SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komünizm

Konu: 1 mayis Kutlamasi Fidel Castro Ruz Konusmasi

Sayfa: [ 1 ]

22.10.2004 16:44:44
DEVRİM MEYDANI'NDA YAPILAN 1 MAYIS KUTLAMALARINDA KÜBA CUMHURİYETİ DEVLET BAŞKANI Dr. FİDEL CASTRO RUZ'UN YAPTIĞI KONUŞMA.








Değerli misafirler;

Sevgili Kübalılar:

KÜBA VE NAZİ FAŞİZMİ

Dünyanın en korkutucu emperyalist gücünden birkaç mil uzaklıktaki bu küçük Karayip adasında, halkımız 44 yıldır mücadele etmektedir. Bu mücadele boyunca halkımız tarihte eşine rastlanmamış bir bölüm eklemiştir. Dünya hiç bu kadar adaletsiz bir savaşa şahit olmamıştır.

Bazıları, bu emperyalist gücün, dünyada bir eşiti bulunmayan askeri ve teknolojik donanımıyla Kübalıları korkutabileceğini veya cesaretini kırabileceğini sanmıştır. Ancak bugün, bu cesur halkın giderek artan cesaretini şaşkınlıkla izlemekten başka bir şey yapamamaktadırlar. Böylesi bir günde, uluslararası işçi bayramında, Şikagolu beş şehidi anarken; ben, burada toplanan bir milyon Kübalının adına, her tür tehdide karşı duracağımızı, baskılara boyun eğmeyeceğimizi, Devrim'i ve ülkemizi düşüncelerimizle ve silahlarımızla kanımızın son damlasına kadar savunacağımızı ilan ediyorum.

Küba'nın suçu ne? Dürüst bir insan hangi gerekçeyle bu ülkeye saldırabilir?

Kendi kanıyla ve düşmandan gasp ettiği silahlarla Küba halkı, ABD tarafından iktidara getirilen zalim bir tiranı 80,000 silahlı adamla devirdi.

Küba, Latin Amerika ve Karayiplerde, emperyalist egemenlikten bağımsızlaşan ilk ülkedir, güney yarımküredeki tek ülkedir. Aynı zamanda, sömürgecilik sonrası dönemde on binlerce insanı katleden işkencecilerin, katillerin ve savaş suçlularının cezalandırıldığı tek ülkedir.

Ülkenin bütün toprakları köylülere ve tarım işçilerine verildi. Doğal kaynaklar, sanayi ve temel hizmetler tek ve gerçek sahibinin, Küba halkının eline geçti.

Küba, ABD yönetimi tarafından düzenlenen Domuzlar Körfezi çıkartmasını, 72 saat boyunca durmadan, gece gündüz savaşarak geri püskürterek, bu ülkenin doğrudan yapacağı bir askeri müdahaleyi ve bunun tahmin edilemez sonuçlarını engelledi. Devrim'in zaten, 400,000 silah ve yüz binlerce milisten oluşan bir İsyan Ordusu vardı.

1962'de Küba onurlu bir şekilde ve taviz vermeden, onlarca kez nükleer saldırı tehdidi ile karşı karşıya kaldı.

Bütün ülkeye yayılan ve bağımsızlık savaşından daha fazla can kaybına neden olan kirli bir savaşı bastırdı.

ABD hükümeti tarafından düzenlenen binlerce sabotaj girişimine metanetle dayandı.

Devrim'in liderlerine karşı yapılan yüzlerce suikast planını boşa çıkardı.

Yarım yüzyıldır süren katı bir ambargo ve ekonomik rekabet koşulları altında, Küba'daki okur yazarlık oranı bir yılda, diğer Latin Amerika ülkelerinin ve ABD'nin kırk yıldır ulaşamadığı bir seviyeye yükseltildi.

Ülkenin çocuklarının %100'üne ücretsiz eğitim sağlandı.

Okullardaki devamlılık oranı yarımküredeki en yüksek seviyedir; bu oran anaokulu ve dokuzuncu sınıf arasında %99'dur.

Ortaokul öğrencileri, anadil ve matematik bilgisi alanında dünyada birinci sırada gelmektedir.

Ülkemiz aynı zamanda, dünyada, en fazla öğretmen ve sınıf başına düşen öğrenci sayısında da birinci sıradadır.

Fiziksel veya zihinsel yetenekleri olan bütün öğrenciler bu alanlara özel okullara alınır.

Bilgisayar eğitimi ve görsel-işitsel metotların kullanımı, hem şehirlerde hem de köylerde bütün çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin hizmetine sunulmuştur.

Dünyada ilk kez, daha önce eğitim almamış ve çalışmamış, 17-30 yaşları arasındaki bütün insanlara, bir yandan maddi destek verilirken diğer yandan yeniden eğitim görme fırsatı tanınmıştır.

Bütün vatandaşlarımız, anaokulundan doktora eğitimine kadar her tür eğitim hizmetini tek kuruş ödemeden alabilmektedir.

Bugün ülkemizdeki üniversite mezunu, aydın ve profesyonel sanatçı sayısı Devrim'den öncekinin 30 katıdır.

Bugün ortalama bir Küba vatandaşı, en az 9 yıl eğitim almaktadır.

Kasıtlı cahil bırakma diye bir şey Küba'da yoktur.

Ülkenin dört bir yanında sanatçıların yetiştirilmesi için kurulmuş sanat okulları ve buralarda çalışan sanat öğretmenleri vardır; bu okullarda 20,000'den fazla genç insan yeteneklerini geliştirmektedir. Bunun aynını on binlerce genç insan meslek okullarında yapmakta ve sonra da profesyonel eğitimine devam etmektedir.

