(Gözde Kılıç YAŞIN)
Yunanistan’ın “kesintisiz 3000 yıllık bir soy ve medeniyet sürekliliği” ile “Antik Helen ile Bizans’ın devamı olmak” iddialarıyla oluşturduğu millî kimlik tanımı, bir Yunan ulusu oluşturmaktan başka bu ulusa gittikçe genişleyen bir vatan da vaat ediyor. Bir hayal ülkesi olan Yunanistan, hâlâ “beş denizli iki kıtalı büyük Yunanistan”ı kurgulayan Megali İdea’yı canlı tutmaya çalışıyor. Asıl Yunanistan’ı bugünkü beş ana coğrafî bölgeden Mora Yarımadası ile çevresindeki adacıklar (Pelopones) oluştururken, 1947 yılına gelinceye dek hediye ya da sınır düzenlemeleri adı altında dönemin büyük devletlerince Yunanistan üç misli büyütülmüştü. Yunanistan’da bir yandan vatandaşlarının etnik kökeninin reddedilmesi, bir yandan başka milletlerin Yunan kökenli ilân edilmesi, bir yandan da komşularının topraklarında “kurtarılamamış vatan parçaları” ilân edilmesi yollarıyla Yunan hezeyanı sürdürülüyor. Yunanistan’daki Arnavutların ve Makedonların azınlık olduğu reddedilerek Arnavutlar “Arnavutça konuşan Yunanlılar”, Makedonlar da “Slavca konuşan Helenler” olarak tanımlanıyor. Tıpkı, Batı Trakya Türkleri’nin “Müslüman Yunanlılar” ilân edilmesi gibi... Ülkesindeki azınlıkların eğitim, din, kültürel ihtiyaçlarını görmezden gelip onları temel vatandaşlık haklarından dahi yoksun bırakan Yunanistan, komşularında Helen asıllı olduğunu iddia ettiği yeni azınlık grupları yaratma siyaseti güdüyor. Arnavutluk’taki yüzde iki oranındaki Yunan azınlığa, aslında Yunanlı oldukları iddiasıyla yüzde on oranındaki Ortodoks Arnavutları da eklemeye çalışıyor. Öte yandan Yunan anlayışına göre zaten Makedon diye bir millet olmadığı için nerede olurlarsa olsunlar Makedonlar, Helen’dir: Makedonya’dakiler de Bulgaristan’dakiler de... 2000’den bu yana Bulgaristan’ın güneyindeki Sarakatzani / Karakaçanlar da aslında Helen olduklarını unutmuş bir topluluktur. Yunanistan, Türkiye’de de kuşkusuz ki Megali İdea haritası ile örtüşen bazı bölgelere, halka Helen asıllı olduklarını hatırlatacak(!)/ öğretecek misyonerler gönderiyor.
Doğruluğu üzerine dünya çapında yapılan tartışmalar bir tarafa bırakılırsa Yunanistan’ın sâhiplendiği tarih, ulusal kimliğin oluşturulmasını ve yine bu kimliği besleyecek biçimde komşularının topraklarında hak iddia etmesini kolaylaştırıyor. Dünya’nın bir kısmı kendi tarihine sâhip çıkmayarak üzerinde yaşadığı topraklara ve milletine yabancılaşırken, Yunanistan, sâhiplendiği geçmişi Batı tarihi içine yerleştirerek saygınlığını arttırmaya çalışıyor. Avrupa kültürünün temelini Greko-Romen kültürünün teşkil ettiğine inanılması, Yunanistan’ın irredentist politikalarına vazgeçilemez bir güç sağlıyor. Bugün modern çağların getirisi olan “azınlık hakları” bahanesini Megali İdea hesabına ikiyüzlü politikalarının yürütülmesinde kullanan Yunanistan, kâh iddialarını dile getirecek uygun platformları bulmada kâh bunları uluslararası geçerliliği olan belgelere kaydetmede ve baskı yaratmada AB üyesi olmanın avantajından faydalanıyor.
Yunanistan’ın Eurlings raporuyla bir kez daha gündeme getirmeye çalıştığı sözde Pontus soykırımını, Yahudi soykırımı ve Ermeni soykırımı iddiasıyla birlikte anılır hâle getirmeye çalıştığı ve bunu da “Küçük Asya” soykırımı iddialarının takip edeceği biliniyor. Bunların arasına nereden çıkarıldığı bilinmeyen bir Süryanî soykırımı iddiaları da ekleyen Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik saldırganlığı başka cephelerde de devam ediyor. Yunanistan’ın Gagavuz Türkleri üzerindeki iddiaları ve Gagavuzları Yunanlaştırma çabaları yeni değilse de Yunanistan’ın resmî kaynaklarınca yapıldığı ileri sürülen açıklamalar bu konuda da Türkiye’nin suçlanacağını gösteriyor. Yapılan habere göre, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın hazırladığı bir raporda Moldova’da yaşayan Gagavuzların etnik köken olarak Yunan oldukları ve Türk propagandası altında ezildikleri ifâde ediliyor. Aynı haber kaynağı, Yunanistan’ın 8 Kasım’da AB tarafından görüşülecek olan Türkiye İlerleme Raporu öncesinde Türkiye’nin Gagavuz Özerk Bölgesi’nde etnik baskı uyguladığı iddialarını AB gündemine taşıyacağını dile getiriyor.
|