SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist PRATİKLER

Konu: Paris Komünü

Sayfa: [ 1 ]

deniz 23.05.2007 23:30:00
Paris Komünü

Paris Komünü terimi aslında Fransız Devrimi sırasındaki Paris hükümeti için kullanılır. Bununla birlikte terim Paris’te 18 Marttan (aslında resmen 26 Mart) 28 Mayıs 1871’e uzanan kısa sürede iktidarda olan sosyalist idare için kullanılır.

1871 Paris Komünü resmi anlamda 1871 baharı boyunca iki ay iktidarda kalmış yerel bir yönetimdir. Fakat içinde şekillendiği koşullar, tartışmalarla yürüyen kararları ve acılı sonu onu zamanının en önemli politik dönemlerinden biri yapmaktadır.

Arka Plan

Komün Fransızların yenilgisiyle sonuçlanan Fransız-Prusya Savaşı’nın ardından Paris’teki tüm devrimci eğilimlerin sivil bir ayaklanma başlatmasıyla mümkün hale geldi. 1870 yılında 3. Napolyon tarafından başlatılan savaş, Fransızlar için bir felakete döndü ve Kasım ayıyla birlikte Paris kuşatma altına girdi. İlerleyen yıllar boyunca başkentte zengin ve yoksul arasındaki uçurum genişlemişti. Yiyecek stoklarının azalması ve süren Prusya bombardımanı yaygın bir hoşnutsuzluk yaratıyordu. Emekçiler ilerici düşüncelere daha açık hale gelmişlerdi. Şehrin kendi seçtiği Komünle kendi kendini yönetiyor olması gerektiği fikri birçok Fransız kasabası tarafından hoşnutlukla karşılandı ama zapt edilmesi zor bulunan halk kitlesinin bu isteği hükümet tarafından reddedildi. İktisadi idare için, sosyalist olması gerekmeyen, daha birleşmiş ama daha belirsiz bir istek “La Sociale!” haykırışında toplandı.

1871 Ocağında, kuşatma dördüncü ayına ulaştığında, daha sonra Üçüncü Cumhuriyetin başbakanı olacak olan Louis-Adolphe Thiers ateşkes çağrısında bulundu. Prusyalılar Paris’i barış koşullarında işgal ettiler. Kuşatmanın kendilerine yaşattığı sıkıntılara rağmen birçok Parisli kızgındı, özellikle Prusyalıların kısa bir merasimle şehirlerini kuşatmasına izin verilmesine çok sinirlenmişlerdi.

Bu sırada on binlerce Parisli “Ulusal Muhafızlar” adı verilen bir askeri birliğin silahlı üyesiydi ve bunların şehrin savunulmasında önemli katkıları olmuştu. Fakir mahallelerdeki taburlar kendi subaylarını seçtiler ve Paris’te bulunan topları ele geçirdiler. Şehir Ulusal Muhafızlarla birlikte Prusya birliklerine altı ay boyunca direndi. Paris halkının direnişi sonucu Prusyalılar şehrin küçük bir bölgesine hapsedildiler ve ilerleme gösteremediler.

Direniş kararları Muhafızların merkezi komitesinden alınıyordu. Fransız hükümetinin başbakanı Louis-Adolphe Thiers, bu kaygan durumun alternatif bir politik iktidar merkezi yaratabileceğini fark etti. Buna ek olarak, Paris işçilerinin silahlanarak Prusyalıları kışkırtabileceğini fark etti.
Paris halkı topları Montmarte’a taşıyor.
Paris halkı topları Montmarte’a taşıyor.

İşler bu noktada çok karışıktı, fakat açık olan bir şey vardı ki, emekçilerin yardım ettiği Ulusal Muhafızlar, Prusyalılar Paris’e girmeden evvel topları Prusyalıların yolundan çekerek onların elinden kurtarmış ve güvenli mahallelere saklamışlardı. Topların koyulduğu başlıca yerlerden biri Montmarte tepeleriydi.

Komünün İsyanı ve Doğası


Prusyalılar kısa bir süre için Paris’e girdiler ve şehri olaysız terk ettiler. Fakat Paris savaş tazminatı ödeninceye kadar kuşatma altında kalmaya devam etti.

Ulusal Muhafızlar Merkezi Komitesi giderek artan köktenci bir tutum benimser ve durmadan otorite kazanırken, hükümet 400 topu onların eline süresiz bırakamazdı. Böylece ilk adım olarak 18 Mart’ta Thiers düzenli birliklere Montmarte tepelerindeki topları ele geçirmeleri emirini verdi. Bununla birlikte zaten moralleri çok yüksek olmayan askerler talimatları izlemektense Ulusal Muhafızlara ve yerli direnişçilere katıldı. Generalleri Claude Martin Lecomte onlara silahsız kalabalığın üzerine ateş açma emri verdiğinde onu atından indirdiler. General daha sonra dış yollardan birinde kalabalığın ele geçirdiği Muhafız generali Thomas’la birlikte vuruldu.

Diğer ordu birlikleri de yerel direnişçilere eklendi. Ayaklanma öyle çabuk yayıldı ki, Başbakan Thiers Paris’in askerler, polis ve her türden yönetici ve uzman tarafından boşaltılması emrini verdi. Kendisi de Versay’a kaçtı. Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi artık Paris’teki tek etkili yönetimdi: Komite derhal yönetimden çekilerek 26 Mayıstaki komün seçimlerini düzenledi.

Komünün (daha doğru bir deyişle “Komünal Konsey”in) 92 üyesinin içinde vasıflı işçiler, birçok profesyonel (doktor ve gazeteci) ve reformcu cumhuriyetçilerden, değişik sosyalist anlayışlara sahip insanlara, 1789 Devrimine özlem duyan Jakobenlere kadar çok sayıda siyasi eylemci vardı. Karizmatik sosyalist Louis Auguste Blanqui Konsey Başkanı seçildi fakat bu seçim Blanqui 17 Martta tutuklandığı ve gizli bir hapishanede tutulduğu için onun yokluğunda gerçekleşti. Yerel bölgelerin kuşatmadan kalan örgütlenmeyi sürdürmesine rağmen Paris Komünü 28 Martta ilan edildi.

