|
||
| Metin Eloğlu (1927 - 1985) Ortaokuldan sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde okudu (1943-1947). Basılmış ilk yazısı bir hikâyedir (Servetifunun dergisi, 1942). İki şiiri Mehmet Emin imzasıyla Kovan dergisinde yayınlandı (İzmir, 1943, sayı 4). Ressamlığıyla da tanınan şair, hikâyeler ve özellikle Güney dergisinde Etem Olgungil takma adıyla eleştiriler de yazdı. Eloğlu, kendi yaşama koşullarının ve çağının tanığı şiirlerine acıyı, ironoyi birlikte kattı. Duyguyla düşünceyi kaynaştırırken, kendine özgü bir şiir sözlüğünden yararlandı. Dizin kitabı Türk Dil Kurumu 1972 Şiir Ödülünü kazandı. FANTİRİ FİTTON Akşam üzeri balkona kuruldumuydu, Bacak bacak üstüne atıp cıgarayı da yaktımıydı, Şeytan diyor git saçlarını dola eline, Bir sille bir tarafına, bir sille öteki tarafına. Piyango vurduysa vurdu, Kelleyi kulağı düzdünüzse düzdünüz, A şırfıntı cakan kime. Ama olmuyor işte, Zeynep Hanımın hatırı var. Baksın Fatma'ya, baksın Muazzez'e, Reci yollarında kırılıyor zavallılar. Bu hayatın baharındaymış da, dünyayı iplemezmiş, Kırıştırdığı kar kalırmış yanına, Anasının karşısına geçip, rakı içer bu kaltak Bir alay şatafilliyi yanına alıp fink atarlar Kadının Başına gelenler, ahif vaktinde. Gitmesin efendim, mecbur eden mi var Gitmesin Todori'nin gazinosuna Bok mu var todorinin gazinosunda Tahta silsin, kabı kacağı ovsun Madem okulu bıraktı başka işi ne Oturup evde kısmetini beklesin Ağda tutmasın, bacağın kıllısıda iyidir. O nane mollalar ne anlar kıllı bacaktan Pislik sarısından başka renk mi bulamadı saçlarına Hele entarisi kıçı başı meydanda Oldu olacak bari bilmem neresini de göstersin. Boşversin paraya pula, Ona dost öğüdü hana hamama boş versin Tahsildar Cafer'in kızı o tacire vardı da ne oldu sanki, Şimdi de bir mühendis koymuş aklına Güze doğru evlenecekler de, Amerika'ya gidecekler Ona kitaplar okutmalı, şiirler ezberletmeli Hayvan gelmiş, bari hayvan gitmesin. ÇIT Zil kuş kanatlarını usulca kötürümledi Çıtı çıkmıyor uyuntu göğermelerin Pıtrak gibi güzelliğin Deli evcilliğimi neyle körüklemeli Çıt yok Hep kar´a, karanlığa çatlamış o küs pencereleri Bu ödünç barınak mı bizcil denize bakan Sıcacık rafta bir İlık kavanozda üreyen Süs balıklarına yem tatlısu pireleri Çıt yok Bunlar hep yazda hırka örgüleri şu donar avucunda bir yalnızın Bir çürük sicim bir kördüğüm o aşk kangalında Çıt yok Kar ışır, ışıtır da ARİF OLAN ANLASIN Bahar gelir gelmez Sokağa çıkar çıkmaz Elif´i görür görmez.. Metin Eloğlu |
||
|
||
| Keşkek şu kazanda kaynar, benim bildiğim; Şu güveçte helmelenir fasulya. Kuzu şu kadar ateşte çevrilir; Tuzlama şu tabağa konur ille.. Yumurta şu sahana kırılır. Çorba mı? Çorba şu kaşıkla içilir tabii, Hoşaf bu kaşıkla.. İster uskumru olsun, ister kolyoz, İster orkinoz, ister hanos; Balık şu bıçakla kesilir.. Şarap siyahsa şu kadehe konur elbet, Beyazsa bu kadehe Yavan ekmeği nasıl yersen ye... Metin Eloğlu YITIKCI Hadi git azicik Istanbul iste Kosunlar o denizi bir canaga Bir cikina elesinler o gunlerimi O yazdan Uskudar'dan ne kaldiysa Elif'ten Doldur ceplerine Onlarda yoksa komsularinda vardir Tanirlar sevinirler Beni bay Metin gonderdi, de Metin Eloglu AŞKLAMA Şaraptı rakıydı şuydu buydu Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten Dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu Sevişik bir keçi yumukgöz oğlağına Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor Yumurtasını bir kovuğa koyarken Aşkı da koyuyor anaç zargana Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı Niye enez bu zambak diye sordular mıydı Aşksız geçen günlerinde