Üniversite kampusları giderek ülkenin bütün kasabalarına yayılmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir eğitsel ve kültürel devrim olmamıştır, Marti'nin "kültür olmadan özgürlük olmaz" inancına da sadık kalarak, yakında Küba bilgi ve kültür alanında dünyadaki en iyi dereceye ulaşacaktır.

Ölü bebek doğumu oranı binde 60'tan, binde 6 - 6.5 seviyesine düşürülmüştür. Bu oran, Patagonya'dan ABD'ye, yarımküredeki en düşük orandır.

Ortalama yaşam süresi 15 yıl artmıştır.

Çocuk felci, sıtma, neonatal tetanos, difteri, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, boğmaca, dang gibi bulaşıcı hastalıklar yok edilmiş; tetanos, meningokok menenjit, hepatit B, homofil menenjit ve tüberküloz tamamen kontrol altına alınmıştır.

Bugün ülkemizde başlıca ölüm nedenleri çok gelişmiş ülkelerle aynıdır; kadiyovasküler hastalıklar, kanser, kazalar ve benzeri, ancak bizde daha az vaka görülmektedir.

Önemli bir yenilik de çok yakında yapılacaktır; tıbbi hizmetler halkımıza daha yakın yerlere taşınacak, sağlık merkezlerine giriş kolaylaştırılacak, böylece daha fazla hayat kurtarılacaktır.

Genetik, doğum öncesi veya doğum sırasındaki nedenlerden kaynaklanan sorunları en aza indirmek için yapılan araştırmalar sürmektedir.

Küba bugün, kişi başına düşen en fazla doktor sayısına ve en yakın takipçisinin iki katı kadar doktora sahiptir.

Araştırma merkezlerimiz, en ciddi hastalıkların tedavisini bulmak için aralıksız çalışmaktadır.

Kübalılar dünyadaki en iyi sağlık sistemine sahiptir ve ilerde de bütün sağlık hizmetlerini ücretsiz almaya devam edeceklerdir.

Sosyal güvenlik halkımızın tamamını kapsamaktadır.

Küba'da insanların %85'i ev sahibidir ve bunun için vergi veya benzeri bir şey ödemezler. Geri kalan %15 sembolik bir ücret olarak, maaşlarının %10'unu ödemektedir.

Yasadışı uyuşturucu kullanımı nüfusun önemsiz bir kısmını içermektedir ve bununla kararlı bir biçimde mücadele edilmektedir.

Kimsenin umudunu şansa bağlamaması için piyango ve bunun gibi kumar oyunları Devrim'in ilk yıllarından itibaren yasaklanmıştır.

Küba televizyonlarında, radyolarında veya yazılı basınında hiçbir ticari reklam yayınlanmaz. Bunun yerine, sağlık, eğitim, kültür, beden eğitimi, spor, hobiler, çevreyi koruma ile ve uyuşturucu, trafik kazaları ve diğer sosyal sorunlarla ilgili anonslar yapılır. Bizim medyamız eğitir, zehirlemez veya yabancılaştırmaz. Bizim medyamız ahlaksızca tüketen toplumları yüceltmez.

Heykeller, resmi fotoğraflar, sokak veya kurum adları gibi yaşayan devrimcileri kültleştirme gibi bir şeye rastlanmaz. Bu ülkenin liderleri insandır, ilah değil.

Bizim ülkemizde, paramiliter güçler veya ölüm timleri yoktur, insanlara karşı şiddet asla kullanılmamıştır. Yargısız infazlar veya işkence gibi şeyler asla söz konusu değildir. Bu ülkenin insanları daima kitlelerle Devrim'in getirdiği yenilikleri desteklemiştir. Bugünkü kutlama da bunun kanıtıdır.

Bugüne kadar başarılanlar açısından ülkemiz dünyanın geri kalanından aydınlık yıllarla ayrılır. Yurtiçinde ve yurtdışında insanlar ve halklar arasında kardeşliği ve dayanışmayı destekliyoruz.

Yeni kuşaklar ve bütün insanlar çevreyi koruma gerekliliği konusunda eğitiliyorlar. Medya, çevre bilinci aşılamak için kullanılıyor.

Ülkemiz, kültürel kimliğini inançla savunuyor, bir tarafın iyi niteliklerini kültürüne katarken bozucu, yabancılaştırıcı ve aşağılayıcı olan her şeye karşı da savaşıyor.

Sağlıklı bir toplumun geliştirilmesi, amatör sporun teşvik edilmesi, halkımızı madalyalar ve takdirlerle dünyanın en üst sıralarına taşımıştır.

Halkımızın ve tüm insanlığın hizmetinde olan bilimsel araştırmalar, birkaç yüz katına çıkmıştır. Bu çabaların sonucunda, önemli ilaçlar Küba'da ve diğer ülkelerde hayat kurtarmaktadır.

Küba asla biyolojik silah geliştirme girişiminde bulunmamıştır, çünkü bu bizim geçmişte ve gelecekte bilimsel personelin eğitiminde temel aldığımız ve alacağımız ilkelerle ve felsefeyle tamamen çelişir.

Başka hiçbir halkta uluslararası dayanışma ruhu bu kadar gelişmemiştir.

Ülkemiz, Cezayirli yurtseverlerin, Fransız sömürgeciliğine karşı, Fransa gibi önemli bir Avrupa ülkesiyle olan ekonomik ve siyasi ilişkileri bozma pahasına verdikleri mücadeleyi desteklemektedir.