İç farklılıklara rağmen, Konsey iki milyonluk bir şehrin temel hizmetlerini yerine getirmek konusunda iyi bir başlangıç yaptı; belirli ilkelerde, sosyal bir devrimden ziyade ilerici bir sosyal demokrasiye benzeyen bir konsensüs sağlanabiliyordu. Zamanın azlığından dolayı (Komün 60 günden az bir süre iktidarda kalmayı başarabildi) yalnızca birkaç emir gerçekten uygulanabildi. Bu emirler şöyleydi: tüm kuşatma boyunca kiraların hafifletilmesi (çünkü kuşatma sırasına tarla sahipleri tarafından oldukça arttırılmıştı); Paris pastanelerinde gece işinin kaldırılması; giyotinin kaldırılması; etkin görev sırasında öldürülen Ulusal Muhafızların eşlerine olduğu kadar, eğer varsa çocuklarına da aylık bağlanması; savaş sırasında tüm işçiler aletlerini rehine vermeye zorlandığından şimdi hepsinin karşılıksız iadesi; borçların ertelenmesi ve faizin kaldırılması; reformist ilkelerden önemli bir kopuş olarak, sahipleri tarafından terkedilmiş fabrikaları işçilerin işletmeye devam etmesi.
Devrimin ardından işçilerin rehindeki aletleri onlara geri veriliyor

Mecburi askerliği sona erdirdiler ve orduyu silah kullanabilen bütün şehirlilerden kurulu Ulusal Muhafızla değiştirdiler. Hedeflenen devletten ayrı kilise kanunu, kilisenin bütün mülkünü devletin yaptı ve dini okuldan uzaklaştırdı. Kiliselerin dinsel faaliyetlerinin devamı ancak ve ancak akşamları yapılan politik toplantılara kapılarını açarsa mümkün olabilecekti. Bu durum kiliseleri Komünün asıl siyasi merkezleri haline getirdi. Diğer kanunlar eğitimi iyileştiren ve teknik eğitimi herkes için mümkün hale getiren reformlarla ilgiliydi.

Kısa varlığı boyunca Komün, önceden kaldırılmış olan Fransız Cumhuriyetçi Takvimini benimsedi ve üç renkten ziyade kızıl bayrağı kullandı.

Konsey üyelerinin (temsilci değil delegeydiler) yasama kadar yürütme işlerini de yerine getirmesi beklenmekle birlikte, işlerin çokluğu değişik faktörler tarafından kolaylaştı. Kuşatma boyunca mahallerdeki sosyal ihtiyaçları (kantinler, ilk yardım istasyonları) karşılamak için kurulan pek çok plansız organizasyon artarak devam etti ve Komünle işbirliği içinde çalıştı.

Aynı zamanda yerel işçilerin yönetimindeki bu yerel meclisler hedeflerinin peşine düştü. Komün konseyinin resmi reformizmine rağmen, Komünün bileşimi daha çok devrimciydi. Sosyalistler, anarşistler, Blanquistler ve özgürlükçü cumhuriyetçiler buradaki devrimci eğilimleri oluşturuyordu. Paris Komünü, eğilimlerin çokluğuna rağmen, yüksek orandaki işçi yönetimi ve değişik eğilimlerdeki devrimcilerin işbirliği nedeniyle anarşist ve Marksist sosyalistler tarafından ilk gününden itibaren sevinçle karşılandı.

Örneğin 3. Bölgede okul malzemeleri bedava sağlandı, üç okul laikleştirildi ve bir yetimhane kuruldu. 20. Bölgede okul çocuklarına bedava giysi ve yiyecek verildi. Buna benzer birçok örnek vardır. Fakat Komünün göreli başarısındaki en önemli şey, Thiers tarafından görev yerlerinden uzaklaştırılan uzmanların ve yöneticilerin sorumluluklarını alan sıradan işçilerin girişimiydi.

Marx’ın en yakın dostu Friedrich Engels daha sonra sürekli ordunun bulunmayışı, mahallelerin kendi kendini yönetmesi ve bunun gibi etmenler nedeniyle Komünün artık bilindik anlamıyla bir “devlet” olmadığını iddia etti: bu bir geçiş biçimiydi, devletin yok oluşuna doğru bir geçiş. Ancak onun gelecekteki gelişimi kuramsal bir soru olarak kalacaktı. Yalnızca bir hafta sonra, yeni ordu birliklerinin (Prusyalıların ele geçirdiği savaş esirleri de bu ordudaydı) saldırısına maruz kaldı.

Saldırı

Komün 2 Nisan itibariyle Versay Ordusu’nun hükümet güçleri tarafından saldırıya uğradı ve şehir bombardımana tutuldu. Hükümet anlaşma yapmaya yanaşmadı.

Courbevoie banliyösü ele geçirildi ve Komünün kendi güçleriyle verdiği geç bir karşılık, Versay üzerine yürümesi başarısızlığa uğradı. Savunma ve hayatta kalma giderek zorlaştı. Paris’in çalışan kadınları burada artık hayati bir rol oynuyordu. Ulusal Muhafız ordusundaydılar ve Montmartre’a giden yolda kilit bir nokta olan Place Blanche’da kahramanca dövüşen bir tabur meydana getirdiler. (Bununla birlikte şu da belirtilmeli ki, Komünde kadınların oy hakkı yoktu ve Konsey’de hiç kadın üye bulunmuyordu.)

Paris’teki siyasi mültecilerden ve sürgünlerden de güçlü bir destek geldi: bunlardan biri, Polonyalı eski subay ve milliyetçi Jaroslaw Dabrowski’ydi ve Komünün en iyi generali oldu. Komün tamamen enternasyonalizm’e inanıyordu ve bu kardeşlik adına I. Napolyon’un zaferlerini kutsayan ve bir şovenizm anıtı olan Vendome Sütunu yıkıldı.

Paris’in dışından işçi sendikası ve bazıları da Almanya’dan olan sosyalist organizasyonlardan moral ve iyi dilek mesajları geliyordu. Ama diğer Fransız şehirlerinden önemli yardımlar görmek yolundaki beklenti kısa zaman içinde son buldu. Thiers ve Versay’daki bakanları Paris’ten dışarı akan tüm enformasyonu engellemişti ve Fransa’nın kırsal ve kentsel bölgelerinde Paris’te olup bitenlere karşı her zaman şüpheli bir yaklaşım oldu. Narbonne, Limoges ve Marsilya’daki hareketlenmeler de hızlıca ezildi.

Gittikçe kötüleşen durum karşısında, Konseyin bir bölümü bir “Kamu Güvenliği Komitesi” yaratılması yönünde bir karar aldı. Bu komite 1792’de de aynı adla kurulan, geniş ve merhametsiz bir güce sahip olan bir Jakoben kuruluşundan esinlenilmişti. Fakat güçlü bir merkezi otoritenin işe yarayabileceği zaman artık neredeyse geçmişti.

21 Mayısta Paris’in batıdaki şehir duvarlarındaki bir kapı yıkıldı (ya da olasılıkla ihanete uğrayarak açıldı) ve Versay birlikleri şehrin işgaline başladı. Öncelikle zengin batı mahallelerine girdiler ve ateşkesten sonra burayı terk etmeyen zengin mahalle sakinleri tarafından sevinçle karşılandılar.

Komünün olumlu bir özelliği olan bağımsız mahalli örgütler şimdi bir çeşit dezavantaja dönüştü: bütünlüklü olarak tasarlanmış bir savunma yerine, şimdi her mahalle umutsuzca ve kendisi için dövüşüyordu. Dar sokaklardan oluşan ağlar, erken Paris devrimlerinde şehri zapt edilemez bir hale getirdiğinden, bu sokaklar şimdi geniş bulvarlarla değiştirilmişti. Versay ordusu merkezi bir komutanın ve modern topçu ateşinin hükmünü sürüyordu.