örselenmiş, de Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı Şu bi damlacık isketeyi tâ gagadan kuyruğa Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı Ansıyın aşkla yağdı da sular Ondan kokulandı ıtır çiçeklendi elma Doğayla el ele bizi üreten bir sevgi var Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER bu dünya Sultan Süleyman'a kalmamış; ama size kalacak olur a,Sultan Süleyman bilememiş işini; ama siz bileceksiniz. şöyle sizinle beraber üç-beş kişi; öte yanı kör dövüşü. bir gün yaşamışsınız,ömrünüzde bereket; akşam olmuş kendiliğinden; bir konağınız var dayalı döşeli; kapıda arabanız, oda oda mutluluğunuz; kadehte kuş sütü var,tabakta minare gölgesi... biraz da aşk masalı ekleyin bu düzene, eklediniz mi? oh, yaşamak ne güzel şeymiş be! güzeldir tabii... şimdi bir de bir oda düşünün bakalım; halı, kilim hak getire. ekmeğin ,katığın lafı hiç edilmesin, otu ocağı bir kalem geçin;beş kişi uzanmış bir sedire, basıyorlar küfürü; kime? ne bileyim ben kime... bu oda niçin mi yoksul? o beş kişi yoksul da onun için. bu bayların ,bayanların derdi mi ne? ne olacak , memleketin derdi. peki ama, çaresi yok mu bu işin? ha şöyle, düşünmeye alışın biraz... |
||
|
||
KALINCACIK Karanlık bağçaların çürük çarık elmaları Akşam olur eve gitmez sapısilik zembilde Toptaşı avlusunda üç ısırgan dalında Asılmış bir Ali'nin darısız kumruları Bir ana göğümsü gözünü pazara çıkarıyo ta Banaz'danZile'de köpek doğuruyo bi taze Fatma'nın oğlanını yiyo kediler Bi rakıdır bastırıyo öğleden sonraları. Ne ilikler kurudu yozalan şu kemiklerde Hasta masta değilim kırın o şırıngaları Birileri sökün edip aya bilet kesiyorlar tam Cebimde gidemezin en bozuk paraları Ondan kelli yaymayasıl bir düzen Ondan kelli çilçili küflemeler Gırla nisan, gırla rakı, gırla sen Bu kevgirde mi durulanır aşk makarnaları? Metin Eloğlu |
||
|
||
| LOKMAN HEKİMİN SEV DEDİĞİ Bu yürek seni seveceğini biliyordu herhalde Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir Bine bin veren buğday Elmadaki mayhoşluk Hukuku beşer Çınçınlı hamam Çizmeli kedi Sanki elleriyle komuşlar gibi İkimizden bir işmar Seni sevmemiş olsam sözlerim yarı yarıya Gözlerim yarım Ellerim Çolak Hüseyin eli Seni sevmesem nefes almayı beceremem ki Bugün günlerden ne Cumartesi Seni sevdiğim için Cumartesi elbet Seni sevdiğim için bak Temmuz ayındayız Ayşe onbaşı Pir Sultan Abdal büsbütün sevdalıyım sana Bu gemiler nereye gidiyor seni sevdiğim için Seni sevdiğimden suyun akası geliyor Bacaların tütesi Nurhayatın halleri seni sevdiğim için güzel İbrahimin dilleri İnsan seni sevince tutsaklığa kızar tabii Savaşın adı geçse cinifrit olur Ereğlinin kömürünü düşünür ne kömür o be Ramanı düşünür Çukurovayı düşünür Seni sevdiği için Haliçte bir uğultu Marmarada bir deniz Isparta bahçesinde güller seni sevdiğim için koncalanıyor Seni sevdiğim için kilim dokuyorlar Avşarda Yarın sabahlar seni sevdiğim için icat edildi Penisilin halk şiiri canlı sinema Mapusaneler Yedidüvel harbi İspanyol nezlesi Sultan Hamit Don Civani Ne bilsinler seni sevdiğimi? Başaklanmıyan yulafa söylemeli Cılk yumurtaya Paslı demire Kulağını bükmeli kurtlu kirazın Hoşnut değillerse bu gidişattan Akıl etsinler seni sevdiğimi Yeşille turuncunun kafa barıştırması bu sevdadan ötürü Tepemizdeki o göçmez tavan Sulardaki yakamoz ortancadaki pembe Ben seni sevdim diye Bingöl vilayetinde kamyondan inince Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum Siz nerenin bulutlarısınız böyle Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız Bir yıldızlı akşamı varsa Ankaranın 1953 kışları içinde Karnı tok sırtı pekse hısım