SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kitap

Konu: Orhan Pamuk, Beyaz Kale

Sayfa: [ 1 ]

Frida Kahlo 27.05.2007 13:18:21
Bir çok Orhan Pamuk okuru için bile zor anlaşılan, post-modern unsurların yoğunluklu olarak kullanıldığı roman Beyaz Kale üzerine,Boğaziçi Ü. Türk Dili ve Edebiyatı profesörü Nüket Esen için hazırladığım ödev. Ne varmış yahu bu kitapta diyenler için açıklama niteliğinde bir eleştiri Smiley

"Beyaz Kale Romanında Post-modern Unsurlar"
Post-modernist romanlar kendilerine has bazı unsurlarla klasik gerçekçi ve modernist romanlardan ayrılırlar. Özelliklerinden biri metinler arası (intertextual) olması yani yeni anlatıların, eskilere gönderme yaparak veya bazen eskileri de kullanarak oluşmasıdır. Üst kurmaca (metafiction) ise metnin yazılma hikâyesinin de romanın içerisinde verilmesidir ve en yaygın unsurdur. Post-modernist romanların veya metinlerin temel özelliklerinden biri de anlatıcının okuyucuya metin içerisinde çeşitli oyunlar yapması ve okuyucunun daha derin düşünmesini sağlamasıdır; fakat tüm bu unsurların yanında, bu metinlerin en belirgin özelliği anlatıcıları tarafından sürekli kurmaca olduklarının vurgulanmasıdır. Orhan Pamuk’un Beyaz Kale romanı yukarıda belirtilen tüm post- modernist unsurları kapsamakta ve bunları belirgin şekilde kullanmaktadır.

Post-modernist yazarlar her şeyin yazılıp söylendiğine ve metinlerde hiçbir orijinalitenin kalmadığına inandıkları için yeni anlatıların eskileri de kullanarak oluşturulması gerektiğini savunmuşlar ve metinlerinde de bu tekniği kullanmışlardır. Beyaz Kale romanı da farklı metinleri, onların etkilerini kullanarak ve yazar Orhan Pamuk’un da dediği gibi geçmişte yazılan birçok metine gönderme yaparak oluşmuştur. Yazar, İtalyan esirin Hoca’nın kölesi olma aşamasını, Türklere esir düşen adsız bir İspanyol’un İkinci Filip’e sunduğu bir kitaptan yararlanarak yazmıştır. Osmanlı gemilerinde kürek köleliği yapan Baron W. Wratislaw’ın zindan günleri, İtalyan köle karakterini tasarlayan yazara örneklik etmiştir. İstanbul’daki veba günlerini ve veba korkusu nedeni ile adalara sığınan Hıristiyanları ise yazar, bir Fransız’ın Busbecq’ya yazdığı mektuplardan yararlanarak yazmıştır. Çocuk padişahın rüyaları Reşat Ekrem Koçu’nun Tarihimizde Garip Vakalar kitabından alınmıştır. Yazar Lehistan Seferindeki ayrıntıları yazarken ise Ahmet Ağa’nın Viyana Kuşatması Günlüğü’nü kullanmıştır. Kitaba adını veren Beyaz Kale ile ilgili bilgileri ve yorumları ise yazar Tadeutz Trevanian’ın Transilvanya’da Yolculuklar adlı kitabından almıştır. Kitabın birçok yerinde geçen ve Hoca karakterinin sıkça kullandığı “Niye benim, ben?” cümlesi, Arthur Koester’in Uykudagezerler’deki Kepler yorumudur. Kitaptaki efendi-köle ilişkisi Hegel’i hatırlatır ve ona bir göndermedir Ayrıca Hoca karakterinin silah yapma isteği, Leonardo da Vinci’nin çocuksuluğuna ve inanılmaz bir silah yapma tutkusuna bir göndermedir. Yazar kitabı yazmadan önce astronomi ile ilgileri bilgileri Adnan Adıvar’ın Osmanlı Türklerinde İlim isimli romanından almış ve kitabının birçok yerinde bu bilgileri kullanmıştır. Prof. Süheyl Ünver’in İstanbul Rasathanesi adlı kitabındaki bilgiler ve bazı yorumlar da anlatıcı tarafından metinde kullanılmıştır ve tabi kitaptaki olaylardan bazıları tarihi belgelerden alınmıştır. Bu özellikleri ile Beyaz Kale bir post-modernist yazım unsuru olan metinler arası olma özelliğini kullanmıştır.                                                                       
           
