SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Sayfa: [ 1 ]

Frida Kahlo 27.05.2007 13:28:56
Daha önce de Selim İleri'nin üzerinde durduğu bir tespit...

Kiralık Konak’ta Aşk-ı Memnu’sal Özellikler

Kiralık Konak ve Aşk-ı Memnu birbirinden çok farklı olmayan dönemlerde yazılmış fakat yazıldığı döneme damgasını vurmuş iki romandır. Biri Halit Ziya’ya ait diğeri ise Yakub Kadri Karaosmanoğlu’na ait bu iki roman okuyucuya birçok anlamda benzerlikler sunmaktadır.

Hem Aşk-ı Memnu hem de Kiralık Konak mesaj verme kaygısı taşıyan romanlardır. Aşk-ı Memnu’da yazar okura insan tabiatıyla ilgili bilgi verirken aslında yasak aşkın getireceği sonuçlar doğrultusunda uyarılarda bulunmuş, kitabın sonunda Bihter karakterini öldürerek her yasak aşkın böyle dramatik biteceğini vurgulamıştır. Kiralık Konak’da ise yazar insanları “İstanbul’in” ve “Redingot” olarak ikiye ayırmış ve eleştiri oklarını “Redingot”lara yöneltmiş ve bu tabakadan olan insanları özellikle Seniha üzerinden tatmin olmayan ve sürekli mutsuz karakterler olarak yansıtmıştır. Bu da yazarın batıya yozlaşma derecesinde özenen insanlara vermek istediği mesajdır.

İki roman da klasik gerçekçi tarzda yazılmıştır. Kronolojik zaman içerir. Kiralık Konak’taki anlatıcı her ne kadar daha müdahil olsa da iki romanda da anlatıcı her şeyi bilen ve gören tanrısal anlatıcıdır. Kiralık Konak, Aşk-ı Memnu’dan 39 yıl sonra yayınlansa da iki romanda aynı zamanı anlatır. Ayrıca mekânda da bir paralellik vardır. Aşk-ı Memnu’da olayların geçtiği Boğaziçi’ndeki konak ve Kiralık Konak romanında Çamlıca’daki ahşap konağın anlatımda birçok benzerlik bulunur.

Karakterizasyondaki yapılanma ise bu iki romandaki önemli benzerliklerin başında gelir. Kiralık Konak’taki Seniha karakteri Aşk-ı Memnu romanındaki Nihal ve Bihter karakterinin karışımıdır. Seniha, Bihter’in arzularını, hırslarını ve şuhluğunu almıştır. Aynı Bihter gibi tatmin olmayan bir karaktere sahiptir fakat aynı zamanda Bihter gibi aklıyla hareket eder. Nihal’in ise çocukluğunu ve hassasiyetini almıştır. Tıpkı onun gibi kırılgandır. Ayrıca Seniha’nın fiziksel özelliği, ince olması, beyaz teni ve körpeliği ile aynı Nihal gibi tasvir edilmiştir romanda. Bu benzerlik sadece Seniha, Nihal, Bihter üçlüsüyle yapılmamış ayrıca Seniha’nın sevgilisi Faik Bey çapkınlığı, havailiği ve kadınlardan bıkkınlığı ile Aşk-ı Memnu’daki Nihal ve Bihter’in aşığı Behlül karakteri ile çok büyük benzerlikler taşımaktadır.