akrabanın Konu komşu dirlik düzenlik içindeyse Birbirimizi daha çok sevelim diye İnsan seni sevince işgüç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor tütün neyime zarar Keseme zarar ciğerlerime zarar sevdama zarar Seni sevince adamın pabuçları eskimiyor Beti benzi yeni çarktan çıkmış gibi Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen Saçları zencefilli Erkencecik evine dönmek istiyor canı Zembilinde karpuzlar hürriyetler duvaklar Annesinin elini öpüyor ilkten Yeğenine çukulata almış onu veriyor Bakıyorsun- Güzin karanfil çiçeğini sever ya- Güzine bir demet kırmızısından almış Sırf seni seni sevdiği için ya, başka neden? Hep seni düşün Hep seni yaşat Hep seni yıka Seni doyur üç öğün Seni bir kanım uyut sonra uyandır Lokman Hekim seni sev diyor bana Seni sevmeseydim ilkbaharı kodunsa bul İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde Umut diye bir şey yoktu ki yeryüzünde seni sevmeseydim Hak hukuk bereket diye Eşitlik kardeşlik hürriyet diye Yüreğime sağlık ne iyi ettim Metin Eloğlu |
||
|
||
| geçen gün son verdiğin şiir'in müzikle eşleşmiş halini dinledim, sonra aradım, ama bulamadım... çok güzel gerçekten. |
||
|
||
| Şu çocuğun eline şimşir bir topaç verseler şimdi Bir küpeli uçurtma Bir kaatla kurşunkalem Çalar adamın suratına Ona çakı ona sapan ona para Metin Eloğlu |
||
|
||
| İstanbulun ortasında bir bahçe Silme güvercin tavanı Yeşeren ekinlerin muştusunca Eylül bitiminin aydınlık günü Sıcaktın aşklıydın bence Sensizlikten bir yoksuldum yavandım Şuramda saklı sımsıcak ekmeği Senin doyumluk aşına bandım Bakmakla doyulmaz çeşniden Özlemlerle ısınmış bir yüzün vardı Gayri çil çil düzen yokluğunla küf kesilir Bunca ömrüm varlığınla uzardı Salt sana vergi umudu aşılamak Dipdiri aklın fikrin yüreğince uluydu İçin dışın bozela gümrah gözlerin Güzeldi yeniydi İstanbulluydu Hayatı bölüşürken güleçtik dobra dobraydık Sana ekli yaşamak elbet içimde sindi Hani yüzümüzü ağartacak günlere teşne Yoksun çağlar dost çağanlar içiydi Sen vardın sonyaz vardı bitişiğimde Bambaşka gördüm ülkeyi halkı acunu Gerçekliğin bacasında kopkopu tütün Gürül gürül yanası ocağımın odunu Kıvancım sensin ergem sensin bilgim sen Kuşandıkça seni ben eden kılık Barışla hürlükle sevdayla gelen O cayılması ayıp mutluluk Metin Eloğlu |
||
|
||
| Metin Eloğlu (doğ. 1927), ilk şiirini on altı yaşında Kovan dergisinde yayınlar. Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet üçlüsünün (Garipçiler) hemen ardından (1944) sesini duyurmaya başlar çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle. Kahırlı bir gençlik yaşamının acısını, mizah sınırlarını hınzırca aşan, çoğu kez iğneleyici, ısırıcı, yer yer saldırgan, ama yine de tatlı sert bir dille, zengini yoksulu, ezeni, ezileni, kurnazı akılsızı ayırt etmeden, yanında yöresinde herkesleri eleştirerek çıkarmaya çalışır. Daha çok toplumsal eleştiri niteliğindeki bu şiirlerini 1951'de Düdüklü Tencere adlı kitabında toplar ve birden büyük bir ilgi görür. Genellikle argoya kaçan, burjuva bozuntusu "kibar" çevreleri, eşek, hıyar, çiş gibi sözcükleri "affedersiniz"siz kullanmayan o çıtkırıldım, yapma, ikiyüzlü, o sonradan görmeler dünyasını alaya alır. Garipçilerin izinden ayrılmamakla beraber, o güne kadar şiirin kapısına bile yanaştırılmayan konuları, yaşantıları vurucu, şaşırtıcı, afallatıcı deyimlerle, hatır gönül saymadan şiire sokar. Çevresindeki irili ufaklı insanları bütün dertleri, saplantıları, büyüklük küçüklük duygulan ile, çelebiceliğin beline kazmayı vura vura eleştirir. Metin Eloğlu, "şairane"liği ellerinin tersiyle şiirden atıp, senli benli günlük