Fas kralı, Cezayir'in güneybatısındaki Tindouf kenti yakınındaki demir madenlerini kontrolü altına almaya çalışırken, biz de Cezayir'i Fas'ın yayılmacılığına karşı savunmak için destek kuvvet gönderdik.

Suriye'nin isteği üzerine, 1973-1975 arasında Golan Tepesinde bir tank taburu, bu ülkeden haksız yere alınan bu toprakları korudu.

Bağımsızlıklarına ilk kavuştukları zaman, Kongo lideri Partice Lumumba, başka ülkelerce hakarete uğrarken bizim tarafımızdan desteklendi. 1961'in Ocak ayında sömürge güçlerince suikaste uğramasından sonra, onun takipçilerine destek verdik.

Dört yıl sonra, 1965'te, Lake Tanganyika bölgesinde, Che Guevera ve 100 Kübalı eğitmenin, Batı'dan desteklenen adamın, yani çaldığı 40 milyar doların hangi Avrupa bankasında olduğu belli olmayan Mobutu'nun hizmetindeki beyaz paralı askerlere karşı savaşan Kongolu asileri desteklediği yerde Kübalı kanı döküldü.

Kübalı eğitmenlerin kanı, Gine Bağımsızlık Partisi ve Cape Verde'nin savaşçılarını eğitirken ve onları desteklerken döküldü. Bu savaşçılar Amilcar Cabral'ın komutasında, eskiden Portekiz sömürgesi olan bu toprakların bağımsızlığı için savaşıyorlardı.

Aynı şey Küba'nın, Angola'nın bağımsızlığı için Agostinho Neto'nun MPLA'sını desteklediği on yıl için de geçerlidir. Bağımsızlık kazanıldıktan sonraki 15 yıl boyunca, yüzbinlerce Kübalı gönüllü, Angola'yı, ABD ile işbirliği içinde hareket eden, kirli savaş taktikleri kullanan, milyonlarca mayın döşeyen, pek çok köyü yerle bir eden, beş yüz binden fazla Angolalı kadın, erkek ve çocuğu katleden ırkçı Güney Afrika birliklerine karşı savunmak için savaştı.

Angola'nın güneybatısındaki Cuito Cuanavale bölgesinde ve Namibya sınırında, Angolalı ve Namibyalı güçler 40,000 Kübalı askerle birlikte, Güney Afrika birliklerine son darbeyi vurdu. Bunun sonucunda Namibya bağımsızlığına kavuştu ve buradaki ırk ayrımcılığının sona ermesini 20-25 yıl öne çekti. O sırada, Güney Afrikalılar, ABD hükümetinin bilgisi ve isteğiyle İsrail'den aldıkları yedi nükleer füze başlığına sahipti.

Küba, yaklaşık 15 yıl boyunca, ABD ile barbar ve zalim bir savaşa sürdüren Vietnamlılarla dayanışmasını sürdürdü. Bu savaşta dört milyon Vietnamlı öldü, milyonlarcası yaralandı veya sakat kaldı, ülke hala kayıplara neden olan kimyasal bileşiklere boğuldu. Neden: Vietnam fakir ve az gelişmiş bir ülkeydi ve ABD'den 20,000 kilometre uzaklıkta, ABD için ulusal bir tehdit oluşturuyordu.

Kübalıların kanı, çok sayıda Latin Amerika halkının kanıyla birlikte; savaşta silahını kaybettikten sonra esir düştüğü sırada Bolivya'daki ABD ajanlarının talimatları sonucu öldürülen Che Guevera'nın Kübalı ve Latin Amerikalı kanıyla birlikte döküldü.

Ekonomisi tamamen turizme dayanan bir ülke için hayati önem taşıyan bir havaalanının tamamlamak üzere olan Kübalı inşaat işçilerinin kanı, ABD'nin intikam duygularıyla işgal ettiği Grenada'yı savunurlarken döküldü.

Kübalıların kanı Nikaragua'da, Silahlı Kuvvetlerimizden eğitmenler, Sandinista devrimine karşı ABD tarafından düzenlenen ve desteklenen kirli bir savaşla karşı karşıya kalan cesur Nikaragualı askerleri eğitirlerken döküldü.

Ve bunun gibi pek çok örnek var.

2000'den fazla Kübalı enternasyonalist savaşçı, diğer kardeş ülkelerin bağımsızlık mücadelelerini desteklerken hayatlarını vermişlerdir. Ancak, bu ülkelerin hiç birinde tek bir Küba mülkü bulunmamaktadır. Çağımızda hiçbir ülke bu kadar içten ve cömert destek vermemiştir.

Küba daima örnek bir ülke olmuştur. Asla boyun eğmemiştir. Başka halkların mücadelelerini de asla bırakmamıştır. Asla taviz vermemiştir. Asla ilkelerinden vazgeçmemiştir. Daha 48 saat önce, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından, 15 yıldır kesintisiz üyesi olduğu İnsan Hakları Komisyonu'na üyeliğinin üç yıl daha devam etmesine karar verilmesinin bir nedeni olmalı.

Yarım milyondan fazla Kübalı, savaşçı olarak, öğretmen olarak, teknisyen olarak, doktor veya sağlık emekçisi olarak enternasyonalist görevlerini yerine getirmiştir. On binlerce sağlık emekçisi hizmetleriyle 40 yıldan fazla bir süre boyunca milyonlarca hayat kurtarmıştır. 18 tane üçüncü dünya ülkesinin en ıssız bölgelerinde çalışmakta olan 300 kapsamlı genel hekim ve diğer sağlık personeli vardır. Önleme ve tedavi yöntemleriyle her yıl yüz binlerce hayat kurtarmakta, milyonlarca insanı tedavi etmekte ve hizmetlerinin karşılığında tek bir kuruş talep etmemektedirler.