Saldırı boyunca, hükümet topçuları silahsız vatandaşları katletti: mahkumlar derhal öldürüldü ve orta yerde birçok idam gerçekleştirildi. 27 Mayıstaki nafile bir direniş jestinin ardından, kalabalık kuşatıldı ve 50 rehine vahşice öldürüldü. Bunların birçoğu Komün tarafından desteklenen rahiplerdi. Hükümetin toplamdaki kayıpları 900 kadardı. Versay bunun öcünü kat be kat fazlasıyla aldı.

En sert direniş emekçi sınıfların daha yoğun olduğu doğu bölgelerinden geldi. Savaş şiddetli sokak savaşlarının yapıldığı sekiz gün boyunca sürdü (La Semaine sanglante, kanlı hafta). 27 Mayıs'la birlikte yalnızca en fakir mahalleler olan Belleville ve Menilmontant’ta birkaç sağlam direniş bölgesi kalmıştı.

28 Mayıs itibariyle, öğleden sonra 4 civarlarında Belleville Ramponeau’daki son barikat düştü ve Marshall MacMahon bir duyuru yayımladı: “Paris sakinlerine. Fransız ordusu sizi kurtarmaya geldi. Paris artık özgür! Saat 4 itibariyle askerlerimiz son isyancı noktasını da ele geçirdi. Bugün savaş sona erdi. Düzen, çalışma ve güvenlik yeniden sağlandı.”

Çok ciddi misillemeler yapıldı. Komünü destekleyenlerin suçlanacağı duyuruldu. Bazı önemli destekçiler şimdi Komüncüler Duvarı denilen Pere Lachaise Mezarlığındaki duvarın önünde vuruldular. Binlerce destekçi davalar için Versay’a gönderilirken, pek azı kuzeydeki Prusya hatlarına doğru kaçabildi. Günler boyunca sayısız erkek, kadın ve çocuklardan oluşan komün destekçilerinin oluşturduğu insan seli, askeri kontrol altında Versay’daki hapishane bölgesine acılar içinde yürüdü. Daha sonra yargılandılar; bir kısmı idam edilirken, çoğu ağır çalışma cezasına çarptırıldı; geri kalanlar da Pasifik’teki Fransız adalarına ya uzun süre için, ya da ömür boyu sürgüne gönderildiler. Kanlı Hafta boyunca öldürülenlerin tam sayısı asla tespit edilemedi ama en iyi tahminler 30.000 ölü, pek çok yaralı olduğu yönündedir. Sonradan idam edilenlerle birlikte bu sayı 50.000’i bulmaktadır. 7.000 kişi Yeni Caledonya’ya sürüldü. Hapsedilenler için 1889’da genel af ilan edildi.
Yenilginin ardından, Komüncüler asker kontrolünde Versay’a kadar yürütüldü.
Yenilginin ardından, Komüncüler asker kontrolünde Versay’a kadar yürütüldü.

Paris sonraki beş yıl boyunca sıkıyönetimle idare edildi.

1871’in Anlamı

Paris’in zenginleri ya da Komün hakkında fikir yürüten erken dönem tarihçiler için 1871, ayaktakımının korkunç ve nedeni anlaşılmaz iktidarının dönemidir. Daha sonraki tarihçiler, hatta sağ görüşlü olanlar bile, Komünün ıslahatlarının değerini kavramış ve onun vahşice yok edilmesine üzülmüşlerdi. Bununla birlikte, Komünün orta ve yüksek sınıflarda o zamana kadar benzeri görülmemiş bir nefret yaratmasının sebebini açıklaması zor bulmuşlardı.

Sol görüştekiler ise Komünün böyle tehlikeli durumun içerisindeyken böyle ılımlı davranmasını eleştirdiler. Karl Marx Komüncülerin Versay’dakilerin işini ilk ve son olarak bitirmek dururken, demokratik seçimler düzenlemesiyle “çok kıymetli anlar” kaybettiklerini söyledi. İçinde milyarlarca frankın olduğu Paris’teki Fransız Ulusal Bankası Komüncüler tarafından dokunulmadan ve korumaya alınmadan bırakıldı. Çekinerek, buradan para alıp alamayacaklarını sordular (ve şüphesiz bu para onlarındı). Komüncüler bankadaki paralara dokunmaya çekindiler çünkü eğer böyle yaparlarsa dünyanın onları kınayacağından korkuyorlardı. Böylece büyük miktarda para Paris’ten Versay’a, Komünü ezen ordunun kurulması için nakledildi.

Komünistler, sosyalistler, anarşistler ve diğerleri Komünü katılımcı demokrasi temelindeki bir sistem üzerinde yükselen özgür bir toplumun ilk örneği olarak gördüler. Marx ve Engels, Bakunin ve daha sonra Lenin ve Troçki Komünün sınırlı deneyiminden (özellikle de devletin sönümlenmesi konusunda) kuramsal dersler çıkarmaya çalıştılar. Daha faydacı bir ders Edmond de Goncourt tarafından çıkarıldı. Goncourt kanlı haftadan üç gün sonra günlüğünde şöyle yazıyordu: “…kanama tamamen sona erdi ve toplumun isyancı kesiminin öldürülmesi ile yaratılan böyle bir kanama devrimi geciktirebilir… Eski toplumun bu devrimden önce sakince geçecek 20 yılı var…”

Paris Komünü birçok komünist önderin saygısını kazandı. Mao sürekli Komüne referans verdi. Lenin, Marx’la birlikte Komünü proletarya diktatörlüğünün yaşanmış bir örneği olarak niteledi. Cenazesinde bedeni Komünden kalan kızıl bir bayrağa sarıldı. Sovyet uzay gemisi Voşkod 1 Paris Komünü’nden kalan bir afiş parçası taşıyordu. Bolşevikler Sivastopol adlı savaş gemisini Komünün şerefine Parijkaya Kommuna olarak değiştirdiler.

alıntı

deniz 23.05.2007 23:33:07
Paris Komünü 21 Mayıs´ta kraliyet güçlerinin saldırısyla karşı karşıya kaldı ve 23 Mayıs´ta komün düştü. Aşağıdaki yazı Kropotkin´in 1880´de yazdığı Paris Komünü değerlendirmesidir.

I. KOMÜNÜN SOSYALİST EVRİM İÇİNDEKİ YERİ

18 Mart 1871'de Paris halkı nefret edilen ve tiksinilen hükümete karşı ayaklandı, şehrin kendisine ait  bağımsız özgür bir şehir olduğunu ilan etti.

Merkezi iktidarın bu düşürülüşü devrimin bilinen dekorları olmaksızın, silah patlamadan, barikatların üstüne kan dökülmeksizin gerçekleşti. Silahlanmış halk sokaklara döküldüğü zaman yöneticiler kaçıştılar, askeri birlikler şehri boşalttılar, devlet görevlileri taşıyabilecekleri herşeyi yanlarına alarak aceleyle Versailles'e çekildiler. Hükümet, aynen bahar meltemindeki durgun bir su birikintisi gibi buharlaştı, ve ondokuzuncu yüzyılın azametli şehri Paris, neredeyse çocuklarının tek bir damla kanı bile dökülmeden kendisini kirleten bu pislikten arınmış buldu.