konuşma dilini benimseyen Garipçileri de aşarak, ayıp kavramına bir doğallık, bir bağışlanırlık, hatta hatta bir sevimlilik kazandırır. Şair, kitaplarına koyduğu adlarla da sürdürür bu çabasını: Düdüklü Tencere'nin ardından gelen Sultan Palamut (1957), Odun (1959), Horozdan Korkan Oğlan (1961), Ayşemayşe (1968), şiiri "havalarda uçan nazenin bir balon" sayan gülünç anlayışı yıkmaya çalışır, adeta sille tokat verip veriştirerek. Türk şiirinin bu bıçkın, bu hırçın, bu külhan ağızlı uçarı şairi, zamanla, hele Odun'dan sonra, yavaş yavaş yatışıp, toplumsal eleştiriden uzaklaşarak, mizah ve yergiden yine de kopmadan, daha bir ölçülü, daha daha bir özenli dille kişisel yaşantılara, daha çok kendi yaşantısına, aşklarına, tutkularına, özlemlerine döner, yer yer dilin kurallarını çiğneyip yeni sözcükler yaratarak. Horozdan Korkan Oğlan, bu değişimin başlangıcı olur. Daha çok, aşklara, ayrılış ezikliklerine, "barışla hürlükle sevdayla gelen", "o cayılması ayıp mutluluk"ların özlemine kayar şairin tüm ilgisi. Aşktır artık birinci planda yer alan. "Aşktan, muhabbetten kaçan insan sayılmaz" diyen Pir Sultan Abdal'ın izindedir, bilinçli bilinçsiz: Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı; İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu; Sevi bitti mi seyrekleşiyorum. Eloğlu'nun Garipçilerden kopuşu Türkiye'nin Adresi'nde (1965) tamamlanır. Artık şair, İkinci Yeni diye adlandırılan, soyut, anlamsız, kapalı, öz ve biçim özelliklerine kaymıştır. Ayşemayşe adlı son eserindeyse, soyut somut iç içedir. Dilinde edasında Levnî'yi andıran tekerlemelerle (Buzlucam) şiirine yeni bir tat da katma yolunu tutmuş görünüyor. Metin Eloğlu, her şeyden önce doğal olmak isteyen bir şairdir, öyledir de. Bütün taşlamaları, alayları, bir yerde insanları doğal, içi dışı bir olmaya, yalan yanlış yaşamaktan vazgeçmeye bir çağrıdır aslında: Baktım ki tabiatta yalan yok Çiçek açarsa meyva veriyor... Ellerimiz el olmadıktan sonra Vazgeçelim be kardeşler Aklımız akıl değilse Gönlümüz gönül değilse Gücümüz boşunaysa Vazgeçelim olsun bitsin Böyle yarı yalan yarı yanlış Yaşamaktan fayda yok. Vedat GÜNYOL Çalakalem, İş Bankası Yayınları, 19 |
||
|
||
| ince elek İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner Beni bu rakıyla baş başa bırakma Adam olayım çalışıp para kazanayım Beni böyle işsiz güçsüz bırakma Beni uslandır beni yüreklendir Beni deli edip bırakma Bilsen nereleri var kalk gidelim Beni hep buralarda bırakma Beni aç bırak evsiz urbasız bırak Beni sensiz bırakma Beni ne yap biliyor musun Beni yont beni arıt beni ayıkla Metin Eloğlu |
||
|
||
| varken Henüz yaşarken bu efendi umut; Karanlık günlerin aydınlığa döneceği. Sakın tavsama sakın yüksünme; İnsanın yarası sağken iyileşir sağken omuz silkersin bunca engele ergene, ereğine sağken ulaşırsın. Toprağın bitiminde bir su var, o seni iletecek; yaz tükendi miydi güz sofraları dağların ardı ova bulanığın sonu duru Küfün altı menevis. Etin, nohutun, zerdalinin tadı; Ergenlik, barışıklık; Özlemler kavuşmalar; Ayışıgı, ishak kusu, aynalıçarşı Sen yaşarken! İbibikler sen yaşarken tüner eriğin dalına Mavilik sen yaşarken o tavanda gezinir Sen yaşarken pembeleşir ortancalar. İşte aşkın, hürlüğün, tutsaklığın; Koca beyazlik, gunbasi serinligi; Sen henüz yaşarken, ölmeden önce! Son nefesinde; keşke şöyle yapsaydım! deme Aklını başına toplamak elindeydi Yüreğini pekiştirmek zaten elinde. Söyle Diriye, gümraha, düzenliye özenip Kötü, viran, bozuğa gücenmez miydin? Güzelle çirkini, yalanla gerçeği tartacak terazi Yaşarken elindeydi... İnsan yaşarken varır bir ölmezliğe. |
||