Hem Aşk-ı Memnu’nun hem de Kiralık Konak’ın en can alıcı benzerliği ise kadınlara bakış açısıdır. İki romanda da kadınlar yozlaşmış, çoğunlukla ahlaksız ve yetersiz gösterilmeye çalışılmıştır. Bihter Aşk-ı Memnu’da kendisi ile barışık olmayan, kafası karışık, hem kendisine hem de başkalarına zarar veren bir kişilik olarak tasvir edilmiştir. Kocası Adnan Bey’i Behlül ile aldatır, Adnan Bey’in küçük oğlunu yatılı okula göndermesini sağlar ve ayrıca Nihal’e olan ilgisini azaltmaya çalışır. Anlatıcı her ne kadar Bihter’in yanında gibi görünmeye çalışsa da aslında verilmeye çalışılan mesaj Bihter’in tatminsizliği ve yozlaşmışlığının ta kendisidir. Bihter’in annesi Firdevs Hanım ise erkeklere düşkünlüğü ile tanınan kızının kocası Adnan Bey’e bile açık bir şekilde ilgisini belli edebilen, ahlaksızlık ile sembolleştirilmiş bir kadındır. Kiralık Konak’ta da tüm ahlaksızlık ve yozlaşmışlıklar tek bir “kadın” karakter odaklı anlatılmıştır. Seniha batı toplumuna, batı yaşamına özenen, anlatıcıya göre kendi kültür ve benliğini yitirmiş bir kadındır. Çevresindeki tüm erkekleri baştan çıkarmak ister, onların paraları ile geçinir. Ailesini ve özellikle kendisini çok seven büyükbabasını hiçe sayar. Romanda yozlaşma adeta onunla bütünleşmiştir. Ve bu iki romanda da ana karakterlerin kadın olması aynı zamanda yozlaşma ve ahlaksızlıkla anılmaları tesadüfî değildir.

ZD

“Yaban’da Kemalizm”
Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından 1932’de okura sunulan Yaban isimli roman, Birinci Dünya Savaşı’nda kolunun birini kaybeden İhtiyat Zabiti Ahmet Celal’in, Dünya Savaşı’nın bitiminden Sakarya Muharebesi’nin kazanıldığı zamana kadar geçen sürede, bir köyde yaşadığı anılardan oluşur. Yaban, yazarların ideolojilerini savunmak ve yaymak için “Rus İntelligents”ı gibi edebiyatı kullandıkları bir dönemde yazılmıştır ve Yakup Kadri’nin de burada yaymak istediği düşünce bir köy sorununun olduğudur. Kısaca Yaban isimli romanda aydın ve köylü arasındaki farkın bir uçurum gibi verilmesindeki asıl neden aydınları milli duygularını kaybeden ve aynı zamanda ötekileşen, başkalaşan köylüler konusunda uyarmaktır.

Kitap genelinde yoğun bir aydın ve köylü karşılaştırmasına gidilmiş ve köylülerin farklılıkları çoğunlukla küçümseyici bir dille verilmiştir. Yazar öncelikle köylülerin aydınlardan yaşayış yani hayat tarzı bakımından ne kadar farklı olduğunu ayrıntılı bir şekilde okura vermiş daha sonra ise aydın ve köylü arasındaki düşünce çatışmasını incelemiştir. Kitabın başındaki betimlemelerden de anlaşılacağı gibi karanlık, pis ve karışık bir köye gelmiştir Ahmet Celal. Porsuk çayı bulanık akmakta ve etraf pislik kokusundan geçilmemektedir. “Köy hakkında verilen bilgi, okuru etkileyecek bir duygu yükü taşıyan, kasvetli hatta iğrenç bir atmosfer oluşturmaya yöneliktir. Böyle bir atmosfer, tabii, kişiler ve olaylarla da sağlanabilir. Nitekim Yaban’daki kişiler, davranışlar, duygular hep çirkin ve gönül bulandırıcıdır.”  Burada kullanılan abartılı üslup köy sorununun hangi boyutlarda olduğunu aydınlara gösterir niteliktedir. Romanda “yaban” sanki Ahmet Celal değil de köylülerdir. “Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi, bunların hepsini yapayım. Fakat onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim.”  Anlatıcının doğasında köylüler cahil pis kokan, akılları sadece geçim sıkıntılarına çalışan, sevişmekten bile anlamayan “yaratıklar”dır adeta. Fakat burada ince bir çizgi vardır. Eleştirilen bu koşullarda yaşayan köylüler değil onları bu koşullara iten aydınlardır ve metnin tamamında bu gösterilmeye çalışılmıştır. “Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin ve yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakta kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak.” Görüldüğü üzere köylülerin “yaban”lığını göstermedeki asıl neden aydınları uyarmaktır.

