|
||
| Denizin Ardı Özgürlük Ne demeli şimdi Bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim Göğe mi dokunmalı ucuna mı körpe filizin Öylese karanlık sokaklarda koştuğumu düşün Ay gene bir kadın gibi sarkıyorken denize Dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün Oradan göğsümü kaplayışını soğuk bir terin İlk sözcüğü anlamla birleştiren çocuğu düşün Onun kavradıkça derinleşen şarkısını Vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak Vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak haz Telaş, kıvranış, parıltılı gözlerdeki atılganlık Ya görevin ne senin görevin Oynaşmak değil mi içindeki savaşmak duygusuyla Ve benim nevresimim karamışsa kirden,rutubetten Sarhoşsam gülümseyişler ağlayışlarda Ve kaynak sularıyla üstüme yağan aydınlık hülyaları Senden gelen ısıyla koruyorsam Ne demeli şimdi Ey serçelerin sabahlarla bölüştüğü cıvıltı Ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkati çeken hayal Kalbimi çevreleyen sevda gözeneği Acıyış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli Beni düşün öyleyse Beni hayretin ve karanlığın eşiğinde Beni fitillerde başlayan bir fısıltı Anında ilk satırını yazarken bir bildirinin Kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında Beni dar camlarda değil Bir bulutun seyrinde düşün Burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerin... Nihat Behram |
||
|
||
Bir an bunu Nurcan mı yazmış diyecektim.Ama her neyse cok hoş bir şiir
|
||
|
||
ya kardeş hem başlığa hemde şiirin sonuna ekledim yazarın adını daha ne yapalım |
||
|
||
| Sevgili Nurcan beni kirmayip arastirip buldugun icin cok tesekkur ederim... Ben Nazim Hikmetin saniyordum..gercekten cok guzel bir siir BIRDE A.KAYA sesinden harika gidiyo heleki birda bira varsa yaninda Tekrar tesekkurler |
||
|
||
araştırdığıma değdi ama gerçekten güzel evet birayla da iyi olur böylelikle nihat behram için de başlık oluştu birkaç şiirini daha eklerim yarın |
||
|
||
Ben senin yerine olsaydım hiç olmazsa belki hakkım degildir ama bir memnuniyet duyardım bir an.
|
||
|
||
| Ölülerimiz Her sabah her sabah o kusursuz acının kollarında o kusursuz acının kollarında öpüştüğüm gökyüzü artık çırpınan yüreğimi yatıştırmıyor. Ve onun koparıp dizginlerini uçarcasına boylu boyunca sakınmasız çarpışı heyecanlandırıyor beni. Bir serçe kümesinin konması karşıki dala belki hiçbir şeydir, ama sevgilimin mektubunda bir kuş resmi beni coşkulandırabilir. Milyarla yıldız arasında tanırım onu çünkü seyredince güzelleşir sevginin ışıltısı; binlerce gözüm var binlerce şafak halindeyim anlamak istediğim şeyin karşısında çünkü anlamak zorundayım; her sevinç kolayca ele geçmez insan her acının sahibi değildir; gökyüzü ve nehirler olmasa toprak da anlaşılmaz ve hayatın kararı kesin: son ana kadar onuru koruyanlar yaşayacak söylenecek son söz kahramanca olmalıdır. Vurgunum inceliğinim senin eyy yapraklarda bir kuş hafifliğinde sürüp giden titreyiş vurgunum bir nehri besleyen suların uyumuna, taşlara hırsla vuruşuna dalganın. Ölüm seni yanıltmasın... Nasıl ki yığılır yüzüne gecenin karanlığı gözlerinle bir başına kalırsın ölüm öylesine gözuçlarında savun, kavuştur yüreğini minicik bir çiçeğin bile kökleri yaşamak hırsıyla uykusuzdur. Ölülerimiz... İşte Stevan Flipoviç. Bir kahraman. Faşistler sarmış çevresini. Sehpada. Boynunda ip. Ve o son nefesiyle dalayıp ciğerini bir bıçak gibi vuruyor kelimeleri dişleri arasından haykırıyor: "Kahrolsun faşizm; Yaşasın mücadelemiz..." Steven Flipoviç onurun bekçisi direnmenin. Ölüm seni yanıltmasın... Bir bir düşün yaşayanları alnını korkusuzca kaldır kimin yanındasın yerin neresi ve senin en çaresiz anında tek silahın nedir? Ölüm seni yanıltmasın... Usanma hayata yaraşan sesi aramaktan her kuşun palazlandığı bir yuva vardır, her dal güneşin ve rüzgarın avuçlarında kendi hevesince boyanır; çünkü yaşaması gerekiyor bir şeylerin bir şeylerin bir şeylerin: senin olan Bak: kollarını bağlıyorlar; son defa bakıyor dünyaya Nguyen Van Troi Birazdan göğsünü parçalayacaklar. Ama kan onu geriletmiyor. Başlıyor şarkısına: "Yaşasın Ho Chi Minh: Yaşasın Vietnam..." Damarlarım damarlarına bağlı yaralarından çünkü öldürülmek istenen benim de sevincimdir Nguyen onun siperi... Bir buğday tanesi midir aynı titreyişle toprağa düşer düşmez kıpırdayan o şarkı... bir buğday tanesi mi? Ölülerimiz... Sesleri dünyamız kadar bilge. Birazdan kalkacaklarmış gibi uzanıp bir sipere koyulaşan... Ölülerimiz... Bakışları uçmaya hazırlanan bir kartal kadar çevik, vurgunum gizleyemem. Sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık unutma öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek. Nihat Behram |
||
|
||
| Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün, gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam, kızım benim, nazım benim, gurbetelde sazım benim, yalazlanmış can tanem, körpe dalım bir tanem.. Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı seziverdin de sanki acılandın uykunda, sızlandın huysuzlandın.. Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum! Kolsuz kanatsız kalmış geceden beri başucundayım.. Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük kabukları koparılmış yaralar gibi uğulduyor beynimde.. itiraf etmeliyim ki yavrum çekip gitse de bir bir ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair içimi dişleyen düşünceler, senin bir gülücüğün şimdi yaşamam için bana yeter. Geceden beri başucundayım.. İşte, sabaha dayandı gün! Aşsız, işsiz, kuruşsuz bir ıssız bayırdayım. Bebeğim, canımın kıvırcığı, boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk, üzüm tanem, nar tanem, acar yanım, bir tanem.. Kim kime, dum duma bir tufandayız; günlerin ağzında kara bir gül dikenleri tenimize dayanmış; ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız.. İnim inim uykunda nasıl da yalnız yanıyor yüzün yavrum, yüreciğin kaşlarında tütüyor, ellerin avcumda iki ateş damlası, tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz, kendi kollarımızdan başka saranımız yok bizim.. Yazım benim, güzüm benim, yemin olmuş sözüm benim; sana kuş bulmalıyım sana düş bulmalıyım gidip iş bulmalıyım.. Koynunda çırpınırken böyle çaresiz kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat zehrinle tanıştırdın; alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın! Onurumuz: senin için sakladığım tek servetim bu yavrum; süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz.. sızım benim, gizim benim, gurbetelde izim benim; ateş almış taş altında kalmışız, gün olur hesabını sorarız elbet. Nihat Behram |
||