bugün geliştirmek istediğim temayla ilişkili değil; bunlar o parti(ler)in niteliğiyle ilgili, oysa ben Kürt partisi, temsili vb. karşısında 'Türk tavrı' üstüne birkaç şey söylemek istiyorum. Demek ki, sonuç olarak, bilinen partilerden Meclis'e giren Kürt milletvekilleri özellikle Kürtleri ilgilendiren sorunları istediği gibi dile getiremiyor (şu sıralarda Esat Canan'ın da ayrıldığı söylendi, örneğin); Kürtlerin sorunlarını dile getirmek üzere kurulan parti de Meclis'e giremiyor. Kısacası, Kürtlerin sorunları, en azından bazı Kürtlerin 'Kürtlerin sorunları' olarak gördüğü ve önem verdiği birtakım konular Meclis gündemine giremiyor, yeterince giremiyor, gereği gibi giremiyor vb. Bu durumda Kürtler, bu 'baraj' engelinden kurtulup da sorunu aşmak için, 'bağımsız aday' yöntemini buldular. Hemen AKP bir manevra yaptı ve bağımsız adaya oy vermeyi güçleştirecek bir yasa değişikliğini Meclis'ten geçirdi. Demek ki biz Meclis'te bu konuların, tarafları doyuracak bir biçimde konuşulmasını istemiyoruz. Pamuk Prenses masalındaki ayna gibi davranmayan bir Kürt varlığını görmek istemiyoruz. Bunu güçleştirmek üzere harekete geçenlerse, gene Parlamento'da varlığını görmek istemediğimiz birileri, 'İslamcılar'. Vaktiyle Meclis'te sosyalist, komünist de görmek istemezdik. İslamcı da istemiyoruz, Kürt de istemiyoruz. Peki, Meclis'te ne görmek istiyoruz? Toplumda var olan muhalif akımları, görüşleri Meclis'te görmek istemiyorsak, Meclis'i niçin istiyoruz? Bu kadar özenle, her fırsatta istemediğimizi gösterdiğimiz bu insanların bizi istemesini nasıl isteyebiliyoruz? Çünkü, anladığım kadarıyla, söylenenlerden çıkarabildiğim kadarıyla, böyle yapmalarını istiyoruz da. Anlaşılıyor ki biz aslında Meclis falan da istemiyoruz. Meclis bu şaşkın dünyada anlaşılmaz bir statü simgesi olmuş, kendimiz için değil, 'Bizde de var' diye başkalarına göstermek için gerekli. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222398 |
||
|
||
| Ne yazık ki şiarımız artık "tek ses, tek nefes" oldu. Farklılıklara tahammülümüz kalmadı, bizim gibi düşünmeyenler düşman ilan edildi, "vatan haini" olarak etiketlendi. Demokrasiymiş, eşitlik ve özgürlüklermiş, haklarmış... Artık bu kavramları savunmak kusur-kabahat oldu... Bu, mecliste de meclis dışında da aynı... Sonumuz ne olacak bilmiyorum ve endişeliyim... Hak, hukuk, özgürlük kavramları anlamını yitirdikçe diktatoryal bakış açısı güçleniyor... |
||