Üst kurmaca (metafiction) roman içerisinde romanın yazılış hikâyesinin de anlatılmasıdır ve birçok post-modernist metinde insanların karşısına çıkar. Beyaz Kale romanında ise anlatıcı bu özelliği kitabın hem başında hem de sonunda okurlarını şaşırtacak düzeyde kullanmıştır. Yazarın bir diğer kitabı olan Sessiz Ev’deki Faruk Darvınoğlu karakteri, kitabın başında bu metni nasıl, nerede bulduğunu ve onu yazma hikâyesini anlatır. “Bu elyazmasını, 1982 yılında, içinde her yaz bir hafta eşelemeyi alışkanlık edindiğim Gebze Kaymakamlığı’na bağlı o döküntü <arşiv>de… buldum” (sf 7) İtalyan Esir ve Osmanlı Hoca ile ilgili olaylar metin içerisinde kapandığında ise başka bir anlatıcı ( anlatıcı İtalyan Esir veya Osmanlı Hoca fakat hangisinin anlatıcı olduğuna ne okuyucu ne de kitabın asıl yazarı karar veremiyor) çıkar ve bu metnin yazım öyküsünü okura anlatmaya başlar. “Kitabımın sonuna geldim artık. Belki de akıllı okuyucularım arasında hikâyemin çoktan bittiğine karar vererek onu ellerinden atmışlardır artık.” (sf 144) ve kitabın
sonunda “Beyaz Kale üzerine notlar” başlığı altında Orhan Pamuk kitabının yazım hikayesini anlatır. Beyaz Kale romanında romanın yazımına dair birçok hikâye ve anlatıcı vardır yani post-modernist bir unsur olan üst kurmaca özelliğini taşır.

Post-modernist anlatı kendi içinde birçok oyun yaparak okuyucuyu yazıdan daha derin anlamlar çıkarmaya zorlar. Beyaz Kale romanı da birçok oyun içerir, aslında her şey kendi içerisinde bir oyun gibidir ve okuyucu romanı okurken adeta kendini o oyunları çözmeye adar. Kitaptaki giriş yazılarının normalde gerçek karakterler tarafından yazılmasına rağmen, Orhan Pamuk’un kitabında giriş yazısını Faruk Darvıoğlu yani Pamuk’un Sessiz Ev romanındaki karakteri, kendi üslubunu kullanarak yazmıştır. Yazarın daha önceki kitabındaki Faruk Darvıoğlu karakterini tanımayan Beyaz Kale okurları ise kitabın başında yazarın yazdığı “iyi insan, iyi kardeş Nilgün Darvıoğlu (1961–1980) için” yazısını gördükten sonra soyadı benzerliğinden dolayı Faruk Darvıoğlu karakterinin bir kurgu olduğunu anlayamamışlardır. Yazar tarafından yapılan bu oyunun, gerçekte bir oyun olduğu ancak kitabın sonunda, yazarın kendi kitabına dair yazdığı notlarla ortaya çıkmaktadır. Pamuk’un kitabının giriş yazısının kendisinin yarattığı kurgu bir karakter tarafından yazılması sadece bir oyun değildir. Burada yazar kendi yazdığı başka bir kitaba yani dolayısı ile kendine gönderme yapmış ve post-modernist metin özelliği olan metinler arasılığı (intertexuality) kullanmıştır. Ayrıca giriş bölümü kitabın yazımı ile ilgili olduğu için aynı zamanda bir üst kurmaca örneğidir.  Beyaz Kale’de birden fazla oyun vardır. Kitabın yazım öyküsünün olması üst kurmaca ile ilgilidir fakat bu romanda, kitabının birbirinden farklı üç anlatım hikâyesi vardır ve her biri okuyucuyu şaşırtmaktadır. Bu da anlatıcının okuyucuya yaptığı farklı bir oyundur.
                                                                                                                                     
Anlatıcı metninde başka oyunlar da yapmıştır bunlardan bir tanesi ileriye gönderimdir (foreshadowing). Kitabın iki ana karakteri kendilerini birbirlerine benzetmektedir ve kitabın çoğu yerinde geçen “ben” kelimesini, okuyucu, İtalyan Esire mi yoksa Hoca’ya mı yoracağını bilememektedir. Karakterler birbirlerini ilk gördükleri an ve sonradan uzun uzun aynaya bakarak benzerliklerini ilk olarak fark ettikleri an ürperti duymuşlardır ve metnin asıl ismi “Yorgancının Üvey Evladı”dır. Tüm bunlar, bu iki karakterin, benzerlikleri ile ilgili, gelecekte önemli bir olay yaşanacağını simgelemektedir. Bu simgeler anlatıcının bilinçli olarak kullandığı ve kitabın sonunda karakterlerin birbirlerinin yerine geçeceğini gösteren bir ileriye gönderimlerdir.

