|
||
| (2023 Dergisinin Araştırmacı-Yazar, Av. Suat PARLAR ile yaptığı söyleşi:) İSRAİL: Emperyalizmin Ortadoğu’daki Koçbaşı Şark Meselesi’nin İkinci Perdesi: Sıra Anadolu’da... 2023 Dergisi- İsrail’in Ortadoğu’ya gelip yerleşmesi bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunların temelinde size göre hangi etkenler yer almaktadır? Suat Parlar- İsrail’in kuruluşu üzerine bugüne kadar pek çok jeostratejik, jeoekonomik ve tarihî değerlendirmeler yapıldı. İsrail’in oradaki varlığının emperyalizmin icadı olduğu ve bölgeye Britanya emperyalizminin girmesi için koçbaşı gibi kullanıldığı daha sonra bir bakıma Britanya’nın bölgedeki işlevlerini devralan ABD’nin bu politikayı kendi rengini katarak devam ettirdiği biliniyor. Bana kalırsa, burada asıl üzerinde durulması gereken nokta; aynı zamanda Yahudi dininin ve kültürünün bu emperyalist gâyeleri kolaylaştırıcı bir tesirinin olduğudur. Dünyada öyle bir anlayış var ki, neredeyse Siyonizm Yahudi dininden, kültüründen bir sapma niteliğinde gösteriliyor. Siyonizm’in, Yahudilikle hiçbir bağlantısı yokmuş gibi izlenim oluşturuluyor. “Yahudilik; insanlara alabildiğine bir Rönesans’ı yaşattı, alabildiğine engin bir hoşgörüyü temsil etti, Siyonizm de bundan bir sapma” deniliyor… Hayır, değil. Bir kere kökleri Yahudi dinine oturtmak lâzım. Yahudi dini çok açık bir biçimde diğer insan topluluklarını ve insanları aşağı gören, bunu kendi şeriatından besleyen bir anlayışa sahip. Bu düşüncenin temellerini “Halakha” denilen Yahudi şeriatının temellerinde bulmak mümkündür. Yâni, Yahudi dini dediğimiz zaman biz sâdece kutsal kitapta yer alan bilgiler ışığında değerlendirmeler yapamayız. Bu anlamda işe Tevrat’tan başlarsak yanılırız. Siyonizm = Faşist 2023 Dergisi- Nereden başlamak lâzım Yahudiliği anlamak için? Suat Parlar- Halakha ağırlıklı olarak hahamların oluşturduğu bir Yahudilik’tir. Kabala’nın ötesinde, hahamların uzun bir döneme yayılan pratiklerini içerir. Çok yanlış bir şekilde antisemitizm biçiminde gelişen Pogrom hareketleri, Yahudiler’e yönelik katliamlar; insanların çılgın öfkelerine, doğuştan Yahudi düşmanı olmalarına veya işte Yahudiler’in otokrasiler tarafından bertaraf edilmek istenmesine bağlanmıştır. Bunların hepsi tarihsel yalanlardır. Bir kere Yahudiler tarihin ilk çağlarından itibaren en haksız şekilde halklara en fazla eziyet eden egemenlik sistemleriyle içiçe yaşadılar. Ortaçağ’da özellikle her feodal senyörün muhakkak yanında bir Yahudi sarraf bulunurdu. Bir kere bu birliktelik halklarda çok ciddî bir tepki birikimi yarattı. Yahudiler özellikle statükonun değişmemesinin yanında yer aldılar. Ne zamana kadar, ağırlıklı olarak modernizmin etkinliğini ulus devletler bağlamında gösterene kadar. Ondan sonra yine Yahudiler içindeki özellikle hahamların, kendi otoritelerini yeniden kazanmaya dönük birtakım tasfiyeler içerisinde olduğunu görüyoruz ama, o dönemden itibaren daha farklı bir takım anlayışlar ortaya çıktı. Fakat bu yapılanmalarda yine içerisinde birtakım olumsuzluklar taşıdı. Bunun en uç noktası, Bolşevik devrimi temelinde Bund Hareketi’ne savrulan sözde Marksist Yahudi anlayışıdır. Fakat anlayış “Siyonizm” başlığı altında formüle edeceğimiz bir anlayışa, diğerlerinde olduğu gibi evrildi. Başlangıçta, tabiî, Yahudi şeriatçıları Siyonizm’le mesafeli durdular. Ama artık günümüzde büyük bir işbirliği içerisinde olduklarını görüyoruz. Günümüzde artık şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz, İsrail’de politika Yahudi şeriatı tarafından deyim yerindeyse teslim alınmış durumdadır. Şu anda adına “Yeşivot” denilen kökten dinci Yahudi okullarından mezun olanlar İsrail ordusunda en seçkin görevlerde bulunuyorlar ve bunlar