SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Şiir

Konu: Metin Eloğlu

Sayfa: [ 1 ]

UGraSHAMAN 25.05.2007 00:39:23
Metin Eloğlu (1927 - 1985)
 
 
Ortaokuldan sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde okudu (1943-1947). Basılmış ilk yazısı bir hikâyedir (Servetifunun dergisi, 1942). İki şiiri Mehmet Emin imzasıyla Kovan dergisinde yayınlandı (İzmir, 1943, sayı 4). Ressamlığıyla da tanınan şair, hikâyeler ve özellikle Güney dergisinde Etem Olgungil takma adıyla eleştiriler de yazdı. Eloğlu, kendi yaşama koşullarının ve çağının tanığı şiirlerine acıyı, ironoyi birlikte kattı. Duyguyla düşünceyi kaynaştırırken, kendine özgü bir şiir sözlüğünden yararlandı.


Dizin kitabı Türk Dil Kurumu 1972 Şiir Ödülünü kazandı.

 
 
 
 
FANTİRİ FİTTON

Akşam üzeri balkona kuruldumuydu,
Bacak bacak üstüne atıp cıgarayı da yaktımıydı,
Şeytan diyor git saçlarını dola eline,
Bir sille bir tarafına, bir sille öteki tarafına.
Piyango vurduysa vurdu,
Kelleyi kulağı düzdünüzse düzdünüz,
A şırfıntı cakan kime.
Ama olmuyor işte, Zeynep Hanımın hatırı var.
Baksın Fatma'ya, baksın Muazzez'e,
Reci yollarında kırılıyor zavallılar.
Bu hayatın baharındaymış da, dünyayı iplemezmiş,
Kırıştırdığı kar kalırmış yanına,

Anasının karşısına geçip, rakı içer bu kaltak
Bir alay şatafilliyi yanına alıp fink atarlar
Kadının Başına gelenler, ahif vaktinde.

Gitmesin efendim, mecbur eden mi var
Gitmesin Todori'nin gazinosuna
Bok mu var todorinin gazinosunda
Tahta silsin, kabı kacağı ovsun
Madem okulu bıraktı başka işi ne
Oturup evde kısmetini beklesin

Ağda tutmasın, bacağın kıllısıda iyidir.
O nane mollalar ne anlar kıllı bacaktan
Pislik sarısından başka renk mi bulamadı saçlarına
Hele entarisi kıçı başı meydanda
Oldu olacak bari bilmem neresini de göstersin.

Boşversin paraya pula,
Ona dost öğüdü hana hamama boş versin
Tahsildar Cafer'in kızı o tacire vardı da ne oldu sanki,
Şimdi de bir mühendis koymuş aklına
Güze doğru evlenecekler de, Amerika'ya gidecekler
Ona kitaplar okutmalı, şiirler ezberletmeli
Hayvan gelmiş, bari hayvan gitmesin.



ÇIT
 
 

Zil kuş kanatlarını usulca kötürümledi
Çıtı çıkmıyor uyuntu göğermelerin
Pıtrak gibi güzelliğin
Deli evcilliğimi neyle körüklemeli

Çıt yok
Hep kar´a, karanlığa çatlamış o küs pencereleri
Bu ödünç barınak mı bizcil denize bakan
Sıcacık rafta bir İlık kavanozda üreyen
Süs balıklarına yem tatlısu pireleri

Çıt yok
Bunlar hep yazda hırka örgüleri
şu donar avucunda bir yalnızın
Bir çürük sicim bir kördüğüm o aşk kangalında
Çıt yok
Kar ışır, ışıtır da

 
ARİF OLAN ANLASIN

Bahar gelir gelmez
Sokağa çıkar çıkmaz
Elif´i görür görmez..

Metin Eloğlu

UGraSHAMAN 03.06.2007 00:05:33
Keşkek şu kazanda kaynar, benim bildiğim;
Şu güveçte helmelenir fasulya.
Kuzu şu kadar ateşte çevrilir;
Tuzlama şu tabağa konur ille..
Yumurta şu sahana kırılır.
Çorba mı? Çorba şu kaşıkla içilir tabii,
Hoşaf bu kaşıkla..
İster uskumru olsun, ister kolyoz,
İster orkinoz, ister hanos;
Balık şu bıçakla kesilir..
Şarap siyahsa şu kadehe konur elbet,
Beyazsa bu kadehe

Yavan ekmeği nasıl yersen ye...

