|
||
| Şeytan diye bilinen, yahut da şeytana ait olarak bilinen işlerin tamamı gerçekte CİNlere aittir... Çünkü şeytâniyet, CİNlerin bir vasfıdır!. CİNlerin dışında ayrıca, şeytan diye bir varlık yoktur... | ||
|
||
| deniz şeytan 70.000 sene boyunca alllaha iman etti allah ın en sadık yarratıklarındandı birgün ALLAHU TEALA sizin içinizden biri bana isyan edecek dediğinde şeytan bırak rabbim ben ona lanet edeyim der ve binlerce yıl kendi kendine lanet etti üstelik o ALLAHın tek buyruğunu kabul etmedi ALLAHı değil oda kibrindendi ve cevapta kibir o da kadındır | ||
|
||
| MUKALLİB Çeviren (kalpleri) Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz. (Enam Suresi, 110) İnsan Allah'ın kendisi için seçip beğendiği din ahlakını öğrenmeden ve onu yaşamadan, Allah'ı gereği gibi tanıyamaz, yaratılış amacını kavrayamaz. Hayatın, ölümün, ahiretin, cennetin, cehennemin, şeytanın ve meleklerin neden yaratıldığını da tam anlamıyla kavraması mümkün olamaz. İçinde milyarlarca canlıyı barındıran kainatın yaratılışındaki hikmetleri düşünmez bile. Bu insan hayatı boyunca gaflet içinde yaşayıp yine gaflet içinde ölür. Ancak Allah insanın kalbine iman verdiği takdirde kişi bütün bu soruların cevabını bulur. Böylelikle Allah daha önce Kendisi'ne inanmayan bir insanın kalbini çevirerek samimi olan bir hale döndürebilir. Önceden din hakkında olumsuz düşünen bir insan artık olumlu düşünmeye, O'nun emirlerinden yüz çeviren bir insan bunları titizlikle uygulamaya başlar. Allah'ı hiç zikretmezken sürekli O'nu anmaya, hiç şükretmezken sürekli şükretmeye başlar. Daha önce Allah'ın varlığının delillerini, O'nun bağışladığı nimetleri, şefkatini ve merhametini hiç fark edemezken artık bunları açık bir şuurla fark eder. Kısaca iman eden kişi adeta uykudan uyanmış gibidir. Çünkü Allah onun kalbine imanı sindirmiş ve küfürden çevirmiştir. Görüldüğü gibi imanı insana ancak Allah verir; dilediği anda da geri alır. İnsanın iman sahibi olması ise, kalbinin Allah'ın ayetlerine karşı yumuşamasına bağlıdır. Ancak Allah'a teslim olmuş bir kalp hidayet bulur. İnkarcılar iman etmedikleri için etraflarındaki büyük gerçekleri göremezler. Tüm kainat Allah'ın varlığının apaçık delilleriyle doludur; ama inkar eden kimse bunu fark edemez. Allah bu durumla ilgili olarak pek çok ayette, inkarcıların kalpleri üzerinde kavramalarını engelleyen bir perde olduğunu bildirir. Bir ayette şöyle buyrulur: Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57) İnkarcılar da kimi zaman kendilerine tebliğ edilen dini anlamadıklarını itiraf ederler. Kendilerini hidayete davet eden Hz. Şuayb'a karşı, Kuran'da haber verilen ve "Ey Şuayb" dediler, "Senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz..." (Hud Suresi, 91) diyen inkarcılar bunlara bir örnektir. Eğer bir insanın kalbi üzerinde perde varsa ve Allah bu kişinin anlayışını kapatıyorsa, artık onu doğru yola çevirmek, Allah'ın dilemesi dışında mümkün değildir. Allah bu konuya Kuran'da şöyle dikkat çeker: Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın? Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın? (Yunus Suresi, 42-43) Allah ancak kalpten iman etmeyi ve Kendisi'ne yakın olmayı isteyenin kalbini yumuşatır, böyle bir kişiyi samimi Müslümanların arasına katar. Samimiyetsiz olanların da kalbini çevirerek onları küfre geri döndürür. O dilediğinin kalbini dilediği anda çevirmeye kadirdir. O'nun çevirdiği kalbi tekrar geri döndürebilecek olan da yoktur http://www.harunyahya.org/m_video_detail.php?api_id=1065 |