İsrail’in “ölüm mangaları” diyebileceğimiz kontrgerilla birimlerini oluşturuyorlar. İsrail toplumu içerisinde etkinlikleri öyle boyutlara varmış vaziyette ki, İsrail’de sözde Batı’ya çok yakın görünen, demokrat görünen İşçi Partisi hükümetleri bile bunlara boyun eğmek zorunda kalıyorlar. Bir örnek olması bakımından hemen şu anlatılabilir; Malum Baruch Goldstein bir tabip binbaşıydı onlarca Filistinli’yi girdiği bir camide katletti. Sonradan ortaya çıktı ki, bu şahıs, doktor olmasına rağmen Yahudiler’den başkalarının tedavi edilmesini kabul etmemiş. Bu konuda İsrail Genelkurmayı’nda raporlar var. Bu şahsın düşüncelerinden Rabin de, Perez de haberdar fakat hakkında açılmış soruşturma yok. Lübnan işgali sırasında oradan ağır yaralı olarak getirilen insanlara, üstelik İsrail ordusunda savaşmasına rağmen Yahudi olmayan Dürzi kökenli İsrailli asker ve subaylara bile tıbbî yardımda bulunmamış. Bakın şeriatçı Yahudi anlayışı o kadar derinlerde kök salmış ki, nihayetinde bundan haberdar olmalarına rağmen çok demokrat görünümlü Nobel Barış Ödülü’nü almış olan İzak Rabin bile bu şahıs hakkında soruşturma açamamıştır. Ayrıca İsrail kamuoyunun yüzde 70’nin Goldstein’ın eylemini desteklediği yapılan anketler neticesinde ortaya çıkıştır. Goldstein’ın ölümünden sonra bir anıt mezarı yapıldı, üstelik Arap halkının en fazla meskûn olduğu bir bölgeye. Bu şunu gösteriyor: Siyonizm; demokratik veya Kibutz pratiğinden yola çıkarak söylenildiği gibi sosyalizan bir akım değildir. Soy bir ırkçı ve faşist bir akımdır. Bunlara artık “Siyo-Naziler” demenin meseleyi daha da aydınlatacağı kanaatindeyim. Çünkü Siyonizm’de, Nazizm’in pratiklerinin bir dinsel kutsiyetle taçlandırılması söz konusudur. Nazilerle modernist bir birikime dayanarak belki mücadele edilebilirdi yâni onların varsayımları ve tezleri çürütülebilirdi ama, burada bir kutsiyetle karşı karşıyayız ki, bunun sorgulanması Yahudi düşüncesi açısından mümkün değil ve tabiî bunun Ortadoğu’ya getirdiği müthiş bir tehlike söz konusu. Yahudi şeriatı, Yahudi kültürü ve bunun yarattığı kurumlaşmalar anlaşılmadan, soyut bir biçimde Siyonizm’den yola çıkarak İsrail’in bölgesel plânlarını değerlendirmek mümkün değildir. Buna tabiri caizse bir “emperyal mistizm” demek mümkün. Çünkü İsrail’in temelde bir yayılmacı plânı ve bunun dini referansları vardır. BOP ya da Büyük İsrail 2023 Dergisi- İsrail’in plânları neler? Suat Parlar- Çağlar ötesinde kaynaklanan ve kutsiyetini oralardan alan bir plân. Açıkçası bu seküler bir plân değil. Öyle olsaydı belki bu plânla stratejik hesaplara dayanarak başa çıkmak veya bunu tartışmaya açmak mümkün olurdu. Ama şimdi İsrail’de öyle bir mutabakat var ki, en demokrat görünenler bile bunu tartışmaya açmıyorlar. Bu plânlardan parçalarından birine hemen örnek vermek mümkün; Büyük Kudüs. Kudüs, Arap dünyasının kalbidir. Bu sâdece kültürel ya da dinî anlamda değil. Kudüs’ü elinizde tutarsanız Arap dünyasını birbirine bağlayan bütün yolları kontrol ediyorsunuz demektir. Yâni Kudüs olmadan Arap dünyası bir anlam ifâde etmez. Böyle değerlendirildiğinde, İsrail’in Büyük Kudüs plânı çerçevesinde, Gazze’den bile çekilmeyi göze alarak, özellikle Araplarla ve Filistinlilerle meskûn olan Doğu Kudüs’ü ilhak ediyor olması son derece önemlidir. Bu bir bakıma İsrail adına vazgeçilmez bir kutsalını oluşturuyor. Bunu tekrar tekrar söylemekte yarar var; İsrail devletinin veya orada çok fazla etkili olan o ideolojinin çözümlenmesi bize her zaman birebir bizim anladığımız anlamda birtakım stratejik ipuçları sunmaz, yâni her şeyi bu kalıp içerinde açıklayamayız. Çünkü bazen ikincil de kalabilir. Kudüs meselesi de böyledir. Kudüs’ten vazgeçmek şu anda hiçbir İsrailli