Metin Eloğlu


YITIKCI

Hadi git azicik Istanbul iste
Kosunlar o denizi bir canaga
Bir cikina elesinler o gunlerimi
O yazdan Uskudar'dan ne kaldiysa Elif'ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komsularinda vardir
Tanirlar sevinirler
Beni bay Metin gonderdi, de

Metin Eloglu


AŞKLAMA



Şaraptı rakıydı şuydu buydu
Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten
Dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem
İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu

Sevişik bir keçi yumukgöz oğlağına
Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor
Yumurtasını bir kovuğa koyarken
Aşkı da koyuyor anaç zargana

Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde
Bil ki diken diken bir çamurla örtülüdür sığlığı
Niye enez bu zambak diye sordular mıydı
Aşksız geçen günlerinde örselenmiş, de

Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı
Şu bi damlacık isketeyi tâ gagadan kuyruğa
Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa
Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı

Ansıyın aşkla yağdı da sular
Ondan kokulandı ıtır çiçeklendi elma
Doğayla el ele bizi üreten bir sevgi var
Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma


ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER


bu dünya Sultan Süleyman'a kalmamış;
ama size kalacak
olur a,Sultan Süleyman bilememiş işini;
ama siz bileceksiniz.
şöyle sizinle beraber üç-beş kişi;
öte yanı kör dövüşü.
bir gün yaşamışsınız,ömrünüzde bereket;
akşam olmuş kendiliğinden;
bir konağınız var dayalı döşeli;
kapıda arabanız, oda oda mutluluğunuz;
kadehte kuş sütü var,tabakta minare gölgesi...
biraz da aşk masalı ekleyin bu düzene,
eklediniz mi?
oh, yaşamak ne güzel şeymiş be!
güzeldir tabii...
şimdi bir de bir oda düşünün bakalım;
halı, kilim hak getire.
ekmeğin ,katığın lafı hiç edilmesin,
otu ocağı bir kalem geçin;beş kişi uzanmış bir sedire,
basıyorlar küfürü;
kime?
ne bileyim ben kime...
bu oda niçin mi yoksul?
o beş kişi yoksul da onun için.
bu bayların ,bayanların derdi mi ne?
ne olacak , memleketin derdi.
peki ama, çaresi yok mu bu işin?
ha şöyle, düşünmeye alışın biraz...

UGraSHAMAN 14.09.2007 01:50:01


KALINCACIK

Karanlık bağçaların çürük çarık elmaları


Akşam olur eve gitmez sapısilik zembilde


Toptaşı avlusunda üç ısırgan dalında


Asılmış bir Ali'nin darısız kumruları




Bir ana göğümsü gözünü pazara çıkarıyo ta


Banaz'danZile'de köpek doğuruyo bi taze


Fatma'nın oğlanını yiyo kediler


Bi rakıdır bastırıyo öğleden sonraları.




Ne ilikler kurudu yozalan şu kemiklerde


Hasta masta değilim kırın o şırıngaları


Birileri sökün edip aya bilet kesiyorlar tam


Cebimde gidemezin en bozuk paraları




Ondan kelli yaymayasıl bir düzen


Ondan kelli çilçili küflemeler


Gırla nisan, gırla rakı, gırla sen


Bu kevgirde mi durulanır aşk makarnaları?




Metin Eloğlu

UGraSHAMAN 15.09.2007 02:27:40
  LOKMAN HEKİMİN SEV DEDİĞİ


Bu yürek seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bine bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuku beşer
Çınçınlı hamam
Çizmeli kedi
Sanki elleriyle komuşlar gibi
İkimizden bir işmar

Seni sevmemiş olsam sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim Çolak Hüseyin eli
Seni sevmesem nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne
Cumartesi
Seni sevdiğim için Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için bak Temmuz ayındayız
Ayşe onbaşı Pir Sultan Abdal büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayatın halleri seni sevdiğim için güzel
İbrahimin dilleri
İnsan seni sevince tutsaklığa kızar tabii
Savaşın adı geçse cinifrit olur
Ereğlinin kömürünü düşünür ne kömür o be
Ramanı düşünür Çukurovayı düşünür
Seni sevdiği için Haliçte bir uğultu
Marmarada bir deniz
Isparta bahçesinde güller seni sevdiğim için koncalanıyor

Seni sevdiğim için kilim dokuyorlar Avşarda
Yarın sabahlar seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin halk şiiri canlı sinema
Mapusaneler Yedidüvel harbi İspanyol nezlesi
Sultan Hamit Don Civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi?
Başaklanmıyan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değillerse bu gidişattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi

Yeşille turuncunun kafa barıştırması bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye

Bingöl vilayetinde kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankaranın
1953 kışları içinde
Karnı tok sırtı pekse hısım akrabanın
Konu komşu dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye

İnsan seni sevince işgüç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor tütün neyime zarar
Keseme zarar ciğerlerime zarar sevdama zarar
Seni sevince adamın pabuçları eskimiyor
Beti benzi yeni çarktan çıkmış gibi

Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Zembilinde karpuzlar hürriyetler duvaklar
Annesinin elini öpüyor ilkten
Yeğenine çukulata almış onu veriyor
Bakıyorsun- Güzin karanfil çiçeğini sever ya-
Güzine bir demet kırmızısından almış
Sırf seni seni sevdiği için ya, başka neden?

Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut sonra uyandır
Lokman Hekim seni sev diyor bana

Seni sevmeseydim ilkbaharı kodunsa bul
İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki yeryüzünde seni sevmeseydim
Hak hukuk bereket diye
Eşitlik kardeşlik hürriyet diye

Yüreğime sağlık ne iyi ettim

Metin Eloğlu

asitikimperia 15.09.2007 02:31:23
geçen gün son verdiğin şiir'in müzikle eşleşmiş halini dinledim, sonra aradım, ama bulamadım...

              çok güzel gerçekten.

UGraSHAMAN 20.09.2007 02:39:56
Şu çocuğun eline şimşir bir topaç verseler şimdi
Bir küpeli uçurtma
Bir kaatla kurşunkalem
Çalar adamın suratına
Ona çakı ona sapan ona para


Metin Eloğlu

UGraSHAMAN 22.09.2007 02:57:37
İstanbulun ortasında bir bahçe
Silme güvercin tavanı
Yeşeren ekinlerin muştusunca
Eylül bitiminin aydınlık günü

Sıcaktın aşklıydın bence
Sensizlikten bir yoksuldum yavandım
Şuramda saklı sımsıcak ekmeği
Senin doyumluk aşına bandım



Bakmakla doyulmaz çeşniden
Özlemlerle ısınmış bir yüzün vardı
Gayri çil çil düzen yokluğunla küf kesilir
Bunca ömrüm varlığınla uzardı



Salt sana vergi umudu aşılamak
Dipdiri aklın fikrin yüreğince uluydu
İçin dışın bozela gümrah gözlerin
Güzeldi yeniydi İstanbulluydu

Hayatı bölüşürken güleçtik dobra dobraydık
Sana ekli yaşamak elbet içimde sindi
Hani yüzümüzü ağartacak günlere teşne
Yoksun çağlar dost çağanlar içiydi

Sen vardın sonyaz vardı bitişiğimde
Bambaşka gördüm ülkeyi halkı acunu
Gerçekliğin bacasında kopkopu tütün
Gürül gürül yanası ocağımın odunu

Kıvancım sensin ergem sensin bilgim sen
Kuşandıkça seni ben eden kılık
Barışla hürlükle sevdayla gelen
O cayılması ayıp mutluluk

Metin Eloğlu

03.02.2008 01:33:54
Metin Eloğlu (doğ. 1927), ilk şiirini on altı yaşında Kovan dergisinde yayınlar. Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet üçlüsünün (Garipçiler) hemen ardından (1944) sesini duyurmaya başlar çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle. Kahırlı bir gençlik yaşamının acısını, mizah sınırlarını hınzırca aşan, çoğu kez iğneleyici, ısırıcı, yer yer saldırgan, ama yine de tatlı sert bir dille, zengini yoksulu, ezeni, ezileni, kurnazı akılsızı ayırt etmeden, yanında yöresinde herkesleri eleştirerek çıkarmaya çalışır. Daha çok toplumsal eleştiri niteliğindeki bu şiirlerini 1951'de Düdüklü Tencere adlı kitabında toplar ve birden büyük bir ilgi görür. Genellikle argoya kaçan, burjuva bozuntusu "kibar" çevreleri, eşek, hıyar, çiş gibi sözcükleri "affedersiniz"siz kullanmayan o çıtkırıldım, yapma, ikiyüzlü, o sonradan görmeler dünyasını alaya alır. Garipçilerin izinden ayrılmamakla beraber, o güne kadar şiirin kapısına bile yanaştırılmayan konuları, yaşantıları vurucu, şaşırtıcı, afallatıcı deyimlerle, hatır gönül saymadan şiire sokar. Çevresindeki irili ufaklı insanları bütün dertleri, saplantıları, büyüklük küçüklük duygulan ile, çelebiceliğin beline kazmayı vura vura eleştirir.

Metin Eloğlu, "şairane"liği ellerinin tersiyle şiirden atıp, senli benli günlük konuşma dilini benimseyen Garipçileri de aşarak, ayıp kavramına bir doğallık, bir bağışlanırlık, hatta hatta bir sevimlilik kazandırır. Şair, kitaplarına koyduğu adlarla da sürdürür bu çabasını: Düdüklü Tencere'nin ardından gelen Sultan Palamut (1957), Odun (1959), Horozdan Korkan Oğlan (1961), Ayşemayşe (1968), şiiri "havalarda uçan nazenin bir balon" sayan gülünç anlayışı yıkmaya çalışır, adeta sille tokat verip veriştirerek.