||
|
||
| gerek islami efsanelerde geçen, gerek diğer mitlerdeki şeytan ego ve isyanı sembolize eder. insanları sırf bu tarz düşüncelerden uzak tutabilmek için kötü sıfatı da yapıştırılmıştır bu hayali kahramanımıza. | ||
|
||
henüz isteğim yanıt gelmedi. hatta yanına bile yaklaşılamadı.. ama açıkçası zor bir soru
|
||
|
||
| belki de tanrının kötü yanıdır (?) | ||
|
||
ilginç bir fikir
|
||
|
||
| şu noktada kafama takılan bir şeyler var. burada sorulan soruların hali hazırda bir cevabımı bulunmakta? ki bu ve bu tarz soruların cevaplarının bakış açısına göre zenginlik göstereceğini düşünüyorum. he "benim bakış açımı yakalayabilecek misiniz"se durum bir şey diyemem.... | ||
|
||
| evet maalesef benim kafamda bulduğum şeyi bulmak amacınız olacak. sanırım imkansıza yakın bir şey istiyorum ama amacım bu yolla farklı fikirler üretilmesini sağlamak | ||
|
||
| İnsanın, sonsuzluğun "kan damlası" olduğunu düşünürüm hep. Tek bir kan damlasına bakarak onun "sahibi" hakkındaki bütün bilgileri nasıl görüyorsak, tek bir insana bakarak da onun "sahibi" olan kainatı ve Tanrı’yı görebiliriz. Evrene Tanrı’ya ve şeytana ait bilmediğimiz ne varsa, hepsini çözecek kilit insanın içinde saklıdır bence. Belki de içinde böylesine büyük bir bilgiyi taşıdığından insanın kapıları insana kapalıdır, "bir güç" bizim kainatı tanımamıza, en azından şimdilik, izin vermek istemediğinden bizi kendimiz için bir "sır" haline getirmiştir. "Sırrı" bulmak için verilen ipuçları genellikle şaşırtma amacıyla çıkarılmıştır önümüze, tam bir çözüm bulduğumuzu sandığımızda bizim çözümümüzü tamamıyla ortadan kaldıran başka bir duyguyla karşılaşırız, o duygunun peşine takıldığımızda öyle yerlere saparız ki asıl hedeften uzaklaşırız ve bulabildiğimiz bütün yollar gelip bir karanlığın içinde kaybolur. Ve zihnimizde o "karanlık" çok geniş bir yer kaplar. Bazıları, o karanlığın bir tür "suç ve günah" deposu olduğunu, utandığımız, korktuğumuz ne varsa oraya sakladığımızı ve oraya sakladıklarımızın zamanla bir cehennem buharı gibi tüterek bizi zehirlediğini söyler. O "depoyu" temizleyerek zehirden kurtulacağımıza inananlar çoktur. Belki de haklılar. Kendimizden gizlemek istediklerimiz var. Ama insanı bütün günahlarından, suçlarından, utançlarından temizlediğimizde geriye kalan "temiz" şeyin bir işe yarayacağını sanmam. Zaten bütün çıkmaz da burada. Bizi utandıracak olan "kötülüğün ve günahın" daha doğuştan mayamıza katılmasında. Onu ayıklayamayız. ( yani mayamıza katılan en büyük ve saklı paydamız şeytanın ta kendisi değimli zaten sırrı çözebilmiş olman güzel ) |
||
|
||
| işi uzatmaya gerek yok tanrı şeytanı neden yarattıysa corc buşta usame bin ladin i onun için yaratmıştır kısaca güç kullanma hakkının elde edilmesi için bir bahane |
||
|
||
bu da güzel
|
||
|
||
tanrı şeytanı neden yarattıysa corc buşta usame bin ladin i onun için yaratmıştır kısaca güç kullanma hakkının elde edilmesi için bir bahane bende sıfırdan kovulmuştum...acaba???....olabilirmi??? |
||
|
||
| Onurunu herşeyden üstün tutmak, verilen aklı istenilen şekilde değilde, istediğimiz şekilde kullanabilmektir Tanrı'nın huzurundan kovulan... | ||
|
||
| özgür irade diyorsun yani ?? | ||