Küba'nın Birleşmiş Milletlere, gerekli fon - ki bu olmadan bütün bir halkın hatta Sahra Çölü'nün altındaki tüm Afrika yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırdı - sağlandığında verdiği Kübalı doktorlar olmasaydı, AIDS ile mücadele için gereken acil programlar başarısız olurdu.

Gelişkin kapitalist dünya, bol miktarda finans kapital yaratmış, ancak Üçüncü Dünya'nın ihtiyaç duyduğu insan kapitalini yaratmamıştır.

Küba, radyo ile okuma-yazma öğretimi teknikleri geliştirmiştir; artık beş dilde - Haiti Creole, Portekizce, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca - verilen yardımcı metinleri pek çok ülkede kullanılmaktadır. Çok yakında İspanyolca için benzer bir program, çok yüksek kalitede, televizyon ile okuma öğretme programı tamamlanacaktır. Bunlar Küba'da geliştirilmiş ve tamamen Kübalı olan programlardır. Biz patentlerle veya özel telif haklarıyla ilgilenmiyoruz. Biz onlara, dünyada okur-yazarlık oranının en düşük olduğu Üçüncü Dünya'ya bunları tek kuruş talep etmeden sunmaya hazırız. Beş yıl içinde, dünyadaki 800 milyon okuma-yazma bilmeyen insan sayısı, en düşük maliyetle %80 azaltılabilir.

SSCB'nin ve sosyalist bloğun dağılmasından sonra, kimse Küba Devrimi'nin ayakta kalabileceğine inanmıyordu. ABD ambargo koşullarını ağırlaştırdı. Torricelli ve yurtdışından yönetilen Helms-Burton hareketi desteklendi. Başlıca pazarlarımızı ve gıda kaynaklarımızı kaybettik. Nüfusun ortalama kalori ve protein tüketimi yarıya düştü. Ancak, ülkemiz baskılara direndi ve sosyal alanda oldukça ilerledi.

Bugün, gıda ihtiyacını büyük oranda karşılamakta; diğer alanlarda da hızla ilerlemektedir. Bu koşullarda bile, başardığımız işlerle ve yarattığımız bilinçle bir mucizeyi gerçekleştirdik. Nasıl mı dayandık? Çünkü Devrim dayandı, hala dayanıyor ve hep dayanacak, insanların, zeki insanların, daha fazla birleşen, eğitilen ve savaşan insanların desteğiyle dayanacak.

Küba, 11 Eylül 2001'de ABD halkına dayanışma elini uzatan ilk ülkeydi. Küba aynı zamanda ABD'de Kasım 2000'de haksız bir şekilde iktidara gelen aşırı sağın dünyaya empoze etmeye çalışacağı politikanın neo-faşist doğası hakkında uyarı yapan ilk ülkeydi. Bu politika, geçmişte ABD'nin başka yönetimlerine hizmet etmiş radikal bir örgütün ABD halkına karşı korkunç bir saldırı düzenlemesi sonucu ortaya çıkmadı. Bu politika, serinkanlı ve dikkatli biçimde geliştirildi; bu da, Soğuk Savaş'ın çoktan bittiği ve 11 Eylül'den çok önceki bir dönemde ABD'nin askeri yapılanmasını ve silahlanmaya yaptığı büyük harcamaları açıklıyor. O gün yaşanan korkunç olaylar bu politikanın uygulanması için sadece uygun bir mazeret oluşturmuştur.

20 Eylül 2001'de, Başkan Bush, dokuz gün önce yaşananların etkisi altında olan Kongre'de bunu açıkça belirtmiştir. İlginç bir terminoloji kullanarak, sonu olmayacak gibi görünen bir savaşın amacını "sonsuz adalet" olarak açıklamıştır.

"Amerikalılar sadece bir savaş olacağını düşünmesinler, bu uzun ve daha önce hiç görmediğiniz bir sefer olacak."

"Gerekli bütün savaş silahlarını kullanacağız."

"Şimdi, her ulus, her bölgede bir seçim yapmak zorunda. Ya bizimlesiniz, ya da teröristlerle."

"Silahlı Kuvvetleri alarm durumuna geçirdim, ve bunun bir nedeni var. Amerika'nın harekete geçeceği zaman yaklaşıyor."

"Bu bir uygarlık savaşı."

"…çağımızın en büyük başarısı ve tüm zamanların umudu artık bize bağlı."

"Bu savaşın ne kadar süreceğini bilmiyoruz, ama sonucu kesin…ve biz biliyoruz ki Tanrı tarafsız değil."

Bu sözleri bir devlet başkanı mı yoksa kendini kaybetmiş bir fanatik mi söyledi?

İki gün sonra, 22 Eylül'de, Küba, bu konuşmanın, kaba kuvvetle, uluslararası hukuka ve kurumlara uyulmadan uygulanacak olan küresel askeri diktatörlük politikasının bir ipucu olduğunu söyleyerek kınadı.

"Birleşmiş Milletler, var olan krizi görmezden gelerek bütün otoritesini veya önceliğini kaybetmiştir. Sadece bir patron, bir hakim ve bir kanun olacaktır."