Başarılan bu değişim, halkların kölelikten özgürlüğe [doğru] yürüşünü sağlayan uzun devrimler dizisini başlatan yeni bir çağı açtı. "Paris Komünü" adı altında, geleceğin devrimlerinin başlangıç noktası olacak yeni bir düşünceyi doğurdu.

Her zaman olduğu üzere, bu verimli düşünce bazı bireylerin zekalarının, bazı filozofların görüşlerinin bir ürünü değildi; kolektif ruhtan doğmuş, tüm topluluğun kalbinden yükselmişti. Ancak ilk başta belirsizdi, ve ilk harekete geçenler ve onun için hayatını verenler ona bizim bugün gördüğümüz gözle bakmıyorlardı; açılışını yaptıkları bu devrimin boyutunun ve uygulamaya çalıştıkları yeni ilkenin doğurganlığının farkında değildiler. Ancak uygulamaya başladıkları zaman, onun gelecekteki hali üstlerine doğmaya başladı. Ancak sonradan, yeni ilke ayrıntısıyla düşünüldükten sonra, belirli ve kesin bir hale büründü; adaletinin ve sonuçlarının önemi tüm açıklığıyla görüldü.

Komün'den önceki beş altı yıl boyunca, Uluslararası İşçi Birliği'nin yaygın ve hızlı büyümesiyle sosyalizm yeni bir yönelime girmişti. Avrupa işçileri yerel ve genel kongrelerde biraraya geliyor ve daha önce hiç yapmadıkları bir şekilde toplumsal sorun konusunda birbirlerinin önerilerini dinliyorlardı. Toplumsal devrimin kaçınılmaz olduğunu düşünen ve bunun hazırlıklarını yapmakla yoğun bir şekilde meşgul olanlar arasında, herşeyin ötesinde bir sorunun cevap beklediği görüşü giderek ağırlık kazanıyordu. "Sanayinin bugünkü gelişimi toplumuzu büyük bir ekonomik devrime zorlayacaktır; bu devrim özel mülkiyeti ortadan kaldıracak, daha önceki nesillerin biriktirmiş olduğu sermayeyi herkesin kullanımına sunacaktır; ancak, ekonomik sistemimizdeki bu değişikliklere hangi politik kümelenme en uygun gelir?" (01).

"Kümelenme yanlızca ulusal olmamalıdır", Uluslararası İşçi Birliği'nin cevabıydı; "bu tüm suni sınır ve sınır çizgilerinin ötesine geçmelidir". Ve kısa zamanda bu muazzam düşünce halkın kalbinde yer edindi ve çabucak zihinlere kazındı. Her türden gericilerin birleşik çabalarıyla hep kovalanmış olsa da, o zamandan beri bununla beraber hala yaşıyor, ve ayaklanan halkın sesi onun gelişimi önündeki engelleri erittiği zaman, daha önce olduğundan çok daha güçlü bir şekilde yeniden canlanacak.

Ancak bu engin birliğin bileşiminde bulunması gereken parçaların ne olduğu hala keşfedilmeyi beklemektedir.

Bu soruya iki cevap verilmiştir; her biri farklı düşünce akımlarının ifadesidir. Birisi halk devleti demektedir; ötekisi ise anarşi demektedir.

Alman sosyalistleri, devletin tüm birikmiş refahı sahiplenmesi ve bunu işçi birliklerine devretmesi gerektiğini savunuyorlar; dahası, [devlet] üretim ve değişimi örgütlemeli, ve toplumun yaşamını ve faaliyetlerini umumiyetle gözetlemelidir.

Onlara karşısında, devrimci deneyim bakımından güçlü olan Latin kökenli sosyalistler, böyle bir devletin varolabilmesinin bir mucize olacağı; ama olsa bile, bunun tiranlıkların en kötüsü olacağı cevabını veriyorlar. Onlar bu çok güçlü ve hayırsever devlet idealinin basitçe geçmişten kopya edilmiş olduğunu söylerler; ve onu yeni bir ideal ile karşılarlar: anarşi, yani devletin tamamen ortadan kaldırılması, üretici ve tüketici halk gruplarının özgür federasyonları sayesinde basitten karmaşığa doğru olan bir toplumsal örgütlenme.

Kısa zaman zarfında anarşinin halk devletiyle amaçlanandan çok daha iyi bir örgütlenme ortaya koyduğu, daha liberal bir akla sahip devlet sosyalistleri tarafından bile kabul edildi. Ancak onlar, anarşist idealin şimdiden kendimizi meşgul edemeyeceğimiz kadar uzakta olduğunu söylüyorlar.

Aynı zamanda, başlangıç noktasını açık bir şekilde göstermek ve görüşlerini somutlaştırmak üzere, halkın arasında gerçekte mevcut olan eğilimlerce nasıl desteklendiği belirtmek üzere; anarşist kuramın bir tür kısa, açık ifade tarzına, basit ve pratik olan bir formüle ihtiyacı vardır. Sınırları ve oldukça birbirinden bağımsız devletleri ne olursa olsun, işçi sendikalarının ve tüketici gruplarının federasyonu [terimi] oldukça belirsiz gözükmektedir; ve dahası, bunun sonsuz çeşitlilikteki insan gereksinimlerini tam anlamıyla karşılamayacağını görmek de kolaydır. Daha açık, daha kolay kavranabilecek, güncel yaşamın gerçeklikleri üzerinde daha sağlam temelleri olan bir formül isteniyor.

Eğer sorun sadece bir kuramın en iyi şekilde nasıl ayrıntılarıyla hazırlanacağı olsaydı, söylemeliyiz ki; kuramlar, kuramlar olarak o kadar da önemli değilllerdir. Ancak yeni düşünce açık, kesin bir ifade biçimi bulmadığı sürece, varoldukları biçimleriyle doğal bir şekilde gelişmedikleri sürece; [bu yeni düşünce] insanların zihinlerinde yer edinemez, onları belirleyici bir mücadeleye girmek üzere esinlendiremez. İnsanlar, --lafın gelişi, başlama noktasına ulaştıklarında [kullandıkları] bir atlama tahtası gibi-- onlara hizmet edecek bazı olumlu ve açıkça belirlenmiş bir düşünce olmadan, kendilerini bilinmez bir şeyin içine atmazlar.

Bu başlama noktası konusunda, [insanlar] bizzat yaşamın kendisi tarafından oraya getirilmeliler.