Türk şiirinin bu bıçkın, bu hırçın, bu külhan ağızlı uçarı şairi, zamanla, hele Odun'dan sonra, yavaş yavaş yatışıp, toplumsal eleştiriden uzaklaşarak, mizah ve yergiden yine de kopmadan, daha bir ölçülü, daha daha bir özenli dille kişisel yaşantılara, daha çok kendi yaşantısına, aşklarına, tutkularına, özlemlerine döner, yer yer dilin kurallarını çiğneyip yeni sözcükler yaratarak.

Horozdan Korkan Oğlan, bu değişimin başlangıcı olur. Daha çok, aşklara, ayrılış ezikliklerine, "barışla hürlükle sevdayla gelen", "o cayılması ayıp mutluluk"ların özlemine kayar şairin tüm ilgisi. Aşktır artık birinci planda yer alan. "Aşktan, muhabbetten kaçan insan sayılmaz" diyen Pir Sultan Abdal'ın izindedir, bilinçli bilinçsiz: Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı; İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu; Sevi bitti mi seyrekleşiyorum.

Eloğlu'nun Garipçilerden kopuşu Türkiye'nin Adresi'nde (1965) tamamlanır. Artık şair, İkinci Yeni diye adlandırılan, soyut, anlamsız, kapalı, öz ve biçim özelliklerine kaymıştır. Ayşemayşe adlı son eserindeyse, soyut somut iç içedir. Dilinde edasında Levnî'yi andıran tekerlemelerle (Buzlucam) şiirine yeni bir tat da katma yolunu tutmuş görünüyor.

Metin Eloğlu, her şeyden önce doğal olmak isteyen bir şairdir, öyledir de. Bütün taşlamaları, alayları, bir yerde insanları doğal, içi dışı bir olmaya, yalan yanlış yaşamaktan vazgeçmeye bir çağrıdır aslında:

Baktım ki tabiatta yalan yok
Çiçek açarsa meyva veriyor...
Ellerimiz el olmadıktan sonra
Vazgeçelim be kardeşler
Aklımız akıl değilse
Gönlümüz gönül değilse
Gücümüz boşunaysa
Vazgeçelim olsun bitsin
Böyle yarı yalan yarı yanlış
Yaşamaktan fayda yok.


 

Vedat GÜNYOL
Çalakalem, İş Bankası Yayınları, 19

UGraSHAMAN 21.06.2008 16:56:28
                            ince elek

İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner

Beni bu rakıyla baş başa bırakma

Adam olayım çalışıp para kazanayım

Beni böyle işsiz güçsüz bırakma

Beni uslandır beni yüreklendir

Beni deli edip bırakma

Bilsen nereleri var kalk gidelim

Beni hep buralarda bırakma

Beni aç bırak evsiz urbasız bırak

Beni sensiz bırakma



Beni ne yap biliyor musun

Beni yont beni arıt beni ayıkla

Metin Eloğlu


UGraSHAMAN 30.08.2008 22:51:26
varken

Henüz yaşarken bu efendi umut;
Karanlık günlerin aydınlığa döneceği.
Sakın tavsama sakın yüksünme;
İnsanın yarası sağken iyileşir
sağken omuz silkersin bunca engele
ergene, ereğine sağken ulaşırsın.



Toprağın bitiminde bir su var, o seni iletecek;
yaz tükendi miydi güz sofraları
dağların ardı ova
bulanığın sonu duru
Küfün altı menevis.
Etin, nohutun, zerdalinin tadı;
Ergenlik, barışıklık;
Özlemler kavuşmalar;
Ayışıgı, ishak kusu, aynalıçarşı
Sen yaşarken!

İbibikler sen yaşarken tüner eriğin dalına
Mavilik sen yaşarken o tavanda gezinir
Sen yaşarken pembeleşir ortancalar.
İşte aşkın, hürlüğün, tutsaklığın;
Koca beyazlik, gunbasi serinligi;
Sen henüz yaşarken, ölmeden önce!
Son nefesinde; keşke şöyle yapsaydım! deme
Aklını başına toplamak elindeydi
Yüreğini pekiştirmek zaten elinde.

Söyle
Diriye, gümraha, düzenliye özenip
Kötü, viran, bozuğa gücenmez miydin?
Güzelle çirkini, yalanla gerçeği tartacak terazi
Yaşarken elindeydi...
İnsan yaşarken varır bir ölmezliğe.


Sayfa: [ 1 ]