Kitabın kalan kısmında ise köylülerin düşünce yapısı ve aydınların genel ideolojisi ile ilgili farklılıklar verilmiştir. Yakup Kadri Kemalizm’e sıkı sıkıya bağlı ve ideolojik, siyasi görüşleri açısından halkın çıkarlarından çok, devletle bürokrasinin çıkarlarını savunan, bunları dert edinen bir yazardır. Fakat yerleşmek istediği köy bu görüşte olan insanlardan oluşmamaktadır. “Türk Devleti yedi devlete harp açmıştır. Türkiye’nin karanlık semalarında Mustafa Kemal bir şafak yıldızı gibi parlıyor. Bunun etrafında bazı peykler beliriyor, fakat inanılır gibi değil ben savaşı istemeyenler arasındayım.” Romanda uzun uzun köylülerin milli duygulardan ne kadar yoksun olduğu belirtilmiştir. Bu ise Yakup Kadri gibi Kemalist ideolojiye sahip bir yazar için büyük bir tehlikedir.
“─Bilmiyorum Beyim, sen de onlardansın emme…
─Onlar kim?
─Kemal Paşa’dan yana olanlar.
─İnsan Türk olur da nasıl Mustafa Kemal’den yana olmaz?
─Biz Türk değiliz ki beyim.
─Ya nesiniz?
─Biz İslam’ız Elhamdülillah.”
Bu insanlar milli duygulardan o kadar yoksundur ki savaş denilince tek korkuları askere alınmaktır. Fakat tüm bunların asıl nedeni gene Türk aydınları onların umursamaz ve sorumsuz davranışıdır. “Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve bu yoksun insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.” Tüm bu alıntılardan da anlaşılacağı üzere romanda Yakup Kadri Türk aydınlarına dikkatini köylülere köy meselelerine çevirmeleri için çağrıda bulunur. Kemalist düşünceye ve Kemalizm’i destekleyecek toplumsal bir yapı olan köylülerin önemini anımsatır ve bu konuyu görmezden gelen aydınları eleştirir.

Yaban öncelikle o tarihe kadar sürekli yüceltilmiş olan hatta Atatürk’ün de söylemiyle ‘efendi’ olarak gösterilen köylülerin yaşadığı sıkıntıları ve içinde bulundukları kötü koşulların bir manifestosudur. Yayınlandığı yıldan itibaren büyük tartışmalara neden olan Yaban aynı zamanda aydınlara köylere gitmeleri, köylülere önem vermeleri ve onları desteklemeleri için yapılan bir çağrıdır.

ZD

torq 27.05.2007 20:39:34
Eline sağlık frida çok güzel bir yorum olmuş, ben de katkıda bulunmak istiyorum ancak öncelikle bu konudaki eleştirileri değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Kendi düşüncelerimi daha sonra yazmaya çalışacağım.


Yaban romanını muhteva açısından değerlendiren eleştirmenler, genelde birbirinden farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Romanın Anadolu gerçeklerine karşı Türk aydınını uyardığını belirtenler onu alkışlamışlar; gerçekleri çarpıttığını ve Anadolu köylüsünü tek yanlı tanıttığını belirtenler de ciddi olarak tenkit etmişlerdir. Burhan Ümit Toprak, romanın muhtevasını şöyle tenkit eder: “Hiçbir yılan çıyan yuvası bu kadar korkunç, hiçbir hayat bu kadar acı ve hiçbir hapishane menfa havası bu kadar kasvetli değildir. Bu lânetleme toprak nerededir? Ve bu insanlar kimlerdir? Altında tabaka tabaka sayısız medeniyetler uyuyan, evliya ve kahraman kanıyla yoğrulan Anadolu toprağı bu kadar nankör olsun, kâbil değil, izah edilemez. (…) Yakup Kadri Bey ne yazık ki bilerek veya bilmeyerek veyahut sadece istisnayı umumileştirerek ihtiyar Anadolu’nun ahlâk ve vicdanını itham etmiştir.”