Paris tam beş ay boyunca Alman kuşatmacıları tarafından izole edilmişti; bu beş ay boyunca, [Paris] kendi yaşamsal kaynaklarına dayanmak zorundaydı ve sahip olduğu engin ekonomik, entelektüel ve ahlaki gücü öğrendi. Kendi sahip olduğu inisiyatif gücünün pırıltısını yakalamış ve bunun ne anlama geldiğini kavramıştı. [Paris], aynı zamanda iktidarı ele geçiren geveze takımının ne Fransa'nın savunmasını ne de içsel gelişmesini nasıl örgütleyeceğine dair hiçbir fikri olmadığını da görüyordu. Kudretli şehrin aklının her türden ifadesiyle, merkezi hükümetin amaçlarının çatışma içinde olduğunu görmüştü. En nihayet, büyük felaketlere karşı korumak veya hızlı bir devrimin yolunu düzleştirmek için, herhangi bir hükümetin iktidarsız olması gerektiğinin farkına vardı. Kuşatma sırasında, aylakları terbiyesiz bir lüks içinde eğleşirken, savunmacıları ve işçileri en dehşetli yoksunlukların acısını çekiyordu; ve merkezi hükümet sayesinde bu skandalları sona erdirmek için yapılan bütün girişimlerin başarısız kaldığını gördü. Halkın her özgür bir hareket alanı isteği, hükümetin prangalarını ağırlaştırmasıyla sonuçlandı. Tabiatıyla bu, Paris'in kendisini, kendi duvarları içerisinde yurttaşlarının arzularını yerine getirebilecek bağımsız bir komün yapma düşüncesini doğurdu.

1871 Komünü bir ilk teşebbüsten başka bir şey değildir. Büyük bir savaşın ardından el ele verip halkı ezmeye hazır iki ordunun arasında [sıkışmış bir halde] başlayan [komün], hiç tereddüt etmeden ekonomik devrim yolunda ilerlemeye cesaret etti. O, ne cesaretle kendisini sosyalist olduğunu söyledi, ne de sermayeye el koyulması ve emeğin örgütlenmesi doğrultusunda ilerledi. O hatta şehrin genel kaynak stoğunu bile almadı.

O, ne de devlet geleneğinden ve temsili hükümet geleneğinden koptu. Komünlerin bağımsız ve özgür federasyonunu ilan etmeksizin kutladığı, basitten karmaşığa doğru olan örgütlenmeyi, Komün içinde etkin kılmak için dahi çabalamadı.

Yine de şurası açık ki, Paris Komünü birkaç ay daha yaşayabilmiş olsaydı eğer, olayların dayatmasıyla kaçınılmaz olarak bu iki devrime doğru yönelecekti. Sınırlı bir monarşiden cumhuriyete geçmek için, Fransız orta sınıfının birlikte dört yıl (1789'dan 1793'e kadar) harcamak zorunda kaldıklarını unutmayalım. Öyleyse, Paris halkının anarşist bir komünle çapulcuların hükümeti arasındaki boşluğu bir zıplayışta geçmemesine şaşmamız gerekmez mi? Ancak yine aklımız da bulunduralım ki, hiç değilse Fransa ve İspanya'nın komünal olacağı bir sonraki devrim, Versailles askerlerinin katliamı sonucunda yarım kaldığı yerden Paris Komünü'nün eserini sürdürecektir.

Komün yenildi, ve halk boynundaki gevşek yönetici boyunduruğunu salladığı zaman, orta sınıfın hissettiği korkunun intikamını nasıl aldığını biz hepimiz gayet iyi biliyoruz. Bu, modern toplumumuzda aslında iki sınıfın olduğunu kanıtlamaktadır; bir tarafta, çalışan ve ürettiğinin yarısından fazlasını mülk tekellerine veren ve yine de efendilerinin ona karşı yaptıklarını hafifçe geçiştiren bir insan; öte tarafta ise, bir aylak, bir çapulcu, kölesinden nefret eden, bir oyunmuşçasına onu öldürmeye hazır, mülkiyeti tehdit edilir edilmez en yabanıl içgüdüleriyle harekete geçen birisi.

Versailles hükümeti, Paris halkını içeri hapsedip onların tüm çıkış yollarını da kapadıktan sonra, askerlerini onlar üstüne salıverdi; "kurtlar ve yavruları" işini yaptıklarını bana açıkça söyleyen, alkol ve kışla hayatıyla vahşileşmiş askerler. Halka şöyle denildi:

    "Ne yaparsanız yapın, yok edileceksiniz! Ellerinizde silahlarla ele geçerseniz, ölüm! Onları kullanırsanız, ölüm! Affedilmeyi dilerseniz, ölüm! Ne tarafa dönerseniz dönün, sağa, sola, ileri, geri; ölüm! Sizler sadece yasadışı değilsiniz, sizler insanlık dışısınız. Ne yaşınız, ne de cinsiyetiniz sizi ve sizleri kurtarabilir. Öleceksiniz, ama önce eşinizin, kız kardeşinizin, annenizin, oğul ve kızlarınızın ve hatta kundaktaki bebelerinizin can çekişmesini göreceksiniz! Gözlerinizin önünde yaralanmış birisi ambulanstan çıkarılacak ve süngülerle delik deşik edilecek veya tüfek dipçiğiyle yere yıkılacak. Kırık bacağı ya da kanayan koluyla yerlerde sürüklenecek; acı çeken, inleyen bir süprüntü yığını gibi bir hendeğin içine fırlatılacak. Ölüm! Ölüm! Ölüm!" (02)

Ve bu çılgın ayini, bu ceset yığınlarını, bu toptan imhayı; adice intikamlar, dokuz uçlu kırbaçlarla kamçılamalar, gemi ambarlarının demirleri, gardiyanların tokatları ve aşağılamaları; yarı bir kıtlık, gaddarlığın tam saf bir hali takip etti. Halk bu iğrenç hareketleri unutabilir mi?

Yıkılmış ama fethedilememiş Komün, günümüzde yeniden doğuyor. O artık, güzel bir mucizenin umuduna sarılarak uyuyan yenilenlerin düşü değildir. Hayır!, bugünün "komünü" ayaklarımızın altında gümbürdeyen devrimin görünen ve belirli amacı haline geliyor. Bu düşünce kitlelerin içine yerleşiyor, onlara birleştirici bir soluk katıyor. Komün içinde toplumsal devrimi yeşertme; orta-sınıfın alçak sömürü sistemini son erdirme; halkı devletin saltanatından kurtarma; insan ırkının evrimindeki yeni bir özgürlük, eşitlik ve dayanışma çağını kutlama görevinde, bugünkü kuşağa güveniyoruz.
 

deniz 23.05.2007 23:33:36
II. KOMÜN NASIL GERÇEK AMACINI FARKEDEMEDİ VE YİNE DE BU AMACI DÜNYANIN ÖNÜNE KOYDU

Paris halkının imparatorluğun düşüşüyle kendini iktidara yerleştiren hain hükümeti yıktığı günden bugüne on yıl geçti; uygar dünyanın ezilen kitleleri, nasıl hala karşı konulamaz bir şekilde 1871 hareketine çekiliyorlar? Paris Komünü'nün temsil ettiği düşünce, her topraktan, her milletten işçiler için niye bu kadar çekicidir?

