|
||
Bayram münasebetiyle geçen hafta yine devletin üst kademelerinden gelen tavsiye ve uyarılara mazhar olduk. İnsanların devlete intisap edince bir anda daha yüksek bir akıl ve sağduyu seviyesine geçmeleri mümkün olmadığına göre, yapılan bayram konuşmalarının sürekli kendini tekrarlamasına da şaşırmamak lazım. Cumhurbaşkanı’nın mesajı ise toplumu çocuk yerine koyan bu garip geleneğin günümüz siyasi ortamında aldığı hali iyi yansıtmaktaydı... Bu anlayışa göre Türkiye vatandaşları “çağdaş bir düzende” yaşamayı Cumhuriyet’e borçlular. Bu rejimin özü “tek devlet, tek ulus, tek bayrak” şeklinde özetlenen milli var olma halidir. Söz konusu özün korunması ise ancak “devletin değiştirilemez niteliklerinin ve Atatürk devrimlerinin” korunmasına bağlıdır... Görüldüğü gibi Cumhuriyet’in vatandaşları için öngörmüş olduğu ‘çağdaş düzen’, bu yaklaşımda ancak Cumhuriyet’in değişmezliği sayesinde ayakta kalmakta. Yani değişmeyen ve değiştirilmesi caiz olmayan birtakım nitelikler bizi ‘çağdaş’ yapmakta... Ne var ki dünyanın farkında olan, aklı başında herhangi biri bile çağdaşlığın sürekli değişim içinde yaratılabileceğini, zamanın ruhuna uymayan özelliklerin çağdaş sayılamayacağını bilir. Değişmeyen ve değiştirilmesi caiz olmayan özellikler ise ancak dogmaların ve inancın alanında geçerlidir. Oysa Cumhuriyetçi söylem bizleri bir dogmanın parçası olmaya davet ederken, eğer söz konusu dogmaya biat etmezsek ‘çağdaş’ olamamakla tehdit etmekte. Doğrusu bu çelişkili olmanın ötesinde, abes bir önerme... Cumhuriyetçi dogmaya itiraz edenin örneğin Atatürkçü olamayacağı öne sürülebilir ve buna pek de itiraz edilemez. Çünkü dogmalar belirli ideolojilerin uzantısı olduğuna göre, onların reddi de kişiyi ideolojinin dışına itecektir. Ancak geçmişte üretilmiş bazı dogmaların korunmasının ‘çağdaşlık’ üreteceği önermesi sadece bilime değil, günümüzde dinsel eğitim almış insanların bile kafa yapısına ters düşer. Cumhurbaşkanı’nın aynı konuşmanın sonunda gençlere “her türlü dogmadan uzak, akılcı ve çağdaş bir dünya görüşünü benimsemeyi” tavsiye etmesi ise insanı ancak gülümsetiyor. Bütün konuşma boyunca ‘değişmeyen ve değiştirilemeyen’ niteliklerden söz edip, sonra da dogmalardan uzak olmayı önermek ancak bir şekilde olanaklıdır... Eğer bu anlam dünyasında çağdaşlığın kendisi zamandan bağımsız bir dogma ise, ve buna karşılık ‘dogma’ kelimesi bizzat değişimin ima ettiği her türlü yaklaşımın püskürtülmesi için kullanılıyorsa. Nitekim Cumhuriyetçi söylemin temel niteliği de bundan ibaret: Bilime ve gerçekliğe açıkça aykırı bir yaklaşımın kendisine ‘çağdaş’ diyerek farklı yaklaşımları kamusal alanın dışında tutma çabası bu... Türkiye’de laikliğin otoriter karakterinin nedeni de böylece ortaya çıkmakta. Çünkü amaç gerçek anlamıyla laik bir rejim oluşturmak değil, resmi dogmaya biat etmeyenlerin önemli bir bölümünü kamusal alanın dışında tutmak. Milliyetçilik de aynı şekilde bugün toplumsal taleplerin bir bölümünün ‘cumhuriyet’ mantığı dışında kalması için kullanılıyor. Nihayet ‘demokrasi’ ise, Cumhuriyetçi yaklaşım açısından söz konusu dogmaların yaşatılması için uygulanan mekanizmalardan ibaret... Cumhuriyetin bayramlarını kutluyor, Cumhurbaşkanı’nı yılda birkaç kez dinliyoruz... Ama Türkiye hala ‘çağdaş’ bir cumhuriyet olmanın çok uzağında. Çünkü maalesef demokratik değil, aksine ‘dogmatik’ bir cumhuriyet bu ve -basitçe söylersek- değişmeye mahkum olan bir toplumun kendisine ille de değişmeyecek bir rejim kurması şeklindeki akıl dışı önermeden besleniyor... http://www.gazetem.net/etyenmahcupyan.asp |
||
|
||
| Türk toplumu kuruluş aşamasından bu güne kadar aynı mantıkla (ya da mantıksızlık) toplumu bir kalıba sokmaya çalışmanın sıkıntılarını yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Ancak gelinen noktada dogmatik cumhuriyet anlayışının toplumun gereksinimlerine ve yeni özgürlüklere yanıt veremediği anlaşıldığından, demokratikleşme istemlerine karşı bir "yeni korkular salma" taktiği uygulanmaya çalışılıyor. Cumhurbaşkanlığı makamı bu korkuların son kalesi olarak varlığını sürdürürken, "benim gibi düşünmeyen yok olmalı" düşüncesiyle, dogmatik yaklaşımları tasfiye hareketine karşı savunmaya geçmiş durumda. Bundan 80 yıl önce "çağdaş olma" kavramıyla tanımlanan insan modelinin "tek tip insan" modeline dönüştüğünü farkeden toplum, kendisine dayatılan bu şekilciliğe karşı koymaya çalışıyor. Ancak faşist devlet kuramının örneklemesi olan bu düşüncenin iflas aşamasına geldiğini görmeyen çevreler, bir ülkede yaşayan insanların çeşitlilği ile devletin yok olmayacağını görmezden gelmek yanında, elde ettikleri cephelerden sökülüp atılmayı kabul edemediklerini, içinde bulundukları konforun ve gücün ellerinden alınacağından korktuklarını itiraf edemiyorlar. |
||
|
||
| Karılarımızı çarşafa sokup eve kapatma özgürlüğü istiyoruz. 4 karı isterük, gerekirse 4+4 formülü uygulanabilmeli (imam dokunulmazlığı ile birlikte paket anayasa değişikliği önerilebilir). İkinci olarak da belirli bölgeler oluşturulsun (tabi bu ilerde genele yayılmalı) buralarda sakalsız ve cübbesiz dolaşmak yasaklansın. Halka yaptırım hakkı verilsin. Polise o kadar gerek yok. Son derece demokratik istekler di mi? Halk bu istekleri dile getirebilmeli ve isterse böyle yaşayabilmeli. Bunlara kızanlar çağdaş olmanın çok uzağında. |
||