İsmail Habib Sevük ise, Yaban’ın Almancaya çevrilişi münasebetiyle yazdığı bir yazıda, Yakup Kadri’yi gerçeği yanlış yansıttığı ve yabancıları kandırdığı için kınar ve romanın gerçekliğini şu sözlerle tenkit eder:

“Ahmet Celâl’in sakarlığı ve sarsaklığı bize kötüleri yazışında değil, yalnız kötüyü görüşündedir. O, gözüne sadece kara gözlük taktı. Kara gözlük, mavi gözlük, hayır, realite ancak tabiî gözle görülür.” Yaban romanının bütün mekân ve şahıs tasvirlerinde köylüye menfi bir bakış vardır. Şimdi bu menfî bakışın sebebini Berna Moran’dan okuyalım: “Köy hakkında verilen bilgi, okuru etkileyecek bir duygu yükü taşıyan, kasvetli hatta iğrenç bir atmosfer oluşturmaya yöneliktir. Böyle bir atmosfer, tabii, kişiler ve olaylarla da sağlanabilir. Nitekim yabandaki kişiler, davranışlar, duygular hep çirkin ve gönül bulandırıcıdır. Köylüler arasında gülen insanlara, güzel, soylu bir davranışa, temiz ve mutlu bir aşka, saf bir dostluğa rastlamayız. Köyde çirkin ve pis olmayan, kokmayan bir insan bulamazsınız. Ne var ki Karaosmanoğlu istediği ortamı oluşturmak için bu kadarla da yetinmiyor ve belki romandan çok şiir tekniğine yakın bir teknikle, yeni çağrışımlar, benzetmeler, imgeler ve simgeler ile dokunmuş bir üslup sayesinde bu atmosferi daha da yoğunlaştırmayı başarıyor. Bu tekniğin baş ilkesi, sert çorak ve kokuşmuş bir doğa ile köylüleri bütünleştirmek, onları doğanın bir parçası yapmak. Bunun için çeşitli yollara başvurur Karaosmanoğlu. Bunlardan biri, olumsuz nitelikleri, hem doğaya, hem insanlara vermek suretiyle o niteliği yaygınlaştırmak ve atmosferin bir öğesi haline getirmek.” Yakup Kadri’nin Yaban romanında, Porsuk Çayı, cerahate; tepeler birer ura; köy illet ve sakatlıklar yuvasına ( roman kahramanlarından birçoğu illetlidir); roman kahramanlarının hepsi de bir hayvana benzetilir. Berna Moran bu hayvan benzetmeleri için şunları söyler:

“Diyebilirim ki hiçbir romanda insanları anlatmak için hayvanlara bu denli başvurulmamıştır. Bu köyün insanları her biri kendi yuvasında kunduza dönmüş, yarı çıplak köstebek yuvalarında, toprak ve taş kovukları içinde hayvanlarla haşır neşir yaşarlar.”

Yakup Kadri romanında, köylülerle, çorak toprakta çıkan bitkiler arasında da bazı benzetmeler kurar: Köylüler bu çorak coğrafyada bir ‘yabanî bir ot gibi’ bitmişlerdir. Mehmet Ali’nin annesi Zeynep Kadın’ın vücudu bir ‘meşe kütüğü’ne, elleri ve ayakları ise, ‘bir ağacın topraktan sökülmüş köklerine’ benzemektedir.