Birkaç ay sonra, 3 Haziran 2002'de, 958 öğrencinin mezun olduğu Batı Askeri Akademisi'nin 200. kuruluş yıldönümünde, Başkan Bush bu düşünce çizgisini o gün mezun olanlara yaptığı uzun bir nutuk haline getirdi ve en temel düşüncelerini açıkladı:

"Güvenliğimiz gereği sizin askeri dönüşümlere hazır olmanız ve dünyanın en karanlık köşesinde bile bir anda harekete geçebilme yeteneğine sahip olmanız gerekmektedir. Güvenliğimiz gereği, bütün Amerikalıların ileriye bakması ve kararlı olması, gerektiğinde bağımsızlığımızı ve canımızı korumak için savaşmaya hazır olması gerekmektedir."

"60 veya daha fazla ülkedeki terör yuvalarını ortaya çıkarmalıyız."

"…sizi, askerlerimizi, gerektiğinde göndereceğiz."

"Amerika'nın güvenliğini ve gezegendeki barışı, bir avuç çılgın terörist ve tiranın insafına bırakmayacağız. Ülkemizden ve dünyadan bu kara tehdidi kaldıracağız."

"Bazıları, yanlışlardan ve doğrulardan bahsetmenin diplomatik ve kibarca olmadığını düşünüyor. Buna katılmıyorum… Biz iyi ve kötü arasındaki bir çatışmaya giriyoruz, ve Amerika kötüye adıyla seslenecektir. Kötüyle ve kanunsuz rejimlerle savaşarak, bir sorun yaratmıyoruz, bir sorunu açığa çıkarıyoruz. Ve buna karşı mücadelede dünyaya yol göstereceğiz."

8 Haziran 2002'de, Küba'nın Santiago şehrindeki General Antonio Maceo Meydanı'ndaki kutlamada beş yüz bin kişinin önünde yaptığım konuşmada dedim ki:

"Gördüğünüz gibi, konuşmasında Birleşmiş Milletlerden bir kez bile söz etmiyor. Halkların güvenlik ve barış içinde yaşama haklarından veya ilkeler ve normlar çerçevesinde yönetilen bir dünyanın gerekliliğinden de bahsetmiyor."

"İnsanlığın, acı Nazi deneyimini yaşamasının üzerinden elli yıl bile geçmedi. Hitler'in karşıtlarına karşı en yakın müttefiki korkuydu…Daha sonra, onun korkak ordusu tüm dünyayı etkisi altına alan bir savaş başlattı. Avrupa'nın en güçlü aktörlerinin o zamanki vizyon eksikliği ve korkaklığı büyük bir trajediye giden yolu açtı."

"ABD'de faşist bir rejimin kurulabileceğini sanmıyorum. Siyasi sistemde çok ciddi hatalar yapıldı ve eşitsizlikler yerleşti - bunlar hala devam ediyor - ancak Amerikan halkının bunu engelleyecek kurumları, gelenekleri, eğitimsel, kültürel ve etik değerleri var. Asıl risk uluslararası arenada. Bu ülkenin başkanının gücü ve imtiyazları öylesine çok ve bu devletin ekonomik, teknolojik ve askeri gücü öylesine gelişkin ki, Amerika halkının isteği dışında gelişen koşullara göre dünya yeniden Nazi kavramlarına ve metotlarına geri dönüyor."

"Kendisi ve en yakın yardımcıları tarafından - ve Küba için de Miami'deki arkadaşları tarafından - seçilen 60 veya daha fazla ülkede yaşayan zavallı böcekler bununla tamamen alakasızdır. Onlar, haber verilmeden veya 'savuna amaçlı' yapılan saldırıların hedefi olabilecek 'karanlık noktalar'dır. Küba sadece bu ülkelerden biri değildir, aynı zamanda teröre destek veren ülkeler arasında da sayılmıştır."

