|
||
Her topluluk bu süreci (korku-inanç-din-allah)mutlaka yaşamalı ama oraya saplanıp kalmamalı diye düşünüyorum. Fikir, bu süreç mutlaka yaşanmalı demişsin. Neden? Evet, toplumsal bazda bu ne yazık ki yaşanıyor ama yaşanmalı mı? |
||
|
||
Her topluluk bu süreci (korku-inanç-din-allah)mutlaka yaşamalı ama oraya saplanıp kalmamalı diye düşünüyorum. Fikir, bu süreç mutlaka yaşanmalı demişsin. Neden? Evet, toplumsal bazda bu ne yazık ki yaşanıyor ama yaşanmalı mı? Tarih içine doğru kısa bir yolculuk... Yaşadığımız toplumu şöyle düşünelim; kendisini reis, kral, tanrı ilan etmiş kişiler tarafından yönetiliyoruz. Adalet, eşitlik kavramları yok, güçlü kimse tanrı o. Ve o nasıl istiyorsa öyle yaşamak zorundayız. Yerleşik düzen, yeme, içme, barınma sadece bir kısım insanlar için geçerli, diğerleri yalnız yaşama mücadelesi veriyor. Tek amaç ölmemek... Böyle bir dönemden kurtulup, az da olsa insanların yaşamasını daha kolaylaştıran, putlara ve arkasından bir çok tanrıya inan bir toplum düzeni çok daha iyiydir. Hemen arkasından, hiç görünmeyen ilahi bir güç tarafında yazıldığı ve gönderildiği iddia edilen yasalar içinde her ne kadar, gönderilenin özel ihtiyaçlarına da yarasa bile diğer bazı kurallarıyla insanın biraz daha insanca yaşaması için katkıda bulunmuştur. Mesela Musevilik, Mısır krallarının baskısına ve sömürüsüne karşı orataya çıkmış ve o toplumun kurtuluşuna yaramıştır. Yine Hristiyanlık da öyle. Muhammed, gerçekten çok kötü bir yaşam süren Arap toplumunun kurtuluşunda önemli bir rol üstlenmiştir. Arkasından başka toplulukları da etkilemiştir. Bir dönem uygarlığın ilerlemesine katkısı olmuştur. Hatta biraz abartarak söyleyeyim, her üç dinin kurucuları bugünkü argümanla dönemin devrimci liderledir. Sorun bunları aşamama, orada kalma ve gelişen toplumun ihtiyaçlarının çok gerisinde kalma sorunudur, diye düşünüyorum. Her gelişme ve toplumsal olay o dönemin koşullarına göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir |
||
|
||
| Yanılmıyorsam brezilya da yaşayan bir klan bütün uygalık gelişimlerine kendilerini kapatıp, ilkel komunel değerlere bağlı olarak yaşıyor...Analitik zekaları neredeyse hiç gelişmemiş, sayısal değerlerden çok uzaklar, öyle ki sadece iki kadar sayabiliyorlar...Sanırım tarihte klanlar şeklinde yaşayan insan topluluklarının din yerine Totemleri wardı..Bu klan da böyle bir sosyal yapılanmada yaşamı idame ediyor... | ||
|
||
| Şimdiye kadarki gelişmeleri göz önünde bulundurarak bu açıklamayı yapıyorsun ve geçmiş olan bu süreç için anlattıklarına katılıyorum Fikir. Şu ana kadar yaşamış olan toplumlarda din, korkuyu malzeme ederek bir şekilde toplum düzenine katkı sağlamış olabilir. Korkunun yanısıra bilimden ve sorgulamadan da uzak olunduğu için bu gelişmeleri ve süreci doğal buluyoruz. Ancak kullandığın "mutlaka olmalı" ifadesinin, daha geniş bir zaman dilimini kapsadığını ve çağdaş toplumlarda da dinin olmazsa olmazlar arasında gördüğünü düşündüm. Bu şekilde baktığımızda ise, bu dönemden sonra ortaya çıkacak toplumlarda dinin nasıl bir gerekliliği olduğunu merak ettim. |
||
|
||
| Demek istediğim o değil Asya... Köle olarak yaşayan veya geri toplumların, çağdaşlaşma yolunda din faktörünün olumlu etki yarattığını söylüyorum. Bunun yerine başka şeyler de olabileceğini bugün düşünebiliyoruz, fakat o günkü koşullarda yapılabilecek en ileri sistem olduğuna inayıyorum. Sorun, o şartalarda ihtiyaç olan sistemin insanlığı ileri götürebilecek, bir gücünün olmadığı halde bugünkü koşullarda da bunun devam etmesini istemek. Semavi dinlerinin peygamberlerinin kendi koşullarında ilericiliği buradan geliyor. Tek tanrılı başka dinler olmasına rağmen o dinlerin şartlarının kendi topluluklarına cevap vermediğini düşünürek, ihtiyaçlarına göre yenisini "getirtiyor"lar. Ama bunu yaperkende bir önceki kitaplardan da yararlanıyorlar. Yaşamış toplumlar açısından bu süreç bitmiştir. Bunun insanlığın çağdaşlaşması yolunda bir kilometretaşı olarak görüp, daha ileri sistemlerin uygulanması esatır, diye düşünüyorum. Bundan sonrasında eğer dünya üzerinde keşfedilmemiş yeni bir topluluk varsa veya tesbit edilirse, ileri dünyayla tanışmazlarsa, kendiliğinden bulacakları bir din onlara faydalı olabilir. Ama ileri dünyanın eline düşerlerse vay hallerine, şebeğe dönerler... |