Romanda ayrıca ‘pis koku’ unsuru büyük bir yer işgal eder. Köyün kokusu uyuz bir manda kokusuna benzemektedir, tabiat tezek, insanlar keçi ve teke gibi kokmaktadır. Berna Moran, romancının pis koku unsurunu ‘iğrenç atmosferi pekiştirmek’ için kullandığını belirtir.

Romanın geneline hâkim olan duygu, bir İstanbul adamının, Anadolu köylüsüne karşı duyduğu tiksintidir. Birçokları bu romanın aydın-halk kopukluğunu ortaya koyduğunu ve Anadolu köylüsünün tek yanlı anlatıldığını belirtmiştir. Yakup Kadri ise romanın 1942 yılında yapılan ikinci baskısının önsözünde köylünün bu duruma düşmesinin kabahatinin Türk aydını olduğunu söyler ve romanda buna göndermeler yaptığını belirterek kendini romandan alıntıladığı çeşitli bölümlerle savunmaya çalışır. Ayrıca görüşlerini daha da desteklemek için (yani köylüye düşman olmadığını göstermek için) 1922’de Yunan ordusunun Anadolu’dan çekilirken yaptıklarını anlattığı ‘Barbarların Yaktığı Köyler Ahalisine’ başlıklı yazısını da bu önsözle tekrar yayımlar. Eleştirmenler, Yaban yazarının neden köylüyü küçük gördüğü, onu alçaltıcı vasıflarla tasvir ettiği, neden sadece olumsuz yönlerini görüp bunu genelleştirdiği ve bunların üstüne üstüne gittiğiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşlerin en çarpıcı olanı Berna Moran’dan gelir: “1922 ile 1932 arası, Karaosmanoğlu’nun coşkun bir içtenlikle desteklediği devrimlerin yapıldığı yıllardır ve biliyoruz ki geleneklerine ve İslâm ideolojisine bağlı Anadolu eşrafı ve köylüsü bu devrimleri benimsemiş değildi.” Moran yine 1922 yılında yazılan ‘Barbarların Yaktığı Köyler Ahalisine’ yazısıyla, Yaban romanının farklı ideolojilere yaslandığını şöyle ifade eder: “Barbarların Yaktığı Köyler Ahalisine adlı ve 1922 tarihli yazıda söz konusu edilen köylü, Karaosmanoğlu’nun gidip gördüğü ve acısına saygı duyduğu perişan köylüdür.

Yaban’daki köylü ise 1932 yılındaki Kadro’cu (Kadro dergisi inkılâpların yerleşmesi için çıkarılan bir dergidir ve derginin imtiyaz sahibi Yakup Kadri’dir.) Karaosmanoğlu’nun düşündüğü ve her şeyden önce tutuculuğun kaynağı olarak gördüğü Anadolu köylüsüdür.” Berna Moran değerlendirmesini şöyle bitirir: “Yaban’da vurgulanan temayı köylünün yalnızca olumsuz yönlerinin sergilenmesini ve verilmek istenen boğucu atmosferi ancak Karaosmanoğlu’nun ideolojisinin gereği olarak açıklayabilir ve diyebiliriz ki romandaki köy gerçek Anadolu’yu temsil etmez. 1930’lardaki yönetici sınıftan bir aydın bürokratın kafasındaki Anadolu’nun simgesidir.”