Dünya egemenliği düşüncesinden ilk kez, Irak'a yönelik saldırıdan tam bir yıl üç ay on dokuz gün önce bahsettim. Savaş başlamadan önceki günlerde, Başkan Bush ABD'nin gerektiğinde elindeki her yöntemi, diğer bir deyişle nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarını kullanabileceğini tekrarladı. Afganistan'a yönelik saldırı ve işgal zaten yapılmıştı.
Bugün sözde "muhalifler" denen, aslında Bush'un Hitler benzeri hükümetince tutulmuş paralı askerler, sadece vatanlarına değil, bütün insanlığa ihanet etmektedir.
Neo-faşist aşırı sağın ve onun Miami'de seçimleri hileyle kazanmış olan terörist çete müttefiklerinin ülkemize düzenlediği hain planlara karşı, solcu ve hümanist oldukları iddia edilen ve bizden birkaç mil uzaklıktaki bir süper güçten korunmak için kabul etmek zorunda kaldığımız yasal düzenlemeler üzerinden bize saldıran kişilerden kaç tanesi bu sözleri okuma şansı buldu, merak ediyorum. Bu insanlardan kaç tanesi, silahlarıyla tüm insanlığı on kez yok edebilecek bir süper gücün lideri olan Bush'un Nazi-faşisti uluslararası politikasını ortaya koyan ve demin benim de aktardığım sözlerini duydu, kınadı veya yanıt verdi, merak ediyorum.
Bütün dünya, amansızca bombalanarak yerle bir edilen şehirlerin, yaralı çocukların ve parçalanmış cesetlerin korkunç görüntülerinin etkisiyle harekete geçti.
Hepimizin iyi bildiği bazı oportünist ve demagojik küçük grupları bir kenara ayırırsak, ben özellikle Küba'nın dostu olan onurlu mücadele insanlarından bahsediyorum. Küba'ya haksız yere, yanlış bilgilendirmelerle ve dikkatli bir analiz yapmadan saldıranların, bir gün ülkemiz Nazi-faşizmi tarafından bombalandığında yıkılan şehirlerimizi, ölen çocuklarımızı, annelerimizi, kadınlarımızı ve erkeklerimizi, gençlerimizi ve yaşlılarımızı gördüklerinde ve çabalarının provokatörler tarafından Küba'ya yapılan saldırıyı haklı göstermek için yönlendirildiğini fark ettiklerinde üzülmelerini istemiyoruz.
Sadece ölen ve yaralanan çocuk sayısı insan kaybının ölçüsü olamaz, bunun yanı sıra milyonlarca çocuk, anne, kadın, erkek, genç, yaşlı hayatlarının geri kalanında savaşın etkilerini hissedecektir.
Para cezasına, dini, felsefi veya insani nedenlerle karşı çıkanlara saygı duyuyoruz. Biz, Kübalı devrimciler, sosyal bilimlerin kastettiğinden daha önemli nedenlerden dolayı para cezasından nefret ederiz. Reverend Lucius Walker'ın muhteşem konuşmasında mükemmel bir biçimde açıkladığı bu tür bir cezanın kaldırılması dileğimiz bir gün gerçekleşecek. Bu konuyla özel olarak ilgilenmemizin nedeni, ABD'de yargılananların çoğunun Afrika-Amerikalı veya İspanyol ırkından olması, genellikle masum olmaları, özellikle Bush'un önceden eyalet başkanlığı yaptığı Teksas'ta, en fazla ölüm cezası verilen yerde, hiçbir cezanın affedilmemesi göz önünde bulundurulduğunda anlaşılabilir.
Küba Devrim'i, gemi kaçıran üç kişiyi yasal ceza olan idama mahkum ederek milyonlarca Kübalının hayatını kurtarma veya hiçbir şey yapmama arasında bir çelişkiye düşürülmüştür. ABD hükümeti sıradan suçluları gemi veya uçak kaçırmaya teşvik etmekte, bu kişileri masumların hayatını tehlikeye atmaları ve Küba'ya bir saldırı için uygun koşulları yaratmaları için cesaretlendirmektedir. Bir dizi uçak kaçırma olayının sorumluları serbest bırakılmıştı ve artık hadlerini aşmaya başladılar; bunların durdurulması gerekliydi.
Söz konusu sonuna kadar savaşmaya kararlı bir halkın çocuklarını korumak olunca, provokatörlere hizmet edenlere, uçak veya gemi kaçıranlara en ağır cezaları vermekte ve onları yasalarımızla yargılamakta asla tereddüt etmeyiz.
Tüccarları tapınağından kamçıyla kovan İsa bile, halkını korumak için böyle bir seçimden kaçmazdı.
Papa II. Jean Paul'a saygım sonsuzdur. Onun hayat ve barış için verdiği onurlu mücadeleyi takdir ediyorum. Kimse Irak savaşına onun kadar kararlılıkla karşı çıkmadı. Onun Şiilere ve Sünnilere kendilerini korumadan ölüme gitmelerini asla vaaz etmediğinden eminim. Kübalılara da bu tür bir şeyi vaaz etmezdi. Bunun Kübalıların arasındaki bir sorun olmadığını o da çok iyi biliyor. Bu Küba halkıyla ABD hükümeti arasındaki bir sorundur.
ABD'nin provokatif politikası sonucu, 25 Nisan'da, ABD Dışişleri Bakanlığı Küba Bürosu başkanı Kevin Whitaker, Washington'daki İlişkiler Büromuzun başkanına, Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Milli Güvenlik Bölümü'nün Küba'daki uçak kaçırma olaylarını ABD açısından ciddi bir tehdit olarak gördüğünü bildirdi ve Küba hükümetinden bu olayları önlemek için gerekli tüm önlemleri almasını istedi. Bunu, sanki bu kaçırma olaylarını provoke eden onlar değilmiş gibi, bu olayları engellemek ve yolcuların güvenliğini sağlamak için sıkı önlemler alan da biz değilmişiz gibi, faşist radikal sağın Küba'ya karşı bu aralar bir saldırı gerçekleştireceğinin farkında değilmişiz gibi söyledi. Bu istek haber kanallarına sızınca, Miami'deki terörist çeteler karıştı. Hala anlamıyorlar ki onların doğrudan veya dolaylı hiçbir eylemi bu ülkede bir kişiyi bile korkutmuyor. Batılı politikacıların ve bir grup ortalama liderin iki yüzlülüğü o kadar fazla ki Atlantik Okyanusu'na sığmaz. Küba'nın yasal savunma amaçlı aldığı bütün önlemler medyanın ilk haberleri arasında yer alıyor. Diğer yandan, İspanya'daki hükümet binasında bir odada onlarca ETA üyesinin yargılanmadan infaz edildiğini ve BM İnsan Hakları Komisyonu'ndan kimsenin bunu kınamadığını söylediğimizde, veya başka bir İspanyol başkanının Kosova'daki savaş sırasında ABD'den savaşı daha da hızlandırmasını, bombardımanları artırmasını istediğini ve yüzlerce masum sivilin ölümüne, milyonlarcasının yaralanmasına neden olduğunu söylediğimizde, manşetlerde sadece "Castro, Felipe ve Aznar'a saldırdı" yazıyor. Gerçekte söylediklerimizle ilgili tek bir kelime bile yok.

Şimdi, Miami'de ve Washington'da, Küba'ya nereden, ne zaman ve nasıl saldırılacağını ve Devrim sorununun nasıl çözüleceğini tartışıyorlar.