||
|
||
| "din kavramı geliştirmemiş topluluklar" yokmuş meğer. kim söylemiş; barbar dünyaya medeniyet götüren medeni insan söylemiş. bir toplumun dilinde din kelimesi yok ise din kavramı geliştirmemiş demektir. bu anlamıyla bu tip toplulukların var olabileceği en azından kabul edilmiş olur ki, bizim medeni insanın hiç de işine gelmez. neden, işte fikir arkadaşımız değinmiş, barbarlara medeniyet götürmenin en emin yoludur dinselleştirmek yolu. aynı bakış, her türlü inanışı din kavramı içinde değerlendirmek eğilimindedir. halbuki inanış psikolojik bir durum iken, din sosyolojik bir kavramdır. bakın bakalım, bunlara ilk ulaşan neden 2 adet hıristiyan misyoner olmuş da mesela 2 paleontolog olmamış: http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,9495566&galeriid=3667&ver=10 |
||
|
||
neden, işte fikir arkadaşımız değinmiş, barbarlara medeniyet götürmenin en emin yoludur dinselleştirmek yolu. Dinin köleci ve ilkel toplumlar için o dönemde olumlu rol oynadığını belirtmiştim. Bundan sonrasında eğer dünya üzerinde keşfedilmemiş yeni bir topluluk varsa veya tesbit edilirse, ileri dünyayla tanışmazlarsa, kendiliğinden bulacakları bir din onlara faydalı olabilir. Ama ileri dünyanın eline düşerlerse vay hallerine, şebeğe dönerler... Bugün için aynı şey söz konusu olduğunda yukarıdaki düşüncemi savunmuştum. Din ancak kendi ihtiyaçlarına göre keşfedecekleri bir olgu olduğunda iyi olabilir, düşüncesindeyim. Misyoner faaliyeti veya başka yollarla oraya gidecek her türlü dini inanışın, sömürüden başka bir işe yaramayacağını düşündüğüm için "şebeğe dönerler" ifadesini kullandım. |
||
|
||
sayın fikir, size yönelik bir eleştiri yapmadım yukarda yanlış anlamayınız ![]() fakat şimdi yapacağım: "Din ancak kendi ihtiyaçlarına göre keşfedecekleri bir olgu olduğunda iyi olabilir, düşüncesindeyim." demişsiniz. bu ne demek? bakın, bütün dinler, temelinde "egemenlerin ihtiyacı" üzerine kuruludur. hıristiyanlık inanışı tamamen büyük roma imparatorluğunun ihtiyaçlarına göre temellenmiştir. yahudilik, israiloğulları'nın dünyaya meydan okuma biçimidir. islam, arap dünyasının çöl yaşantısının şehirleşme gereksinimleri üzerine çıkmıştır. hiçbir insan yoktur ki, "yav ben barbar kaldım, az biraz tek tanrıya inanayım da gelişeyim" desin. fakat tarih de insanların tarihi değil, egemenlerin tarihidir. siz hiç tarih kitabında jakob'un ismine rastladınız mı? ya peki benedict'in, ya franchois'nın. öyle yazılmaz tarih. fransızlar sağdan ilerlediler, ingilizler soldan geldiler, ruslar kuzeyden açık denizlere inmek istediler. işte böyle yazılır. bu nedenle din, tamamen sosyolojik bir olaydır. bu nedenle inanış tamamen psikolojik bir olaydır. ikisini bağlayan ise, sosyolojik bir olgu olan din'in insanın en temel korkularına ve meraklarına vurgu yaparak psikolojiyi kullanmasıdır. bu nedenle ilkel toplumların çoğu bugünkü kullandığımız anlamda "dinsel bir kavram" geliştirmiş değillerdir kanımca. zaten geliştirenler ile geliştiremeyenler arasındaki fark bugün de rahatlıkla gözlenebilmektedir. |
||
|
||
Tamam işte, ben de ısınasın diye boynumu uzattım... ![]() Hoş geldin ![]() Din meselesini takma kafana, çözeriz...
|
||