Cevabı basit. 1871 devrimi herşeyden önce bir halk devrimiydi. Halkın kendisi tarafından yapılmıştır, kitlelerin ortasında kendiliğinden doğmuştur; ve kendilerini onun savunucuları, kahramanları, onun şehitleri olarak bulan büyük bir halk kitlesi içinde olmuştur. Bu, orta sınıfın asla affedemeyeceği kadar 'aşağı' olması nedeniyledir yanlızca. Ve aynı zamanda onun hareketli ruhu toplumsal bir devrim düşüncesiydi; kesinlikle belirsiz, belki de bilinçsizce; ama yüzyılların mücadelelerinin ardından elde etmek için çabalamaya değer, tüm insanlar için gerçek özgürlük ve gerçek eşitlik. En aşağı halk katmanlarının haklarını elde etmek için yürüdüğü bir devrim.

Bu devrimin içerdiği manayı değiştirmek, onu Paris'in bağımsızlığını yeniden kazanmak ve böylece de Fransa içinde küçük bir devletçik oluşturmak için yapılmış basit bir çaba olarak göstermek amacıyla pekçok girişim yapılmıştır ve yapılmaktadır. Ama hiçbir şey bundan daha fazla gerçek dışı olamaz. Paris kendini Fransa'dan izole etmeye çalışmadı --onu silah gücü ile zaptetmekten daha fazlaa değil; bir manastırdaki rahibe gibi kendisini onun duvarları içine kapatmakla ilgilenmedi; manastır hayatının kısıtlı ruhundan esinlenmedi. O bağımsızlığını ilan etmişse, o merkezi iktidarın müdehalesini engellemeye çalışmışsa, bunun sebebi bu bağımsızlıkta geleceğin örgütlenmesinin temellerini sakince tasarlamanın ve kendi içinde bir toplumsal devrim geliştirmenin yollarını görmüş olmasıdır; tüm üretim ve değişim sistemini adalet temeline oturtarak tamamen dönüştürecek; insanları eşitlik temelinde ele alarak insan ilişkilerini tamamen düzenleyecek; toplumsal ahlakımızı eşitlik ve dayanışma temellerinde yeniden oluşturacak bir devrim. O zaman, komünal bağımsızlık bir araç olacaktır Paris halkı için; toplumsal devrim ise amaçları olacaktır.

Ve 18 Mart devrimi doğal akışına kavuşabilseydi eğer, Paris halkı Versailles'li suikastçilerce parça parça kesilmeseydi, bu amaca ulaşılabilirdi. Açık, belirgin bir düşünce bulmak; devrimi başarmak için nelerin gerekli olduğunu bütün dünyaca anlaşılır ve birkaç sözcükle özetlenebilir kılmak; işte bu gerçekten de Paris halkının bağımsızlıklarının ilk günlerinden itibaren uğraştıkları bir şeydi. Ancak büyük bir düşünce, devrim dönemlerinde tasarlanması ve yayılması ne kadar hızlı olursa olsun, bir gün içinde filizlenmez. Gelişmek, kitlelerin arasında yayılmak, kendini eyleme dönüştürmek için daima belli bir zamana ihtiyacı vardır; ve bu sefer Paris Komünü başarısız oldu. Daha önce gözlemlediğimiz üzere, sosyalizmin on yıl önce bir değişim dönemine girmesi nedeniyle başarısız olmuştur büyük ölçüde. 1848'in otoriter ve yarı-dinsel komünizmi günümüzün pratik, özgür düşünen akılları ile örtüşmüyor. Ücret sistemi ve kolektif mülkiyeti birlikte bir boyunduruk gibi vurmaya teşebbüs eden kolektivizm, anlaşılmaz, cazibesiz ve pratik uygulamanın güçlükleriyle dolu idi. Özgür komünizm, [yani] anarşist komünizm daha yeni yeni işçilerin zihninde yer ediniyordu ve hükümet tapıcılarının saldırılarını provoke etmeye nadiren cesaret ediyordu. Zihinler kararsızdı. Görüşlerinde hiçbir belirgin amaca sahip olmayan sosyalistler, ellerini özel mülkiyete uzatmaya cesaret edemediler; bir yüzyıllık çabaların çoğunu anlamsız kılan bir argümanla kendilerini kandırdılar: "İlk önce zaferi garantileyelim, sonrasında neler yapılabileceğine bakalım".

Zaferi kazan! Sanki mülkiyete dokunmadan özgür bir komün oluşturmanın bir yolu varmış gibi! Sanki halkın büyük bir kısmının, devrimin herkese maddi, manevi ve entelektüel gönenç [ferahlık, zenginlik] sağlayacağını görerek devrimin zaferiyle doğrudan ilgilenmediği koşullar altında, düşmanı yenmenin bir yolu varmış gibi.

Aynı şey hükümet ilkesi söz konusu olduğunda da gerçekleşti. Paris halkı, özgür Komünü ilan ederek, devletin çöküşü demek olan temel anarşist ilkeyi açıklamıştı.

Ve yine, merkezi hükümetin komünlerin kendi aralarındaki ilişkileri düzenlemek için oldukça gereksiz olduğunu kabul ediyorsak eğer, bunun her komünü oluşturan grupların karşılıklı ilişkilerini düzenlemek için bir gereklilik olduğunu neden kabul edelim ki? Ve birçok şehri ilgilendiren faaliyetlerin ortak bir anlayışta buluşması meselesini ilgili komünlerin özgür inisiyatifine bırakıyorsak eğer, bu inisiyatifi neden tek bir komünü oluşturan gruplara tanımayı reddedelim ki? Komünün içindeki bir hükümet, [komünün] dışındaki bir hükümetten daha mantıklı değildir.

Ancak, birçok hükümeti devirmiş olan Paris halkı, 1871'de hükümetsel sistemin bizzat kendisine karşı bir ayaklanmaya ilk defa teşebbüs ediyordu; sonuçta da, [Paris halkı] hükümetlerin fetiş tapınıcılarının büyüsü altına girmeye ve [onların] kendi [hükümetlerini] kurmalarına imkan verdi. Sonuç tarihin konusudur. Paris sadık oğullarını belediye binalarına [meclis toplantılarına] gönderdi. Orada, eski kağıtların ortasına gömülüp kalarak; içgüdüleri onları halkın arasında olmaya ve onlar için faaliyet göstermeye teşvik ederken, yönetmek zorunda kalarak; eyleme geçmek gerekliyken tartışmak; hiçbir taviz vermemek en iyi politika iken taviz vermek zorunda kalarak; ve en nihayetinde de ancak kitlelerle iletişim içinde olmalarından kaynaklanan esini kaybederek; kendilerinin giderek etkisizleştiğini gördüler. --Devrimci aydınlık ve ateşin merkezi olan-- halktan kopmaları sonucunda felç olmuş bir halde, kendileri de halk inisiyatifini felç ettiler. Prusya silahlarının altında doğmuş ve geçiş döneminin çocuğu olan Paris Komünü, yok olmaya mahkumdu. Ancak gayet halkçı karakteriyle yeni bir devrimler dizisini başlattı; düşünceleriyle toplumsal devrimin habercisiydi. Verdiği dersler öğrenildi ve Fransa bir kere daha ayaklanan komünlerle kaplandığında, halk kendilerini hükümete tabii kılmayacak ve hükümetin devrimci tedbirleri başlatmasını beklemeyecektir. Kendilerini yiyip yutan asalaklardan kendilerini kurtardıklarında, anarşist komünizmin ilkeleri doğrultusunda paylaşmak üzere tüm toplumsal refahın sahipliğini üstlenecekler. Ve mülkiyeti, hükümeti ve devleti tamamen kaldırdıklarında, yaşamın gösterdiği gerekliliklere göre özgürce kendilerini örgütleyecekler. Zincirlerini kırarak, putlarını devirerek; ne efendiyi ne de köleyi bilmeksizin; özgürlüğün fethine doğru yürüyüşümüzü aydınlatan ilk kurtuluş girişimlerini kanları pahasına ve acı çekerek yapan asil şehitlerimize hürmet göstererek, insanlık daha iyi bir geleceğe doğru yürüyecek.
 