Şu anda, ambargoyu sıkılaştıracak ekonomik önlemlerden bahsediyorlar; ancak hala hangi yolu seçeceklerini, kimleri yabancılaşmaya terkedeceklerini ve bu önlemlerin ne kadar etkili olabileceğini bilmiyorlar.

Başkan Bush'un yakın bir arkadaşı ve danışmanı ve aynı zamanda utanmaz bir hain olan Lincoln Diaz-Balart, bir Miami televizyonunda şu anlaşılmaz cümleyi sarfetti: "Detaylara giremem, ama bu şiddet döngüsünü kırmaya çalışıyoruz."

Bu şiddet döngüsüyle mücadele etmek için hangi yöntemleri kullanmayı düşünüyorlar? Bay Bush'un seçimlerden önce Teksas'ta söz verdiği gibi, beni en gelişmiş ve modern yöntemleriyle fiziksel olarak ortadan kaldırarak mı? Yoksa Irak'a saldırdıkları gibi Küba'ya da saldırarak mı?

Eğer birinci yolu deneyecekseler, bu beni hiç korkutmuyor. Hayatım boyunca uğruna mücadele verdiğim düşüncelerim ölmeyecek, ve uzun bir süre yaşayacak.

Eğer çözüm Küba'ya, Irak'a yaptıkları gibi, saldırmaksa, buna çok üzülürüm çünkü bu çok sayıda cana mal olur ve Küba'ya büyük bir yıkım getirir. Ancak, bu seçenek ABD yönetiminin faşist saldırılarında son seçenek gibi görünüyor, çünkü buradaki mücadele oldukça uzun sürecektir.

Saldırganlar, sadece bir orduyla karşılaşmayacak; aynı zamanda kendini sürekli yeniden üreten binlerce orduyla karşı karşıya gelecektir. Bu ordu düşmana o kadar çok kayıp verdirecektir ki, bu ABD halkının, Başkan Bush'un serüvenleri ve düşünceleri için feda etmeye razı olduğundan çok yüksek bir sayı olacaktır. Bugün, Bush çoğunluğun desteğini almaktadır, ancak bu destek giderek azalmaktadır ve yarın arkasında hiç destek kalmayacaktır.

Amerikan halkı, soran ve sorgulayan milyonlarca eğitimli birey, onların temel ahlaki ilkeleri, iletişim kurdukları ve sayısı Vietnam savaşı dönemine göre yüz katına çıkmış olan milyonlarca bilgisayarları, insanları her zaman kandıramayacağınızı gösterecek. Bir gün, bu gezegenden hayatı silmeye çalışanların ellerini kollarını deli gömleğiyle bağlayacaklardır.

Bu 1 Mayıs'ta burada toplanan bir milyon insanın adına, dünyaya ve Amerikan halkına bir mesaj göndermek istiyorum:

Biz, Kübalıların ve Amerikalıların bir savaşta kanlarının dökülmesini istemiyoruz. Birbiriyle dost olabilecek binlerce insanın silahlı bir çatışmada hayatlarını kaybetmelerini istemiyoruz. Ancak savunduğumuz şeyler o kadar kutsal, uğruna mücadele ettiğimiz inançlarımız o kadar değerli ki, Kübalıların kuşaklar boyu hayatları pahasına savunduğu onurlu ve cömert bir eserden vazgeçmektense, bu dünyadan yok olmayı tercih ederiz.

Silahlar ne kadar gelişmiş veya güçlü olursa olsun, düşüncelerin silahtan daha değerli olduğuna dair derin inancımızla direniyoruz. Che Guevera'nın bize veda ederken dediği gibi: Zafere doğru, ileri!



Kubadostluk.org

22.10.2004 19:50:32
laugh Onu geç de geçen çok pis yere çakıldı walla Tongue ehehehe.... Sağ dizi kırılmış, sol dizi çatlamış adamın Smiley

komik adammış laugh

22.10.2004 22:34:21
devrimci attan düşmez!

kendi düşer!

kendi düşen de ağlamaz!

anti-emperyalizm, ocağa abd bayrağı asmanın adı olamaz hiçbir zaman... (bu olay 70li yıllarda yaşanmıştır)

bir de, atatürk heykelinin var olduğu sayılı ülkelerdendir castro'nun kübası, antiemperyal eylem adına...

esenyurt belediyesinin diktiği jose marti büstü de buna karşı verilebilecek en güzel jestlerdendir...

bir düşünmeli; orta asya nire, küba nire!...

 

22.10.2004 22:39:46
bazı ülkeler okyanus aşırı da olsalar gelip seni kucağa alırlar, kucağa alınanın şanlı tarihi ilaç olmaz yine de!...

bu okyanus aşırı ülke burnunun ucundaki küçük-8 milyonluk adaya ve onurlu halkını hem de sscb yıkıldığı halde (bir zamanlar sscb sayesinde ayakta duruyordu ya bu küba denilen "teröriz" devlet!!!) burnunu sokamaz!...

yeter ki görmek isteyin...
onurlu olmak basit ama kesin bedeller ister...
bunu ancak onurlu olanlar, onurunu korumak isteyenler kavrayabilir...

25.10.2004 19:21:47
Güzel... Küba'nın takdire şâyan çok yanı var. Onca güce karşı durmak yürek ister.

Onların tek suçu Kominizm ile yönetilmesi...

subcomandante 25.10.2004 19:24:16
Alıntı
Güzel... Küba'nın takdire şâyan çok yanı var. Onca güce karşı durmak yürek ister.

Onların tek suçu Kominizm ile yönetilmesi...
komünizm ile değil,sosyalizm ile yönetiliyor.
komünist olduğu için o kadar onurlu sanırsam...