Kitabın sonunda asıl metni kimin, Osmanlı Hoca’nın mı yoksa İtalyan esirin mi yazdığını bilinmemektedir. Her okuyucu kendine göre çıkarımlar yapmakta özgür bırakılmıştır. Her şey bir karmaşa içerisinde verilmiştir ve yeterli ipucu okura sunulmamıştır. Kitabın sonuna doğru metni nasıl yazdığını anlatan Hoca karakteri aslında İtalyan kölenin izlerini taşımakta ve onun üslubunu kullanmaktadır. Bu da metne bir ilginçlik katmaktadır. Yazarın kendisi Beyaz Kale üzerine yazdığı notlarda, kendisinin de bilmediğini belirtmiştir ve bu şekilde okuyucuyu daha da düşündürerek bir oyun yapmıştır.

Anlatıcı üzerinde durulmasını istediği, bazı kelimeleri tırnak işareti içerisinde okuyucuya sunmuştur. “… ona her şeyi öğreteceğimi söyledi… Bu “her şeyin” ne olduğunu öğrenebilmem için aylar geçmesi gerekti” (sf 30) cümlesinde yazar “her şey” kelimesini tırnak içine alarak öğreteceği şeylerin çokluğunu veya olaydaki ironiyi vurgulamak istemiştir. Bu kelimeler bazen okuyucunun da anlamadığı nedenlerle tırnak içine alınmıştır. “Hoca beni hor görürdü, ama benim “üstünlüğümü ve farklılığımı” sezdiğini düşünüyordum o sıralar” (sf 32) “Hoca’yla ayrıntılarını pek de merakla dinlemediğim “düşünceler” ini tartışmanın, dönüşümü, olsa olsa geciktireceğini düşündüğüm için ona hiç karşı çıkmazdım.” Cümlelerinde görüldüğü gibi yazar bazı kelimeleri tırnak içine almıştır. Bu da yazarın metin için önemli olan bazı kelimelere dikkat çekme amaçlı yaptığı farklı bir oyundur.

Başta da belirttiğim gibi post-modernist metinlerin en önemli özelliği anlatıcının okura sürekli okuduklarının bir kurmaca olduğunu belli etmesidir. Orhan Pamuk bu özelliği Beyaz Kale romanının birçok yerinde kullanmıştır.  Kitabın giriş bölümünde Faruk Darvınoğlu karakteri kitabın yazım öyküsünü anlatırken, kitapta yazılanların ve gerçek hayatta olanların birbirini tutmadığını belli eder. “Dönemin kaynaklarına başvurunca hikâyede anlatılan kimi olayların pek de gerçeği yansıtmadığını hemen gördüm: Sözgelimi Köprülü’nün beş yıllık başvezirliği sırasında İstanbul’da büyük bir yangın çıkmıştı, ama kayda değer bir hastalık, hele kitaptaki gibi, geniş bir veba salgınının hiçbir kanıtı yoktu. …Müneccimbaşıların adları ise saray kayıtlarında gösterilenleri tutmuyordu.” (sf 8) Bu tutarsızlıklar okuyucuya, okuyacakları metnin pek de gerçek olmadığını gösterir ve daha çok bu, metnin kurmaca olduğunu göstermek amaçlı yapılan bir eylemdir.

Yazılan birçok kitabın kurmaca olduğunu bilir okuyucu; fakat kitabın kurmaca oluşu metin içerisinde okuyucuya belli edilmez klasik gerçekçi ve modernist romanlarda. Beyaz Kale romanında ise anlatıcı karakterleri ve onların düşüncelerini kullanarak, her şeyin aslında kendi içinde bir kurmaca olduğunu belirtiyor. İtalyan Esir karakteri: “ … Bu yazdıklarımı sonuna kadar okuyan kim, olup biteni, ya da, hayal edip anlatabildiğim her şeyi sabırla izleyen hangi okuyucu, Hoca’nın bu sözünü tutmadığını söyleyebilir?” (sf 45) sözlerin de kullandığı “hayal edip anlatabildiğim” söz öbeği ile yazılanların kendi hayal ürünü olduğunu belirtir. “Kaybettiğimiz hayatı ve düşleri yeniden ele geçirmek için onları yeniden düşlemek gerektiğini herkes bilir: Ben hikâyeme inandım!” sözleri ile hoca bu metinin, kendi tarafından üretilen bir hikâye yani kurmaca olduğunu hatırlatır.

Yukarıda belirtilen özellikler doğrultusunda, görülüyor ki; Beyaz Kale romanı birçok post-modern unsur içermekte. Metinler arası olması, üst kurmaca olma özelliği taşıması, birçok oyun içermesi ve okunan her anda kendinin bir kurmaca olduğunu hatırlatması içerdiği post-modern unsurların sadece birkaçı.
             


Sayfa: [ 1 ]