deniz 23.05.2007 23:34:20
III. KOMÜNÜN MODERN SOSYALİZM AÇISINDAN ÖĞRETTİKLERİ

18 Mart günü, sosyalist bir grubun varolduğu hemen hemen tüm şehirlerde düzenlenen halk toplantıları, yanlızca bunların emek ordusunun düzenlediği gösteriler olması nedeniyle değil, aynı zamanda da her iki dünyadaki sosyalistlerin duygularını ölçmek için fırsat sunmuş olduğu için dikkate değerdir. Bu herhangi bir oylama sisteminden daha iyi olabilecek bir "anket yapma" olanağıdır, çünkü istekler seçime yönelik parti taktiklerinden etkilenmeden biçimlendirilebilir. İşçiler, basitçe Paris proletaryasının kahramanlıklarını övmek ya da Mayıs katliamlarının intikamını almak çağrısıyla toplanmamışlardı. Cesur Paris mücadelesinin anıları ile kendilerini tazelerlerken, onlar daha ileri gittiler ve gelmekte olan devrimin 1871 komününden ne gibi dersler çıkarrması gerektiğini tartıştılar. Komünün hataların neler olduğunu sorguladılar; bunu, hatalara sebep olan kişileri eleştirmek için yapmadılar, bunu işçi örgütleri arasında hakim olan mülkiyet ve otorite [yetke] hakkındaki önyargıların devrimci fikirlerin patlamasını ve bunun sonucunda dünya için bir fener ışığı olması gelişimini nasıl engellediğini ortaya çıkarmak için yaptılar.

1871 dersleri, eski önyargılarını kırmalarını sağlayarak ve kendi devrimlerinin nasıl bir şey olacağı hakkında daha açık ve daha basit bir algılama ortaya çıkararak, her ülkenin işçisinin faydasına oldu.

Komünlerin bir sonraki yükselişi sadece bir "komünal" hareket olmayacaktır. Hala ilkin bağımsız, yerel olarak özyönetimli organların kurulması gerektiğini ve bunların kendi yerellikleri içinde ekonomik reformlar yapmaya çalışmaları gerektiğini savunanlar; en azından Fransa'da, popüler ortamın daha ileri gelişmesiyle desteklendiler. Bir sonraki devrimin komünleri, doğrudan sosyalist devrimci eylemle --özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıyla--, kendi bağımsızlıklarını ilan edecekler ve kuracaklar. Devrimci durum olgunlaştığında, ki bu her an gerçekleşebilir; ve hükümetler halklar tarafından süpürüldüğünde, ancak devlet korumasıyla varlığını sürdürebilen orta sınıf kampı karmaşaya sevk edildiğinde; ayaklanan halk, olağanüstü hikmete sahip yeni hükümet kararnamelerini, birkaç parça ekonomik reformu beklemeyecektir.

Toplumsal sermayeyi elinde tutanları mülksüzleştirmek için --işçilerin bizzat kendileri tarafından yapılmadıkça zorunlu bir şekilde ölü bir metin olarak kalacak-- bir kararname beklemeyeceklerdir. Derhal müdehale edeceklerdir ve hiç gecikmeden kullanmaya başlayarak kendi haklarını tesis edeceklerdir. İşi devam ettirmek için işyerlerinde kendiliklerinden örgütleneceklerdir; ancak artık ürettikleri, işverene en çok kâr sağlayan değil, kitleler tarafından istenilen şeyler olacaktır. Kulübelerini [ing. hovel, ahır gibi ev] zenginlerin evlerindeki sağlıklı konutlarla değiştirecekler; şehirlerde biriktirilen refahı derhal kullanıma açmak için kendiliklerinden örgütlenecekler; adeta orta sınıf tarafından kendilerinden hiç çalınmamışçasına [bu refahın] sahipliliğini üstleneceklerdir.

İşçilere şantaj yapan sanayi baronları defedilir edilmez, [üretimi] engelleyen kapanlardan kurtularak, [üretimi] öldüren spekülasyonlar ve düzensizleştiren karmaşa sona erdilerek; özgür emeğin sağladığı itkinin etkisi altında olan hareketin gereksinimlerine göre [üretimi] dönüştürürerek, üretim devam edecektir. Tarihçi Michelet, "Fransa'da insanlar, 1793'te toprağın soyluların elinden alınmasından sonraki kadar asla çalışmadılar" diyor. İnsanlar, emeğin özgür ve işçinin ürettiği herşeyin bütün komünün gönencinin kaynağı olduğu zamanki kadar çalışmadılar asla. Son zamanlarda çeşitli toplumsal refah türleri arasında ayrım yapma girişimleri yapıldı; ve sosyalist parti bu sorun konusunda bölündü. (Aslında basitçe anti-otoriter komünizm olan) eski Enternasyonal'in kolektivizmi yerine bir tür dogmatik kolektivizm kuramı koymaya çalışan bugünkü kolektivistler, üretim için kullanılan sermaye ile yaşamın gereksinimlerini karşılayan refah arasında bir ayrım oluşturmaya çalışıyorlar. Bir tarafta makinalar, fabrikalar, hammaddeler, iletişim araçları ve toprak; öte tarafa ise meskenler, mamül ürünler, giyim, metalar. Bu sosyalizm okulunun profesörlerine göre, ilk kısım kolektif mülkiyet altında olmalı, ikincisi ise özel mülkiyette kalmaya devam etmeli.