25.10.2004 19:29:51
Kominist olduğu için onurlu ve kominizmle yönetilmiyor.... ilginç


Peki, Bana Kominizm Yönetim Biçimi ile Sosyalizm arasındaki farkı açıklayabilir misin ?

25.10.2004 19:32:36
bütün ülkeler sosyalizme geçince dünya üzerinde komünizm var olacak. böyle oluyo galiba Smiley

subcomandante 25.10.2004 19:35:30
öhm en basit mantıkla açıklamaya çalışayım...
marx'a göre süreç 3 evreden oluşur.

tez:liberalizm
antitez:sosyalizm
sentez:komünizm

şu anda yaşadığımız varsayılan süreç olan liberalizmden sonra her ülkedeki işçi sınıfı devrimlerini gerçekleştirerek sosyalizm aşamasına geçecektir.komünizm ise sınırlar kalktığında,devlet mantığının bilimum düzeyde sadeleştirildiğinde,"Enternasyonal Dünya" kurulduğunda gerçekleşecek olan sistemdir ve anarşizm ile kardeş gibidir.sosyalizm ile komünizm arasında dağlar kadar fark vardır.zira komünist devletin ordusu,sınırları,hedefleri olmaz.sosyalizm bir geçiş sürecidir.komünizm bütün dünya komünist olmadığı sürece gerçekleştirilemez.

25.10.2004 19:51:01
Açıklamalrından dolayı öncelikle teşekkür ederim.

Yani Küba, şuan Liberalizmi (~özgürlücük olarka biliyorum) atlattı. Sosyalist düzende ve tüm dünya sosyalist düzene geçip, sınırlar kalktığında Kominizm gerçekleşecek.

İşte bu bana hiç mantıklı gelmiyor.. Çünkü tüm insanlar aynı düşünmediğinden, her toplum ayrı görüşlerde olduğundan herkesin sosyalist olup da, sınırları kaldıralım da diye bir sab ortaya atmanın hiçbir etiği yoktur bana göre. İsteyen istediği biçimde yönetilmeli. Kimine göre Sosyalizm doğrudur, öyle yönetir. Ama " Tüm Dünya Kominist olacak" oldu-bittisiyle yola çıkmak sizce ne kadar doğru ?

subcomandante 25.10.2004 20:06:11
vicdanı hür,aklı başında her insan elinde sonunda kozmos düzenine uyacaktır.insan olmanın verdiği bir özelliktir bu."eşitlik" burada en önemli ilkedir.karnı tok birisi aç birisinin halinden en az aç olan kişi kadar rahatsızlık duyduğu gün komünizm başlamıştır onun için.insan;sadece ve sadece insan olduğu için vicdanlıdır ve sosyal bir canlıdır.amaç sadece bu bilinci uyandırmaktır.zor birşeydir,evet ama asla imkansız değildir.komünizm değişebilir veya değişmez değildir,değişimin ta kendisidir.
Komünizm,burada bir "tercih" değildir,esas anlatılmak istenen budur.komünizm olması gereken ve olacaktır.sadece insan olmanın bir getirisidir bu...
ama tabi ki at gözlüğü ile bakmak değildir aynı zamanda.dediğim gibi "değişim" zaten komünizm bir parçasıdır.değicektir,değişmelidir de...

25.10.2004 22:40:11
doğrusu şu:
tez; sınıfsız ilkel (komünal) toplum
antitez;sınıflı toplumlar (köleci,feodal,liberal-kapitalist-emperyalist toplumlar)- günümüz-

sonuç ya da sentez; Komünist toplum...
tarihsel diyalektik bu formülasyonla döngüsünü tamamlar. "Çelişki" nitelik değiştirerek bir üst aşamaya dönüşür ve tez antitez sentez basamakları "yeni toplumun yeni ihtiyaçlarına göre" yeniden şekillenir.
Bu nasıl olur?
Bu sorunun yanıtı, bu dönemi bizzat yaşayacak olan "yeni insan" tarafından verilecektir. Yeni insan, bilincindeki köleleştirici tümörlerden kurtulmuş insandır ancak...

Komünizmin ana hedefi evrensel insanı inşa etmektir.
tikel her türlü ayrımı yadsır.
ulusal,sınıfsal, cinsel,ırksal,bedensel vb. her türden ayrımcılığı insan zihninden kovulması gereken tümörler olarak değerlendirir.

Toplumculuk (sosyalizm) bir sağaltım (terapi) işidir.

Böyle tasarlanan bir dünyada sınıfların ve sınırların varlığı öngörülemez.

Güzel bir düş mü?

Elbette! Hem de çok güzel bir düş; açık gözle görülen türden..
ve unutmamalı! sistemler öncelikle kafalarda yaşar.

Kafası yani bilinci değişenin eylemi yani yaşamı da değişir.
Çoğunluk ve (zorunlu olarak) daha doğru olan ise yaşam değiştikçe kafanın değişmesidir.

ikinci seçenek içinde yaşadığımız toplumların "bireylerinin" (gönüllü! ego kölelerinin!) "ZORUNLU" seçeneğidir.

Bazı istisnai birey ya da grupların varlığı ve birinci gruba dahil ediliyor olmaları, bu zarureti ortadan kaldıramaz... kaldırmasının nesnel koşulları bugüne dek yeterince oluşamadı

Böylesi çok daha kolay ve acısız olabilirdi...

saygı ve sevgiyle

25.10.2004 23:51:22
Olm komunizme soru ve cevap diye baslik var orayi okuyun KOMUNIZM SOSYALIZM arasindaki farki anlarsiniz!


Sayfa: [ 1 ]