SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kitap

Konu: Peyami Safa, Fatih-Harbiye

Sayfa: [ 1 ]

Frida Kahlo 27.05.2007 12:54:46
Boğaziçi Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, TürK Edebiyatında Modernleşme (Modernization in Turkish Literature) dersi için hazırladığım eleştiri ödevi:

“Doğu Kültürüne Eleştiri”
Fatih Harbiye, Peyami Safa tarafından kaleme alınmış, toplum içindeki kültürel yozlaşmayı kaleme alan bir romandır. Romanın ana karakteri Neriman iki kültür arasında benliğini arayan bir karakter olarak verilmiş ve eser onun kültürel gelişimine ve değişimine odaklanmıştır. Romanın geneline bakıldığında anlatıcının her konuda iki cephe yarattığı görülmektedir. Fatih ve Harbiye, Şinasi ve Neriman aslında doğu ve batı kültürünün birer temsilcisidirler ve romanın genelinde eleştirilen her ne kadar batı kültürüne özentinin getirdiği yozlaşma gibi görünse de asıl eleştirilen doğu kültürünün kendisidir.

Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanını kaleme aldığı dönemde Peyami Safa gibi milliyetçi birçok yazarın eserlerinde topluma vermek istediği mesaj, kültürel değerlerimize bağlanmamız doğrultusundadır. Fatih Harbiye romanına genel olarak baktığımızda Peyami Safa’nın da tam olarak bunu yapmak istediği söylenebilir; fakat kitap içerisindeki birçok ayrıntı aslında eleştiri oklarını doğu kültürüne yöneltmiş, hatta bu kültürü aşağılamıştır. Başta da belirttiğim gibi anlatıcı Neriman ve Şinasi’yi iki farklı kültürün temsili olarak göstermiş ve bu kültürlerle ilgili söylemek istediği birçok şeyi bu iki karakter üzerinden vermiştir. Romanın başlarında doğu kültürüne bağlı Şinasi batılılaşma eğilimi olan Neriman’a bakar ve kendisini onunla kıyaslar: “Daima iki adım önde giden Neriman’ın yürüyüşündeki çevikliği, kıyafetindeki itinayı gören Şinasi onunla kendi arasındaki farkı hissetmekten yoruluyordu.” (sf. 7). Her zaman birkaç adım önde olan batı karşısında doğu, aradaki farkı anlamak istemeyecek kadar kayıtsız ve “miskin”dir. Bir değişim olduğunu anlasa bile bu değişimin ne olduğunu muhakeme edebilecek seviyede değildir. “’Mademki ben Neriman’ın değiştiğini çoktandır fark ediyordum…’ diye başladı. Fakat kendi kendini itham etmeye mecbur olmak korkusu ile muhakemesine devam edemedi.” (sf. 11) Doğu ile temsil edilen Şinasi’nin pek iyi bir özelliği olmadığı gibi miskinliği ve kayıtsızlığının vurgulanması ve bunun bir felaket olarak gösterilmesi tesadüfi değil anlatıcının doğu kültürünü doğrudan eleştirmek için oluşturduğu bir yöntemdir. “Hayatın bütün felaketleri bazen bir torbayı bile yerinden kaldıramayacak kadar aciz ve iradesiz olmasından geliyordu.” (sf 36)

Kitapta iki kültür arasındaki farkları göstermek için kullanılan temsiller sadece kişiler değil aynı zamanda mekânlardır. Fatih doğuyu, Harbiye ise batıyı temsil eder ve her fırsatta Fatih’in yaşanamayacak kadar kötü bir yer olduğu fakat bunun yanında Beyoğlu’nun “medeni”liği vurgulanır.
“Fatih Meydanı’nın önünden geçerken meydan kahvelerinde bir sürü işsiz güçsüz softa makulesi adamlar oturuyorlar. Biraz temizce giyindin mi insanın arkasından fena fena bakıyorlar. İnsan yolda bile yürüyemiyor. Fakat dün tünelden Galatasaray’a kadar dükkânlara baktım. Esnaf bile zevk sahibi. İnsan bir bahçede geziniyor gibi oluyor. En adi eşyayı bile öyle biçime getiriyorlar ki mücevher gibi oluyor.” (sf. 27
Fatih ve Harbiye temsillerinden ve romandaki bu bölümden de anlaşılacağı üzere anlatıcının eleştiri okları kendini geliştirememiş, yenileyememiş, insanları mutsuz eden doğu kültürünedir.
Kitaptaki karakterlerin geri dönüşlerinde (flashback) doğu kültürü ve gelenekleri ile ilgili mutsuz edici anılar ve hatıralar vardır. “Satış memuru kız esans şişesini doldururken Neriman bir şey hatırladı: Küçükken babası onu Ramazanda Beyazıt sergisine götürürdü. Orada çadır gibi bir şeyin altında, Arap kılıklı bir adam irili ufaklı birçok yağlı, kirli  şişeler arasında ayakta durur kokular satardı. Bu çadıra uzaktan yaklaşırken bile sert bir nane bahar, hacıyağı kokusu Neriman’ın midesini bulandıracak derecede burnuna dolardı ve oradan çabuk geçmek isterdi…” (sf 31) Beyazıt sergisi böyle tasvir edilirken Macit’in yaşadığı mekan için : “Her şey temiz, her şey güzel. Zevkli bir kadın eliyle döşenmiş küçük bir ev odası gibi…” denir. Bu mekan karşılaştırmaları tekrar doğu-batı meselesine bağlanır ve doğu kültürünü pis ve zevksiz olmakla suçlar.

Romanda iki kültür arasındaki farkı gösteren en açıklayıcı benzetme ise kedi-köpek benzetmesidir. Kitabın birçok yerinde vurgulanan, birkaç bölümde karşı görüş gösterilmeye çalışılan fakat başarılı olmayan benzetme, doğuluların miskin, tembel ve uyuşuk olmaları ile ilgilidir. Anlatıcıya göre doğulular sadece yemek yerler, uyurlar ve hep sanki büyük işler yapmış gibi dinlenirler, fakat bunun yanında batılılar her zaman çevik, atılgan, zihni ve duyguları açık, başarılı insanlardır. “Neriman düşündü ve bir anda şarklıların kedileri ve garplıların köpekleri niçin bu kadar sevdiğini anladı. Hıristiyan evlerinde köpek ve Müslüman evlerinde kedi bolluğu şundandı: Şarklılar kediye, garplılar köpeğe benziyorlar! Kedi yer, içer, yatar, uyur, doğurur; hayatı hem minder üstünde ve rüya içinde geçer: gözleri bazen uyanıkken bile rüya görmüş gibidir; lapacı mahluk çalışmayı hiç sevmez. Köpek diri, çevik, atılgandır. İşe yarar; birçok işlere yarar. Uyurken bile uyanıktır. En küçük sesleri bile duyar, sıçrar, bağırır.”

Sonuç olarak görülmektedir ki; Peyami Safa her ne kadar bu romanda batı kültürüne özenmenin getirdiği yozlaşmayı eleştiriyor gibi görünse de aslında doğuyu ve doğu kültürünün getirdiği miskinlik ve tembelliği eleştirmiş, bunu göstermek için mekânları ve karakterleri birer temsil olarak kullanmıştır.
 

son tango 27.05.2007 15:08:47
bunun trt için yapılan bi dizisi vardı.arkadaşlar çekmişti,yazıyı okuyunca aklıma geldi..o dönemler aydan şener dönemleriydi Smiley


Sayfa: [ 1 ]