Bu ayrımı oluşturma girişimleri yapılmakta, ancak genel anlayış bundan daha iyisini yapıyor; bunu hayali ve kurulması imkansız bir şey olarak görüyor. Kuramsal olarak kısırdır ve pratik hayatta başarısız olur. İşçiler, başımızı soktuğumuz evin, yaktığımız kömür ve gazın, yaşamını sürdürmek için insan makinasının tükettiği yakıtın, yaşamak için gereken giyimin, öğrenmek için okuduğumuz kitabın, hatta eğlencenin, tüm bunların varoluşumuzun birer bileşeni olduğunun; makinalar, mamüller, hammaddeler ve diğer çalışma aletleri gibi bunların hepsinin de başarılı bir üretim, ve insanlığın ileriye doğru gelişimi için gerekli olduklarının farkındadır. İşçiler, bu tip bir refah konusunda özel mülkiyete izin vermenin eşitsizliğin, baskının, sömürünün devam etmesi demek olacağı; kısmi mülksüzleştirmenin sonuçlarını başından sakatlayacağı sonucuna varıyorlar. Onlar, kuramsal kolektivizmin yollarına çektiği çitlerin üzerinden aşarak, anti-otoriterliğin en basit ve en pratik biçimine dosdoğru ilerliyorlar.

Devrimci işçiler, toplantılarında tüm toplumsal refah üzerindeki haklarını ve yeniden üretim nesnelerinde olduğu gibi tüketim nesneleri üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılmasının gerekliliğini, bilhassa ifade ediyorlar. Bir konuşmacı "devrim gününde, şehirlerde biriktirilen tüm refahı ele geçirmeli ve ortak kullanıma açmalıyız" diyor, ve toplantıdakiler tam ittifakla bu bildiriyi onaylıyordu. "Bırakalım her birimiz yığından [ing. pile, servet] ihtiyacı olanı alsın; dışarıda çıplaklık ve yoksulluk varken, şehrimizin dükkanlarında depolarda tutulan ve herkesi giydirmeye yetecek kadar elbise var. Hatta herkesin kendi istediğine göre seçebileceği, yeterince lüks şey de vardır".

Fransa'daki ve başka yerlerdeki komünü anma toplantılarında söylenenleri değerlendirerek, işçiler, gelmekte olan devrimin anarşist komünizmi ve üretimin özgürce yeniden düzenlenmesini başlatacağını zihinlerine yerleştirdiler. Bu iki nokta hallolmuş gözüküyor, ve bu bağlamda bir sonraki devrimin komünleri geleceğe yönelik ilerlemenin yolunu temizlemek için cömertçe kanlarını döken öncellerinin hatalarını tekrarlamayacaklardır.

Ancak, üstünde henüz bir görüş birliği sağlanamayan --her ne kadar [çözüme] çok yakın olunsa da--, hiç de daha az önemsiz olmayan, üçüncü bir nokta var. Bu hükümet problemidir.

Çok iyi bilindiği üzere, bu nokta yüzünden tamamen bölünmüş Sosyalist parti içinde iki kesim bulunmaktadır. Birisi, "devrimin daha ilk günü" der, "en yüksek iktidarı ele geçirecek bir hükümet kurmalıyız. Güçlü, iktidar sahibi, kararlı bir hükümet şuna buna karar vererek, ve herkesi emirlerine uymaya zorlayarak, devrimi gerçekleştirecektir".

"Sefilce bir aldanış!" der ötekisi. "Kendiliğinden bir ulusu yönetmeyi üstlenen her merkezi hükümet kesinlikle devrim önünde bir engeldir. Birbiriyle mutlak şekilde uyuşmayan unsurlardan oluşmak zorundadır, ve bizzat hükümet olarak özü muhafakazarlıktır. Bu, geri durumdaki komünleri devrimin rüzgarıyla esinlendirmeksizin, ilerlemeye hazır komünlerdeki devrimi geriletmekten başka bir şey yapmayacaktır. Aynısı ayaklanmakta olan bir komün için de geçerlidir. Komünal hükümet ya halihazırda tamamlanmış gerçekleri teyit edecektir, ve ardından işe yaramaz ve tehlikeli bir makina parçası haline gelecektir; ya da gerçekten de tutarlı olacaklarsa eğer, halkın kendisi tarafından özgürce geliştirilmesi gereken şeyler hakkında kurallar yapmaya girişmek arzusunda olacaktır. [Halkın] zincirlerini kırdığı, önünde yeni ve engin ufuklar açıldığını gördüğü zaman, toplumsal organizmada filizlenecek o yaratıcı güçle toplumun yeni ortak yaşam biçimlerini geliştirmesini gerektiğinde; [hükümet] kuramlar uygulayacaktır. Halkın arasında kalmaya devam etseylerdi kendilerinin yapabilecekleri şeylerin hiçbirisini yapmayarak; kendilerini bakanlık bürolarına kapatmak ve kendilerini boş tartışmalara kaptırmak yerine, yeni bir örgütlenme içinde [halkla] birlikte çalışmayarak; iktidardaki insanlar bu patlamayı engelleyeceklerdir. Devrimci hükümet bir engel ve bir tehlike haline gelecektir; iyiliğe kudreti olmayan, kötülük için korkunç [kudretli}; peki, [hükümetin] faydası ne?".

Bu argüman ne kadar doğal ve adil olsa da, varolan pekçok büyük önyargının, mülkiyet ve teoloji [ilahiyat] dinleriyle yan yana duran hükümet dinini sürdürmekten çıkarı olanların itibar ettikleri şeylerin karşısındadır.

Bu önyargı, üçü arasındaki bu sonuncusu hala varolmakta; ve gerileme belirtileri gösterse de gelmekte olan devrimin karşısında bir tehlike oluşturmakta. "Hükümetin emirlerini beklemeden kendi işimizi kendimiz halledeceğiz; kendilerini rahipler, mülk sahipleri veya yöneticiler olarak bize dayatmaya çalışanları çiğneyip geçeceğiz" demeye başladı işçiler. Anarşist kesimin hükümet tapıcığıyla gayretle çarpışmaya devam etmesini, ve kendisinin bir iktidar mücadelesine çekilmesine veya ayartılmasına asla izin vermemesini umut etmeliyiz. Devrimin öncesindeki yıllarda, hükümet taraftarı önyargının halkı yanlış bir yola çekemeyecek kadar sarsılabileceğini umut etmeliyiz.

Bir sonraki devrimin komünleri; devleti yıkmakla ve parlamento idaresi yerine özgür federasyonu geçirmekle kalmayacaktır, komünün kendi içindeki parlamenter yönetimini de terk edecektir. Diğer şehir ve köylerdeki gibi, amaçlarına ulaşmak için komünal bir parlamento aracığılıyla değil, doğrudan federe hale gelecek özgür işçi gruplarının [gerçekleştireceği] özgür gıda arzı ve üretimi örgütlenmesine güveneceklerdir.

Komünün dışında anarşist oldukları gibi içinde de anarşist olacaklardır; ve ancak böylece yenilginin dehşetinden, gericiliğin öfkesinden sakınacaklardır. 

alıntı

kırdımlebbes 23.05.2007 23:35:52
eğer bu komün başarıya ulaşsaydı şimdi herşey çok daha farklı ve güzel olurdu

ama ne yazıkki olamadı

24.05.2007 17:49:45
Komün paris'ten başlayıp dünya'ya yayılmadı ama balkonumdan başlayan komün dünyaya yayılacak,eminim.


Sayfa: [ 1 ]