politikacının göze alamayacağı bir gerçektir. Sonuçta da tüm BM kararlarına rağmen Kudüs’ün ilhakı tamamlanmış vaziyettedir. Bunu bir de bölge çapında değerlendirirsek oraya çok daha vahim bir tablo çıkar. Bölge çapında değerlendirildiğinde, ilk akla gelen bu kutsiyetle taçlandırılmış, Büyük Ortadoğu Plânı’dır. Bu plânda ben hep İsrail’in yerini, merkez olarak değerlendiriyorum. Böyle bakıldığında, Büyük Ortadoğu Projesi aynı zamanda, Büyük İsrail Projesi olarak da değerlendirilmelidir. Parçalarına ayrılmış, etnik ve dinî temelde bölünmüş bir Ortadoğu ve bu Ortadoğu’da, ABD daha doğrusu Anglosakson emperyalizminin desteklediği ama, diğer yanıyla Avrupa emperyalizminin de açıkçası fazla sesini çıkartmadığı, hoşnut kaldığı bir ileri karakol olarak, İsrail yapılanması karşımıza çıkar. Şimdi bu parçalanmışlık yapısı içinde İsrail’in varlığını koruması, teritoryal ölçek içinde anlaşılamaz. Bu bakış açıkçası bizi çok fazla sonuca götürmez. İsrail Kendi Bedelini Türkiye’ye Ödetiyor 2023 Dergisi- Büyük İsrail Projesi neyi kapsıyor? İsrail bunu gerçekleştirmek için size göre nasıl faaliyetler içerisinde? Suat Parlar- Bir kere İsrail bölgede Türkiye ile hâlen daha özünde sarsılmamış ve Türkiye açısından devlet politikası olan stratejik bir ittifaka sahip. Ürdün, şu anda İsrail’in periferisi durumunda yine bölgedeki en önemli ülkelerden birisi Mısır’la ilişkilerini İsrail, her şeye rağmen sarsmıyor. Bunun ötesinde Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya açılmış bir İsrail karşımızda. Herkes ikinci İsrail’i Kuzey Irak’ta ararken ikinci İsrail Özbekistan’da kuruluyor. Özbekistan’a en fazla yatırım yapan ülke İsrail. Özbekistan kendisine model ülke olarak şu anda İsrail’i almış durumda; küçük, güçlü kaynaklara sahip, bölgesel bir güç olmaya aday bir yapılanma… Kafkasya’da, Çeçenistan’da görüyoruz İsrail’i. Azerbaycan’da görüyoruz… Azerbaycan’la gizli istihbarat anlaşmaları var, silâh verdiler. İsrail bölgede ciddî bir yayılma politikası izliyor ve iyi takip edilirse bunun sâdece Ortadoğu ile sınırlı olmadığı görülebilir. Genişletilmiş Ortadoğu Plânı’nı İsrail ile birlikte ele almak lâzım. Onun ötesinde Gürcistan ile İsrail’in son dönemde geliştirdiği önemli ilişkiler var, çok fazla üstünde durulmuyor. Bir özel antiterör anlaşması yaptılar, Türkiye ile yapılan stratejik anlaşmaya benzer bir anlaşma yaptılar. Ayrıca İsrail sâdece bizim her gün televizyonlara yansıyan boyutu ile gördüğümüz, anti-Filistin mücadelesinin, bir sömürgecilik mücadelesinin içinde değil. İsrail’deki orta büyüklükteki bir bankanın finansal öz varlığı Türkiye’deki bütün bankaların toplamından fazla. İsrail aynı zamanda çok büyük bir finansal yapının da merkezi. Buna diasporadaki Yahudiler’in de desteği eklendiği zaman ortaya, hakikaten çok yetkin bir finansal güç çıkıyor. Finans dendiği zaman bu finansın dünya piyasalarındaki etkinliği, araçlarını kullanması, bilgi birikimi de önemli. İsrail şu andaki cürümünden daha fazla yer yakabilecek imkânlara sahip. İkincisi, önümüzdeki süreçte bunu net olarak göreceğiz, bu parçalanmış Ortadoğu çerçevesinde petrol konusunda ne yaptığını çok iyi bilen bir İsrail ile karşı karşıya kalacağız. Bakın geçmişte Kerkük-Hayfa arasında bir hat vardı, 48 Savaşı’ndan bu yana bu hat işlemez hâlde. Bir defa bu hattın çalıştırılması gündeme getirilecek. Ama bu hatla yetinilmeyecek, bölgenin petrol boru hatlarının düğüm noktasına yerleşmeye çalışılıyor İsrail. Bu peki bu ne anlama gelir? Doğu Akdeniz’de İsrail’in bir nüfuz alanı elde etmesi anlamına gelir. Dolayıysa işin Kıbrıs ile ilgili yanları var. Gelecekte göreceğiz İsrail Kıbrıs’ı, off-shore bankacılığı anlamında arka bahçesine dönüştürecek. |
||