http://www.dergibi.com/polemik/ayrinti.asp?id=322

Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

http://ibiyografi.wordpress.com/tag/edebiyat/

yakup kadri karaosmanoğlu'nun, kurtuluş savaşından sonra atatürk tarafından anadolu halkının durumunu inceleyip bir roman yazması için bizzat görevlendirilip yazdığı kurtuluş savaşı dönemi romanlarındandır.
******
Ana karakterin çolak olmasının kimsenin umrunda olmadığı ama yaban olmasının sorun edilmesinin her zaman kafamı kurcaladığı roman. Mesela köylü kızı adamın evlilik teklifini "Ben ne yapayım elin yabanını" diye reddetmiştir. "İlk evliliğimi çolağın biriyle mi yapacağım" dememiştir.
*********
Kemalist Devrim in neden bir halk hareketi değil, elitist bir modernleşme projesi olduğunun nedenlerini içeren, Yakup Kadri nin Kadro Hareketi ne, Kadroculuğa evrimleşerek düşüncelerinin altyapısı oluşturan çok çok önemli eser.
*********
kitabın sonundaki tespit günümüze ışık tutar.evet mustafa kemal'in askerleri dağı taşı temizlemişlerdir düşmandan,ama ya kalan insanlar ne olacaktır?onlara genetik miras yoluyla kalmış özellikler nasıl yok edilecektir..ki edilmediğini görürüz dersimde..çok kısa süre sonra..
*******
 
Gerçekçiliğinin, Zola ve Balzac etkisi taşıdığı, giderek Yakup Kadri'nin, Toprak ve Köylüler romanlarından esinlendiği de öne sürülmüştür. Gerçekten de Yaban'la söz konusu romanlar arasında kimi benzerlikler bulmak mümkündür. Yaban'ın özellikle köylü kişilerinin sergilenişinde natüralizmin izleri de görülür. Ama bu, birçok roman için de öne sürülebilecek teknik bir ayrıntıdır. Roman yazarının eğitimine, düşünce birikimine bağlıdır, giderek kültürel bir ortamın sonucudur. Böyle olduğu için de doğaldır. Önemli olan romanda kullanılan malzeme ve malzemeyle  verilen biçimdir. Konuya bu açıdan bakılırsa, Yaban'ın yerli ve ulusal nitelikler taşıdığı görülür. Psikolojiye girildiği zaman bile evrensel boyutlara ulaşıldığı söylenemez. Yaban'ın eskimeyişinin, okunurluluğunun sırrı da buradadır. Köyü ve köylüyü anlatan ilk gerçekçi Türk romanlarından biri olarak değil, ilk yerli romanlardan biri olarak önem taşır.

Bunda gözlemin ve gözlenen gerçek üzerinde kafa yoruşun payı büyüktür. Biliyoruz ki, Yaban, yazarının 1921'de çıktığı bir gezinin ürünüdür. Ayrıca romanın sonuna eklediğimiz yazılarda da görüleceği gibi (özellikle Niyazi Akı) düşünsel bir hazırlığın sonucudur. Bu kadar da değil. Yakup Kadri kişilerini verirken kaba bir tasvire girmez. Ayrıntılar titizlikle seçilmiş, anlatılan kişiyi yansıtacak en tipik çizgiler kalınlaştırılmıştır. Kişilerinin dış görünümüyle ilgili ayrıntılardan çok, kişiliklerinin, benliklerinin dışa vurumu olan davranışlar belirginleştirilmiştir.

http://www.privatesozluk.com/show.asp?m=Yaban

denge 27.05.2007 21:16:42
Yaban Huxley'in "Ses Sese Karşı" romanının bizdeki versiyonu gibidir... Bu tip etkilenmelerin izlerini yazarların çoğunda görmek mümkün; Orhan Pamuk Willim Faulkneer'dan, Peyami Safa, Tağrık Buğra  Dostayevski'den, Dostayevski üstadı Gogol'dan, Sezai Karakoç T.S. Eliot'tan, Ahmet Nuri Alkan "Üç noktanın Söylediği ile kemal Tahir'den... ne bileyim işte bir sürü yazar birbirinden etkilenmiştir.

Ama ben şuna da inanıyorum; gelmiş geçmiş tüm sanatçılar için ortak bir havuzları olduğu söylenir, hepsi oradan aynı kaynaktan beslenirler...bazen farklı zamanlarda ya da farklı mekanlarda aynı şeyleri söylediklerini duyarsınız...


Sayfa: [ 1 ]